Bu başlık sihirli bir başlık.
MHP, AKP'nin yedek lastiği!
MHP, AKP'nin kurtarıcısı!
MHP, AKP'nin koltuk değneği!
2002'de AKP'nin tek başına iktidar olmasından bu yana defalarca bu ve buna benzer söylemler bir kısım medyanın manşetlerini süsledi.
Bu "bir kısım medya" elbette Recep Tayyip Erdoğan ve AKP karşıtı medya.
Bu manşetleri siyaset lisanında kullananlar da CHP ve HDP.
Sürekli aynı şey!
Altını doldurmak yok!
Manşet yeterli!
Çünkü bu manşet sihirli!
Bunu okuyan, bunu duyan gerisine bakmıyor zaten.
Bakmak, okumak, duymak istemiyorlar.
Duymak istedikleri sadece bu!
***
Nedir bu ve buna benzer manşet ve söylemlerin vatandaşa anlattığı?
CHP, HDP ve bunları destekleyen medya aslında şunu demek istiyor:
"Ey vatandaş, AKP'nin iktidar olmasında bizim bir kabahatimiz yok. Biz hep milletimizin istediği politikaları üretiyoruz ama bu MHP her seferinde AKP'ye destek olup, sizin bize oy vermenize engel oluyor!"
Vay anasına sayın seyirciler!
Şimdi gelin tek tek bir bakalım 2002'den 2015'e kadar MHP, hangi konularda AKP'ye "yedek lastik" ya da "koltuk değneği" olmuş.
Bu yazacaklarımız ben uydurmuyorum.
En radikal AKP ve RTE karşıtı medya unsurlarından ODA TV'de 2015 yılında yayınlanan bir makaleden alıntıdır.
Makalenin başlığı şu:
"Tarih tarih, madde madde Devlet Bahçeli AKP'nin nasıl yedek lastiği oldu"
Ve başlıyor sıralamaya:
2002: Bahçeli, kolisyon ortağı olduğu 57. Hükümet'ten çekilerek erken seçime gidilmesini ve erken seçimde AKP'nin zafer kazanmasını sağlamış.
TC 57. Hükümeti MHP'nin en etkin olarak bulunduğu koalisyon hükümetidir ve Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli koalisyon hükümetidir. Bu koalisyon 3.5 yıl sürmüştür. Bu koalisyon sonrasında sadece MHP baraj altında kalmamış hükümetin diğer ortakları DSP ve ANAP tarih olmuştur. Seçim sonucu göstermiştir ki, millet bu koalisyondan memnun değil ve MHP Lideri de "Halka rağmen" bir hükümet olamayacağı erdemini göstererek millete gitmiştir. Sonuçta kendi partisi de baraj altında kalmıştır.
Fakat bunu sürekli olarak "halka rağmen" siyaset yapanlar anlayamazlar!
Bu noktada şunu da sormak gerekiyor:
MHP'nin erken seçim kararı alması AKP'ye "koltuk değneği olmak" ise CHP'nin Recep Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçilmesini sağlaması ne oluyor!?
***
2007: Buradaki "yedek lastik" olma durumunu aynen ODA TV'deki yazıdan alıyorum: "AKP, “Anayasa Mahkemesi’nin 367 Kararı” ile krize girerken, Devlet Bahçeli ve MHP'nin desteğiyle kurtarıldı. Seçim kararıyla barajı aşıp Meclis’e giren Devlet Bahçeli, Abdullah Gül’ü Çankaya’ya çıkarma planına destek verdi. O dönemde Gül’ün seçilebilmesi için toplantı yeter sayısı olan 367’nin sağlanması gerekiyordu. Bahçeli Genel Kurul’daki oylamaya katılacaklarını açıklayınca AKP ve MHP’lilerin toplam sayısı 440’ı aştı ve Gül Köşk’e çıktı."
Bu bir siyasi tercihtir.
Burada ODA TV şunu atlıyor: Aynı günlerde TBMM başkanlık seçimi yapıldı. Son turda MHP ve AKP adayı mücadele etti. CHP ve HDP'nin desteği ile AKP'nin adayı Cumhuriyet tarihinin en yüksek oyunu alarak TBMM Başkanı seçildi. Eğer MHP'nin Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda ülkeyi yeni bir krize sokmamak adına Cumhurbaşkanı'nın seçilmesini sağlamak "KOLTUK DEĞNEĞİ" olmak ise CHP ve HDP'nin TBMM Başkanlığında AKP'yi desteklemesi ne oluyor!?
***
2008: ODA TV'de yayınlanan makaleye göre MHP, 2008 yılında da partilerin kapatılmaması ile ilgili yasaya destek vermiş ve AKP'nin kapatılmasına engel olmuş. Böylece AKP'ye bir kez daha "yedek lastik" olmuş. Her zaman demokrasi havarisi durumunda olan HDP ve CHP partilerin kapatılmasından yana mı!?
HDP ve CHP o dönemde AKP'nin kapatılması durumunda aynı siyasi mekanizmanın kuracağı yeni parti ile meydanlarda yapacağı "mağdur edebiyatı" ile milletten daha büyük oy alacağının hesabını yapamayacak kadar aciz mi!?
2008'de MHP'nin Başörtüsü Yasağı'nın kalkması konusunda da AKP'ye koltuk değneği olduğunu yazıyor Oda Tv.
İyi ki de olmuş.
12 Eylül darbecilerinin getirdiği başörtüsü yasağı gibi diğer tüm yasakların da kaldırılmasında koltuk değneği olabilseydi keşke MHP.
Yasakçı zihniyet, darbecilerin yasaklarına bile destek olmaktan kaçınmıyorsa varsın bu yasaklardan bir tanesinin bile kalkmasına destek olan MHP, koltuk değneği olsun!
***
Oda Tv'deki makaleye göre MHP 2008'den sonra 2012'ye kadar hiç koltuk değneği olmamış.
2012: MHP 2012 yılında yeni eğitim sistemi ile daha önceden kapatılan İmam Hatip Liseleri'nin orta kısımlarının açılmasına destek olmuş. Türban da bu yıl yapılan yasal düzenleme ile eğitimde serbestlik kazanmış. YASAKLAR KALDIRILMIŞ! Yasakların kaldırılmasını en çok savunan da "özgürlükçü" CHP ve HDP değil mi!? Yasakların kaldırılmasına destek olan MHP olunca mı kötü oluyor!
2013: MHP bu kez de yıllardır geçerli olan 12 Eylül Cunta yönetiminin anayasasının değiştirilmesine destek oldu. Sürekli olarak askeri darbe karşıtı söylemlerde bulunan Oda TV, askeri cuntanın anayasasının sivil anayasa ile değiştirilmesine "koltuk değneği" yakıştırması yapıyor.
Sebep!?
Çünkü "özgürlükçülük" nutukları atanlar aslında cunta yönetimlerinin şaklabanlarıdır!
***
2014: Oda TV'de yayınlanan makaleye göre MHP 2014 yılında da terör örgütlerine karşı sınır ötesi harekat için hazırlanan tezkereye destek vermiş. Bu sınır ötesi harekat neden ve kime karşı yapılacak?
Terör örgütlerine karşı.
Bu durumda CHP ve HDP bu tezkereye neden karşı çıkıyor?
Efendim komşu ülkelerle aramız bozulur ve savaşa girermişiz.
Tezkere çıktı.
Yıllar geçti.
Kimseyle savaşa falan girmedik!
***
Evet makale 2015 yılında yazılmış.
Buraya kadar ortaya konulan gerçekler işte bunlar!
Toplasanız bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar bir mesele.
Pekala bu süreçte, CHP ve HDP'nin AKP'ye verdiği destek yok mu!?
Ergenekon,
Balyoz,
Çözüm süreçleri,
Analar ağlamasın süreçleri,
Yeni Türkiye süreçleri,
Habur süreçleri
Akil insanlar süreçleri...
Buralarda kimler kimlere destek verdi!?
***
CHP, HDP ve diğer siyasi partiler ile bunları destekleyen medya ve cemaat unsurları "MHP, AKP'nin yedek lastiği" sihirli cümlesiyle kendi destek ve başarısızlıklarını örtbas edip, memleketin bu hale gelmesindeki tek suçu MHP'ye yükleme sanatlarındaki ustalığı göstermektedir.
