"Bizim zamanımızda" diye başlayan cümlelerin sonu bugünlerden bıkkınlığı ifade eder genellikle.
Haksız da değiliz hani.
Bizim zamanımızda her şey daha insani idi.
Futbol bile!
Futbolun henüz endüstriyelleşlediği. "forma aşkı"nın varolduğu, sporun sevgi ve saygı ile bütünleştiği dönemlerde sevdik biz futbol oyununu.
Futbolcular daha bir farklı sevilir, takımlar daha bir candan desteklenirdi.
Futbol oyununun baş aktörleri futbolcular bugünkü yazımızın konusu.
"Bizim zamanımız"daki ve şimdiki zamanın futbolcuları arasında minik bir kıyaslama yapmak istedim.
***
Kasımpaşa'da büyüdük.
Çocukluğumuz, gençliğimiz Kasımpaşa'da geçti.
O günlerde yaşanan komşuluklar dillere destandı.
Aynı sokakta oturuyorsanız ebedi dost, aynı binada ya da bitişik binalarda oturuyorsanız akraba gibi olurduk komşularımızla.
Bu komşularımızdan biri de Fenerbahçeli ünlü bir futbolcuydu.
Son derece mütevazi bir yaşam ve bir o kadar beyefendi bir kişilik.
çocukluk günlerimdi yanlış anımsamıyorsam Fenerbahçeli Yılmaz Şen idi.
Öyle lüks içinde yaşamazlardı ünlü futbolcular.
Bizim gibi yaşarlardı.
Bize tepeden bakmazlardı.
Bizi velinimet olarak görürlerdi.
Farklı takımların sevdalısı olsak da severdik bir çok futbolcuyu.
Mesela, BJK'li Sanlı, Zekeriya, Sabri Dino gibi isimler
FB'li Alparslan, Cemil, Ogün, Datçu, Ziya gibi isimler
GS'li Yasin, B. Mehmet, Metin Oktay, Turgay gibi isimler
ESES'li İsmail, Fethi, Mümin, Ender gibi isimler hemen hemen her takım taraftarlarınca sevilir sayılırdı.
***
Hepsi birer beyefendi, hepsi topluma örnek olacak kalitede insanlardı.
Özellikle takım kaptanları çok iyi seçilir, toplumun tamamının takdir edeceği kişiler takım kaptanı yapılırdı.
Futbol endüstriyelleştikçe tüm ahlaki değerler bir kenara bırakıldı.
Artık her şey para olmuş, futbolculardaki forma aşkı aldıkları para ile sınırlanıyor.
Bu tüm ülke insanının ortak paydası olan Milli Takım için de geçerli.
Milli Takımlar da artık uluslararası kumar sektörünün bir parçası ve milli takımlarda oynayan futbolcular da ortaya konulan bu büyük pastadan kendileri de pay almak istiyorlar.
Haksızlar mı!?
Bence haklılar!
Onların sergilediği oyundan büyük kumarlar dönüyor, büyük paralar kazanılıyorsa elbette onlar da paylarını alacaklar.
***
Son yıllarda Arda Turan Türk Futbol kamuoyunun önemli bir figürü durumunda.
Milli Takım'daki prim meselesinden tutun da Başakşehir takımına transferine kadar ülke gündeminde zaman zaman önemli bir yer tutan Arda Turan bugün de ülke gündeminin baş köşesinde.
Türk Futbolu'nun uluslararası kumar sektörünün önemli bir parçası olduğunu ve bu kumar sektörünün futbol takımlarını kendi çıkarları doğrultusunda yönettiğini anladığım günden bu yana futbola olan sevgim sadece Eskişehirspor ile sınırlı kaldı.
Artık futbolu değil sadece Eskişehirspor'u seviyorum.
Ve bugün Arda Turan'ın transferi dolayısıyla havaalanında Arda Turan'ı karşılamak için insanların toplanmasını, Onun için pankartlar açıp, polisle çatışmasını bir türlü anlayamıyorum.
Kimdir bu Arda Turan!?
Ulusal Kahraman mı!?
Milli Takım bu arkadaş sayesinde dünya şampiyonu filan mı oldu!?
Uçakta gazeteci döven vatandaş değil mi bu Arda Turan!?
Türk Milli Takım'ında oynamama kararı alarak milli sorumluluktan kaçan adam değil mi!?
***
Ne garip bir haldir bu!?
Havaalanında Arda'yı karşılayan Arda Turan taraftarları polis ile arbede yaşamış,
Türk polisine yabancı madde atmışlar!
Polis ile çatışmayı bile göze aldığın adam bizim telaffuz bile edemediğimiz kadar çok para kazanıyor ve senin ömrün boyunca göremeyeceğin, hayal bile edemeyeceğin kadar lüks bir yaşam sürüyor arkadaş.
Nasıl oluyor bu iş!?
Polise madde atan vatandaşın cebinden çıkan paralarla oluyor!?
Belediye otobüslerine bastığın akbil ile oluyor!
Uğruna polise madde attığın adama sor bakalım "tek basımlık akbil" ücreti ne kadar bilecek mi!?
***
Futbol taraftarının artık uyanması gerekiyor.
Futbol artık sadece futbol değil.
Milyonlarca insanın sevdalandığı renkler artık kumar oyunlarının etrafında kümelenen global bir şebekenin dünyasını renklendirmekten öteye gitmiyor.
Futbol oyunun içindeki tüm unsurlar;
Yöneticisinden tutun da futbolcu ve yorumcusuna kadar herkes bu devasa pastadan payını alıyor.
Futbol taraftarı ise, bu pastayı oluşturmak için gece gündüz çalışıyor.
Sevdalandığı takımı para kazansın daha başarılı olsun diye, forma alıyor, tişört alıyor, çorap alıyor hatta nerdeyse donunu bile takımının lisanslı ürününden almaya gayret ediyor. Yetmedi passolig kartı alıyor, kombine alıyor, bilet alıyor.
Deplasman yollarında çile çekiyor.
Sıcakta, soğukta, yağmurda, çamurda takımının peşini bırakmıyor.
Ve sonunda global kumar şebekesinin önüne tadına doyulmaz bir pasta bırakıyor.
Arda Turan ve daha niceleri de yemesin mi bu pastayı!?
BJK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BJK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Ocak 2018 Pazartesi
1 Ağustos 2015 Cumartesi
Tribünde Yeniden BİR MİLLET OLABİLMEK!
Daha dün gibi.
Biz öyle bir millettik ki;
Ülke sınırları içinde ezeli rakip olduğumuz takımların, ecnebi takımlarla oynadığı maçlarda hepimiz o takımlı olurduk.
Tribünde yaşatırdık renklerin kardeşliğini.
Antalya'da sevinirdik yenerse bir takımımız bir ecnebi takımını
Yenilirsek bir "Gavur" takımına Trabzon'da üzülürdük.
Ağrı'da sokaklara sığmazdık,
Fener, Fransız takımına Fransa'da üç attığında.
Sevilla, ESES'e 3 golle boyun eğip, Porsuk'un sularına gömüldüğünde,
Bütün Türkiye tek yürek olup sevinirdik...
Gassaray, Xamax'a 5 atıp elediğinde, Erzurum'da yer yerinden oynar, Şanlıurfa'da zılgıtlar göklere değerdi..
Al Bayrağımız ellerimizden düşmezdi.
Ağrı'da, Mardin'de, Diyarbakır'da, Adıyaman'da...
Türkiye, Türkiye, Türkiye diye bağırırdık kol kola girip...
Öyle bir ruha bürünürdük ki;
Sanki bulunduğumuz her yer Conk Bayırı...
Ve sanki karşımızdakiler yurdumuzu istila etmeye çalışan 7 Düvel askerleri...
Öylesine coşkuluyduk,
Öylesine gönül birliği içindeydik...
Her birimiz bugün Çanakkale Şehitlikleri'nde bir gurur abidesi gibi duran,
Diyarbakırlı Celal,
Manisalı Adnan,
Adanalı Halil,
İstanbullu Hristo,
Hataylı Rıdvan,
Rizeli Temel,
Artvinli Hasan,
Samsunlu Hidayet,
Ankaralı Salih,
Ercişli Hacı İlyas gibiydik...
13-14 senede biz tribünlerde böyle bir milletken,
Bugün nasıl ayrı ayrı milletler haline geldik.
Beşiktaş'ın mağlubiyetine üzülüp, Trabzon'un galibiyetine sevinen bir milletken,
Şimdi nasıl oldu da, kendi takımlarımızın rakiplerinin galibiyeti için dua eder olduk?
Ne çabuk unuttuk Göztepe Avrupa takımlarını bir bir dize getirirken sevinç gözyaşları döktüğümüz günleri?
Bizi önce tribünde böldüler.
Futbol'un gücünü ne yazık ki; bizi bölmek için kullandılar.
Biz böyle değildik.
Bu kadar kolay kendimize düşman olmamalıydık.
Bu kadar kolay böl-parçala-yut taktiğinin kurbanı olmamalıydık.
Hiç unutamam!
Bir keresinde, BJK ile ESES maçı vardı.
Yarım kalan maç sonunda ESES küme düşmüştü tarihinde ilk kez...
Ve o gün ben, gözyaşı döken onbinlerce ESES sevdalısının yanısıra "Olur mu ulan, olur mu!? ESES küme düşer mi? diye kendi kendine söylenerek gözyaşı döken Beşiktaşlı abileri gördüm...
Biz böyle bir milletken, şimdi bizi Türk takımına karşı ecnebi takımları destekleyen bir millet haline getirdiler.
