Baykal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Baykal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2016 Perşembe

RTE Saltanatı ve ihanetler silsilesi: CHP'nin Türk milletine ihaneti

7 Haziran - 1 Kasım arasında yaşananlar Türk siyasi tarihinin dönüm noktalarındandır.
Ne yazık ki bu süreçte Türk milleti tarihin en ağır algı operasyonuna yenik düştü.
Küresel güçlerin ortaya koyduğu Büyük Ortadoğu Projesi'nin eşbaşkanı olarak ortaya çıkan AKP ve Recep Tayyip Erdoğan 7 Haziran - 1 Kasım arasında yürüttükleri algı operasyonu ile hem AKP'deki çöküşü durdurdular hem de kendileri için en büyük tehlike olan MHP'yi Devlet BAHÇELİ üzerine oynadıkları oyunlarla etkisiz hale getirdiler.
***
O günleri bir anımsayalım.
7 Haziran seçimleri sonuçlarında MHP'nin AKP tabanından aldığı oylar sayesinde AKP'nin çöküşü başlamış ve bu çöküşün hızlanması için gerekli adımlar atılmalıydı.
Hiç kimsenin inkar edemediği bir gerçek vardı.
AKP içinde bir çatlak vardı ve bu çatlak hızla büyüyordu.
Rahmetli Necmeddin Erbakan'ın tabiriyle, pansuman tedavilerle bu çatlak giderilmeye çalışılıyordu.
AKP iktidarı ve RTE Saltanatının tek alternatifi olan MHP'nin lideri Devlet BAHÇELİ AKP'deki bu çöküşün hızlandırılması için çalışmalara başlamıştı.
***
Hatırlarsınız MHP lideri Bahçeli seçim sonuçlarının açıklandığı gecenin sonlarında bir açıklama yapmış ve bu açıklamasında muhtemel bir erken seçimi işaret etmişti.
Bunu söylemesinin sebebi MHP'nin hiçbir koalisyon içinde olmak istememesi değil, aynı saatler RTE yandaşı Yeni Şafak ve AKİT gazetelerinin "ERKEN SEÇİM" sür manşeti ile baskıya girmiş olmalarıydı.
Bu gazetelerin manşetleri RTE'nin sözleridir, düşünceleridir.
RTE, planlanan algı operasyonunu devreye sokacak ve erken seçime götürecekti ülkeyi.
Muhalefet partileri ne yaparlarsa yapsınlar küresel güçler erken seçim demişlerdi.
Bunu gören MHP lideri de erken seçim demiş ve daha ilk günden teşkilatlarını bu yönde çalışmaları için uyarmıştı.
***
Muhalefet partilerinin önünde koalisyon meselesi ve TBMM başkanlık seçimleri vardı.
MHP net bir şekilde HDP'nin içinde olacağı bir koalisyon hükümetinde yer almayacağını açıkladı.
Çünkü bu konuda yaşanmış acı tecrübeler vardı.
İçinde Pkk sempatizanı milletvekillerinin bulunduğu SHP - DYP koalisyonuna güvenoyu verilmesi sonucunda MHP bölünmüş ve partinin en önemli isimleri Türkeş'i ihanetle suçlayarak MHP'den ayrılmışlardı.
Bu acı tecrübenin ardından merhum Bülent Ecevit ile yapılan koalisyon var. Bu koalisyonun sonunda da yüzde 18 olan MHP oyları yüzde 8'e düşmüştü. Her ne kadar memleketin bekası için yapılmış olsa da MHP tabanı bu tür birlikteliklere sıcak bakmıyor ve çok sert tepkiler veriyordu.
Bu yüzden MHP, HDP ile ilintili olan hiçbir koalisyonun içinde olmayacağını açıkladı.
***
Bir taraftan koalisyon görüşmeleri sürerken bir taraftan da TBMM başkanlık seçimleri için hazırlıklar sürdürülüyordu.
CHP'nin ihaneti işte bu noktada başladı.