Sizlere bu yazımızda kendileri tarafından ortaya konulan "yedek" olma sebeplerini aktardım. CHP ve HDP'nin dolaylı ya da dolaysız desteklerini de tartıya koyun ve kimin asıl koltuk değneği olduğuna karar verin.
Şu noktayı da kaçırmayalım.
Türkiye demokrasi ile yönetilen bir ülkedir.
Demokrasilerin anahtarı da seçimlerdir.
İstanbul ve İstanbul'un bir çok ilçesini gösterdiği başarısız yönetimler sonrasında seçimde AKP'ye kaptıran MHP değil CHP'dir.
Ankara ve ilçeleri...
Adana...
Mersin...
CHP Genel Başkanlığı yapan Baykal'ın memleketi Antalya...
Ve daha bir çok ilimiz CHP'li belediyelerin elinden AKP'ye geçmiştir.
Deniz Baykal'ın memleketi Antalya'da CHP kurulduğundan bu yana başka hiç bin partinin seçim kazanamadığı Akseki ilçesinde bugün AKP'li belediye varsa bunun kabahati MHP midir!?
Eskişehir ve İzmir de sıradadır!
MHP ise, bu süreçte Adana, Mersin ve Manisa gibi büyükşehirleri kazanarak tarihinde ilk kez Büyükşehir belediyesi kazanma başarısı elde ederek, AKP'ye karşı başarı elde etmiştir.
MHP'nin TBMM'deki oylamalarda verdiği desteklerin tamamı "Millet ve Devlet" merkezli konulardır.
CHP ise seçimlerde başarısız olarak AKP'nin en büyük KOLTUK DEĞNEĞİ olmaya devam etmektedir!
millet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
millet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Ocak 2018 Pazar
11 Ocak 2017 Çarşamba
Oyunları bozan adam: Devlet BAHÇELİ
Aslında her şey 7 Haziran 2015'te başlamadı...
Ülkenin bugün içinde bulunduğu durumu, yani din referanslı siyasetin ülkemizde iktidar oluş sürecini irdeleyecek olursak İnönü liderliğindeki CHP'nin "Türkçe Ezan" dayatmasına kadar inmek gerekir.
Ancak biz bu yazımızda 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında ortaya çıkan dunum vaziyetine bir bakalım.
***
7 Haziran'da millet tüm siyaset kurumlarına mesaj verdi.
Özellikle de AKP ve MHP'ye.
AKP'ye "Sen bizim için vazgeçilmez değilsin, attığın adımlara dikkat et!" mesajı verildi.
MHP'ye ise, "İktidarın alternatifi sensin. Her an iktidar olmaya hazır ol!" mesajını verdi bu millet.
7 Haziran sonuçları elbette CHP ve HDP'ye mesaj veriyordu.
Millet her iki partiyi de TBMM çatısı altına almış ve "Terör'den uzak durun, terörün karşısında durun, milletin sesine kulak verin" denildi.
***
Bu mesajlar herkes tarafından çok iyi anlaşıldı.
7 Haziran öncesinde Yeni Türkiye söyleminde birleşen HDP, CHP, AKP ve FETÖ 7 Haziran seçimleri sonrasında ayrışma noktasına geldi.
AKP kaybettiği oyları telafi etmenin derdine düştü.
Kenara çekildi ve oyunu izlemeye başladı.
Cumhuriyet tarihinin en büyük algı yönetimlerine imza atan FETÖ işbaşına geçti.
MHP karşıtı bir oyun kuruldu.
Daha doğrusu MHP Lideri Devlet Bahçeli karşıtı bir oyun.
***
Öyle bir algı yaratıldı ki, AKP karşıtı olan herkes aslında MHP'yi seviyor, ama Lider Devlet BAHÇELİ'nin MHP'yi bitiriyordu.
İdeolojik bir siyaset kurumu olan MHP'nin bitmesine en çok sevinecek olan solcular bile MHP'yi seviyormuş, onu anladık!
Bahçeli olmasaydı, AKP olmayacaktı(!)
7 Haziran sonrasında oynanan oyunla gelinen nokta buydu.
HDP, CHP, FETÖ, ve bunların medya unsurları elbirliği etmiş Devlet Bahçeli'nin MHP'nin başından uzaklaştırılması gerektiği algısını milletin beynine işlemeye çalışıyorlardı.
***
Millet MHP'ye "iktidara hazır ol!" mesajı vermişti ve bütün tehlike de buydu aslında.
MHP'nin acilen karıştırılması, Ülkücüler'in birbirine düşürülmesi ve iktidar alternatifi olmaktan çıkarılması gerekiyordu.
Önce koalisyon kozunu oynadılar.
MHP'yi CHP ve sırtını Pkk terör örgütüne yasladığını açıkça beyan eden HDP ile bir koalisyona itmek için ellerinden gelen kurnazlığı yaptılar.
Hatta CHP lideri Kılıçdaroğlu, Bahçeli'ye "Başbakan sen ol!" diyerek Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvetini bile teklif etmişti.
***
MHP Lideri Devlet Bahçeli "Hayır" diyordu.
Çünkü biliyordu ki, bebek katili bir terör örgütü olan Pkk'nın siyasi uzantısı HDP ile aynı safta durmak bile MHP'yi ilk seçimde baraj altında bırakacak belki de siyasi yaşamını sona erdirecekti.
Bu oyuna HAYIR diyerek bozan Bilge Lider Bahçeli, yeni oyunlarla karşı karşıyaydı...
Bir yandan TBMM Başkanlık seçimi, bir yandan parti içinde huzursuzluk...
MHP Lideri Devlet Bahçeli TBMM Başkanlığı için bir önceki dönemde CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olan ve MHP'nin de destek verdiği Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aday çıkarmıştı.
İhsanoğlu'nun aday gösterilmesindeki amaç çok açıktı.
CHP'nin de desteğini alarak seçimi kazanmak.
Ancak öyle olmadı.
CHP kendi Cumhurbaşkanı adayı olan ismi desteklemek yerine, kendi partilerinin genel başkanlığına bile layık görmedikleri Deniz Baykal'ı milletin meclisine başkan yapmak için aday gösterdiler.
Ne acayip bir durum değil mi!?
Kendi partinin başkanlığına layık görmüyorsun ama TBMM'nin başkanlığına layık görüyorsun.
Deniz Baykal'ın genel başkanlıktan indirilme sebebini de hepimiz biliyoruz...
***
Başkanlık seçimi sürecinde iki ilginç olay yaşandı.
MHP'ye ve Devlet Bahçeli'ye tezgah açmakla meşgul olan medya unsurları bu gizemli iki olayı gündeme bile almadı.
Önce Deniz Baykal, sonra eski CHP'li şeni HDP'li Celal Doğan yerden yere vurdukları Cumhurbaşkanı Erdoğan ile GİZLİ birer görüşme yaptılar.
Bu görüşmelerin yapıldığı aşikar ancak içeriği gizli idi.
Bu görüşmelerde neler konuşuldu?
MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye oynanan oyunların düzenlemesi mi yapıldı?
Bilemiyoruz...
***
Diğer tarafta iç muhalifler de boş durmuyordu.
"Devlet Bahçeili varken MHP'ye oy vermem" düşüncesini tüm Ülkücülere benimsetmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlardı.
Başta kronik Devlet Bahçeli düşmanlığının lideri Arif Şirin olmak üzere koltuk sevdalısı bütün unsurlar harekete geçmişti.
Algı yöneticilerinin de stratejik desteklerini arkalarına alarak, Fetö ve sol yayın organlarında boy gösterip, Bahçeli aleyhine propagandalar yapıyorlardı.
Bir kez daha MHP'yi HDP+CHP+Fetö şeytan üçgenine çekmeye çalıştılar TBMM seçimlerinde.
Fakat Lider Devlet Bahçeli bir kez daha HAYIR diyerek bir oyunu daha bozmuştu.
