Bugün, birlik olma günüdür...
Bugün, güçlü olma günüdür...
Bugün, BÜYÜK TÜRK MİLLETİ olma günüdür...
2002 yılından bu yana yaşanan gelişmeleri yakınen hepimiz takip ediyoruz.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin teslimiyetçi, aciz ve ver-kurtulcu polilikaları sonucunda geldiğimiz nokta ortadadır.
TÜRK BAYRAĞI TAHRİK UNSURU SAYILIYOR!...
TÜRKÜM DEMEK KABAHAT GİBİ GÖRÜLÜYOR!...
İNSANLIK TARİHİNİN EN İNSANCIL MİLLETİ OLAN TÜRKLER IRKÇI GİBİ GÖSTERİLİYOR!...
AKP iktidarında Türklükle büyük bir mücadele yapılıyor...
***
Kuşkusuz bu mücadeleyi ve sonuçlarını hepimiz görüyoruz.
Hangi siyasi parti çatısı altında olursak olalım, kendimizi TÜRK olarak görebiliyorsak, bu durumdan hepimiz büyük bir rahatsızlık duyuyoruz şüphesiz.
Aslına bakarsanız, Türklükle yapılan bu mücadele 12 yıldır değil, Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden bu yana sürmektedir.
Sizlerle çok ilginç bir konuyu paylaşacağım.
İçinde bulunduğumuz durumu çok net ve en çarpıcı bir şekilde anlatabilmek için bu olayı sizlere aktarmak istiyorum.
Tüm Ülkücü camia Nazım Hikmet'i çok iyi tanır ve hakkında çok da iyi şeyler düşünmeyiz.
Sol görüşlüdür.
Yazdığı düşüncelerinden dolayı sürgün edildiği yıllarda Budapeşte Radyosu'nda Türk Milleti'ne seslenir.
1954 Yılında yapmış olduğu bu konuşmanın kaydı internet ortamında bulunmaktadır.
Nazım Hikmet bu konuşmasında, Demokrat Parti iktidarına ağır eleştirilerde bulunur ve eleştirilerinin merkezinde Türk Milleti vardır. Nazım Hikmet Türkiye'de yaşananların "Türk Milleti'ni yok etme harekatı olduğunu" ısrarla söylemektedir bu konuşmasında ve şöyle seslenir: "Türk Milleti'ni tarihin sayfalarından silmek istiyorlar ama başaramayacaklar Türk Milleti'ni yok etmeye kimsenin gücü yetmeyecektir!"
Bugün bir çoğumuzun Türk Milliyetçiliği karşıtı olarak gördüğümüz Nazım Hikmet böyle haykırıyordu o yıllarda. Bugün her fırsatta DP geleneğinin devamı olduğunu söyleyen AKP artık işi çok ileri boyutlara götürdü.
***
Peki bu durumdan nasıl kurtulacağız!?
Aslında bu sorunun cevabını atalarımız yüzyıllar önce vermişler...
"Gelin canlar bir olalım" demişler...
"İri, Diri, Bir olalım" demişler...
Bugün farklı siyasi partilerin çatısı altında siyaset yapanlar, bu partilere gönül vermiş Türk Milliyetçileri artık atalarının sözünü dinlemeli ve BİR olmanın, İRİ olmanın, DİRİ olmanın vaktinin çoktan geldiğini anlamalıdırlar.
Bugün bizim düşüncemizi taşıyan en güçlü parti Milliyetçi Hareket Partisi'dir.
Barajı dahi geçemeyen küçük partilere gönül veren, çeşitli sebeplerden dolayı iktidar partisi olan AKP'ye oy atan ya da orada siyaset yapan tüm gönül dostlarının bugün memleketimizin ve Türklüğün geleceği için çok önemli bir karar vermeli ve Türklüğün yok edilmesi için verilen mücadeleye karşı en büyük taarruzu Haziran 2015 seçimlerinde gerçekleştirmelidirler...
