Aile olmak kolay değil...
Hele ki hiçbir kan bağı olmayan, ortak bir payda etrafında buluşan insanların bir aile oluşturması hiç de kolay değildir.
8 Temmuz 2018 tarihinde bir kez daha gördük ki, biz bunu başarabilmişiz.
Boğazın Kırmızı Şimşekleri Derneği olarak Eskişehir'de düzenlediğimiz kahvaltı etkinliğimizde 1997 yılından bu yana Eskişehirspor sevdası ile yanan gönüllerin Eskişehir'den çok uzaklarda bir araya gelerek oluşturduğu Boğazın Kırmızı Şimşekleri oluşumunun ne kadar büyük ve birbirine güçlü bağlarla bağlı bir aile olduğunu bir kez daha gördük.
***
20 yılı aşkın bir zaman öncesinde internet ortamında Eskişehirspor forum sayfasında başlayan ve kimi zaman bir çay ocağının eski taburelerinde, kimi zaman bir otelin salonunda, kimi zaman biranelerde, barlarda, kahvelerde devam eden birlikteliğimizin bugün kocaman bir aile haline geldiğini görmenin mutluluğu tarif edilemez.
Derneğimizi kurduktan sonra gerçekleştirmeyi planladığımız en önemli etkinliğimizdi kahvaltılı buluşmamız.
Yıllar önce İstanbul'da öğrenci olan arkadaşımız bugün iyi bir aile babası olmuştu...
Yine yıllar önce İstanbul'da öğrenci olduğu dönemlerde ailemizin bir parçası olan ''kızçelerimiz'' bugün iyi bir anne, iyi bir ev kadını olmuştu...
Yıllar göremediklerimiz vardı.
Okul sonrasında memuriyet yaşamına geçip, farklı illerde görev yapan arkadaşlarımız vardı...
Ve bugün BKŞ oluşumunu birlikte dernekleştirdiğimiz yeni nesil BKŞ'li kardeşlerimiz vardı...
Bunların hepsini bir araya getirmek hem oldukça zor, hem de mutlaka yapılması gereken bir görev olarak duruyordu karşımızda...
***
''Başaramayız'' düşüncesine kapılanlarımız oldu...
''Mutlaka başaracağız'' azminde olanlarımız vardı!
''Umursamaz'' tavrı takınanlarımız da vardı...
Çalıştık, çabaladık ve başardık...
''Evladım'' olarak gördüğüm bir çok kardeşimiz evlatları bahçemizde kurulan oyun parkında oynarlarken, gururlandım, heyecanlandım, gözlerim doldu...
Hepsinin gözlerinin içine baktım...
Yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu o gözlerde seyrettim...
Ve tabii ki bu güzel ortamda aramızdan ebediyete ayrılanları da unutamıyorduk...
Bir Ali Rıza Çınar ve bir Mehmet Yağcı kardeşimizin de biraraya geldiğimiz o bahçede bulunabilmesini ne çok isterdik...
Mekanları cennet olsun inşaallah...
***
OHEM Bahçe'nin çamlarının gölgesinde büyük bir aile kahvaltısında buluşmuştuk...
Onlarca ESES sevdalısı...
Onlarca güzel yürek...
Bu güzelliği nasıl anlatmak gerekir bilemiyorum...
Sanırım hepimizin tarif edemediği o duyguları değerli dernek yöneticimiz Ufuk Özek çok güzel tarif etmişti.
Ufuk Özek ile bu güzellikleri izlerken şunları söyledi:
- Milletçe yaşadığımız kültürel yozlaşma sayesinde uzun zamandır hissedemediğim o bayram sevincini ilk defa bugün hissettim. Adeta çocukluğuma geri döndüm ve o bayram sabahı heyecanını, mutluluğunu bugün yeniden hissettim...
Evet gerçekten tam da buydu hepimizin hissettikleri...
***
Bu güzel buluşmanın bir çok güzelliği vardı.
Hepsinden tek tek bahsedemesem de sevgili Serhat Cengiz'in inceliğinden, duyarlılığından bahsetmeden geçemeyeceğim.
Hem eşinin rahatsızlığı hem de evindeki tadilat çalışmaları sebebiyle aramızda kalamayacağını belirterek yanımıza kadar gelip, bir kutu lokumla mazeretini bildirmesi beni gerçekten mutlu etti, çok da duygulandırdı.