***
1 Kasım seçimlerine giderken MHP'yi en güçlü silahlarından biri ile vurmaya çalıştılar.
Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş'i seçim hükümetine alarak MHP'yi 1 Kasım seçimlerinde baraj altına itme planı da uygulamaya konulmuştu.
MHP'nin baraj altında bırakılması için Devlet Bahçeli aleyhinde yürütülen propaganda da tüm hızıyla ve acımasızlığıyla devam ediyordu.
Bilge Lider Devlet BAHÇELİ tüm tehdit ve siyasi rüşvetlere HAYIR dedi ve tüm oyunları bozdu.
Baraj altında kalmasına kesin gözüyle bakılan MHP yüzde 12 oy alarak tüm haşmeti ve azametiyle Milletin Meclisinde milleti temsil etmeye devam etti.
***
1 Kasım sonrasında da oyunlar bitmedi.
Hepimizin malumu olan oyunlar bir bir bozuldu.
Devlet Bahçeli son olarak Fetö terör örgütünün darbe oyununu da bozarak bu aziz milleti içine çekmek istedikleri bir iç savaş belasından kurtardı.
Her zaman olduğu gibi Devlet Bahçeli'yi zamanında eleştirenler "Yine haklı çıktı" demekten kendilerini alamadılar.
***
Türk Milleti, MHP ve Bilge Lider üzerine oynanan oyunlar tükenmeyecek.
Bunu çok iyi biliyoruz.
Şükürler olsun ki, bu oyunları bozmakta ustalaşan bir liderimiz var...
Allah ömrünü uzun etsin Türk Milleti'nin Bilge Lideri Devlet Bahçeli...
Ülkenin bugün içinde bulunduğu durumu, yani din referanslı siyasetin ülkemizde iktidar oluş sürecini irdeleyecek olursak İnönü liderliğindeki CHP'nin "Türkçe Ezan" dayatmasına kadar inmek gerekir.
Ancak biz bu yazımızda 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında ortaya çıkan dunum vaziyetine bir bakalım.
***
7 Haziran'da millet tüm siyaset kurumlarına mesaj verdi.
Özellikle de AKP ve MHP'ye.
AKP'ye "Sen bizim için vazgeçilmez değilsin, attığın adımlara dikkat et!" mesajı verildi.
MHP'ye ise, "İktidarın alternatifi sensin. Her an iktidar olmaya hazır ol!" mesajını verdi bu millet.
7 Haziran sonuçları elbette CHP ve HDP'ye mesaj veriyordu.
Millet her iki partiyi de TBMM çatısı altına almış ve "Terör'den uzak durun, terörün karşısında durun, milletin sesine kulak verin" denildi.
***
Bu mesajlar herkes tarafından çok iyi anlaşıldı.
7 Haziran öncesinde Yeni Türkiye söyleminde birleşen HDP, CHP, AKP ve FETÖ 7 Haziran seçimleri sonrasında ayrışma noktasına geldi.
AKP kaybettiği oyları telafi etmenin derdine düştü.
Kenara çekildi ve oyunu izlemeye başladı.
Cumhuriyet tarihinin en büyük algı yönetimlerine imza atan FETÖ işbaşına geçti.
MHP karşıtı bir oyun kuruldu.
Daha doğrusu MHP Lideri Devlet Bahçeli karşıtı bir oyun.
***
Öyle bir algı yaratıldı ki, AKP karşıtı olan herkes aslında MHP'yi seviyor, ama Lider Devlet BAHÇELİ'nin MHP'yi bitiriyordu.
İdeolojik bir siyaset kurumu olan MHP'nin bitmesine en çok sevinecek olan solcular bile MHP'yi seviyormuş, onu anladık!
Bahçeli olmasaydı, AKP olmayacaktı(!)
7 Haziran sonrasında oynanan oyunla gelinen nokta buydu.
HDP, CHP, FETÖ, ve bunların medya unsurları elbirliği etmiş Devlet Bahçeli'nin MHP'nin başından uzaklaştırılması gerektiği algısını milletin beynine işlemeye çalışıyorlardı.
***
Millet MHP'ye "iktidara hazır ol!" mesajı vermişti ve bütün tehlike de buydu aslında.
MHP'nin acilen karıştırılması, Ülkücüler'in birbirine düşürülmesi ve iktidar alternatifi olmaktan çıkarılması gerekiyordu.
Önce koalisyon kozunu oynadılar.
MHP'yi CHP ve sırtını Pkk terör örgütüne yasladığını açıkça beyan eden HDP ile bir koalisyona itmek için ellerinden gelen kurnazlığı yaptılar.
Hatta CHP lideri Kılıçdaroğlu, Bahçeli'ye "Başbakan sen ol!" diyerek Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvetini bile teklif etmişti.
***
MHP Lideri Devlet Bahçeli "Hayır" diyordu.
Çünkü biliyordu ki, bebek katili bir terör örgütü olan Pkk'nın siyasi uzantısı HDP ile aynı safta durmak bile MHP'yi ilk seçimde baraj altında bırakacak belki de siyasi yaşamını sona erdirecekti.
Bu oyuna HAYIR diyerek bozan Bilge Lider Bahçeli, yeni oyunlarla karşı karşıyaydı...
Bir yandan TBMM Başkanlık seçimi, bir yandan parti içinde huzursuzluk...
MHP Lideri Devlet Bahçeli TBMM Başkanlığı için bir önceki dönemde CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olan ve MHP'nin de destek verdiği Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aday çıkarmıştı.
İhsanoğlu'nun aday gösterilmesindeki amaç çok açıktı.
CHP'nin de desteğini alarak seçimi kazanmak.
Ancak öyle olmadı.
CHP kendi Cumhurbaşkanı adayı olan ismi desteklemek yerine, kendi partilerinin genel başkanlığına bile layık görmedikleri Deniz Baykal'ı milletin meclisine başkan yapmak için aday gösterdiler.
Ne acayip bir durum değil mi!?
Kendi partinin başkanlığına layık görmüyorsun ama TBMM'nin başkanlığına layık görüyorsun.
Deniz Baykal'ın genel başkanlıktan indirilme sebebini de hepimiz biliyoruz...
***
Başkanlık seçimi sürecinde iki ilginç olay yaşandı.
MHP'ye ve Devlet Bahçeli'ye tezgah açmakla meşgul olan medya unsurları bu gizemli iki olayı gündeme bile almadı.
Önce Deniz Baykal, sonra eski CHP'li şeni HDP'li Celal Doğan yerden yere vurdukları Cumhurbaşkanı Erdoğan ile GİZLİ birer görüşme yaptılar.
Bu görüşmelerin yapıldığı aşikar ancak içeriği gizli idi.
Bu görüşmelerde neler konuşuldu?
MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye oynanan oyunların düzenlemesi mi yapıldı?
Bilemiyoruz...
***
Diğer tarafta iç muhalifler de boş durmuyordu.
"Devlet Bahçeili varken MHP'ye oy vermem" düşüncesini tüm Ülkücülere benimsetmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlardı.
Başta kronik Devlet Bahçeli düşmanlığının lideri Arif Şirin olmak üzere koltuk sevdalısı bütün unsurlar harekete geçmişti.
Algı yöneticilerinin de stratejik desteklerini arkalarına alarak, Fetö ve sol yayın organlarında boy gösterip, Bahçeli aleyhine propagandalar yapıyorlardı.
Bir kez daha MHP'yi HDP+CHP+Fetö şeytan üçgenine çekmeye çalıştılar TBMM seçimlerinde.
Fakat Lider Devlet Bahçeli bir kez daha HAYIR diyerek bir oyunu daha bozmuştu.
***
1 Kasım seçimlerine giderken MHP'yi en güçlü silahlarından biri ile vurmaya çalıştılar.
Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş'i seçim hükümetine alarak MHP'yi 1 Kasım seçimlerinde baraj altına itme planı da uygulamaya konulmuştu.
MHP'nin baraj altında bırakılması için Devlet Bahçeli aleyhinde yürütülen propaganda da tüm hızıyla ve acımasızlığıyla devam ediyordu.
Bilge Lider Devlet BAHÇELİ tüm tehdit ve siyasi rüşvetlere HAYIR dedi ve tüm oyunları bozdu.