MHP lideri önemli bir hamle yapmış ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu'nu milletvekili yaparak TBMM başkanlığına aday göstermişti.
Devlet Bahçeli'nin RTE'ye ilk önemli yenilgisini tattırma planıydı aslında Ekmeleddin İhsanoğlu.
İlk bakışta CHP'nin itiraz edemeyeceği seve seve kabulleneceği bir aday olarak görünüyordu.
En önemlisi de İslami referansı da göz önünde bulundurulduğunda AKP içindeki RTE karşıtlarının da destekleyebileceği bir adaydı.
Öyle de olacaktı.
CHP, İhsanoğlu'na desteğini açıklamış olsaydı AKP'de başını Davutoğlu'nun çektiği 110 kadar milletvekili de Ekmeleddin İhsanoğlu'nu destekleyecek ve RTE'nin adayları Baykal ve Demirtaş yerine Ekmeleddin İhsanoğlu TBMM başkanı olacaktı.
Aynı zamanda bugün patlak veren Davutoğlu krizi o günlerde başlamış olacaktı ve yapılacak erken seçimde MHP dahada güçlenecekti.
***
Olmadı.
CHP, RTE ile gizli görüşme yaptıktan sonra adaylığını açıklayan Deniz Baykal'ı destekledi.
Bu destek aynı zamanda RTE'ye de açık bir destekti.
Seks kaseti nedeniyle partinin genel başkanlığına bile layık görülmeyen birini TBMM başkanlığına layık görmek mantıkla açıklanacak bir durum değildir.
Bunun tek bir adı vardır RTE destekçiliğidir.
Birileri çıkıp Selahattin Demirtaş RTE'nin adayı değildir diyebilir.
Eğer bunu diyebiliyorlarsa o kişiler çıkıp, o süreçte HDP milletvekili eski CHP'li Celal Doğan'ın RTE ile yaptığı gizli görüşmenin içeriğini açıklamak zorundadır.
Bunu açıklayamıyorsanız çok net bir şekilde ben de Demirtaş RTE'nin adayıdır derim.
***
Bugün AKP'de ortaya çıkan Ahmet Davutoğlu krizi aslında o günlerde başlamıştı.
Bugüne kadar örtülen bu kriz bugün su yüzüne çıktı.
Çünkü artık Davutoğlu RTE'nin saltanat projesine hizmet etmekten sıkıldı.
Devlet BAHÇELİ'nin Ekmeleddin İhsanoğlu projesi CHP'nin ihaneti ile sonlanmasaydı, bugün siyasi manzara çok daha farklı olacaktı.
Küresel güçlerin AKP'yi ve RTE'yi iktidarda tutabilmek için kullandıkları TOPLUM MÜHENDİSLERİ, Türk Milleti üzerinde uyguladıkları algı operasyonlarını başarıyla sürdürdüler ve büyük bir ihanet içinde bulunn CHP ile HDP'yi bir kenara bırakarak RTE saltanatının çöküşü için en güçlü projeyi uygulamaya koyan MHP ve Devlet Bahçeli'yi günah keçisi haline getirdiler.
İşin asıl vahim tarafı da bu algı operasyonuna Bahçeli düşmanı bir çok MHP'linin de yenik düşmesi oldu.
Celal Doğan ve Deniz Baykal vasıtasıyla RTE ile gizli görüşmeler yaparak RTE'den talimatlar alan ve onun sözünden çıkmayan HDP ve CHP'yi bir kenara bırakıp, RTE saltanatını yıkmak için en mükemmel planı uygulamaya koyan Devlet Bahçeli'ye saldıran MHP'lilerin de bu vebalda payları büyüktür....

28 Nisan 2016 Perşembe

RTE - Baykal - Akşener ve Devlet Bahçeli....

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)'nin bir özelliği vardır.
Genetik bir özellik.
Bugün ne söylemişse yarın da onu söyler.
İzmir'de ne söylemişse, Tunceli'de de onu söyler.
Zaman ve mekana göre siyaset yapmaz.
