Müslüman coğrafyalarda her Ramazan olduğu gibi bu Ramazan ayında da konuşulanlar belli.
İbadetler nasıl ve ne kadar yapılacak?
Oruç ne vakitten ne vakte kadar tutulacak?
Teravih namazı evde mi camide mi kılınacak?
ve diğer taraftan;
Dünyanın çeşitli bölgelerinde Müslüman'a karşı gayrimüslimlerin zulmü!
Ve tabii ki;
Müslüman'ın Müslüman'a zulmü!
***
Ramazan'ın ilk gününde TV ekranlarında pek meşhur bir hoca efendi ağlamaklı ses tonuyla anlatıyor:
- Alemlere rahmet olan Peygamber efendimiz vefat ettikten sonra Müslümanlar daha çok ibadet etmeye başladı. 5 vakit namaz kılınıyorsa 10 vakit kıldılar. Teheccüd namazını daha uzun süre kılmaya başladılar...
Bu arada fon müziği daha acıklı, hocaefendinin sesi de daha titrek olmaya başlıyor...
Meşhur hocaefendi devam ediyor...
- Sordular onlara. Neden daha çok ibadet etmeye başladınız. Peygamber size bunları emretmedi, Allah size bu kadar ibadet farz kılmadı. Neden siz bu kadar fazla ibadet yapnaya başladınız!?
Hocaefendi susuyor.
Yanık sesli ilahi sanatkarı ağlamaklı ses tonuyla bir dörtlük okuyor, hocaefendi de bu arada soluklanıyor, ses ayarı yapıyor.
Sonra yeniden acıklı fon müziği giriyor ve söz yine meşhur hocaefendide:
- Ne dedi biliyor musunuz!?
Burada ses daha yüksek ve etkileyici.
- Peygamber hayatta iken Onun yüzü suyu hürmetine Allah bize azap etmedi, üzerimize yıldırımlar indirmedi, şimdi Peygamber yok! Şimdi Peygamber yok!
Ses daha ağlamaklı bir hale geliyor.
Hoca ağlayabilir düşüncesiyle kamera gözlere zumlanıyor ama nafile, hoca ağlayamadı.
- Bakınız nafile ibadetler bile 2 - 3 misli daha fazla yapıldı ve farz ibadetlerde mis misli fazlasıyla yapılıyordu. Günde 1 saat Kur'an okunuyorsa bütün gün Kur'an okunmaya başlandı. Haftada 1 oruç tutuluyorsa haftanın 5 günü oruç tutuldu. Ve adam anlatıyor bakın ne diyor: Evet artık Peygamber efendimiz yok, onun için Allah bizim üzerimize yıldırımlar yağdırmasın diye biz artık daha çok ibadet ediyoruz!!!
***
Yani bu hoca efendinin anlattığından ne anlıyor vatandaş.
Allah Müslüman da olsanız sizin üzerinize yıldırımlar yağdırabilir, sizlere büyük afetler yaşatabilir.
Onun için hiç durmadan ibadet edin!
Onlar da öyle yapmışlar.
Bu arada Hz. Ömer katledilmiş!
Hz. Hasan katledilmiş!
Hz. Osman katledilmiş!
Hz. Ali katledilmiş!
İnsanlık tarihinin ve İslam tarihinin en büyük katliamlarından biri olan Kerbela vakası yaşanmış Hz. Hüseyin katledilmiş, Peygamber'in soyu bir soykırıma tabi tutulmuş.
Peki bu katliamları kimler yapmış!?
Yahudiler mi!?
Hristiyanlar mı!?
Mecusiler mi!?
Hindular mı!?
Putperestler ya da Ateistler mi!?
Hayır, hayır bütün bu katliamları o daha çok namaz ibadet yapmaya başlayan Müslümanlar yapmış.
Tabii bu kısım hoca efendinin TV programında yer almadı.