Baraj altında kalmasına kesin gözüyle bakılan MHP yüzde 12 oy alarak tüm haşmeti ve azametiyle Milletin Meclisinde milleti temsil etmeye devam etti.
***
1 Kasım sonrasında da oyunlar bitmedi.
Hepimizin malumu olan oyunlar bir bir bozuldu.
Devlet Bahçeli son olarak Fetö terör örgütünün darbe oyununu da bozarak bu aziz milleti içine çekmek istedikleri bir iç savaş belasından kurtardı.
Her zaman olduğu gibi Devlet Bahçeli'yi zamanında eleştirenler "Yine haklı çıktı" demekten kendilerini alamadılar.
***
Türk Milleti, MHP ve Bilge Lider üzerine oynanan oyunlar tükenmeyecek.
Bunu çok iyi biliyoruz.
Şükürler olsun ki, bu oyunları bozmakta ustalaşan bir liderimiz var...
Allah ömrünü uzun etsin Türk Milleti'nin Bilge Lideri Devlet Bahçeli...
6 Ağustos 2016 Cumartesi
15 Temmuz Terör Darbesi ve bize öğrettikleri - 2 -
Hakimiyet Milletindir!
15 Temmuz'un bize öğrettiği değerlerden birisi de Mustafa Kemal Atatürk'ün "Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir! sözü oldu.
Daha 1 gün öncesine kadar bu sözü söylediğimizde "Hâşâ, hakimiyet Allahındır! diye karşılık verenlerin hemen hemen tamamı "Hakimiyet Milletindir!" sözünü söylemeye başladı.
Söylemek de yetmedi bütün ülkemizin cadde ve sokakları bu sözlerin yer aldığı posterlerle donatıldı.
Bütün Türkiye tek bir yürek halinde "Hakimiyet Milletindir" sözünü haykırdı 16 Temmuz sabahından itibaren.
***
Demek ki, Atatürk bu sözü söylerken hâşâ Allah'ı inkar eder bir anlamda söylememiş.
Allah'ın parmağı yok gözünüze soksun.
İşte öyle bir bela ve musibet veriyor ki, O'na atılan iftiralar bir anda yerle bir oluyor.
Ona iftira atanlar bile O'nun sözünü haykırıyor her yerde.
Atatürk'e saldırmak, Atatürk'e hakaret etmek, Atatürk'ü küçük düşürmeye çalışmak hiç bir işe yaramıyor.
Çünkü Atatürk büyük bir insandır.
Büyük bir devlet adamı.
Büyük bir politikacı.
Büyük bir Komutan.
Ve bizlere bu güzel vatanı, bu güzel devletimizi armağan eden kutlu bir insan.
***
Atatürk'ü anlamak için başımıza bir musibet gelmesini mi beklemeliydik?
"Atatürk hocaları astı" diye feveran edenler, tarihi kendi amaçları doğrultusunda değiştirmeye çalışanlar, Atatürk'ü sırf kendi emelleri için din düşmanı ilan etmeye çalışanlar şimdi kısa bir süre önce "Hocaefendi Hazretleri" diye hitap ettikleri insanın asılmasını istiyorlar.
Daha dün "Dindar komutan", "Dindar polis", "Dindar savcı", "Dindar hâkim", "Dindar öğretmen" dediğimiz ve sahip çıktığımız insanları bugün terörist ilan ettik.
Bir çoğunun asılmasını istiyoruz.
Ve umarım bu noktada "Atatürk hocaları astı" diyerek Atatürk'ü milletin gözünde din düşmanı ilan etmeye kalkışanlar attıkları iftiralardan utanç duyarlar.
***
Devlet hepimizindir.
Bu devleti büyük zorluklar içinde kuran Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları da bizim en kutlu değerlerimiz arasındadır.
Bu devletin varolması için gereken her şey yapılmış, ihanet edenlerin kim olduklarına bakılmaksızın gereken yapılmıştır.
15 Temmuz terörist kalkışması sonrasında dinimizin nasıl bir kalkan olarak kullanıldığını gördük ve anladık.
Aynı durum Cumhuriyetimizin kuruluşunda da yaşanmıştı.
Bunları hem dün hem bugün bu aziz millete yaşatanların tek zırhı ve silahı din olgusu.
Umut ediyorum ki, bundan sonra bu din sömürücüsü Yezid soylarına milletimiz bir kere daha ALDANMAZ ve başımıza büyük belalar sarılmaz...
HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR!
15 Temmuz'un bize öğrettiği değerlerden birisi de Mustafa Kemal Atatürk'ün "Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir! sözü oldu.
Daha 1 gün öncesine kadar bu sözü söylediğimizde "Hâşâ, hakimiyet Allahındır! diye karşılık verenlerin hemen hemen tamamı "Hakimiyet Milletindir!" sözünü söylemeye başladı.
Söylemek de yetmedi bütün ülkemizin cadde ve sokakları bu sözlerin yer aldığı posterlerle donatıldı.
Bütün Türkiye tek bir yürek halinde "Hakimiyet Milletindir" sözünü haykırdı 16 Temmuz sabahından itibaren.
***
Demek ki, Atatürk bu sözü söylerken hâşâ Allah'ı inkar eder bir anlamda söylememiş.
Allah'ın parmağı yok gözünüze soksun.
İşte öyle bir bela ve musibet veriyor ki, O'na atılan iftiralar bir anda yerle bir oluyor.
Ona iftira atanlar bile O'nun sözünü haykırıyor her yerde.
Atatürk'e saldırmak, Atatürk'e hakaret etmek, Atatürk'ü küçük düşürmeye çalışmak hiç bir işe yaramıyor.
Çünkü Atatürk büyük bir insandır.
Büyük bir devlet adamı.
Büyük bir politikacı.
Büyük bir Komutan.
Ve bizlere bu güzel vatanı, bu güzel devletimizi armağan eden kutlu bir insan.
***
Atatürk'ü anlamak için başımıza bir musibet gelmesini mi beklemeliydik?
"Atatürk hocaları astı" diye feveran edenler, tarihi kendi amaçları doğrultusunda değiştirmeye çalışanlar, Atatürk'ü sırf kendi emelleri için din düşmanı ilan etmeye çalışanlar şimdi kısa bir süre önce "Hocaefendi Hazretleri" diye hitap ettikleri insanın asılmasını istiyorlar.
Daha dün "Dindar komutan", "Dindar polis", "Dindar savcı", "Dindar hâkim", "Dindar öğretmen" dediğimiz ve sahip çıktığımız insanları bugün terörist ilan ettik.
Bir çoğunun asılmasını istiyoruz.
Ve umarım bu noktada "Atatürk hocaları astı" diyerek Atatürk'ü milletin gözünde din düşmanı ilan etmeye kalkışanlar attıkları iftiralardan utanç duyarlar.
***
Devlet hepimizindir.
Bu devleti büyük zorluklar içinde kuran Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları da bizim en kutlu değerlerimiz arasındadır.
Bu devletin varolması için gereken her şey yapılmış, ihanet edenlerin kim olduklarına bakılmaksızın gereken yapılmıştır.
15 Temmuz terörist kalkışması sonrasında dinimizin nasıl bir kalkan olarak kullanıldığını gördük ve anladık.
Aynı durum Cumhuriyetimizin kuruluşunda da yaşanmıştı.
Bunları hem dün hem bugün bu aziz millete yaşatanların tek zırhı ve silahı din olgusu.
Umut ediyorum ki, bundan sonra bu din sömürücüsü Yezid soylarına milletimiz bir kere daha ALDANMAZ ve başımıza büyük belalar sarılmaz...
HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR!
12 Haziran 2014 Perşembe
AK Bülent Arınç ve Türk Bayrağı...
Bayrak namustur diyoruz...
Hele ki;
Askeri birliklerimizde dalgalanan bayraklarımız namus ötesidir...
Biz evlerimizde Kur'an-ı Kerim'i bayrağa sarıp muhafaza eden bir milletiz...
Bizim için bayrak o derece kutsaldır/olmalıdır...
Bir it çıktı direğe ve bayrağı indirdi.
Hem de askeri birlikteki bir bayrağımızı indirdi.