Türkiye topraklarında, Misak-ı Milli sınırları dahilinde "Ne mutlu Türküm diyene" sözünün çatısı altında kardeşçe bir millet olabilmiş bizleri bölebilmek için oynanan bu oyuna yenildik. Üzerimizdeki bu ihanet planına mağlup olduk. Sonunda Türk, Türk'e düşman oldu...
Geri dönemez miyiz?
Tribünlerde yeniden bir millet olamaz mıyız?
Belki çok önemsemiyoruz bu durumu,
Belki "Ne alakası var" deyip geçebilirsiniz söylediklerime,
Belki "Avrupa'da da oluyor böyle şeyler" diyerek geçiştirebilir, yapılan ihanet projesini savunabilirsiniz...
Yine de bir düşünelim,
Birbirimize düşman olmanın ne faydası var bizlere millet olarak,
Birbirimizi sevmenin, bayrağımızı sevmenin, milletimizi sevmenin ne faydası var?
Bir terazide tartalım ve ona göre karar verelim.
Mesela önümüzdeki Avrupa Kupası maçlarında oynayacak takımlarımızın taraftarları maçlara kendi takımlarının bayraklarıyla değil de sadece TÜRK Bayraklarıyla gitseler...
Evlerimizde,
Kıraathanelerde,
Birahanelerde,
Çay ocaklarında,
Lokantalarda,
Her nerede bulunuyorsak,
Maçın oynanacağı gün ve saatte yanımızda bir TÜRK bayrağı bulundursak,
Yenince bayraklarımızı sallayarak sevinsek,
Yenilirsek de başımızı eğip, bayrağımızı dik tutarak üzülsek...
Ne kaybederiz?
Ne kazanırız?
Biz bunu başarabiliriz.
Bizi bölmek için türlü oyunlar çeviren Haçlı Ordusu'nun bu psikolojik oyunlarına karşı ancak ve ancak YENİDEN BİR MİLLET OLARAK karşı koyabilir ve bu oyunu oynamaya çalışanları çimlere gömebiliriz...
Ne dersiniz?
Çok mu hayalperestim sizce?
Biz öyle bir millettik ki;
Ülke sınırları içinde ezeli rakip olduğumuz takımların, ecnebi takımlarla oynadığı maçlarda hepimiz o takımlı olurduk.
Tribünde yaşatırdık renklerin kardeşliğini.
Antalya'da sevinirdik yenerse bir takımımız bir ecnebi takımını
Yenilirsek bir "Gavur" takımına Trabzon'da üzülürdük.
Ağrı'da sokaklara sığmazdık,
Fener, Fransız takımına Fransa'da üç attığında.
Sevilla, ESES'e 3 golle boyun eğip, Porsuk'un sularına gömüldüğünde,
Bütün Türkiye tek yürek olup sevinirdik...
Gassaray, Xamax'a 5 atıp elediğinde, Erzurum'da yer yerinden oynar, Şanlıurfa'da zılgıtlar göklere değerdi..
Al Bayrağımız ellerimizden düşmezdi.
Ağrı'da, Mardin'de, Diyarbakır'da, Adıyaman'da...
Türkiye, Türkiye, Türkiye diye bağırırdık kol kola girip...
Öyle bir ruha bürünürdük ki;
Sanki bulunduğumuz her yer Conk Bayırı...
Ve sanki karşımızdakiler yurdumuzu istila etmeye çalışan 7 Düvel askerleri...
Öylesine coşkuluyduk,
Öylesine gönül birliği içindeydik...
Her birimiz bugün Çanakkale Şehitlikleri'nde bir gurur abidesi gibi duran,
Diyarbakırlı Celal,
Manisalı Adnan,
Adanalı Halil,
İstanbullu Hristo,
Hataylı Rıdvan,
Rizeli Temel,
Artvinli Hasan,
Samsunlu Hidayet,
Ankaralı Salih,
Ercişli Hacı İlyas gibiydik...
13-14 senede biz tribünlerde böyle bir milletken,
Bugün nasıl ayrı ayrı milletler haline geldik.
Beşiktaş'ın mağlubiyetine üzülüp, Trabzon'un galibiyetine sevinen bir milletken,
Şimdi nasıl oldu da, kendi takımlarımızın rakiplerinin galibiyeti için dua eder olduk?
Ne çabuk unuttuk Göztepe Avrupa takımlarını bir bir dize getirirken sevinç gözyaşları döktüğümüz günleri?
Bizi önce tribünde böldüler.
Futbol'un gücünü ne yazık ki; bizi bölmek için kullandılar.
Biz böyle değildik.
Bu kadar kolay kendimize düşman olmamalıydık.
Bu kadar kolay böl-parçala-yut taktiğinin kurbanı olmamalıydık.
Hiç unutamam!
Bir keresinde, BJK ile ESES maçı vardı.
Yarım kalan maç sonunda ESES küme düşmüştü tarihinde ilk kez...
Ve o gün ben, gözyaşı döken onbinlerce ESES sevdalısının yanısıra "Olur mu ulan, olur mu!? ESES küme düşer mi? diye kendi kendine söylenerek gözyaşı döken Beşiktaşlı abileri gördüm...
Biz böyle bir milletken, şimdi bizi Türk takımına karşı ecnebi takımları destekleyen bir millet haline getirdiler.
Türkiye topraklarında, Misak-ı Milli sınırları dahilinde "Ne mutlu Türküm diyene" sözünün çatısı altında kardeşçe bir millet olabilmiş bizleri bölebilmek için oynanan bu oyuna yenildik. Üzerimizdeki bu ihanet planına mağlup olduk. Sonunda Türk, Türk'e düşman oldu...
Geri dönemez miyiz?
Tribünlerde yeniden bir millet olamaz mıyız?
Belki çok önemsemiyoruz bu durumu,
Belki "Ne alakası var" deyip geçebilirsiniz söylediklerime,
Belki "Avrupa'da da oluyor böyle şeyler" diyerek geçiştirebilir, yapılan ihanet projesini savunabilirsiniz...
Yine de bir düşünelim,
Birbirimize düşman olmanın ne faydası var bizlere millet olarak,
Birbirimizi sevmenin, bayrağımızı sevmenin, milletimizi sevmenin ne faydası var?
Bir terazide tartalım ve ona göre karar verelim.
Mesela önümüzdeki Avrupa Kupası maçlarında oynayacak takımlarımızın taraftarları maçlara kendi takımlarının bayraklarıyla değil de sadece TÜRK Bayraklarıyla gitseler...
Evlerimizde,
Kıraathanelerde,
Birahanelerde,
Çay ocaklarında,
Lokantalarda,
Her nerede bulunuyorsak,
Maçın oynanacağı gün ve saatte yanımızda bir TÜRK bayrağı bulundursak,
Yenince bayraklarımızı sallayarak sevinsek,
Yenilirsek de başımızı eğip, bayrağımızı dik tutarak üzülsek...
Ne kaybederiz?
Ne kazanırız?
Biz bunu başarabiliriz.
Bizi bölmek için türlü oyunlar çeviren Haçlı Ordusu'nun bu psikolojik oyunlarına karşı ancak ve ancak YENİDEN BİR MİLLET OLARAK karşı koyabilir ve bu oyunu oynamaya çalışanları çimlere gömebiliriz...
Ne dersiniz?
Çok mu hayalperestim sizce?
Etiketler:
Adana Demirspor,
Bayrak,
BJK,
EsEs,
FB,
göztepe,
GS,
Trabzonspor,
Türk
24 Temmuz 2013 Çarşamba
BJK maçlarını Kasımpaşa'da oynarsa !?...
Bu devlet büyüklerini anlamak mümkün değil...
Gözleri kendilerinden başka hiç kimseyi görmüyor...
En iyi onlar bilirler...
En iyi onlar görürler...
En iyi onlar işitirler...
En iyi onlar düşünürler...
En iyi onlar karar verirler...
Halk mı!?
Halk ise, sadece onları seçerler ve vergileriyle beslerler...
Türkiye'de halkın bundan öte bir işlevi yok...
Halk sadece seçim zamanı ve vergi zamanı adam yerine konur...
Bunun dışında halk, vatandaş, millet tam bir HİÇtir...
***
Ülkemiz bir çok sorun ile boğuşuyor...
Bu sorunlardan biri de "futbolda şiddet!"
Devlet aldığı tüm önlemlere rağmen şiddete son veremiyor...
Daha çok kısa bir süre öncesinde,
Kulüp başkanlarının,
Futbolcularının,
Medyanın el birliğiyle gerdiği bir ortamda
Gencecik bir evladımızı futbol şiddetine kurban verdik...
Yine de akıllanmıyoruz...
Bizi yönetenler,
Futbolu yönetenler,
Taraftarın futbolda en önemli unsur olduğu gerçeğini bir yana bırakarak abuk subuk kararlar almaya devam ediyorlar...
20 Yaşında öldürülen Burak Yıldırım'ın acısı ülkemizdeki futbol şiddetini bir nebze olsun küllendirmişken;
Taraftarın ikazlarına rağmen BJK'nin maçlarının Kasımpaşa Stadı'nda oynanması konusundaki ısrarı anlamak mümkün değil...
Cümle alem biliyor ki;
BJK taraftarları arasında Kasımpaşa taraftarları ile tarihi bir husumete sahip olan Karagümrük taraftarları var.
BJK ve Kasımpaşa taraftarları arasında da son yıllarda gelişen bir husumet var...
Böylesi bir ortamda hem Kasımpaşa taraftarının, hem de BJK taraftarının ikazlarına rağmen BJK'nin maçlarını Kasımpaşa'da oynaması için ısrar edilmesi gerçekten akıl işi değil...
***
Her iki takımın taraftarı da bu kararı alanları uyarıyor...