9 Işık doktrini vardır ve bunun ışığında Türkiye'ye hizmet esaslarını belirler.
Tarih hem Başbuğ Alparslan Türkeş'i hem de Bilge Lider Devlet Bahçeli'yi her dönemde haklı çıkarmıştır.
Bunun tek sebebi de partimizin bu genetik özelliğidir.
***
Bugün merkez sağdan merkez sola uzanan bir destek çerçevesinde belirli bir medyatik güce ulaşan ve MHP Genel Başkanlığı'n aday olan Meral Akşener'e baktığımız vakti henüz aday iken bile söyledikleriyle çelişmeye başladı, çark etmeye başladı.
MHP böyle bir siyasetin temsilcisi olamaz.
Daha dün "MHP'de paradigma değişikliği yapacağız" diyen Meral Akşener bu kez "MHP'de yapı değişikliği olmayacak" diyor.
"Paradigma" kelimesini sarfettiğinde Ülkücüler bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyordu. Bu kelimenin temel esasların değişmesi anlamına geleceğini Ülkücülere anlattık.
Muhtemeldir ki, bu durumu gören Meral Akşener bu kez bir tv konuşmasında "yapı değişikliği olmayacak" dedi.
Hangisine inanalım paradigma değişikliğine mi, yapı değişikliğine mi?
***
Meral Akşener kendisine sunulan medya desteğini kullanmaya devam ediyor.
Son tv gösterisinde öyle bir açıklama yaptı ki; adeta tüm Ülkücü camianın akıl sağlığıyla alay etti.
Meral Akşener 7 Haziran sonrasında oluşturulan siyasi kaos ortamında yapılan TBMM Başkanlık seçimi ile ilgili görüşlerini açıklarken "Ben olsaydım Baykal ile görüşür ve kendisini TBMM başkanı seçtirirdim" deme gafletine düştü.
Bakalım bu gafletin içinden nasıl çıkacak?
Meral Akşener'in işini zorlaştıracağız ama gelin hep birlikte o sürece bir göz atalım.
***
Biliyorsunuz MHP ülkenin AKP hastalığından kurtulması adına Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde büyük bir fedakarlık göstermiş ve CHP aday gösterdiği Ekmeleddin İhsanoğlu'na destek vermişti. Bu MHP için büyük bir risk ve fedakarlıktı.
Bu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP de kendi adayı Demirtaş'ı destekledi.
Aradan zaman geçti mesele geldi TBMM Başkanlık seçimlerine.
Bu kez roller değişmişti.
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı gösterdiği İhsanoğlu bu kez MHP Milletvekili olarak TBMM başkanlığına aday olmuştu.
Bu ülkenin kurucu unsuru olan CHP bu ülkenin selameti için MHP'nin yapmış olduğu fedakarlığı YAPMADI. Üstelik de aynı isim üzerinde uzlaşmaya yanaşmadı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sergilenen Ulusal İttifak'a ihanet etti.
***
CHP öyle bir aday çıkardı ki, sokaktaki çocuklar bile "Ulan bunlar manyak mı?" diye sorabilirdi.
Çıkardıkları aday Deniz Baykal.
Hani şu seks kaseti dolayısıyla parti genel başkanlığından indirilen Deniz Baykal.
Sen kendi partinin genel başkanlığına bile layık görmediğin birini Türkiye'nin en şerefli kurumlarından biri olan TBMM başkanlığına mı layık gördün ey CHP!?
Şu ayrıntıyı da unutmamak lazım.
Baykal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı ve içeriği açıklanmaya gizli görüşme sonrasında aday oldu.
Yine bir ayrıntı daha Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP'nin adayını desteklemeyen HDP de Baykal'ı destekleyebileceğini açıkladı.
Bu nasıl bir tiyatrodur, bu nasıl bir tezattır?
***
Çağrılar yapıldı MHP'ye.
Gelin hep birlikte Baykal'ı destekleyelim ve TBMM Başkanlığı'nı AKP'ye vermeyelim denildi.
Kim yaptı bu çağrıyı?