Birlikteki nöbetçiler izledi.
Askerler izledi.
Onların komutanları izledi.
Hükümet izledi.
Biz de televizyonlarımızın başında izledik.
Çakal soyu öylesine rahat, öylesine pervasız...
Acele bile etmiyor.
Duvara tırmanıyor,
Dikenli telleri geçiyor,
Bayrak direğine tırmanıyor...
Bayrağı yerinden söküyor,
Ve dönüp dışarıda bekleyen leş kargalarına doğru atıyor...
***
Bu anlattıklarımız Türkiye'de bir askeri birlikte oluyor...
Düşünüyoruz nasıl bu kadar rahat olabilirler?
Bu adam hiç mi korkmuyor askerin biri sıkar G3 mermisini armut gibi indirir diye...
Demek ki düşünmüyor ki, o kadar rahat...
Sanki birileri "Aslan parçası sen çık o direğe bayrağı indir, rahat ol kimse sana dokunmayacak" garantisi vermiş kadar rahat...
AKP Hükümeti döneminde bayrağımıza bir çok kez saldırılar olmuştu.
Mersin'de bölücüler tarafından yakılmış,
Bir gazeteci müsveddesi TÜRK Bayrağı adının değiştirilmesini önermiş,
Bazı bürokrat ve Bakanlar Türk Bayrağı geçiş merasiminde ayağa kalkmamışlardı.
Dikkat edersek bayrağa karşı yapılan saldırılar aşama aşama yürütülüyor...
Bayrağımıza yapılan hakaretler ve saldırılar sindire sindire normalleştiriliyor...
Hele ki, AKP destekçileri tarafından AKP ne yaparsa normal karşılanıyor zaten...
***
Dün akşam evde TV karşısında haberleri izlerken bir haber resmen kanımı dondurdu.
AKP Hükümetinin Başbakan Yardımcısı ağlakbaşı Bülent Arınç bayrak olayı ile ilgili açıklamalarda bulunuyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Bayrağımızı indireni alnının çatından vuracaksın" sözlerini alaycı bir tavırla eleştiriyor:
"Bahçeli benden biraz büyük, ama hukuk bilmiyor. Bunun hukuk ile bir ilgisi yok. Hukuk'ta bayrağı indirenin cezası 1 yıldan başlar. Öyle her bayrak indireni, her bayrağa hakaret edeni alnının çatından vurursanız ortalık cesetten geçilmez"
İşte bu sözler AKP'nin bugüne kadar yürüttüğü bayrağı itibarsızlaştırma ve bayrak düşmanlarını cesaretlendirme politikasının bir parçasıdır.
Bülent Arınç'ın eleştirdiği bu sözlerin aynısını sayın BB Erdoğan da söylemişti. Sonradan çark etti. İlk şaşkınlıkla ağzından çıkıvermişti sanırım.
***
Bülent Arınç'ın dün yaptığı bu açıklamayı özellikle AKP'ye oy veren vatandaşlarımız çok iyi tahlil etmelidir.
Bülent Arınç'ın bu sözleri bölücü unsurları bayrak indirme konusunda daha da cesaretlendirecek açıklamalardır. "En kötüsü 1 yıl hapis yatarım" diyen her it bir direğe tırmanıp, bayrağımızı indirme çabası içine girecektir.
Bunun yanı sıra bayrağımızı korumakla görevli olan güvenlik görevlilerimiz de "Bu adamı indirirsem ben cinayet ile suçlanırım. En kötü ihtimal ile 18-20 yıl hapis yatma ihtimalim var" deyip, bayrağımızın indirilmesini seyretmeyi tercih edecek.
Yani bayrak indireni alnının çatından vurmaya kalkışacak olanlara da bir gözdağıdır bu açıklama.
***
AKP Yıllardır bunu hep yapıyor.
Böylesi zor durumlarda farklı kişilerden farklı açıklamalar geliyor ve bir karambol durumu yaratılıyor.
Halkın kafası karıştırılıyor.
Muhalefet hangi açıklamayı gündeme getireceğini bilemiyor.
Her söyledikleri ayrı bir tartışma konusu oluyor.
Ve arada yapmak istediklerini yapıyorlar...
Bugüne kadar aziz milletimiz "O kadar da olmaz" diye diye bayrağımızın böylesi ağır bir şekilde askeri birlikten indirilmesi noktasına gelmiştir.
Bundan sonrası daha vahim gelişmelere gebedir.
Aziz milletimiz artık gaflet uykusundan uyanmalı ve bayrağımızı bu denli itibarsız hale getirenlere Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Osmanlı tokadını vurmalıdır...
Hele ki;
Askeri birliklerimizde dalgalanan bayraklarımız namus ötesidir...
Biz evlerimizde Kur'an-ı Kerim'i bayrağa sarıp muhafaza eden bir milletiz...
Bizim için bayrak o derece kutsaldır/olmalıdır...
Bir it çıktı direğe ve bayrağı indirdi.
Hem de askeri birlikteki bir bayrağımızı indirdi.
Birlikteki nöbetçiler izledi.
Askerler izledi.
Onların komutanları izledi.
Hükümet izledi.
Biz de televizyonlarımızın başında izledik.
Çakal soyu öylesine rahat, öylesine pervasız...
Acele bile etmiyor.
Duvara tırmanıyor,
Dikenli telleri geçiyor,
Bayrak direğine tırmanıyor...
Bayrağı yerinden söküyor,
Ve dönüp dışarıda bekleyen leş kargalarına doğru atıyor...
***
Bu anlattıklarımız Türkiye'de bir askeri birlikte oluyor...
Düşünüyoruz nasıl bu kadar rahat olabilirler?
Bu adam hiç mi korkmuyor askerin biri sıkar G3 mermisini armut gibi indirir diye...
Demek ki düşünmüyor ki, o kadar rahat...
Sanki birileri "Aslan parçası sen çık o direğe bayrağı indir, rahat ol kimse sana dokunmayacak" garantisi vermiş kadar rahat...
AKP Hükümeti döneminde bayrağımıza bir çok kez saldırılar olmuştu.
Mersin'de bölücüler tarafından yakılmış,
Bir gazeteci müsveddesi TÜRK Bayrağı adının değiştirilmesini önermiş,
Bazı bürokrat ve Bakanlar Türk Bayrağı geçiş merasiminde ayağa kalkmamışlardı.
Dikkat edersek bayrağa karşı yapılan saldırılar aşama aşama yürütülüyor...
Bayrağımıza yapılan hakaretler ve saldırılar sindire sindire normalleştiriliyor...
Hele ki, AKP destekçileri tarafından AKP ne yaparsa normal karşılanıyor zaten...
***
Dün akşam evde TV karşısında haberleri izlerken bir haber resmen kanımı dondurdu.
AKP Hükümetinin Başbakan Yardımcısı ağlakbaşı Bülent Arınç bayrak olayı ile ilgili açıklamalarda bulunuyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Bayrağımızı indireni alnının çatından vuracaksın" sözlerini alaycı bir tavırla eleştiriyor:
"Bahçeli benden biraz büyük, ama hukuk bilmiyor. Bunun hukuk ile bir ilgisi yok. Hukuk'ta bayrağı indirenin cezası 1 yıldan başlar. Öyle her bayrak indireni, her bayrağa hakaret edeni alnının çatından vurursanız ortalık cesetten geçilmez"
İşte bu sözler AKP'nin bugüne kadar yürüttüğü bayrağı itibarsızlaştırma ve bayrak düşmanlarını cesaretlendirme politikasının bir parçasıdır.
Bülent Arınç'ın eleştirdiği bu sözlerin aynısını sayın BB Erdoğan da söylemişti. Sonradan çark etti. İlk şaşkınlıkla ağzından çıkıvermişti sanırım.
***
Bülent Arınç'ın dün yaptığı bu açıklamayı özellikle AKP'ye oy veren vatandaşlarımız çok iyi tahlil etmelidir.
Bülent Arınç'ın bu sözleri bölücü unsurları bayrak indirme konusunda daha da cesaretlendirecek açıklamalardır. "En kötüsü 1 yıl hapis yatarım" diyen her it bir direğe tırmanıp, bayrağımızı indirme çabası içine girecektir.