***
Yüzyıllardır mezhep, tarikat, cemaat kavga ve çekişmeleri bir yanda, mezhep savaşları bir yanda ve bir türlü çözülemeyen ibadet meselesi bir yanda...
Ve sonuç dünyaya hakim olan ve dünyayı yöneten gayrimüslimlerin Müslüman milletlere zulmü...
Yüzlerce yıldır mezhepler arasındaki savaşı durduramayan Müslümanların, Filistin'deki, Arakan'daki, Doğu Türkistan'daki, Ortadoğu'da ve dünyanın bir çok yerindeki Müslüman katliamlarını durdurabilmesini ümit etmek benim için hayal bile edilemeyecek bir fasa fisodur!
***
Müslüman ibadet etsin!
Eyvallah!
Peki nedir ibadet!?
Namaz, Oruç, Kur'an okumak, Hacca gitmek (Paran varsa), Zekat vermek!
Otomobili icat etmek ve dünya sermayesine hükmederek bütün insanlığa Allah'ın adaletini ulaştırmak ibadet değilmiş demek ki!
Televizyonu icat ederek, İslam'ın adaletini hoşgörüsünü, güzelliklerini dünya insanlarına en hızlı şekilde anlatmak ibadet değilmiş demek ki!
Yaz yaz bitmez ki!
Ben yazsam da okuması gereken okumaz ki!
***
Yüzyıllardır Müslümanları Namaz, Oruç ve Kur'an okuma ibadetlerine sıkıştıranların vebali daha büyük değil midir bugün Müslümanlara yapılan zulümlerde!?
Dünya ekonomisi neden anlatılmadı bu hoca efendiler tarafından!?
Neden Müslümanlar dünya ticaretinin lideri olamadı!?
Neden Müslümanlar süper güç olamadı!?
Ve neden Allah bütün bu belaları Müslümanlara zulmedenlere değil de ''daha çok ibadet yapma'' derdine düşen Müslümanlara verdi!?
***
Evet...
Allah'a iman etmek ''Allah vardır, birdir'' demekle olmuyor.
Allah'a iman etmek Allah'ı anlamaktır.
Kur'an-ı Kerim'i okumak değil, Kur'an-ı Kerim'i anlamak ibadettir.
Bu daha çok Kur'an okuyanlar Kur'an-ı Kerim'i, Allah'ı ve Peygamberlerini anlamış olsalardı ''Müslüman'ın kanı Müslüman'a haramdır'' ayetine riayet eder ve yüzyıllardır birbirlerinin kanını akıtmak yerine dünyanın her neresinde olursa olsun, hangi din ve ırk mensubu olursa olsun, nerede biz mazlum varsa imdadına yetişip, zalimin kafasını ezen bir topluluk olurlardı.
***
Peygamber Efendimiz (SAV)'in dünya sürgünün sona ermesiyle birlikte fitne çukuruna düşen Müslümanlar aradan yüzlerce yıl geçmesine rağmen bu fitne çukurundan çıkamamış ve halen insanları 7 gün 24 saat namaz kılmaya oruç tutmaya davet ediyorlar!
Bu mendeburlar düşünmüyorlar ki; Allah'ın sevgili kulu, Peygamberi bile onca ibadet yapmasına rağmen zulme maruz kalmış ve dişi kırılmış, topuğundan yaralanmıştı!
Sizin ibadetleriniz daha mı makbul ki, Allah sizi koruyup kollayacak deyyuslar!
Kur'an-ı Kerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kur'an-ı Kerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Mayıs 2018 Çarşamba
26 Mart 2013 Salı
Görmek ve Bakmak - Başbakan versiyonu (1)
Görmek ve bakmak demiştik anımsayacaksınız...
Bakıp da göremeyenlerden mevzu ettik...
Yani bakar körlerden dem vurmuştuk...
Geçmişten örneklemeler yapmıştık...
Peki günümüzde yok mu bu örneklemelerden...