Bizlerle yıllardır kardeşlik hukukunu sürdüren Kocaeli'deki kardeş oluşum Körfezin Kırmızı Şimşekleri'nin bizi burada da yalnız bırakmaması ayrı bir güzellikti...
***
Evet başardık!
Koca bir aileyi nesilden nesile taşımayı başardık.
Bizleri bir araya getiren ve bir arada tutan Eskişehirspor sevdamız sayesinde bu büyük ailenin sonsuza kadar devam edeceğini bir kez daha gördük, yaşadık!
Bu büyük ailenin buluşmasında bizleri yalnız bırakmayan ETB Başkanı Murat Diri, ESKOD Başkanı Uğraş Erkayman ve EFDER Başkanı Bülent Göktay'a da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Ve Halil Ünal...
Eskişehirspor kulübü başkanı...
Sevilmesi ya da sevilmemesi bir yana Eskişehirspor kulübü başkanı sıfatıyla saygıyı hakeden bir adam!
Yapılan daveti kırmadı ve bütün mütevaziliğiyle aramızda oldu.
Derneğimize üye kaydını yaptık.
Arkadaşlarımızla tek tek sohbet etti.
Sorulan her soruya samimi bir şekilde cevap verdi.
Zaman zaman kendisine yönelik eleştirilerimiz olacağını beyan ettiğimizde; ''Başkanım sizlerin her eleştirisi bizim başımızın tacıdır. Bizlere yol gösterecek her eleştiri, her öneri bizim başımızın tacıdır ve İstanbul'a geldiğim vakit ilk fırsatta derneğimizi ziyaret edeceğim. Boğazın Kırmızı Şimşekleri Derneği'ni eskiden beri takip ediyorum ve camiamız için çok önemli olduğunu biliyorum'' şeklinde yanıt vermesi de bizleri son derece memnun etti.
***
Bir zoru daha başardık.
Bir 'olmaz'ı daha olur ettik.
Pusuda başarısızlığımızı bekleyenleri bir kere daha tokatladık.
Başardık!
Büyük bir aile idik, daha büyük bir aile olduk...
ELHAMDULİLLAH!
Bu güzel günün yaşanmasında emeği geçen BKŞDER ailesinin tüm mensuplarına sonsuz teşekkürler...
YAŞASIN ESKİŞEHİRSPOR!
YAŞASIN ESKİŞEHİRSPOR SEVDAMIZ!
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Temmuz 2018 Salı
20 Haziran 2013 Perşembe
Bir millet "sağduyu"suz kalırsa!
Sağduyu...
Doğru karar verebilme,
Doğru yargılama yapabilme,
Doğru düşünebilme yetisi...
Bu halde bir milletin en önemli varlığı "sağduyu"sudur demek çok da abartı olmayacak.
Sağduyu ne zaman lazımdır bir millete...
Toplumsal bir sorun varsa!
Toplumsal olaylar varsa!
Toplumsal gerilim varsa!
Tam zamanıdır sağduyunun...
Böyle hallerde en çok ihtiyaç duyulan şeydir sağduyu...
Bir aya yakın zamandır süren Gezi Parkı eylemlerini baştan aşağı incelediğimiz vakit baştan aşağı bir millet olarak sağduyumuzu yitirdiğimizi görebilmek mümkün olmaktadır.
***
Millet olgusu aile kavramının büyütülmüş halidir.
Kalabalık bir aile...
Farklı düşüncelere sahip,
Farklı yaşam tarzlarına sahip,
Farklı siyasi görüşlere sahip bir ailenin antidemokratik bir hiyararşik yapısı vardır.
Baba her zaman devlet başkanı yetkilerine sahiptir.
Son söz ona aittir.
Anne başbakandır...
Aileyi çekip çeviren, tüm bakanlık yetkilerini üzerinde toplayandır o...
Baba ile aile bireyleri arasında zaman zaman anlaşmazlıklar ortaya çıkar.
Evlatlardan bazıları babaya kazan kaldırır...
Evlatlar da kendi aralarında zaman zaman görüş ayrılıklarına düşerler...
Kavgalar, dargınlıklar, küskünlükler ortaya çıkar...