Kasımpaşa taraftarı yürüyüşler düzenliyor...
BJK taraftarı açıklamalar yapıyor...
Ama kimsenin tınladığı yok...
Çünkü Allah muhafaza bu karar sonrasında Kasımpaşa'da meydana gelmesi muhtemel bir olayda yaralanan ya da hayatını kaybeden çocuğun adı onların çocuklarının adı olmayacak...
Halk'ın evladı pisi pisine yaralanacak ya da hayatını kaybedecekmiş...
Kimin umurunda!
Bir kere olsun şu milletin sesine kulak verin...
Bu karar ile hem küllenmiş şiddeti körükleyecek;
Hem de üç camia arasında soğumaya başlamış bir husumet ateşini yeniden yakacaksınız...
Ceylan derisi koltuklarınızda oturup, o kulüplerin tek varlık sebebi olan taraftarı yok saymanız bu millete daha büyük acılar yaşatacaktır...
Burdan bir kere de biz uyarıyoruz....
Şu takımlı bu takımlı olarak değil;
Futbolda yaşanan acıların tarafı olarak uyarıyoruz...
Bu kararınızı acilen geri çekin ve yaşanması muhtemel acıların önünü kesin!
Gözleri kendilerinden başka hiç kimseyi görmüyor...
En iyi onlar bilirler...
En iyi onlar görürler...
En iyi onlar işitirler...
En iyi onlar düşünürler...
En iyi onlar karar verirler...
Halk mı!?
Halk ise, sadece onları seçerler ve vergileriyle beslerler...
Türkiye'de halkın bundan öte bir işlevi yok...
Halk sadece seçim zamanı ve vergi zamanı adam yerine konur...
Bunun dışında halk, vatandaş, millet tam bir HİÇtir...
***
Ülkemiz bir çok sorun ile boğuşuyor...
Bu sorunlardan biri de "futbolda şiddet!"
Devlet aldığı tüm önlemlere rağmen şiddete son veremiyor...
Daha çok kısa bir süre öncesinde,
Kulüp başkanlarının,
Futbolcularının,
Medyanın el birliğiyle gerdiği bir ortamda
Gencecik bir evladımızı futbol şiddetine kurban verdik...
Yine de akıllanmıyoruz...
Bizi yönetenler,
Futbolu yönetenler,
Taraftarın futbolda en önemli unsur olduğu gerçeğini bir yana bırakarak abuk subuk kararlar almaya devam ediyorlar...
20 Yaşında öldürülen Burak Yıldırım'ın acısı ülkemizdeki futbol şiddetini bir nebze olsun küllendirmişken;
Taraftarın ikazlarına rağmen BJK'nin maçlarının Kasımpaşa Stadı'nda oynanması konusundaki ısrarı anlamak mümkün değil...
Cümle alem biliyor ki;
BJK taraftarları arasında Kasımpaşa taraftarları ile tarihi bir husumete sahip olan Karagümrük taraftarları var.
BJK ve Kasımpaşa taraftarları arasında da son yıllarda gelişen bir husumet var...
Böylesi bir ortamda hem Kasımpaşa taraftarının, hem de BJK taraftarının ikazlarına rağmen BJK'nin maçlarını Kasımpaşa'da oynaması için ısrar edilmesi gerçekten akıl işi değil...
***
Her iki takımın taraftarı da bu kararı alanları uyarıyor...
Kasımpaşa taraftarı yürüyüşler düzenliyor...
BJK taraftarı açıklamalar yapıyor...
Ama kimsenin tınladığı yok...
Çünkü Allah muhafaza bu karar sonrasında Kasımpaşa'da meydana gelmesi muhtemel bir olayda yaralanan ya da hayatını kaybeden çocuğun adı onların çocuklarının adı olmayacak...
Halk'ın evladı pisi pisine yaralanacak ya da hayatını kaybedecekmiş...
Kimin umurunda!
Bir kere olsun şu milletin sesine kulak verin...
Bu karar ile hem küllenmiş şiddeti körükleyecek;
Hem de üç camia arasında soğumaya başlamış bir husumet ateşini yeniden yakacaksınız...
Ceylan derisi koltuklarınızda oturup, o kulüplerin tek varlık sebebi olan taraftarı yok saymanız bu millete daha büyük acılar yaşatacaktır...
Burdan bir kere de biz uyarıyoruz....
Şu takımlı bu takımlı olarak değil;
Futbolda yaşanan acıların tarafı olarak uyarıyoruz...
Bu kararınızı acilen geri çekin ve yaşanması muhtemel acıların önünü kesin!
10 Nisan 2013 Çarşamba
İçimizdeki Galatasaray düşmanları...
Sadece Galatasaray mı!?
FB düşmanları!?
BJK düşmanları!?
Az da olsa TS düşmanları...
Avrupa Kupaları'nda oynayan Türk takımlarının artık milyonlar Türk düşmanı var...
Yani içimizdeki düşmanlar...
İşte o düşmanlardan biri de benim ne yazık ki...
***
Dün akşam GS - Real Madrid maçını izledik bölük pörçük...
Zevksiz bir maçtı...
Real Madrid 7 dakika oynadı filmi bitirdi...
Biz Eskişehirsporlular'ın ezeli bir rekabeti vardır üç İstanbul takımıyla...
Ama yine de kısa bir süre öncesine kadar;
Aşağı yukarı 6-7 sene öncesine kadar her ne kadar geçmişten gelen bir husumetimiz olsa da,
Bir ecnebi takımla mücadele ediyorsa, yüreğimizdeki Türklük sevdası ile desteklerdik onları...
Gol attıklarında sevinir, gol yediklerinde ise, üzülürdük...
Ama dün bir kez daha gördüm ki, artık durum öyle değil...
Kendimi zorladımsa da maçı izlemeye bazı şeyler aklıma geldikçe Real Madrid'in galibiyetini arzuladığımı gördüm...
***
Peki neden böyle oldu!?
Daha düne kadar GS'nin UEFA Kupası'nı alışında hepimiz sokaklarda kutlamalara katılmadık mı!?
Xamax zaferinde hepimiz gururlanmadık mı!?
FB, BJK ya da TS'un ecnebi takımlara karşı kazandığı başarılarla gururlanmadık mı!?
Elbette gururlandık...
Ama artık durum değişti...
Bu değişikliğin tek sebebi de üç takımın şakşakçılığını yapan, diğer takımları yok sayan İstanbul medyasıdır...
Hani dedim ya, bir ara kendimi zorladım GS'nin başarılı olmasını dilemek için...
İşte tam o an Eskişehir'de oynanan ESES - GS maçı geldi aklıma...
ESES müthiş bir oyun ile tüm izleyenleri kendisine hayran bırakmış;
Ülkemizin en pahalı takımı durumunda olan GS'a top göstermemiş...
Maç sonu Eskişehirspor takım kaptanı Servet Çetin ile röportaj yapılıyor...
Bir soru soruluyor ve kaptan cevap veriyor...
Kaptan konuşuyor ama bir de baktık ki, görüntüde kaptan yok...
Bir kalabalık var...
Kaptanın sesi var ama görüntüsü yok...
Bir kaç saniye sonra pat diye sesini de kesiyorlar...
Neymiş efendim GS teknik direktörü staddan çıkıyormuş....
Kalabalığın arasında görünmüyor bile neredeyse...
Eskişehirspor kaptanı da kimmiş, salla gitsin imparator (!) çiş yapmaya gidiyor hemen onu gösterin!
***
Böylesi bir densizlik, böylesi bir terbiyesizlik nerede olabilir ki!?.
Yine bir GS - ESES maçı...
Bu kez İstanbul'da maç...
Maç anlatımında görevli bir spikeri dinliyorum dehşet içinde...
ESES gol atmış fakat ofsayt tartışması var...
Yorumcu belli ki GS'nin avukatı;
"Olmaz efendim böyle şey, Bu hakemlerle nereye kadar gideceğiz, koskoca Gasssaray'ın hakkı yeniliyor, nerdeyse 2 metre ofsayt var böyle şey olmaz" şeklinde bağırıp çağırıyor...
Maç sonrası ekranlarda tartışmalı pozisyonları izliyoruz...
Lig TV ölçümlerle tartışmalı ofsayt pozisyonlarını veriyor...
Bizim gol ofsayt, ancak GS'nin attığı gol bizimkinden nerdeyse yarım metre daha fazla ofsayt...
Fakat aynı yorumcu GS'nin bizden çok daha net ofsayt olan golünü müthiş gol olarak tanımlamıştı...
***
Bir de unutamadığımız bir rakı şişesi mevzusu vardı tabii...
GS'nin patates tarlasında oynanan maçta tribünlerden atılan bir rakı şişesi küçük bir yavrucağın kafasına gelmiş ve yavrucak ölümlerden dönmüştü.
İstanbul medyası hemen yaftayı yapıştırmıştı...
Şişe Eskişehirspor taraftarlarınca atılmıştı (!)
Yanlış haber değil alenen yalan haber, iftira...
Aradan yıllar geçti, nerdeyse bir çocuğun ölümüne sebep olacak olan bir olay medya tarafından bir daha dile getirilmedi...
Eskişehirspor taraftarına atılan iftira ortada kaldı...
Olayın faili zengin bir GS taraftarıydı...
Loca'da içtiği rakı şişesini ESES taraftarına fırlatmış ancak şişe o küçük yavruya gitmişti...
ESES taraftarına iftira ederken yeri göğü inleten yalaka medya olayın gerçek failleri hakkında hiçbir şey yazmadı...
***
Üç takımı büyük takım diğerlerini ise, küçük takım diye tanımlayan bir medya...