HDP, CHP, Cemaat ve medya!
Böylesi bir ortamda böylesine şaibeli bir adaya destek verilmesi MHP'yi 1 Kasım seçimlerinde tepe taklak baraj altına sokmaz mıydı?
CHP'nin ihaneti nedendi?
HDP'nin birden bire ortaya çıkan Baykal aşkı nedendi?
RTE'nin bu Baykal sevdası nedendi?
Tek neden vardı, Bahçeli ve MHP'yi bu kirli oyunun içine çekmek.
Medya baskısı ile MHP'yi Baykal'a destek vermeye zorlamak ve ilk seçimde yani 1 Kasım'da baraj altı bırakmak.
RTE'nin seçim meydanlarında o meşhur ses tonuyla "Eyyyyyy Ülkücü kardeşlerim!!! Bu Bahçeli var ya bu Bahçeli! Gitti seks kaseti ile genel başkanlıktan indirilen adamı TBMM başkanı yaptı. Siz bu adama mı oy vereceksiniz!?" diye zevk içinde haykırışını duyar gibiyim.
Ve bunu göremeyen Meral Akşener "Ben olsaydım CHP ile görüşürdüm ve Baykal'ı seçtirirdim" diyebiliyor. Direkt olarak MHP'yi baraj altında bırakma projesi olan bu durumu şimdi bile farkedemeyen biri kalkıp MHP'yi şampyion yapacağım diyor.
Ülkücüler bu zokayı yutmadı, yutmaz!
***
7 Haziran - 1 Kasım arasında geçen süreç MHP'yi bitirme operasyonlarının en üst seviyeleri çıktığı dönemlerden biridir. HDP + CHP + AKP + Cemat işbirliği içinde, tarihin en büyük kumpasını açarak MHP'yi önce HDP ve Baykal'ın içinde olduğu TBMM Başkanlık seçimlerinde, hem de HDP'li hükümet projesinde baraj altına sokacak hamleleri yaptılar ama Bilge Lider Devlet Bahçeli bu hamlelerin hepsini boşa çıkartarak en zor döneminde bile yüzde 12 oy almasını bildi.
Şimdi düşünüyorum da MHP'nin başında Meral Akşener olsaymış MHP 1 Kasım'da çoktan baraj altında kalacakmış bile.
Meral Akşener bu sözleri sarfettikten sonra gönlüm iyice rahatladı.
Bilge Lider Devlet Bahçeli'nin arkasında durduğumuz için bir kez daha huzurluyuz.


13 Ağustos 2014 Çarşamba

CHP yolun sonuna mı geldi?

Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı sonrasında ''Türkçü'' çizgiden hızla uzaklaşıp siyasetin ''SOL''una kayan ve çok kısa bir zamanda sol şeritte sabitlenen CHP İnönü dönemiyle birlikte milletin değerleriyle kavga etmenin bedelini bugün çok ağır ödemektedir. CHP, Atatürk'ten sonra yaptığı iki tarihi hata ile dini kaynak olarak kullanan partileri yaratmış ve bugün milletin beynine ''CHP din düşmanıdır'' düşüncesini kendi elleriyle yerleştirmiştir.
***
Bu tarihi hatalardan ilki 'Türkçe ezan' dayatmasıdır.
Geçmişi Osmanlı'nın son dönemlerine kadar uzanan Türkçe ezan konusu Atatürk döneminde de gündeme gelmiş, bazı 'Türkçü' aydınların ısrarlarıyla deneme mahiyetinde uygulamalar yapılmış ancak, millet tarafından benimsenmediği için dayatılmamıştı. İsmet İnönü tamamen Osmanlı döneminden bu yana Türkçü aydınların milletimiz üzerindeki Arap ve Fars kültür emperyalizmine karşı geliştirdikleri Türkçe ezan uygulamasını CHP'yi tamamen sola kaydırmasına rağmen sahiplenip bir dayatma ile uygulamaya sokması da son derece düşündürücüdür.