Kimileri evi terkeder...
Kimileri aynı evde yaşamaya mahkumdur ama küskündür...
Susan adam olarak eylem yapar kimileri ev içinde...
***
Doğal aile kuralları gereği aldığı güç ile baba yani devlet başkanı acımasızdır...
Evde kargaşa ortamında kap kacak kırmaya, ortalığı kırıp dökmeye yeltenenlere basar sopayı...
Bir nevi orantısız güç kullanır...
Bu orantısız güç karşısında evlatlar çaresizdir...
Tam bu ortamda başbakan girer araya...
Yani anne...
Başbakan, İçişleri bakanı, maliye bakanı;
Hasılı kelam ailenin her şeyi olan başbakan...
İki tarafı da sakinleştirmeye çalışır...
- Bey bi dur Allasen, onlar bizim evlatlarımız...
- Olmaz olsun böyle evlat, Allah kahretsin sizin gibi evlatları...
- Aman bey deme öyle, sen şöyle otur biraz ben şimdi onlarla konuşurum...
İşte bu sağduyudur...
Sağduyu işbaşındadır...
Ailenin temel direği...
Aileyi her türlü dış ve iç mihraklara karşı korumasını bilen sağduyudur evin başbakanı...
Evlatlarını alır karşısına;
- Evlatlarım tamam siz de haklısınız ama bu iş böyle kırıp dökmekle olmaz. Sonuçta o sizin babanız. Biz bir aileyiz, oturup konuşmadan birbirimizi anlayamayız. Vurmak, kırmak, sadece bizi bölmeye yarar....
***
Sonuçta tüm bu kaos ortamı "sağduyu"nun gayretleri sayesinde aşılır.
Komşunun kışkırtmaları da, aile bireyleri içindeki görüş ayrılıkları da o aileyi yıkmaya yetmez.
Çünkü o ailenin bir sağduyusu vardır.
Bu örnekten hareketle Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan bu ülkenin insanları olarak bizim sağduyumuz kimdir? sorusunu sormak lazım öncelikle kendimize...
Olaylar henüz bir kargaşa ortamına girmemişken; "Ne yaparsanız yapın Taş Kışla oraya yapılacak" diye kestirip atan yargı kararını bile tanımayan, kendi evlatlarına bir avuç çapulcu diyen Recep Tayyip Erdoğan mı?
Bize emanet edilen Cumhuriyetin en üst düzey savunucusu ve koruyucusu olarak yaşanan şu olaylar üzerinde zerre sağduyu örneği gösteremeyen, olumlu yönde zerre yaptırım uygulayamayan Cumhurbaşkanı mı?
Olaylar genişledikçe elindeki körüğü daha da şiddetli bir şekilde yangına doğru körükleyen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve CHP milletvekilleri mi?
Her iki taraf adına milleti sukünete çağırmak yerine şiddet ve kutuplaşmayı zirveye çıkaracak yayınlar yapan gazete ve televizyonlar mı?
Yazdıkları köşe yazıları ile milletin içine nifak tohumları atan gazeteci ve yazarlar mı?
***
Nerde bu milletin sağduyusu?
Kim aldı götürdü, sesini soluğunu kesti bizim sağduyumuzun?
Nereye sakladınız bu milletin sağduyusunu?
Olaylar bitmiş,
Millet olarak bu olayların yaralarını sarmamız gerekirken neden halen kendimizi savunma telaşındayız?
Neden halen birbirimiz hakkında uyduruk belgeler, videolar, fotoğraflar hazırlayıp servis ederek bu yarayı kaşımanın peşindeyiz?
Neden halen milletin çeşitli değerleri üzerinden siyaset yapıyor, oy avcılığı yapıyoruz?
Benim sağduyum nerede?
Biz bu kadar mı birbirinden uzaklaşmış bir aile haline geldik?
1000 yıldır bir çok badire atlatmadık mı bizler beraberce?
Aramıza sokulan onca nifak tohumlarına rağmen bin yıldır kardeşçe, büyük bir aile olarak yaşamadık mı biz bu topraklarda?
Nerde bizim Yunus Emre'miz?
Nerde bizim Mevlana'mız?
Nerde bizim Pir Sultan Abdal'ımız?
Nerde bizim Aziz Mahmud Hüdai'miz?