Üç takım dışındakileri yok sayan bir medya...
GS, FB, BJK arasında pay edilmiş bir medya sektörü...
Artık üç takımında ayrı ayrı yandaş gazeteleri var...
Yazarları, yorumcuları var...
Reyting uğruna çıkıp tv ekranlarında tiyatro yaparlarken, onları izleyen taraftarları nasıl tahrik ettikleri umurlarında bile değil...
Hatta bilakis bunu bilerek yapıyorlar...
Taraftarlar arasında ne kadar çok olay olursa onların programları o kadar çoğalır, izleyenleri çoğalır ve tabii ki kazanacakları paralar da çoğalır...
***
Biz kendi içimizdeki rekabet ve husumeti sonsuza kadar yaşatmakla birlikte, ecnebi takımlarla oynanan maçlarda, göğsünde Ayyıldız'ı taşıyan her takımı desteklemek istiyoruz. Ancak medya bu tutumunu sürdürdüğü sürece bu mümkün olmayacak.
Gazeteciliğin adı medya olduğundan bu yana futbolun suyu çıktı...
Artık gazeteciler değil, medyatörler yönlendiriyor futbolumuzu...
Sadece kazanacakları paraları düşünerek hareket eden bu medyatörler sayesinde de "Türk takımlarının düşmanı olan Türkler" giderek artacak...
Bugün Real Madrid'in antrenmanını izleyip onlara destek veren bir "Türk Taraftarı" kitlesi var ise, bunun tek sebebi yandaş spor medyasıdır.
GS medyası...
FB medyası...
BJK medyası...
Bu üç takım dışında kalan takımları yok sayarak yürüttüğünüz tiyatro sayesinde o takımlarımızın göğsündeki Türk Bayrağı'nı göremeyecek kadar kör ettiniz bizleri.
Artık yeter!
Kazanacağınız üç beş kuruş için bizi bize düşman etmeyin!
FB düşmanları!?
BJK düşmanları!?
Az da olsa TS düşmanları...
Avrupa Kupaları'nda oynayan Türk takımlarının artık milyonlar Türk düşmanı var...
Yani içimizdeki düşmanlar...
İşte o düşmanlardan biri de benim ne yazık ki...
***
Dün akşam GS - Real Madrid maçını izledik bölük pörçük...
Zevksiz bir maçtı...
Real Madrid 7 dakika oynadı filmi bitirdi...
Biz Eskişehirsporlular'ın ezeli bir rekabeti vardır üç İstanbul takımıyla...
Ama yine de kısa bir süre öncesine kadar;
Aşağı yukarı 6-7 sene öncesine kadar her ne kadar geçmişten gelen bir husumetimiz olsa da,
Bir ecnebi takımla mücadele ediyorsa, yüreğimizdeki Türklük sevdası ile desteklerdik onları...
Gol attıklarında sevinir, gol yediklerinde ise, üzülürdük...
Ama dün bir kez daha gördüm ki, artık durum öyle değil...
Kendimi zorladımsa da maçı izlemeye bazı şeyler aklıma geldikçe Real Madrid'in galibiyetini arzuladığımı gördüm...
***
Peki neden böyle oldu!?
Daha düne kadar GS'nin UEFA Kupası'nı alışında hepimiz sokaklarda kutlamalara katılmadık mı!?
Xamax zaferinde hepimiz gururlanmadık mı!?
FB, BJK ya da TS'un ecnebi takımlara karşı kazandığı başarılarla gururlanmadık mı!?
Elbette gururlandık...
Ama artık durum değişti...
Bu değişikliğin tek sebebi de üç takımın şakşakçılığını yapan, diğer takımları yok sayan İstanbul medyasıdır...
Hani dedim ya, bir ara kendimi zorladım GS'nin başarılı olmasını dilemek için...
İşte tam o an Eskişehir'de oynanan ESES - GS maçı geldi aklıma...
ESES müthiş bir oyun ile tüm izleyenleri kendisine hayran bırakmış;
Ülkemizin en pahalı takımı durumunda olan GS'a top göstermemiş...
Maç sonu Eskişehirspor takım kaptanı Servet Çetin ile röportaj yapılıyor...
Bir soru soruluyor ve kaptan cevap veriyor...
Kaptan konuşuyor ama bir de baktık ki, görüntüde kaptan yok...
Bir kalabalık var...
Kaptanın sesi var ama görüntüsü yok...
Bir kaç saniye sonra pat diye sesini de kesiyorlar...
Neymiş efendim GS teknik direktörü staddan çıkıyormuş....
Kalabalığın arasında görünmüyor bile neredeyse...
Eskişehirspor kaptanı da kimmiş, salla gitsin imparator (!) çiş yapmaya gidiyor hemen onu gösterin!
***
Böylesi bir densizlik, böylesi bir terbiyesizlik nerede olabilir ki!?.
Yine bir GS - ESES maçı...
Bu kez İstanbul'da maç...
Maç anlatımında görevli bir spikeri dinliyorum dehşet içinde...
ESES gol atmış fakat ofsayt tartışması var...
Yorumcu belli ki GS'nin avukatı;
"Olmaz efendim böyle şey, Bu hakemlerle nereye kadar gideceğiz, koskoca Gasssaray'ın hakkı yeniliyor, nerdeyse 2 metre ofsayt var böyle şey olmaz" şeklinde bağırıp çağırıyor...
Maç sonrası ekranlarda tartışmalı pozisyonları izliyoruz...
Lig TV ölçümlerle tartışmalı ofsayt pozisyonlarını veriyor...
Bizim gol ofsayt, ancak GS'nin attığı gol bizimkinden nerdeyse yarım metre daha fazla ofsayt...
Fakat aynı yorumcu GS'nin bizden çok daha net ofsayt olan golünü müthiş gol olarak tanımlamıştı...
***
Bir de unutamadığımız bir rakı şişesi mevzusu vardı tabii...
GS'nin patates tarlasında oynanan maçta tribünlerden atılan bir rakı şişesi küçük bir yavrucağın kafasına gelmiş ve yavrucak ölümlerden dönmüştü.
İstanbul medyası hemen yaftayı yapıştırmıştı...
Şişe Eskişehirspor taraftarlarınca atılmıştı (!)
Yanlış haber değil alenen yalan haber, iftira...
Aradan yıllar geçti, nerdeyse bir çocuğun ölümüne sebep olacak olan bir olay medya tarafından bir daha dile getirilmedi...
Eskişehirspor taraftarına atılan iftira ortada kaldı...
Olayın faili zengin bir GS taraftarıydı...
Loca'da içtiği rakı şişesini ESES taraftarına fırlatmış ancak şişe o küçük yavruya gitmişti...
ESES taraftarına iftira ederken yeri göğü inleten yalaka medya olayın gerçek failleri hakkında hiçbir şey yazmadı...
***
Üç takımı büyük takım diğerlerini ise, küçük takım diye tanımlayan bir medya...
Üç takım dışındakileri yok sayan bir medya...
GS, FB, BJK arasında pay edilmiş bir medya sektörü...
Artık üç takımında ayrı ayrı yandaş gazeteleri var...
Yazarları, yorumcuları var...
Reyting uğruna çıkıp tv ekranlarında tiyatro yaparlarken, onları izleyen taraftarları nasıl tahrik ettikleri umurlarında bile değil...
Hatta bilakis bunu bilerek yapıyorlar...
Taraftarlar arasında ne kadar çok olay olursa onların programları o kadar çoğalır, izleyenleri çoğalır ve tabii ki kazanacakları paralar da çoğalır...
***
Biz kendi içimizdeki rekabet ve husumeti sonsuza kadar yaşatmakla birlikte, ecnebi takımlarla oynanan maçlarda, göğsünde Ayyıldız'ı taşıyan her takımı desteklemek istiyoruz. Ancak medya bu tutumunu sürdürdüğü sürece bu mümkün olmayacak.
Gazeteciliğin adı medya olduğundan bu yana futbolun suyu çıktı...
Artık gazeteciler değil, medyatörler yönlendiriyor futbolumuzu...
Sadece kazanacakları paraları düşünerek hareket eden bu medyatörler sayesinde de "Türk takımlarının düşmanı olan Türkler" giderek artacak...
Bugün Real Madrid'in antrenmanını izleyip onlara destek veren bir "Türk Taraftarı" kitlesi var ise, bunun tek sebebi yandaş spor medyasıdır.
GS medyası...
FB medyası...
BJK medyası...
Bu üç takım dışında kalan takımları yok sayarak yürüttüğünüz tiyatro sayesinde o takımlarımızın göğsündeki Türk Bayrağı'nı göremeyecek kadar kör ettiniz bizleri.
Artık yeter!
Kazanacağınız üç beş kuruş için bizi bize düşman etmeyin!
Etiketler:
BJK,
Düşman,
FB,
galatasaray,
GS,
GS düşmanları,
Real Madrid
15 Aralık 2012 Cumartesi
Bu kadar iyi bir takımla nasıl puan kaybedersiniz!?
Düşünün...
Elinizdeki takım son yılların en iyi futbolunu oynuyor...
Mütevazi, fakat son derece kaliteli oyuncularınız var..
Necati Ateş ve Akaminko'nun katılımından sonra bütün futbol otoriteleri takımınızı hayranlıkla izliyor...
Taraflı tarafsız herkes takımın oynadığı futbolun güzelliğinden dem vuruyor...
Bazı futbolseverler sırf güzel futbol görebilmek için sizin maçlarınızı izliyor.
Peki böylesi bir takımla nasıl olur da puan kaybı yaşarsınız!?
***
İşte bu sorunun cevabını Ersun Yanal patlatıyor;
Mehmet Güven ile sahaya çıkarak!