Bunun yanı sıra bayrağımızı korumakla görevli olan güvenlik görevlilerimiz de "Bu adamı indirirsem ben cinayet ile suçlanırım. En kötü ihtimal ile 18-20 yıl hapis yatma ihtimalim var" deyip, bayrağımızın indirilmesini seyretmeyi tercih edecek.
Yani bayrak indireni alnının çatından vurmaya kalkışacak olanlara da bir gözdağıdır bu açıklama.
***
AKP Yıllardır bunu hep yapıyor.
Böylesi zor durumlarda farklı kişilerden farklı açıklamalar geliyor ve bir karambol durumu yaratılıyor.
Halkın kafası karıştırılıyor.
Muhalefet hangi açıklamayı gündeme getireceğini bilemiyor.
Her söyledikleri ayrı bir tartışma konusu oluyor.
Ve arada yapmak istediklerini yapıyorlar...
Bugüne kadar aziz milletimiz "O kadar da olmaz" diye diye bayrağımızın böylesi ağır bir şekilde askeri birlikten indirilmesi noktasına gelmiştir.
Bundan sonrası daha vahim gelişmelere gebedir.
Aziz milletimiz artık gaflet uykusundan uyanmalı ve bayrağımızı bu denli itibarsız hale getirenlere Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Osmanlı tokadını vurmalıdır...
20 Haziran 2013 Perşembe
Bir millet "sağduyu"suz kalırsa!
Sağduyu...
Doğru karar verebilme,
Doğru yargılama yapabilme,
Doğru düşünebilme yetisi...
Bu halde bir milletin en önemli varlığı "sağduyu"sudur demek çok da abartı olmayacak.
Sağduyu ne zaman lazımdır bir millete...
Toplumsal bir sorun varsa!
Toplumsal olaylar varsa!
Toplumsal gerilim varsa!
Tam zamanıdır sağduyunun...
Böyle hallerde en çok ihtiyaç duyulan şeydir sağduyu...
Bir aya yakın zamandır süren Gezi Parkı eylemlerini baştan aşağı incelediğimiz vakit baştan aşağı bir millet olarak sağduyumuzu yitirdiğimizi görebilmek mümkün olmaktadır.
***
Millet olgusu aile kavramının büyütülmüş halidir.
Kalabalık bir aile...
Farklı düşüncelere sahip,
Farklı yaşam tarzlarına sahip,
Farklı siyasi görüşlere sahip bir ailenin antidemokratik bir hiyararşik yapısı vardır.
Baba her zaman devlet başkanı yetkilerine sahiptir.
Son söz ona aittir.
Anne başbakandır...
Aileyi çekip çeviren, tüm bakanlık yetkilerini üzerinde toplayandır o...
Baba ile aile bireyleri arasında zaman zaman anlaşmazlıklar ortaya çıkar.
Evlatlardan bazıları babaya kazan kaldırır...
Evlatlar da kendi aralarında zaman zaman görüş ayrılıklarına düşerler...
Kavgalar, dargınlıklar, küskünlükler ortaya çıkar...
Kimileri evi terkeder...
Kimileri aynı evde yaşamaya mahkumdur ama küskündür...
Susan adam olarak eylem yapar kimileri ev içinde...
***
Doğal aile kuralları gereği aldığı güç ile baba yani devlet başkanı acımasızdır...
Evde kargaşa ortamında kap kacak kırmaya, ortalığı kırıp dökmeye yeltenenlere basar sopayı...
Bir nevi orantısız güç kullanır...
Bu orantısız güç karşısında evlatlar çaresizdir...
Tam bu ortamda başbakan girer araya...
Yani anne...
Başbakan, İçişleri bakanı, maliye bakanı;
Hasılı kelam ailenin her şeyi olan başbakan...
İki tarafı da sakinleştirmeye çalışır...
- Bey bi dur Allasen, onlar bizim evlatlarımız...
- Olmaz olsun böyle evlat, Allah kahretsin sizin gibi evlatları...
- Aman bey deme öyle, sen şöyle otur biraz ben şimdi onlarla konuşurum...
İşte bu sağduyudur...
Sağduyu işbaşındadır...
Ailenin temel direği...
Aileyi her türlü dış ve iç mihraklara karşı korumasını bilen sağduyudur evin başbakanı...
Evlatlarını alır karşısına;
- Evlatlarım tamam siz de haklısınız ama bu iş böyle kırıp dökmekle olmaz. Sonuçta o sizin babanız. Biz bir aileyiz, oturup konuşmadan birbirimizi anlayamayız. Vurmak, kırmak, sadece bizi bölmeye yarar....
***
Sonuçta tüm bu kaos ortamı "sağduyu"nun gayretleri sayesinde aşılır.
Komşunun kışkırtmaları da, aile bireyleri içindeki görüş ayrılıkları da o aileyi yıkmaya yetmez.
Çünkü o ailenin bir sağduyusu vardır.
Bu örnekten hareketle Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan bu ülkenin insanları olarak bizim sağduyumuz kimdir? sorusunu sormak lazım öncelikle kendimize...
Olaylar henüz bir kargaşa ortamına girmemişken; "Ne yaparsanız yapın Taş Kışla oraya yapılacak" diye kestirip atan yargı kararını bile tanımayan, kendi evlatlarına bir avuç çapulcu diyen Recep Tayyip Erdoğan mı?
Bize emanet edilen Cumhuriyetin en üst düzey savunucusu ve koruyucusu olarak yaşanan şu olaylar üzerinde zerre sağduyu örneği gösteremeyen, olumlu yönde zerre yaptırım uygulayamayan Cumhurbaşkanı mı?
Olaylar genişledikçe elindeki körüğü daha da şiddetli bir şekilde yangına doğru körükleyen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve CHP milletvekilleri mi?
Her iki taraf adına milleti sukünete çağırmak yerine şiddet ve kutuplaşmayı zirveye çıkaracak yayınlar yapan gazete ve televizyonlar mı?
Yazdıkları köşe yazıları ile milletin içine nifak tohumları atan gazeteci ve yazarlar mı?
***
Nerde bu milletin sağduyusu?
Kim aldı götürdü, sesini soluğunu kesti bizim sağduyumuzun?
Nereye sakladınız bu milletin sağduyusunu?
Olaylar bitmiş,
Millet olarak bu olayların yaralarını sarmamız gerekirken neden halen kendimizi savunma telaşındayız?
Neden halen birbirimiz hakkında uyduruk belgeler, videolar, fotoğraflar hazırlayıp servis ederek bu yarayı kaşımanın peşindeyiz?
Neden halen milletin çeşitli değerleri üzerinden siyaset yapıyor, oy avcılığı yapıyoruz?
Benim sağduyum nerede?
Biz bu kadar mı birbirinden uzaklaşmış bir aile haline geldik?
1000 yıldır bir çok badire atlatmadık mı bizler beraberce?
Aramıza sokulan onca nifak tohumlarına rağmen bin yıldır kardeşçe, büyük bir aile olarak yaşamadık mı biz bu topraklarda?
Nerde bizim Yunus Emre'miz?
Nerde bizim Mevlana'mız?
Nerde bizim Pir Sultan Abdal'ımız?
Nerde bizim Aziz Mahmud Hüdai'miz?
Nerde bizim Mehmed Akif Ersoy'umuz?
Nerde bizim sağduyumuz efendiler nerde?
***
Neden bizim her iki tarafa da "Yahu arkadaş bi durun bakalım" diyebilecek bir sağduyu kaynağımız yok?
Aslında var o sağduyu bizde!
Ama sadece seçim sandığında tezahür ediyor o sağduyu...
Önümüzde yine bir seçim var...
Kısa bir süre sonra bu sağduyu yine sandıkta ortaya çıkacaktır...
Bu milletin sadece AKP ve CHP'si yok!
Bu milletin MHP'si var!
Bu milletin BBP'si var!
Bu milletin SP'si var!
Bu milletin DYP'si var!
Bu milletin TKP'si var!
Bu milletin İP'si var!
Bu milletin iradesini ortaya koyarak sizin koltuklarınıza oturtacağı çok insanı var, bir çok siyasi partisi var!