Nerde bizim Mehmed Akif Ersoy'umuz?
Nerde bizim sağduyumuz efendiler nerde?
***
Neden bizim her iki tarafa da "Yahu arkadaş bi durun bakalım" diyebilecek bir sağduyu kaynağımız yok?
Aslında var o sağduyu bizde!
Ama sadece seçim sandığında tezahür ediyor o sağduyu...
Önümüzde yine bir seçim var...
Kısa bir süre sonra bu sağduyu yine sandıkta ortaya çıkacaktır...
Bu milletin sadece AKP ve CHP'si yok!
Bu milletin MHP'si var!
Bu milletin BBP'si var!
Bu milletin SP'si var!
Bu milletin DYP'si var!
Bu milletin TKP'si var!
Bu milletin İP'si var!
Bu milletin iradesini ortaya koyarak sizin koltuklarınıza oturtacağı çok insanı var, bir çok siyasi partisi var!
Yeter ki o sağduyusunu sandıkta gösterebilsin!
Bugüne kadar sandığa gitmeyen o 10 milyonu aşkın sağduyu sahibi seçmen bu seçimlerde sandığa gidecek ve milletin sağduyusunu milletin değerleri üzerinden siyasi rant elde etmeye çalışanlara gösterecektir!
Allah bu milletin yar ve yardımcısı olsun!
Doğru karar verebilme,
Doğru yargılama yapabilme,
Doğru düşünebilme yetisi...
Bu halde bir milletin en önemli varlığı "sağduyu"sudur demek çok da abartı olmayacak.
Sağduyu ne zaman lazımdır bir millete...
Toplumsal bir sorun varsa!
Toplumsal olaylar varsa!
Toplumsal gerilim varsa!
Tam zamanıdır sağduyunun...
Böyle hallerde en çok ihtiyaç duyulan şeydir sağduyu...
Bir aya yakın zamandır süren Gezi Parkı eylemlerini baştan aşağı incelediğimiz vakit baştan aşağı bir millet olarak sağduyumuzu yitirdiğimizi görebilmek mümkün olmaktadır.
***
Millet olgusu aile kavramının büyütülmüş halidir.
Kalabalık bir aile...
Farklı düşüncelere sahip,
Farklı yaşam tarzlarına sahip,
Farklı siyasi görüşlere sahip bir ailenin antidemokratik bir hiyararşik yapısı vardır.
Baba her zaman devlet başkanı yetkilerine sahiptir.
Son söz ona aittir.
Anne başbakandır...
Aileyi çekip çeviren, tüm bakanlık yetkilerini üzerinde toplayandır o...
Baba ile aile bireyleri arasında zaman zaman anlaşmazlıklar ortaya çıkar.
Evlatlardan bazıları babaya kazan kaldırır...
Evlatlar da kendi aralarında zaman zaman görüş ayrılıklarına düşerler...
Kavgalar, dargınlıklar, küskünlükler ortaya çıkar...
Kimileri evi terkeder...
Kimileri aynı evde yaşamaya mahkumdur ama küskündür...
Susan adam olarak eylem yapar kimileri ev içinde...
***
Doğal aile kuralları gereği aldığı güç ile baba yani devlet başkanı acımasızdır...
Evde kargaşa ortamında kap kacak kırmaya, ortalığı kırıp dökmeye yeltenenlere basar sopayı...
Bir nevi orantısız güç kullanır...
Bu orantısız güç karşısında evlatlar çaresizdir...
Tam bu ortamda başbakan girer araya...
Yani anne...
Başbakan, İçişleri bakanı, maliye bakanı;
Hasılı kelam ailenin her şeyi olan başbakan...
İki tarafı da sakinleştirmeye çalışır...
- Bey bi dur Allasen, onlar bizim evlatlarımız...
- Olmaz olsun böyle evlat, Allah kahretsin sizin gibi evlatları...
- Aman bey deme öyle, sen şöyle otur biraz ben şimdi onlarla konuşurum...
İşte bu sağduyudur...
Sağduyu işbaşındadır...
Ailenin temel direği...
Aileyi her türlü dış ve iç mihraklara karşı korumasını bilen sağduyudur evin başbakanı...