Bjk maçında aynı şeyi yaşadık...
Sezon boyunca takıma girmekte zorlanan Mehmet Güven'i ilk 11'de sahaya sürdük...
Böylesine önemli bir maçta, takıma girmekte zorlanan bir adamla sahaya çıkıyoruz...
2-0 mağlup duruma düşüyoruz...
Maçın Mehmet Güvensiz bölümünde ise, 2-0 galibiz...
***
Mehmet Güven'i Ersun hocamız çok seviyor olabilir...
Aslında iyi bir futbolcu da olabilir...
Kazanılması gereken ve bunun içinde arada şans verilmesi gereken bir futbolcu da olabilir...
Ama böyle şans verilmez ki arkadaş...
Bu tür futbolcular önemsiz maçlarda oynatılır benim bildiğim kadarıyla...
Ya da takımınız skoru kendi lehinde garantileyecek konuma getirdikten sonra şans verirsiniz...
Fakat anlaşılmaz bir şekilde Ersun hocamız tam tersini yapıyor...
***
Bjk maçında yaşadık gördük...
Mehmet Güven ilk onbirde sahaya sürülecek bir form grafiği yakalayamış...
Bjk maçı gibi önemli bir maçta onu ilk onbirde oynatmak büyük bir hata olmuştur...
Bunu sıradan bir futbol seyircisi bile görmüştür...
Aynı hata aynı derecede önem arzeden Bursa maçında neden tekrarlanır arkadaş!
Bunu anlamak mümkün değil!
Bu Mehmet Güven aşkı birdenbire nasıl hasıl oldu?
***
Efendim her iki maçtada mutlak hakem hataları vardı.
Fakat Türkiye'nin en güzel futbolunu oynayan bu takım o hataları da yenebilecek güçtedir.
Önümüzde ilk 4 iddiamızı sürdürebilmemiz için hayati önem taşıyan bir maç daha var.
Antalyaspor maçı bizim için kilit bir maçtır.
Dönüm noktası olacak bir maçtır.
Bu maç ile ilgili tek endişem ilk onbirde yine Mehmet Güven'in yer almasıdır...
Hoca aynı hatayı bu maçtada tekrarlayacak olursa artık hayal görmeyi bırakmamız gerekecektir...
Elinizdeki takım son yılların en iyi futbolunu oynuyor...
Mütevazi, fakat son derece kaliteli oyuncularınız var..
Necati Ateş ve Akaminko'nun katılımından sonra bütün futbol otoriteleri takımınızı hayranlıkla izliyor...
Taraflı tarafsız herkes takımın oynadığı futbolun güzelliğinden dem vuruyor...
Bazı futbolseverler sırf güzel futbol görebilmek için sizin maçlarınızı izliyor.
Peki böylesi bir takımla nasıl olur da puan kaybı yaşarsınız!?
***
İşte bu sorunun cevabını Ersun Yanal patlatıyor;
Mehmet Güven ile sahaya çıkarak!
Bjk maçında aynı şeyi yaşadık...
Sezon boyunca takıma girmekte zorlanan Mehmet Güven'i ilk 11'de sahaya sürdük...
Böylesine önemli bir maçta, takıma girmekte zorlanan bir adamla sahaya çıkıyoruz...
2-0 mağlup duruma düşüyoruz...
Maçın Mehmet Güvensiz bölümünde ise, 2-0 galibiz...
***
Mehmet Güven'i Ersun hocamız çok seviyor olabilir...
Aslında iyi bir futbolcu da olabilir...
Kazanılması gereken ve bunun içinde arada şans verilmesi gereken bir futbolcu da olabilir...
Ama böyle şans verilmez ki arkadaş...
Bu tür futbolcular önemsiz maçlarda oynatılır benim bildiğim kadarıyla...
Ya da takımınız skoru kendi lehinde garantileyecek konuma getirdikten sonra şans verirsiniz...
Fakat anlaşılmaz bir şekilde Ersun hocamız tam tersini yapıyor...
***
Bjk maçında yaşadık gördük...
Mehmet Güven ilk onbirde sahaya sürülecek bir form grafiği yakalayamış...
Bjk maçı gibi önemli bir maçta onu ilk onbirde oynatmak büyük bir hata olmuştur...
Bunu sıradan bir futbol seyircisi bile görmüştür...
Aynı hata aynı derecede önem arzeden Bursa maçında neden tekrarlanır arkadaş!
Bunu anlamak mümkün değil!
Bu Mehmet Güven aşkı birdenbire nasıl hasıl oldu?
***
Efendim her iki maçtada mutlak hakem hataları vardı.
Fakat Türkiye'nin en güzel futbolunu oynayan bu takım o hataları da yenebilecek güçtedir.
Önümüzde ilk 4 iddiamızı sürdürebilmemiz için hayati önem taşıyan bir maç daha var.
Antalyaspor maçı bizim için kilit bir maçtır.
Dönüm noktası olacak bir maçtır.
Bu maç ile ilgili tek endişem ilk onbirde yine Mehmet Güven'in yer almasıdır...
Hoca aynı hatayı bu maçtada tekrarlayacak olursa artık hayal görmeyi bırakmamız gerekecektir...
26 Kasım 2012 Pazartesi
Üç büyükler(!) nasıl büyüdüler?
Dün gece bir tv kanalında bir kavga kıyamet sormayın gitsin.
Şike'den hükümlü büyük takım(!) hakkında yeni iddialar varmış...
Ekranın ortasında bir gazeteci (!)
Sağında ve solunda İstanbul'un Lacivert-Sarı ve Kırmızı-Sarı takımlarının kalemşörleri...
Ortadaki gazetecinin de GS'li olduğunu ortaya çıkardı telefonla bağlanan bir konuk...
FB kalemşörleri, gazetecinin bütün bu iddiaları GS'li olmasına bağladı.
Şike mevzusunda da bu adam başrolde imiş...
Programın sunucusu tam bir saksı modeli...
İddiacı gazeteci feveran ediyor, kıyameti koparıyor...
Diğer tarafta FB savunucusu da aynı şekilde karşılık veriyor...
***
FB savunucusu gazeteci haykırıyor;
"Aynı pislikler GS ve BJK'de de var onları neden ortaya çıkarmıyorsun!?"
Vay arkadaş yahu!
Bunların hepsi pislik içinde yüzüyorlarmış meğerse...
Ama kamuoyu bunları bir türlü öğrenemiyor...
Öğrenmesi için;
FB'ye düşman GS'yi gazetecilere,
GS'ye düşman FB'li gazetecilere,
Her ikisine düşman BJK'li gazetecilere,
BJK'ye düşman FB'li gazetecilere...
Vay arkadaş yine kafam karıştı...
Hasılı kelam birbirlerine düşman gazetecilere ihtiyaç varmış demek ki...
***
Mevzu nedir?
Anlamaya çalışıyorum...
Birbirlerine öylesine atarlı giderli konuşuyorlar ki mevzuyu çözemiyorum...
Mehmet Baransu denilen gazeteci bir ara program sunucusu saksı beyi pataklayacak gibiydi..
Engen Verel de ondan aşağı kalmadı...
O da çıkıştı...
Bir ara bay Baransu telefonla bağlanan Belediye Başkanı'na gözdağı verdi:
"Bana bak ben senin bildiğin araştırmacı gazetecilere benzemem"
Başkan kızdı:
"Senin hakkında da bir sürü iddia var Baransu"
***
Bunları izlerken bir kez daha anladım,
Bu üç takımın nasıl büyüdüğünü...
Ninnilerle büyümemişler,
Pınar ile de büyümemişler...
Şike, rüşvet, teşvik...
Bunlarla büyümüşler...
Hepsi ortada...
Hepsi birbirini gammazlıyor...
Daha FB'li,
Daha çok BJK'li,
Daha çok GS'li gazeteci olmasını Cenab-ı Allah'tan istiyorum...
Daha çoğalsınlar ki,
Birbirlerinin pislikleri döksünler ortaya...
***
Takımlarını büyütüyorlar...
Taraftarlarını uyutuyorlar...
Ninnilerle masallarla uyutuyorlar...
Son masal Melo masalı...
Melo kaleye geçmiş penaltıyı kurtarmış...
Sabri'nin bile kurtarabileceği kadar kötü kullanılan bir penaltıyı kurtardığı için Melo kahraman oldu...
Hazır kazma kürek elimizdeyken,
Taksim Gezi Parkı'na Melo'nun heykelini dikelim...
Uyusun da büyüsün ninni eeeee, e bebeğime eeeee e...
GS taraftarı Melo ile uyusun,
kombine alsın, forma alsın, atkı alsın, don, fanila alsın
Kasalar parayla dolsun...
Şike, rüşvet, teşvik parasız dönmüyor malumunuz...
Şike'den hükümlü büyük takım(!) hakkında yeni iddialar varmış...
Ekranın ortasında bir gazeteci (!)
Sağında ve solunda İstanbul'un Lacivert-Sarı ve Kırmızı-Sarı takımlarının kalemşörleri...
Ortadaki gazetecinin de GS'li olduğunu ortaya çıkardı telefonla bağlanan bir konuk...
FB kalemşörleri, gazetecinin bütün bu iddiaları GS'li olmasına bağladı.
Şike mevzusunda da bu adam başrolde imiş...
Programın sunucusu tam bir saksı modeli...
İddiacı gazeteci feveran ediyor, kıyameti koparıyor...
Diğer tarafta FB savunucusu da aynı şekilde karşılık veriyor...
***
FB savunucusu gazeteci haykırıyor;
"Aynı pislikler GS ve BJK'de de var onları neden ortaya çıkarmıyorsun!?"