Elbette var...
Hem de sürüsüyle...
İnsanlık var olduğu günden bu yana olduğu gibi bundan böyle de var olacak bakar körler...
***
Efendim bir başbakan düşünün...
Yüzde doksan dokuzunun Müslüman olarak kabul edildiği bir ülkede dindar bir başbakan...
Beş vakit namaz kılar...
Bunu müteaddit defalar medya önünde ima ettiği için biliyoruz...
Cuma namazlarını kaçırmaz...
Yanındaki tayfaya da sebep olur...
Bayram namazları miting gibidir zaten...
Seçim dönemindeysek mümkün olduğunca daha çok camiye gidilir ve cami girişi çıkışı miting havasına büründürülür...
Fazla lakırdıya gerek yok, anladık ki, sayın başbakanımız oldukça dindar biri...
Her vesile de bunu gördük...
***
İslam dininin düşmanları vardır...
Allah düşmanları...
Peygamber düşmanları...
Bunların en önemlisi hepimizin bildiği üzere İsrailoğulları, yani Yahudiler...
Hem Kur'an-ı Kerim'de hem de Hadis-i Şerifler'de bu İsrailoğulları lanetlenirler...
Müslüman ümmet bunlara karşı sürekli uyarılır...
İslam tarihinde meydana gelen bir çok iç savaş bu Yahudilerin Müslümanlar üzerine oynadıkları oylunlar neticesinde gerçekleşmiş. Yani öylesine fetbazlar ki; Müslüman'ı Müslüman'a kırdırıyorlar yüzlerce yıldır...
Hz. Peygamber'in vefatından sonra başlar oyunlar...
Osmanlı'da bile devam eder...
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de hep vardır bu oyunlar...
***
Ve bir başbakan çıkıyor...
Dindar bir başbakan...
Bütün dindar kesimi etkileyen söylemleriyle ümmetin umudu olur...
Adalet ve Kalkınma Partisi kurulur...
Parti'nin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan yasağı nedeniyle milletvekili bile olamaz...
Genel Başkan sıfatıyla düşer Amerika yollarına...
Artık onlar mı davet etti, yoksa kendiliğinden mi gitti bilemeyiz...
Fakat şunu biliyoruz ki; dünyanın gelmiş geçmiş en büyük emperyalist gücü olan ABD Başkanı o güne kadar Başkan ya da Başbakan düzeyindeki kişilere bile 1-2 yıl sonrasına randevu verirken, çat kapı gelen AKP Genel Başkanı'nı hemen huzuruna kabul eder...
Şimdi burada bir şeyi atlamamak lazım...
Sayın Genel Başkan belki de Beyaz Saray'ın kapısına dayanıp, daha sonraları İsraillilere "Van Minut" dediği gibi, "Kaçılın ulen önümden başkanınızla görüşücem" de demiş olabilir...
Orasını bilemiyoruz...
O an kanka olurlar...
Yıllar sürecek bir kankalık başlar...
İsimler değişse de AKP Genel Başkanı ABD başkanlarıyla hep kanka olarak kalacaktır...
***
Ne olduysa oldu;
Genel Başkan memlekete gelir gelmez kısa bir süre içersinde AKP tek başına iktidar oldu...
Halkımız dindar ya!
Dedik herhalde bizim arslan yürekli dindar başbakanımız ABD'yi dize getirdi,
Gitti postasını koydu ve gelip ülkede iktidar oldu...
Takvimlerin 2004 yılını gösterdiği zamanlarda;
Çok ilginç bir olay yaşandı...
AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yine ABD yollarına düşmüştü...
Oradaki Yahudi lobilerini hepimiz çok iyi biliriz...
Oradaki karagahlarında oturup, "şimdi hangi ülkeyi karıştıralım", Müslümanlar üzerinde hangi oyunu oynayalım" diye düşünüp strateji geliştirirler...