Evlatlarını alır karşısına;
- Evlatlarım tamam siz de haklısınız ama bu iş böyle kırıp dökmekle olmaz. Sonuçta o sizin babanız. Biz bir aileyiz, oturup konuşmadan birbirimizi anlayamayız. Vurmak, kırmak, sadece bizi bölmeye yarar....
***
Sonuçta tüm bu kaos ortamı "sağduyu"nun gayretleri sayesinde aşılır.
Komşunun kışkırtmaları da, aile bireyleri içindeki görüş ayrılıkları da o aileyi yıkmaya yetmez.
Çünkü o ailenin bir sağduyusu vardır.
Bu örnekten hareketle Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan bu ülkenin insanları olarak bizim sağduyumuz kimdir? sorusunu sormak lazım öncelikle kendimize...
Olaylar henüz bir kargaşa ortamına girmemişken; "Ne yaparsanız yapın Taş Kışla oraya yapılacak" diye kestirip atan yargı kararını bile tanımayan, kendi evlatlarına bir avuç çapulcu diyen Recep Tayyip Erdoğan mı?
Bize emanet edilen Cumhuriyetin en üst düzey savunucusu ve koruyucusu olarak yaşanan şu olaylar üzerinde zerre sağduyu örneği gösteremeyen, olumlu yönde zerre yaptırım uygulayamayan Cumhurbaşkanı mı?
Olaylar genişledikçe elindeki körüğü daha da şiddetli bir şekilde yangına doğru körükleyen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve CHP milletvekilleri mi?
Her iki taraf adına milleti sukünete çağırmak yerine şiddet ve kutuplaşmayı zirveye çıkaracak yayınlar yapan gazete ve televizyonlar mı?
Yazdıkları köşe yazıları ile milletin içine nifak tohumları atan gazeteci ve yazarlar mı?
***
Nerde bu milletin sağduyusu?
Kim aldı götürdü, sesini soluğunu kesti bizim sağduyumuzun?
Nereye sakladınız bu milletin sağduyusunu?
Olaylar bitmiş,
Millet olarak bu olayların yaralarını sarmamız gerekirken neden halen kendimizi savunma telaşındayız?
Neden halen birbirimiz hakkında uyduruk belgeler, videolar, fotoğraflar hazırlayıp servis ederek bu yarayı kaşımanın peşindeyiz?
Neden halen milletin çeşitli değerleri üzerinden siyaset yapıyor, oy avcılığı yapıyoruz?
Benim sağduyum nerede?
Biz bu kadar mı birbirinden uzaklaşmış bir aile haline geldik?
1000 yıldır bir çok badire atlatmadık mı bizler beraberce?
Aramıza sokulan onca nifak tohumlarına rağmen bin yıldır kardeşçe, büyük bir aile olarak yaşamadık mı biz bu topraklarda?
Nerde bizim Yunus Emre'miz?
Nerde bizim Mevlana'mız?
Nerde bizim Pir Sultan Abdal'ımız?
Nerde bizim Aziz Mahmud Hüdai'miz?
Nerde bizim Mehmed Akif Ersoy'umuz?
Nerde bizim sağduyumuz efendiler nerde?
***
Neden bizim her iki tarafa da "Yahu arkadaş bi durun bakalım" diyebilecek bir sağduyu kaynağımız yok?
Aslında var o sağduyu bizde!
Ama sadece seçim sandığında tezahür ediyor o sağduyu...
Önümüzde yine bir seçim var...
Kısa bir süre sonra bu sağduyu yine sandıkta ortaya çıkacaktır...
Bu milletin sadece AKP ve CHP'si yok!
Bu milletin MHP'si var!
Bu milletin BBP'si var!
Bu milletin SP'si var!
Bu milletin DYP'si var!
Bu milletin TKP'si var!
Bu milletin İP'si var!
Bu milletin iradesini ortaya koyarak sizin koltuklarınıza oturtacağı çok insanı var, bir çok siyasi partisi var!
Yeter ki o sağduyusunu sandıkta gösterebilsin!
Bugüne kadar sandığa gitmeyen o 10 milyonu aşkın sağduyu sahibi seçmen bu seçimlerde sandığa gidecek ve milletin sağduyusunu milletin değerleri üzerinden siyasi rant elde etmeye çalışanlara gösterecektir!
Allah bu milletin yar ve yardımcısı olsun!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