Vay arkadaş yahu!
Bunların hepsi pislik içinde yüzüyorlarmış meğerse...
Ama kamuoyu bunları bir türlü öğrenemiyor...
Öğrenmesi için;
FB'ye düşman GS'yi gazetecilere,
GS'ye düşman FB'li gazetecilere,
Her ikisine düşman BJK'li gazetecilere,
BJK'ye düşman FB'li gazetecilere...
Vay arkadaş yine kafam karıştı...
Hasılı kelam birbirlerine düşman gazetecilere ihtiyaç varmış demek ki...
***
Mevzu nedir?
Anlamaya çalışıyorum...
Birbirlerine öylesine atarlı giderli konuşuyorlar ki mevzuyu çözemiyorum...
Mehmet Baransu denilen gazeteci bir ara program sunucusu saksı beyi pataklayacak gibiydi..
Engen Verel de ondan aşağı kalmadı...
O da çıkıştı...
Bir ara bay Baransu telefonla bağlanan Belediye Başkanı'na gözdağı verdi:
"Bana bak ben senin bildiğin araştırmacı gazetecilere benzemem"
Başkan kızdı:
"Senin hakkında da bir sürü iddia var Baransu"
***
Bunları izlerken bir kez daha anladım,
Bu üç takımın nasıl büyüdüğünü...
Ninnilerle büyümemişler,
Pınar ile de büyümemişler...
Şike, rüşvet, teşvik...
Bunlarla büyümüşler...
Hepsi ortada...
Hepsi birbirini gammazlıyor...
Daha FB'li,
Daha çok BJK'li,
Daha çok GS'li gazeteci olmasını Cenab-ı Allah'tan istiyorum...
Daha çoğalsınlar ki,
Birbirlerinin pislikleri döksünler ortaya...
***
Takımlarını büyütüyorlar...
Taraftarlarını uyutuyorlar...
Ninnilerle masallarla uyutuyorlar...
Son masal Melo masalı...
Melo kaleye geçmiş penaltıyı kurtarmış...
Sabri'nin bile kurtarabileceği kadar kötü kullanılan bir penaltıyı kurtardığı için Melo kahraman oldu...
Hazır kazma kürek elimizdeyken,
Taksim Gezi Parkı'na Melo'nun heykelini dikelim...
Uyusun da büyüsün ninni eeeee, e bebeğime eeeee e...
GS taraftarı Melo ile uyusun,
kombine alsın, forma alsın, atkı alsın, don, fanila alsın
Kasalar parayla dolsun...
Şike, rüşvet, teşvik parasız dönmüyor malumunuz...
Etiketler:
baransu,
BJK,
engin verel,
FB,
GS,
Melo,
rüşvet,
şike,
teşvik,
üç büyükler
22 Ekim 2012 Pazartesi
Kasımpaşalı merak ediyor: AŞK mı İŞ mi!?
Kasımpaşa futbol takımını zapteden zengin zümre adına yapılan açıklama halen zihinlerimizde duruyor...
Zengin zümre adına başkanlık koltuğuna oturan şahıs aynen şunları söylemişti...
"Bizim için Beşiktaş AŞK, Kasımpaşa ise, iştir"
Şimdi o büyük gün geldi çattı...
Daha henüz dakka 1 gol 1 pozisyonunda kaldık.
FB maçında astronomik bilet fiyatı ile ülke gündemine gelen BJK aşığı yönetim bilet fiyatlarında yüzde 50 indirime gitti...
Evet BJK maçında yüzde 50 indirim var...
***
Neymiş efendim taraftardan yoğun talep varmış...
Peki hangi taraftardan yoğun talep var...
ARMAsını gaspettiğiniz için sizi protesto ederek maçları boykot eden ARMA sevdalısı taraftardan mı!?
Semtinin takımı Kasımpaşa için yanan yüreklerden mi geldi!?
Yoksa sizin AŞK ile bağlı olduğunuzu açıkça ilan ettiğiniz BJK taraftarından mı!?
Söyleyin efendiler hangi taraftardan geldi bu yoğun talep!?
***
Allah için bir tane adamı yakasından tutun da;
"Kardeşim ahanda bu adam 1 haftadır kafamızın etini yedi, nolur bu BJK maçında fiyatlarda yüzde 50 indirim yapın diye bize yalvardı" deyinde biz de görelim o yoğun talepte bulunan taraftarı.
Siz bu taraftarın sevdasına pranga vurdunuz...
Siz bu taraftarın ARMAsını çaldınız...
Siz bu taraftarı yok saydınız...
Sonra da çıkıp "taraftarımızdan gelen yoğun talep" lafını ediyorsunuz...Söyler misiniz sizin taraftarınız kim!?
AKP'nin gençlik kolları mı!?
Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi mi!?
Okullara dağıttığınız bedava biletler gelen çocuklar mı!?
Söyleyin sizin taraftarınız kim!?
Size yoğun talep de bulunan taraftar nerde!?
Yoksa sizin taraftarınız AŞK ile bağlı olduğunuz Beşiktaşlılar mı!?
***
Şundan kesinlikle eminim ki;
BJK maçları dışında hiçbir maçta o meçhul taraftar indirim için yoğun talepte bulunmayacaktır...
Çünkü onların taraftarı Beşiktaşlılardır...
Bu hafta sonu oynanacak olan maçta hepimiz göreceğiz, tribün üstünlüğü tamamen BJKde olacaktır...
BJK hayatının en rahat deplasman maçını oynayacaktır...
ARMA için boykot eylemine katılmayanlar bu olayla birlikte şunu çok iyi anlamalıdırlar:
Kasımpaşa artık Beşiktaş'ın uydu takımı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor...
***
Bu maçın sonucunda es kaza BJK bir galibiyet alırsa neler olacak neler...
Kasımpaşa Başkanının "Bizim için BJK AŞK, Kasımpaşa ise, İŞ'tir" açıklaması doğrultusunda bir çok yorumcu ve taraftar gurupları "Kasımpaşa AŞK ile bağlı olduğu BJK'ye yattı" yorumunu haklı olarak yapmayacaklar mı!?
Bu maçta alınacak bir mağlubiyet ile Kasımpaşa sevdalılarının onurları bu açıklamanın altında ezilmeyecek mi!?
ARMA sevdalılarının şeref ve haysiyyetleri ayaklar altına alınmayacak mı!?
***
Kasımpaşa taraftarı birlik içinde hareket etmediği sürece Kasımpaşa adına leke sürülmeye devam edecektir...
Sezon başında ortaya konulan BOYKOT kararına uymayıp maçlara giden ARMA sevdalıları keşke böyle bir davranış içinde olmasalardı. Keşke "kötü bir karar" bile olsa birlik ve beraberlik içinde hareket edebilselerdi. Fakat her şeyin sonuna gelmiş değiliz. Bu zengin zümreye, bu ARMA hırsızlarına, Bu sevda düşmanlarına, Bu BJK yalakalarına hadlerini bildirmek için henüz çok geç olmamıştır...
Özellikle bu maçta bari tüm ARMA sevdalıları çoğunluğun aldığı kararları riayet etmeli vi gerçek taraftarın birlik beraberlik içinde bulunduğu herkese gösterilmelidir...
***
Bu maçta alınacak bir mağlubiyet Kasımpaşamızın adına büyük bir leke sürecektir...
Bu lekeye ortak olmamak için ya hiçbir ARMA sevdalısı bu maça girmemeli ya da tüm ARMA sevdalıları bu maça girerek 90 dakika boyunca büyük bir protesto eylemi yapılmalıdır...
Kasımpaşa adının şerefi ancak bu şekilde kurtarılabilir...
Zengin zümre adına başkanlık koltuğuna oturan şahıs aynen şunları söylemişti...
"Bizim için Beşiktaş AŞK, Kasımpaşa ise, iştir"
Şimdi o büyük gün geldi çattı...
Daha henüz dakka 1 gol 1 pozisyonunda kaldık.
FB maçında astronomik bilet fiyatı ile ülke gündemine gelen BJK aşığı yönetim bilet fiyatlarında yüzde 50 indirime gitti...
Evet BJK maçında yüzde 50 indirim var...
***
Neymiş efendim taraftardan yoğun talep varmış...
Peki hangi taraftardan yoğun talep var...
ARMAsını gaspettiğiniz için sizi protesto ederek maçları boykot eden ARMA sevdalısı taraftardan mı!?
Semtinin takımı Kasımpaşa için yanan yüreklerden mi geldi!?
Yoksa sizin AŞK ile bağlı olduğunuzu açıkça ilan ettiğiniz BJK taraftarından mı!?
Söyleyin efendiler hangi taraftardan geldi bu yoğun talep!?
***
Allah için bir tane adamı yakasından tutun da;
"Kardeşim ahanda bu adam 1 haftadır kafamızın etini yedi, nolur bu BJK maçında fiyatlarda yüzde 50 indirim yapın diye bize yalvardı" deyinde biz de görelim o yoğun talepte bulunan taraftarı.
Siz bu taraftarın sevdasına pranga vurdunuz...
Siz bu taraftarın ARMAsını çaldınız...
Siz bu taraftarı yok saydınız...
Sonra da çıkıp "taraftarımızdan gelen yoğun talep" lafını ediyorsunuz...Söyler misiniz sizin taraftarınız kim!?
AKP'nin gençlik kolları mı!?
Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi mi!?
Okullara dağıttığınız bedava biletler gelen çocuklar mı!?
Söyleyin sizin taraftarınız kim!?
Size yoğun talep de bulunan taraftar nerde!?
Yoksa sizin taraftarınız AŞK ile bağlı olduğunuz Beşiktaşlılar mı!?