Yeter ki o sağduyusunu sandıkta gösterebilsin!
Bugüne kadar sandığa gitmeyen o 10 milyonu aşkın sağduyu sahibi seçmen bu seçimlerde sandığa gidecek ve milletin sağduyusunu milletin değerleri üzerinden siyasi rant elde etmeye çalışanlara gösterecektir!
Allah bu milletin yar ve yardımcısı olsun!
Doğru karar verebilme,
Doğru yargılama yapabilme,
Doğru düşünebilme yetisi...
Bu halde bir milletin en önemli varlığı "sağduyu"sudur demek çok da abartı olmayacak.
Sağduyu ne zaman lazımdır bir millete...
Toplumsal bir sorun varsa!
Toplumsal olaylar varsa!
Toplumsal gerilim varsa!
Tam zamanıdır sağduyunun...
Böyle hallerde en çok ihtiyaç duyulan şeydir sağduyu...
Bir aya yakın zamandır süren Gezi Parkı eylemlerini baştan aşağı incelediğimiz vakit baştan aşağı bir millet olarak sağduyumuzu yitirdiğimizi görebilmek mümkün olmaktadır.
***
Millet olgusu aile kavramının büyütülmüş halidir.
Kalabalık bir aile...
Farklı düşüncelere sahip,
Farklı yaşam tarzlarına sahip,
Farklı siyasi görüşlere sahip bir ailenin antidemokratik bir hiyararşik yapısı vardır.
Baba her zaman devlet başkanı yetkilerine sahiptir.
Son söz ona aittir.
Anne başbakandır...
Aileyi çekip çeviren, tüm bakanlık yetkilerini üzerinde toplayandır o...
Baba ile aile bireyleri arasında zaman zaman anlaşmazlıklar ortaya çıkar.
Evlatlardan bazıları babaya kazan kaldırır...
Evlatlar da kendi aralarında zaman zaman görüş ayrılıklarına düşerler...
Kavgalar, dargınlıklar, küskünlükler ortaya çıkar...
Kimileri evi terkeder...
Kimileri aynı evde yaşamaya mahkumdur ama küskündür...
Susan adam olarak eylem yapar kimileri ev içinde...
***
Doğal aile kuralları gereği aldığı güç ile baba yani devlet başkanı acımasızdır...
Evde kargaşa ortamında kap kacak kırmaya, ortalığı kırıp dökmeye yeltenenlere basar sopayı...
Bir nevi orantısız güç kullanır...
Bu orantısız güç karşısında evlatlar çaresizdir...
Tam bu ortamda başbakan girer araya...
Yani anne...
Başbakan, İçişleri bakanı, maliye bakanı;
Hasılı kelam ailenin her şeyi olan başbakan...
İki tarafı da sakinleştirmeye çalışır...
- Bey bi dur Allasen, onlar bizim evlatlarımız...
- Olmaz olsun böyle evlat, Allah kahretsin sizin gibi evlatları...
- Aman bey deme öyle, sen şöyle otur biraz ben şimdi onlarla konuşurum...
İşte bu sağduyudur...
Sağduyu işbaşındadır...
Ailenin temel direği...
Aileyi her türlü dış ve iç mihraklara karşı korumasını bilen sağduyudur evin başbakanı...
Evlatlarını alır karşısına;
- Evlatlarım tamam siz de haklısınız ama bu iş böyle kırıp dökmekle olmaz. Sonuçta o sizin babanız. Biz bir aileyiz, oturup konuşmadan birbirimizi anlayamayız. Vurmak, kırmak, sadece bizi bölmeye yarar....
***
Sonuçta tüm bu kaos ortamı "sağduyu"nun gayretleri sayesinde aşılır.
Komşunun kışkırtmaları da, aile bireyleri içindeki görüş ayrılıkları da o aileyi yıkmaya yetmez.
Çünkü o ailenin bir sağduyusu vardır.
Bu örnekten hareketle Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan bu ülkenin insanları olarak bizim sağduyumuz kimdir? sorusunu sormak lazım öncelikle kendimize...
Olaylar henüz bir kargaşa ortamına girmemişken; "Ne yaparsanız yapın Taş Kışla oraya yapılacak" diye kestirip atan yargı kararını bile tanımayan, kendi evlatlarına bir avuç çapulcu diyen Recep Tayyip Erdoğan mı?
Bize emanet edilen Cumhuriyetin en üst düzey savunucusu ve koruyucusu olarak yaşanan şu olaylar üzerinde zerre sağduyu örneği gösteremeyen, olumlu yönde zerre yaptırım uygulayamayan Cumhurbaşkanı mı?
Olaylar genişledikçe elindeki körüğü daha da şiddetli bir şekilde yangına doğru körükleyen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve CHP milletvekilleri mi?
Her iki taraf adına milleti sukünete çağırmak yerine şiddet ve kutuplaşmayı zirveye çıkaracak yayınlar yapan gazete ve televizyonlar mı?
Yazdıkları köşe yazıları ile milletin içine nifak tohumları atan gazeteci ve yazarlar mı?
***
Nerde bu milletin sağduyusu?
Kim aldı götürdü, sesini soluğunu kesti bizim sağduyumuzun?
Nereye sakladınız bu milletin sağduyusunu?
Olaylar bitmiş,
Millet olarak bu olayların yaralarını sarmamız gerekirken neden halen kendimizi savunma telaşındayız?
Neden halen birbirimiz hakkında uyduruk belgeler, videolar, fotoğraflar hazırlayıp servis ederek bu yarayı kaşımanın peşindeyiz?
Neden halen milletin çeşitli değerleri üzerinden siyaset yapıyor, oy avcılığı yapıyoruz?
Benim sağduyum nerede?
Biz bu kadar mı birbirinden uzaklaşmış bir aile haline geldik?
1000 yıldır bir çok badire atlatmadık mı bizler beraberce?
Aramıza sokulan onca nifak tohumlarına rağmen bin yıldır kardeşçe, büyük bir aile olarak yaşamadık mı biz bu topraklarda?
Nerde bizim Yunus Emre'miz?
Nerde bizim Mevlana'mız?
Nerde bizim Pir Sultan Abdal'ımız?
Nerde bizim Aziz Mahmud Hüdai'miz?
Nerde bizim Mehmed Akif Ersoy'umuz?
Nerde bizim sağduyumuz efendiler nerde?
***
Neden bizim her iki tarafa da "Yahu arkadaş bi durun bakalım" diyebilecek bir sağduyu kaynağımız yok?
Aslında var o sağduyu bizde!
Ama sadece seçim sandığında tezahür ediyor o sağduyu...
Önümüzde yine bir seçim var...
Kısa bir süre sonra bu sağduyu yine sandıkta ortaya çıkacaktır...
Bu milletin sadece AKP ve CHP'si yok!
Bu milletin MHP'si var!
Bu milletin BBP'si var!
Bu milletin SP'si var!
Bu milletin DYP'si var!
Bu milletin TKP'si var!
Bu milletin İP'si var!
Bu milletin iradesini ortaya koyarak sizin koltuklarınıza oturtacağı çok insanı var, bir çok siyasi partisi var!
Yeter ki o sağduyusunu sandıkta gösterebilsin!
Bugüne kadar sandığa gitmeyen o 10 milyonu aşkın sağduyu sahibi seçmen bu seçimlerde sandığa gidecek ve milletin sağduyusunu milletin değerleri üzerinden siyasi rant elde etmeye çalışanlara gösterecektir!
Allah bu milletin yar ve yardımcısı olsun!
10 Haziran 2013 Pazartesi
Gezi Parkı ahalisi diyor ki...
İster evde oturan yüzde 50 olun,
İster sokağa çıkan yüzde 50...
Ne olursanız olun, mutlaka ama mutlaka Gezi Parkı Direnişçilerini tanıyın...
Tanımadan karar vermeyin...
Tanımadan yorum yapmayın...
Tanımadan fikir yürütmeyin...
Tanımadan cehennemin kapısını açıp kıçlarına tekmeyi yapıştırmayın..
Mutlaka tanıyın...
Bir gün sessiz sedasız çıkın Gezi Parkı'na ve oranın ruhunu tanımaya çalışın...