Bunların bir çoğuna "Düşünce Kuruluşu" derler...
İşte böyle bir Yahudi Lobi gurubu bir karar alır...
Türkiye Cumhuriyeti başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a "Üstün Hizmet Madalyası" anlamna gelen bir ödül vermek...
***
Bu ödül ilk kez bir Müslüman'a verilecekti...
Bu ödül kimlere ve neden veriliyor peki?
Herhangi bir ülkede üst düzey yönetici olmuş kişilere "SİYONİST DAVA" ya yaptıkları hizmetlerden dolayı veriliyor...
Pekala, Recep Tayyip Erdoğan Siyonist dava için nasıl bir hizmet yapmıştıki bu ödül kendisine verildi....
Üstelik sayın başbakan da bu ödülü reddetmedi...
Gitti onların, Siyonistlerin kıyafetlerini de giyerek, bu ödülü aldı...
Demek ki, var bi numara!...
Belki de ilk defa bir Müslüman Başbakan'a verilen bu ödülün veriliş şeklinde de bir değişiklik yapmışlardı Yahudiler...
Mesela "yaptıkları" hizmetler için değil de, "yapacakları" hizmetler için vermişlerdi bu ödülü...
***
Başbakan'ın ödülü almadan önceki icraatlarına baktığımız vakit Siyonist dava için yaptığı bir eylem yok...
Bir söylem yok!
Bir icraat yok!
Bir hizmet yok!...
Zaten olması da mümkün değil, çünkü o dindar bir Müslüman...
Bilakis, Yahudi, Siyonist ve Masonlar hakkında söylemediği laf yok!
Onları pek çok defasında şeytan ile bir tutuyor...
Ödül'den önce bir hizmet yoksa, ödül sonrasına bakmak lazım...
Bakmak lazım ki, bazı gerçekleri görelim...
Biz de bakar kör olmayalım....
Bakıp da göremeyenlerden mevzu ettik...
Yani bakar körlerden dem vurmuştuk...
Geçmişten örneklemeler yapmıştık...
Peki günümüzde yok mu bu örneklemelerden...
Elbette var...
Hem de sürüsüyle...
İnsanlık var olduğu günden bu yana olduğu gibi bundan böyle de var olacak bakar körler...
***
Efendim bir başbakan düşünün...
Yüzde doksan dokuzunun Müslüman olarak kabul edildiği bir ülkede dindar bir başbakan...
Beş vakit namaz kılar...
Bunu müteaddit defalar medya önünde ima ettiği için biliyoruz...
Cuma namazlarını kaçırmaz...
Yanındaki tayfaya da sebep olur...
Bayram namazları miting gibidir zaten...
Seçim dönemindeysek mümkün olduğunca daha çok camiye gidilir ve cami girişi çıkışı miting havasına büründürülür...
Fazla lakırdıya gerek yok, anladık ki, sayın başbakanımız oldukça dindar biri...
Her vesile de bunu gördük...
***
İslam dininin düşmanları vardır...
Allah düşmanları...
Peygamber düşmanları...
Bunların en önemlisi hepimizin bildiği üzere İsrailoğulları, yani Yahudiler...
Hem Kur'an-ı Kerim'de hem de Hadis-i Şerifler'de bu İsrailoğulları lanetlenirler...
Müslüman ümmet bunlara karşı sürekli uyarılır...
İslam tarihinde meydana gelen bir çok iç savaş bu Yahudilerin Müslümanlar üzerine oynadıkları oylunlar neticesinde gerçekleşmiş. Yani öylesine fetbazlar ki; Müslüman'ı Müslüman'a kırdırıyorlar yüzlerce yıldır...
Hz. Peygamber'in vefatından sonra başlar oyunlar...
Osmanlı'da bile devam eder...
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de hep vardır bu oyunlar...
***
Ve bir başbakan çıkıyor...
Dindar bir başbakan...
Bütün dindar kesimi etkileyen söylemleriyle ümmetin umudu olur...