***
Şundan kesinlikle eminim ki;
BJK maçları dışında hiçbir maçta o meçhul taraftar indirim için yoğun talepte bulunmayacaktır...
Çünkü onların taraftarı Beşiktaşlılardır...
Bu hafta sonu oynanacak olan maçta hepimiz göreceğiz, tribün üstünlüğü tamamen BJKde olacaktır...
BJK hayatının en rahat deplasman maçını oynayacaktır...
ARMA için boykot eylemine katılmayanlar bu olayla birlikte şunu çok iyi anlamalıdırlar:
Kasımpaşa artık Beşiktaş'ın uydu takımı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor...
***
Bu maçın sonucunda es kaza BJK bir galibiyet alırsa neler olacak neler...
Kasımpaşa Başkanının "Bizim için BJK AŞK, Kasımpaşa ise, İŞ'tir" açıklaması doğrultusunda bir çok yorumcu ve taraftar gurupları "Kasımpaşa AŞK ile bağlı olduğu BJK'ye yattı" yorumunu haklı olarak yapmayacaklar mı!?
Bu maçta alınacak bir mağlubiyet ile Kasımpaşa sevdalılarının onurları bu açıklamanın altında ezilmeyecek mi!?
ARMA sevdalılarının şeref ve haysiyyetleri ayaklar altına alınmayacak mı!?
***
Kasımpaşa taraftarı birlik içinde hareket etmediği sürece Kasımpaşa adına leke sürülmeye devam edecektir...
Sezon başında ortaya konulan BOYKOT kararına uymayıp maçlara giden ARMA sevdalıları keşke böyle bir davranış içinde olmasalardı. Keşke "kötü bir karar" bile olsa birlik ve beraberlik içinde hareket edebilselerdi. Fakat her şeyin sonuna gelmiş değiliz. Bu zengin zümreye, bu ARMA hırsızlarına, Bu sevda düşmanlarına, Bu BJK yalakalarına hadlerini bildirmek için henüz çok geç olmamıştır...
Özellikle bu maçta bari tüm ARMA sevdalıları çoğunluğun aldığı kararları riayet etmeli vi gerçek taraftarın birlik beraberlik içinde bulunduğu herkese gösterilmelidir...
***
Bu maçta alınacak bir mağlubiyet Kasımpaşamızın adına büyük bir leke sürecektir...
Bu lekeye ortak olmamak için ya hiçbir ARMA sevdalısı bu maça girmemeli ya da tüm ARMA sevdalıları bu maça girerek 90 dakika boyunca büyük bir protesto eylemi yapılmalıdır...
Kasımpaşa adının şerefi ancak bu şekilde kurtarılabilir...
17 Eylül 2012 Pazartesi
KoreoESES ve Bizans medyası...
Öncelikle defaatle açıklamış olmamıza rağmen bu "Bizans" mevzusuna bir açıklık getirmek isterim.
Futbol sektöründe Bizans tanımlamasını en çok kullanan biz Eskişehirsporlular'ın Bizans'tan kastı şudur efendim: Bildiğiniz üzere yakın tarihimizde olsun uzak tarihimizde olsun üç İstanbul takımı, yani fb, gs, bjk'nin oynadığı ayak oyunları ayyuka çıkmıştır. Oynanan bu oyunların varlığını herkes bilmekle birlikte kabullenilmesi gerektiği durumlarda hiç kimse kabullenmese de biz biliyoruz... Tıpkı Bizans döneminde ayyuka çıkan Bizans oyunları gibi. Yoksa ne bu üç takımın Bizans takımı olduğunu ne de bu üç takımı tutan dostlarımızın Bizanslı olduğunu vurgulamak gibi bir niyetimiz vardır!. Hele ki İstanbul'u Bizans olarak adlandırmak gibi bir niyetimiz asla ve asla olamaz!
***
Futbol sektöründe ilk tribün gösterileni imza atan, futbolda tribün kültürünü var eden Eskişehirspor taraftarı yine aynı şekilde ilkleri yapmaya devam etmektedir. BandoESES ile tribündeki coşkuyu müzik ile zirveye taşıyan Eskişehirspor sevdalıları, KoreoESES ile de ağabeylerinin Atatürk Stadı'nda başlattığı ve gazetelerin o dönemlerde "Burası ne Rive Plate, ne de Maracana, Burası Eskişehir Atatürk Stadı" şeklinde sür manşet yaptıkları gösterileri bugün çok daha büyük boyutlarda yaparak aldıkları emaneti daha da ileri götürmenin gayreti içindedirler...
***
Son olarak tüm futbolseverlerin duygulandığı, bir çoğumuzun gözyaşları içinde izlediği bir gösteri hazırladılar. Eskişehirspor sevdalısı genç kardeşim Emre Angı'nın önderliğinde çalışmalarını sürdüren KoreoESES'in bu muhteşem gösterisini ne yazık ki tv ekranlarında doya doya izleyemedik. Birkaç gün evvel kaybettiğimiz 26 yaşındaki futbolcumuz Ediz Bahtiyaroğlu için hazırlanan ve onu bir melek olarak tasvir eden bu gösteri büyük emeleklerle hazırlandı. Yüreği Kara&Kızıl sevda ve vefa duygusu ile dolu olan gençler 5 gün boyunca geceli gündüzlü, yarı aç, yarı tok hazırladılar bu gösteriyi...
***
Yoruldular...
Üzüldüler zaman zaman...
Ama yılmadılar, yıkılmadılar....
Yüreklerinde sevda ve vefa onlara güç verdi...
Ayakta tuttu onları...
Bizler ise, sadece televizyon ekranlarında çok az görebildiğimize yanabildik....
Elimizden başka bir şey gelmedi...
***
Hepsini tek tek alınlarından öpmeli,
Hatta bu güzelliği futbol kamuoyuna sunan, vefa'nın İstanbul'da bir semt olmadığını bizlere bir kez daha anımsatan o gençlerin tek tek ellerinden öpmeli...
Hepsini tek tek bağrmıza basmalıyız...
Sağolun çocuklar, varolun...
***
Düşünüyorum böylesi bir gösteriyi bahsettiğimiz üç takımdan birinin taraftar gurubu yapsaydı neler olurdu!?
Bir kere maç esnasında çok daha uzun süre ekranlarda kalırdı....
Maçın durakladığı anlarda bu gösteri defalarca ekrana getirilirdi...
Maçı anlatanlar sürekli bu gösterinin detaylarını anlatırlardı...
Ertesi gazetelerde birinci sayfalarından, tam sayfa verirlerdi....
Spor programlarında belgesel tarzında bir hafta boyunca konuşulur, yapanlar onure edilirdi...
Kim bilir daha neler neler!?
***
Fakat bu gösteriyi yapanlar Eskişehirspor taraftarı olunca, henüz yeni vefat etmiş genç bir kardeşimiz için bile olsa bir kaç saniye gösterip geçerler... Emeğe saygı bile yok... Sadece bir kaç cümle ve bir kaç saniye... Hepsi bu kadar... Fazlasına gerek yok... Neredeyse üç takımdan birini tutmayana kız vermeyecek olan bir toplum içinde medyanın bu şekilde davranması da son derece doğal değil mi!,,,
***
Son söz: TÜRKİYE'DE BİR TATIKM TUTULUR, BİR DE ESKİŞEHİRSPOR'A AŞIK OLUNUR!
Futbol sektöründe Bizans tanımlamasını en çok kullanan biz Eskişehirsporlular'ın Bizans'tan kastı şudur efendim: Bildiğiniz üzere yakın tarihimizde olsun uzak tarihimizde olsun üç İstanbul takımı, yani fb, gs, bjk'nin oynadığı ayak oyunları ayyuka çıkmıştır. Oynanan bu oyunların varlığını herkes bilmekle birlikte kabullenilmesi gerektiği durumlarda hiç kimse kabullenmese de biz biliyoruz... Tıpkı Bizans döneminde ayyuka çıkan Bizans oyunları gibi. Yoksa ne bu üç takımın Bizans takımı olduğunu ne de bu üç takımı tutan dostlarımızın Bizanslı olduğunu vurgulamak gibi bir niyetimiz vardır!. Hele ki İstanbul'u Bizans olarak adlandırmak gibi bir niyetimiz asla ve asla olamaz!
***
Futbol sektöründe ilk tribün gösterileni imza atan, futbolda tribün kültürünü var eden Eskişehirspor taraftarı yine aynı şekilde ilkleri yapmaya devam etmektedir. BandoESES ile tribündeki coşkuyu müzik ile zirveye taşıyan Eskişehirspor sevdalıları, KoreoESES ile de ağabeylerinin Atatürk Stadı'nda başlattığı ve gazetelerin o dönemlerde "Burası ne Rive Plate, ne de Maracana, Burası Eskişehir Atatürk Stadı" şeklinde sür manşet yaptıkları gösterileri bugün çok daha büyük boyutlarda yaparak aldıkları emaneti daha da ileri götürmenin gayreti içindedirler...
***
Son olarak tüm futbolseverlerin duygulandığı, bir çoğumuzun gözyaşları içinde izlediği bir gösteri hazırladılar. Eskişehirspor sevdalısı genç kardeşim Emre Angı'nın önderliğinde çalışmalarını sürdüren KoreoESES'in bu muhteşem gösterisini ne yazık ki tv ekranlarında doya doya izleyemedik. Birkaç gün evvel kaybettiğimiz 26 yaşındaki futbolcumuz Ediz Bahtiyaroğlu için hazırlanan ve onu bir melek olarak tasvir eden bu gösteri büyük emeleklerle hazırlandı. Yüreği Kara&Kızıl sevda ve vefa duygusu ile dolu olan gençler 5 gün boyunca geceli gündüzlü, yarı aç, yarı tok hazırladılar bu gösteriyi...