***
Sonuç itibariyle sol CHP Türkçe ezanı kanunla zorunlu hale getirmiş, bu durumu siyasi malzeme olarak kullanan bir gurup CHP milletvekili Demokrat Parti (DP)'yi kurarak, genç Türkiye Cumhuriyeti'nde yeni bir dönemin ilk adımını atmışlardı. DP Genel Başkanı Adnan Menderes ve arkadaşları ''Türkçe ezanı kaldıracakları'' vaatleriyle büyük bir seçim zaferi kazanmış ve dedikleri gibi Türkçe ezan uygulamasına da son vermişlerdi. Bu seçimle birlikte CHP millet nezdinde ''Din düşmanı'' yaftasını boynuna asmış oldu.
***
İkinci tarihi hata ise, 12 Eylül Cunta yönetiminin getirdiği ''Başörtüsü Yasağı''nı sahiplenmesi ve can siperane savunması olmuştur. Merhum Bülent Ecevit ile 1970'li yıllarda toparlanma sürecine giren yine sol şeritte yoluna devam etmesine rağmen ''HALKÇI ECEVİT'' ve ''KIBRIS FATİHİ KARAOĞLAN'' sloganlarıyla ülke yönetiminde yeniden söz sahibi olabilmeyi başaran CHP, 12 Eylül Darbesi ile başörtüsünün altında ezilmiştir...
***
İsmet İnönü döneminde hem Türkçülük karşıtı olup, hem de Türkçü aydınların geliştirdiği Türkçe ezanı sahiplenen ve dayatan CHP, 12 Eylül sonrasında da hem darbe karşıtı olup, hem de darbecilerin yasaklarını savubarak iki büyük çelişki yaşamış ve ülkemizde bugün din merkezli siyasi partilerin iktidar olmasına en büyük katkıyı sağlamıştır.
***
!2 Eylül sonrasında Başörtüsü yasağına karşı olduğunu ön plana çıkaran Anavatan Partisi (ANAP) Turgut Özal önderliğinde büyük bir seçim zaferi kazanmış ve tek başına ikidar olmuştur. ANAP Başörtüsü yasağını kaldırmakta başarılı olamamış, ancak bunu bir siyasi malzeme olarak kullanmaktan da geri kalmamıştır. CHP (Bir dönem SHP)  ise sürekli Anayasa Mahkemesi'ne giderek başörtüsü yasağının kaldırılmasını engellemiştir.
***
CHP, 12 Eylül cunta yönetiminin yasağı olan başörtüsü yasağını savundukça kan kaybemeye devam etmiş, İslam'ı kaynak alan partiler ise sürekli güçlenmiştir. Son olarak da Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) oraya çıkmış ve bir anda büyük bir seçim zaferi kazanarak ülke yönetiminde tek söz sahibi olmayı başarmıştır. Bugün ''Ülkemizi dini siyasete alet edenler yönetiyor'' diye hayıflanmaya CHP'nin hiçbir hakkı yoktur. Bugün geldiğimiz noktada CHP, başörtüsü yasağının kaldırılmasına destek vermek zorunda kalmış ve bu yasak kaldırılmıştır. Bir demokrasi ayıbı olan bu yasak konusunda CHP direnmese acaba bugün AKP olur muydu?
***
CHP, son Cumhurbaşkanlığı seçimi neticesinde bir kez daha 'lider' tartışmasının içine düştü.
Halk desteği yüzde 25'lere kadar düşen CHP, Deniz Baykal'ı liderlik koltuğundan indirip, büyük umutlarla getirdiği Kemal Kılıçdaroğlu'nu da tartışır hale geldi. Aslında sorun liderlik sorunu değil, anlayış sorunudur. CHP halkın değerleriyle kavga etme zihniyetini sürdürdüğü sürece hangi lider gelirse gelsin halkın zihnindeki ''Din düşmanı'' algısını değiştiremeyecek ve azınlıkta kalan yüzde 15-20 arası sol kesimin temsilcisi olarak kalacaktır. Tabii ki, ulusalcı kitleyi MHP'ye kaptırmazsa...