Adalet ve Kalkınma Partisi kurulur...
Parti'nin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan yasağı nedeniyle milletvekili bile olamaz...
Genel Başkan sıfatıyla düşer Amerika yollarına...
Artık onlar mı davet etti, yoksa kendiliğinden mi gitti bilemeyiz...
Fakat şunu biliyoruz ki; dünyanın gelmiş geçmiş en büyük emperyalist gücü olan ABD Başkanı o güne kadar Başkan ya da Başbakan düzeyindeki kişilere bile 1-2 yıl sonrasına randevu verirken, çat kapı gelen AKP Genel Başkanı'nı hemen huzuruna kabul eder...
Şimdi burada bir şeyi atlamamak lazım...
Sayın Genel Başkan belki de Beyaz Saray'ın kapısına dayanıp, daha sonraları İsraillilere "Van Minut" dediği gibi, "Kaçılın ulen önümden başkanınızla görüşücem" de demiş olabilir...
Orasını bilemiyoruz...
O an kanka olurlar...
Yıllar sürecek bir kankalık başlar...
İsimler değişse de AKP Genel Başkanı ABD başkanlarıyla hep kanka olarak kalacaktır...
***
Ne olduysa oldu;
Genel Başkan memlekete gelir gelmez kısa bir süre içersinde AKP tek başına iktidar oldu...
Halkımız dindar ya!
Dedik herhalde bizim arslan yürekli dindar başbakanımız ABD'yi dize getirdi,
Gitti postasını koydu ve gelip ülkede iktidar oldu...
Takvimlerin 2004 yılını gösterdiği zamanlarda;
Çok ilginç bir olay yaşandı...
AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yine ABD yollarına düşmüştü...
Oradaki Yahudi lobilerini hepimiz çok iyi biliriz...
Oradaki karagahlarında oturup, "şimdi hangi ülkeyi karıştıralım", Müslümanlar üzerinde hangi oyunu oynayalım" diye düşünüp strateji geliştirirler...
Bunların bir çoğuna "Düşünce Kuruluşu" derler...
İşte böyle bir Yahudi Lobi gurubu bir karar alır...
Türkiye Cumhuriyeti başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a "Üstün Hizmet Madalyası" anlamna gelen bir ödül vermek...
***
Bu ödül ilk kez bir Müslüman'a verilecekti...
Bu ödül kimlere ve neden veriliyor peki?
Herhangi bir ülkede üst düzey yönetici olmuş kişilere "SİYONİST DAVA" ya yaptıkları hizmetlerden dolayı veriliyor...
Pekala, Recep Tayyip Erdoğan Siyonist dava için nasıl bir hizmet yapmıştıki bu ödül kendisine verildi....
Üstelik sayın başbakan da bu ödülü reddetmedi...
Gitti onların, Siyonistlerin kıyafetlerini de giyerek, bu ödülü aldı...
Demek ki, var bi numara!...
Belki de ilk defa bir Müslüman Başbakan'a verilen bu ödülün veriliş şeklinde de bir değişiklik yapmışlardı Yahudiler...
Mesela "yaptıkları" hizmetler için değil de, "yapacakları" hizmetler için vermişlerdi bu ödülü...
***
Başbakan'ın ödülü almadan önceki icraatlarına baktığımız vakit Siyonist dava için yaptığı bir eylem yok...
Bir söylem yok!
Bir icraat yok!
Bir hizmet yok!...
Zaten olması da mümkün değil, çünkü o dindar bir Müslüman...
Bilakis, Yahudi, Siyonist ve Masonlar hakkında söylemediği laf yok!
Onları pek çok defasında şeytan ile bir tutuyor...
Ödül'den önce bir hizmet yoksa, ödül sonrasına bakmak lazım...
Bakmak lazım ki, bazı gerçekleri görelim...
Biz de bakar kör olmayalım....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