***
Yoruldular...
Üzüldüler zaman zaman...
Ama yılmadılar, yıkılmadılar....
Yüreklerinde sevda ve vefa onlara güç verdi...
Ayakta tuttu onları...
Bizler ise, sadece televizyon ekranlarında çok az görebildiğimize yanabildik....
Elimizden başka bir şey gelmedi...
***
Hepsini tek tek alınlarından öpmeli,
Hatta bu güzelliği futbol kamuoyuna sunan, vefa'nın İstanbul'da bir semt olmadığını bizlere bir kez daha anımsatan o gençlerin tek tek ellerinden öpmeli...
Hepsini tek tek bağrmıza basmalıyız...
Sağolun çocuklar, varolun...
***
Düşünüyorum böylesi bir gösteriyi bahsettiğimiz üç takımdan birinin taraftar gurubu yapsaydı neler olurdu!?
Bir kere maç esnasında çok daha uzun süre ekranlarda kalırdı....
Maçın durakladığı anlarda bu gösteri defalarca ekrana getirilirdi...
Maçı anlatanlar sürekli bu gösterinin detaylarını anlatırlardı...
Ertesi gazetelerde birinci sayfalarından, tam sayfa verirlerdi....
Spor programlarında belgesel tarzında bir hafta boyunca konuşulur, yapanlar onure edilirdi...
Kim bilir daha neler neler!?
***
Fakat bu gösteriyi yapanlar Eskişehirspor taraftarı olunca, henüz yeni vefat etmiş genç bir kardeşimiz için bile olsa bir kaç saniye gösterip geçerler... Emeğe saygı bile yok... Sadece bir kaç cümle ve bir kaç saniye... Hepsi bu kadar... Fazlasına gerek yok... Neredeyse üç takımdan birini tutmayana kız vermeyecek olan bir toplum içinde medyanın bu şekilde davranması da son derece doğal değil mi!,,,
***
Son söz: TÜRKİYE'DE BİR TATIKM TUTULUR, BİR DE ESKİŞEHİRSPOR'A AŞIK OLUNUR!
4 Kasım 2011 Cuma
Hangisi "İyi Hal"li: Tecavüzcüler mi, BJK Taraftarı mı!?
İleri demokrasi çağında olan ülkemizde garipliklerin ardı arkası kesilmiyor. Bu hafta içersinde 13 yaşında bir kız çocuğuna tecavüz eden yaratıkların iyi halden dolayı bir kısımının salıverildiğini bir kısımının ise, cezalarının yüzde 50 düşürüldüğünü hep birlikte medyadan izledik. Üstelik bu "iyi hal"li yaratıklar o çocuk ile ters ilişkide bulunmuşlar ve bu sebepten dolayı çocuk ameliyat geçirmek durumunda kalmış. Böylesine "iyi niyet"li yaratıklar senelerdir insanlara suçlarını dahi söyleyemeden tutuklanmalarına karar veren bizim yüce mahkeme heyetlerimizden birisi tarafından "iyi hal"li bulunmuşlar. Bu yaratıklar o çocukla ters ilişkiye girmek ve o ters ilişki sonrasında çok ağır fiziki tahribata yol açmak için o günahsızdan "Rıza" almışlar. Yani o günahsız çocukcağız mahkeme heyetine göre kendisine tecavüz etmek isteyen iyi halli adamlara "evet bana tecavüz edebilirsiniz, hatta 35-40 kişi toplanın ki vereceğiniz tahribat daha ağır olsun.." demiş, böylece rıza göstermiş. Merak ediyorum acaba bu kararı veren mahkeme heyetinin çocukları var mıdır!? Varsa eğer o çocuklar bu kararı veren ana ya da babalarının yüzlerine tükürmüş müdür çok merak ediyorum...
Günlerdir yazılı ve görsel medyada bu konu tartışılıyor. Tüm bu tartışmalar arasında 3 Kasım 2011 akşamı televizyon kanalının birinde bir alt yazı gözüme takıldı. Alt yazıyı tam üç kere tekrar okuyup anlamaya daha doğrusu doğru anlamaya çalıştım. Anladığım şuydu: "BJK-FB maçı sırasında Van Depremzedelerine yardım amacıyla atkı ve berelerini sahaya atan BJK taraftarı PFDK tarafın Disiplin Kurulu'na verilmiş ve BJK takımının para cezası ile cezalandırılması bekleniyormuş..."
Vay anasına sayın okuyucular.... Demek ki ileri demokrasi böyle bir meretmiş. Hele şu BJK taraftarının ettiğine bakın. Vay alçak, hainler vay... Ulen siz nasıl olur da böylesine bir "kötü hal" içine düşersiniz. Rakip taraftarla kavga etmek, adam bıçaklamak, yağla yapmak, küfür etmek, tecavüz etmek gibi "iyi hal"ler varken siz nasıl olur da böylesine bir "kötü hal" içerisine düşersiniz. Sizi bir disiplin kuruluna verelim ordan en üst düzeyden bir ceza kestirelim de görün dünyanın kaç bucak olduğunu.
İşte böylesi bir hal içine düştük değerli dostlar. Tecavüz edenler "iyi hal"den ceza indirimi ve salıverilme ile ödüllendiriliyorlar, Van'daki kardeşine yardım amacıyla bir eylem yapanlar ceza kuruluna sevk ediliyorlar. Disiplin Kurulu BJK'ye ceza verirse o zaman ileri demokrasinin tadını çok daha iyi çıkaracağız demektir.
Bu noktada Türkiyemiz'de bütün taraftar guruplarının ortak bir tavır ortaya koymalarını bekliyor ve öneriyorum. Bu hafta oynanacak tüm maçlarda, Süper Lig'den Amatör Küme maçlarına kadar tüm maçlarda taraftarlar atkı ve berelerini Van'a yardım amacıyla sahaya atsınlar. Bütün takımlar disiplin kuruluna verilsin ve tahsil edilecek paralarla TFF "Bayram" etsin... TFF'nin bayramını da bu şekilde kutlamış oluruz... Ben bir Eskişehirspor sevdalısı olarak bu hafta takımımın maçına gidemeyecek olsam bile İstanbul'da en kötü ihtimalle bir amatör küme maçına gidip atkı ve beremi sahaya atacağım. TFF'nin BJK taraftarına yapmış olduğu bu cezalandırma aslında tüm insani değerlerimize karşı yapılmıştır ve buna karşı hepimiz ortak tepki göstererek gereken cevabı vermeliyiz...
TARAFTAR UYUMA TARAFTARINA SAHİP ÇIK, BERENİ VE ATKINI SAHAYA AT!!!
Günlerdir yazılı ve görsel medyada bu konu tartışılıyor. Tüm bu tartışmalar arasında 3 Kasım 2011 akşamı televizyon kanalının birinde bir alt yazı gözüme takıldı. Alt yazıyı tam üç kere tekrar okuyup anlamaya daha doğrusu doğru anlamaya çalıştım. Anladığım şuydu: "BJK-FB maçı sırasında Van Depremzedelerine yardım amacıyla atkı ve berelerini sahaya atan BJK taraftarı PFDK tarafın Disiplin Kurulu'na verilmiş ve BJK takımının para cezası ile cezalandırılması bekleniyormuş..."
Vay anasına sayın okuyucular.... Demek ki ileri demokrasi böyle bir meretmiş. Hele şu BJK taraftarının ettiğine bakın. Vay alçak, hainler vay... Ulen siz nasıl olur da böylesine bir "kötü hal" içine düşersiniz. Rakip taraftarla kavga etmek, adam bıçaklamak, yağla yapmak, küfür etmek, tecavüz etmek gibi "iyi hal"ler varken siz nasıl olur da böylesine bir "kötü hal" içerisine düşersiniz. Sizi bir disiplin kuruluna verelim ordan en üst düzeyden bir ceza kestirelim de görün dünyanın kaç bucak olduğunu.
İşte böylesi bir hal içine düştük değerli dostlar. Tecavüz edenler "iyi hal"den ceza indirimi ve salıverilme ile ödüllendiriliyorlar, Van'daki kardeşine yardım amacıyla bir eylem yapanlar ceza kuruluna sevk ediliyorlar. Disiplin Kurulu BJK'ye ceza verirse o zaman ileri demokrasinin tadını çok daha iyi çıkaracağız demektir.
Bu noktada Türkiyemiz'de bütün taraftar guruplarının ortak bir tavır ortaya koymalarını bekliyor ve öneriyorum. Bu hafta oynanacak tüm maçlarda, Süper Lig'den Amatör Küme maçlarına kadar tüm maçlarda taraftarlar atkı ve berelerini Van'a yardım amacıyla sahaya atsınlar. Bütün takımlar disiplin kuruluna verilsin ve tahsil edilecek paralarla TFF "Bayram" etsin... TFF'nin bayramını da bu şekilde kutlamış oluruz... Ben bir Eskişehirspor sevdalısı olarak bu hafta takımımın maçına gidemeyecek olsam bile İstanbul'da en kötü ihtimalle bir amatör küme maçına gidip atkı ve beremi sahaya atacağım. TFF'nin BJK taraftarına yapmış olduğu bu cezalandırma aslında tüm insani değerlerimize karşı yapılmıştır ve buna karşı hepimiz ortak tepki göstererek gereken cevabı vermeliyiz...
TARAFTAR UYUMA TARAFTARINA SAHİP ÇIK, BERENİ VE ATKINI SAHAYA AT!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