Gezi Parkı ahalisini tanıdıkça eminim fikirleriniz daha sağlıklı olacaktır...
***
Evet çoğunun dediği gibi "3-5 ağaç" meselesiydi onların meselesi...
Kısa sürede o "3-5" ağaç meselesi "benim meselem" oldu...
Neydi benim meselem!?
Başbakanın hükümetin açma-kapama ücreti adı altında yapılan soyguna duyarsız kalması...
Sonra Ahmet'in meselesi oldu...
Neydi Ahmet'in meselesi!?
Türkiye'de açlık sınırının altındaki asgari ücretle zengine kölelik etmek...
Sonra Zeynep'in meselesi oldu!
Neydi Zeynep'in meselesi?
Yeni doğmuş bebeğine pişik yapmayan çocuk bezi alamayışıydı...
Sonra Özgür'ün meselesi oldu.
Neydi Özgür'ün meselesi?
Üniversite'de okuyabilmek için aynı zamanda çalışmak zorunda kalmasıydı...
Sonra Ayça'nın meselesi oldu.
Neydi Ayça'nın meselesi?
Üniversite'de özgürce düşüncelerini dile getiremiyor olmasıydı...
Sonra esnaf Rıza'nın meselesi oldu...
Neydi esnaf Rıza'nın meselesi?
AVM'ler ve Dev Marketlerin mantar gibi çoğalması sonucu küçük dükkanının kepenklerine kilit vurmasıydı...
Sonra Hasan'ın meselesi oldu.
Neydi Hasan'ın meselesi?
Şehide kelle, teröristbaşına sayın diyen bir başbakanın olmasıydı...
Sonra Mehmet'in meselesi oldu.
Neydi Mehmet'in meselesi?
Amcasının oğlu teröristlerle vatanı korumak için savaşırken şehit düşmüş ve bugün devlet onu şehit edenlerle pazarlık yapıyordu...
***
Evet o "üç-beş ağaç" meselesi bir gün içinde hepimizin meselesini bünyesinde toplayan koca bir direniş olmuştu...
Millet'ten aldığı yüzde 50'lik güç ile kendisini BÜYÜK GÜÇ ilan eden ve diğer yüzde 50'yi yok sayan bir zihniyete karşı uzun zamandır insanların vicdanlarında sindirdikleri duyguların patlama noktası oldu bu üç-beş ağaç direnişi...
Anlayacağınız, Gezi Parkı'nda yeşeren o küçük fidan birden bire devasa bir ağaç haline geldi ve bütün meselesi olanların sembolü oldu...
Bu sembol her geçen daha da büyüyor...
Sembol'ün etrafında toplananlar çoğaldıkça çoğalıyor...
Fakat elbetteki bu büyümenin de getirdiği bazı sıkıntılar ortaya çıkıyor...
Bunlardan en belirgin olanı da özellikle sol örgüt ve partilerin orada kendilerini reklam etme çabaları...
***
Gezi Parkı Direnişçileri bize yeni bir neslin doğuşunu anlatıyor aslında...
Partilerin kendilerini sadece "Seçmen" olarak görmesine isyan ediyorlar...
Zekalarıyla dalga geçme cüreti gösteren politikacılara isyan ediyorlar...
Çözüm üretemeyen, alternatif olamayan partileri isyan ediyorlar...
"Bizim adımıza düşünmeyin!, bizim adımıza karar vermeyin" diye haykırıyorlar...
Bu direniş hükümete karşı...
Sadece AKP'ye karşı süren bir direniş değil bu...
Tüm siyasi partiler bu direnişten ders almalıdırlar...
Artık halk seçmen olmaktan bıkmış...
Gençlik artık kendilerinin sadece seçim dönemlerinde adam yerine konulmasından bıkmış...
Orayı iyi analiz edip, herkes alacağı dersi almalı oradan...
İster sokağa çıkan yüzde 50...
Ne olursanız olun, mutlaka ama mutlaka Gezi Parkı Direnişçilerini tanıyın...
Tanımadan karar vermeyin...
Tanımadan yorum yapmayın...
Tanımadan fikir yürütmeyin...
Tanımadan cehennemin kapısını açıp kıçlarına tekmeyi yapıştırmayın..
Mutlaka tanıyın...
Bir gün sessiz sedasız çıkın Gezi Parkı'na ve oranın ruhunu tanımaya çalışın...
Gezi Parkı ahalisini tanıdıkça eminim fikirleriniz daha sağlıklı olacaktır...
***
Evet çoğunun dediği gibi "3-5 ağaç" meselesiydi onların meselesi...
Kısa sürede o "3-5" ağaç meselesi "benim meselem" oldu...
Neydi benim meselem!?
Başbakanın hükümetin açma-kapama ücreti adı altında yapılan soyguna duyarsız kalması...
Sonra Ahmet'in meselesi oldu...
Neydi Ahmet'in meselesi!?
Türkiye'de açlık sınırının altındaki asgari ücretle zengine kölelik etmek...
Sonra Zeynep'in meselesi oldu!
Neydi Zeynep'in meselesi?
Yeni doğmuş bebeğine pişik yapmayan çocuk bezi alamayışıydı...
Sonra Özgür'ün meselesi oldu.
Neydi Özgür'ün meselesi?
Üniversite'de okuyabilmek için aynı zamanda çalışmak zorunda kalmasıydı...
Sonra Ayça'nın meselesi oldu.
Neydi Ayça'nın meselesi?
Üniversite'de özgürce düşüncelerini dile getiremiyor olmasıydı...
Sonra esnaf Rıza'nın meselesi oldu...
Neydi esnaf Rıza'nın meselesi?
AVM'ler ve Dev Marketlerin mantar gibi çoğalması sonucu küçük dükkanının kepenklerine kilit vurmasıydı...
Sonra Hasan'ın meselesi oldu.
Neydi Hasan'ın meselesi?
Şehide kelle, teröristbaşına sayın diyen bir başbakanın olmasıydı...
Sonra Mehmet'in meselesi oldu.
Neydi Mehmet'in meselesi?
Amcasının oğlu teröristlerle vatanı korumak için savaşırken şehit düşmüş ve bugün devlet onu şehit edenlerle pazarlık yapıyordu...
***
Evet o "üç-beş ağaç" meselesi bir gün içinde hepimizin meselesini bünyesinde toplayan koca bir direniş olmuştu...
Millet'ten aldığı yüzde 50'lik güç ile kendisini BÜYÜK GÜÇ ilan eden ve diğer yüzde 50'yi yok sayan bir zihniyete karşı uzun zamandır insanların vicdanlarında sindirdikleri duyguların patlama noktası oldu bu üç-beş ağaç direnişi...
Anlayacağınız, Gezi Parkı'nda yeşeren o küçük fidan birden bire devasa bir ağaç haline geldi ve bütün meselesi olanların sembolü oldu...
Bu sembol her geçen daha da büyüyor...
Sembol'ün etrafında toplananlar çoğaldıkça çoğalıyor...
Fakat elbetteki bu büyümenin de getirdiği bazı sıkıntılar ortaya çıkıyor...
Bunlardan en belirgin olanı da özellikle sol örgüt ve partilerin orada kendilerini reklam etme çabaları...
***
Gezi Parkı Direnişçileri bize yeni bir neslin doğuşunu anlatıyor aslında...
Partilerin kendilerini sadece "Seçmen" olarak görmesine isyan ediyorlar...
Zekalarıyla dalga geçme cüreti gösteren politikacılara isyan ediyorlar...
Çözüm üretemeyen, alternatif olamayan partileri isyan ediyorlar...
"Bizim adımıza düşünmeyin!, bizim adımıza karar vermeyin" diye haykırıyorlar...
Bu direniş hükümete karşı...
Sadece AKP'ye karşı süren bir direniş değil bu...
Tüm siyasi partiler bu direnişten ders almalıdırlar...
Artık halk seçmen olmaktan bıkmış...
Gençlik artık kendilerinin sadece seçim dönemlerinde adam yerine konulmasından bıkmış...
Orayı iyi analiz edip, herkes alacağı dersi almalı oradan...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