***
MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli'yi beğenmeyebilirsiniz...
İzlediği politikaları, kişiliğini sevmeyebilirsiniz...
Ancak hepimiz de şunu biliyoruz ki; Devlet Bahçeli bugün ülkemizin en dürüst liderlerinden biridir.
Hiçbir zaman hiçbir Ülkücü'nün başını öne eğecek bir davranış içinde olmamıştır.
Parti içinde yolsuzlukla adı geçenleri kendi elleriyle Yüce Divan ve Mahkemelere sevkettirmiştir.
Milletvekili maaşı almamaktadır.
Yetim hakkı yememektedir.
Mevcut liderler arasında serveti azalan tek liderdir.
"Bahçeli olmasa" diye başlayan cümlelerin tamamı bugün Devlet Bahçeli'nin dirayetli yönetimi sayesinde tarihinde ilk defa iki kez üst üste baraj ya da ittifak sorunu yaşamadan TBMM çatısı altına giren MHP'den duyulan korkunun bir eseridir.
***
Türk Milleti'ni Devlet Bahçeli ve MHP etrafında birleşmekten alıkoymak için yapılan algı yönetimidir "Bahçeli olmasa" ile başlayan her cümle...
Özellikle Büyük Birlik Partisi ve HEPAR'a gönül vermiş Bozkurtlar;
Türk Milleti'nin selameti için,
Türk varlığının sonsuza kadar sürmesi için,
Bağımsız Türk vatana Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğü için,
Şimdi birlik olma zamadır...
Unutmayınız ki; gönül verdiğiniz partilere vereceğiniz her oy, MHP'nin milletvekili sayısını azaltıp AKP'ninkini çoğaltmaktadır.
12 Eylül Darbe Yönetimi'nin seçim yasası sayesinde attığınız her oy ne yazık ki, AKP'ye gitmektedir.
Partinize ve Liderinize gönülden bağlılığınız ve samimiyetiniz hakkında zerre şüphemiz yoktur.
Ancak 1970'li yıllarda Vatan, Millet, Bayrak ve Ezan için mücadele veren Ülkücüleri idam sehpalarında sallandıran 12 Eylül Darbe yasaları sayesinde partilerinize vereceğiniz her oy yine AKP'ye gidecektir.
***
Saadet Partisi'ne gönül veren kardeşlerimiz için de aynı durum geçerlidir.
AKP'nin dini istismar eden iki yüzlü politikaları karşısında SP'nin varlığını koruyabilmesi için bu partiye gönül vermiş kardeşlerimiz de bu seçimde MHP'yi tercih etmelidirler.
AKP + HDP ittifakı ile TBMM çatısında 400 milletvekilinin bulunması halinde Saadet Partisi'de siyasi yaşamını tamamlayacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Başkanlık ve Federatif yapı ile Türkiye 2 partili bir sisteme geçecek ve AKP'nin karşısında ya CHP ya da MHP kalacak.
Ancak bunun tersi durumda, bu sayıyı yakalayamazlarsa MHP çok daha güçlü bir şekilde TBMM çatısı altında yer alırsa sadece Saadet Partisi değil bugün yaşamını sürdüren tüm siyasi partiler varlığını sürdürecek, demokratik parlamenter sistem sürecektir.
***
Bu bölümde yazacaklarıma belki çoğunuz tepki gösterecek ve şaşıracaksınız.
Ancak ülkemizdeki en büyük hakikati yazacağım.
Haziran 2015 seçimlerinde MHP'ye oy vermesi gereken en büyük kitle Kürtlerdir..
Evet Kürtler...
Bugün milliyetçilik ve din karşıtı Marksist - Leninist düşünce doğrultusunda siyaset yapan HDP ile din eksenli siyaset yapan AKP tarafından yıllardır sömürülen Kürt vatandaşlarımız Ortadoğu batağındaki pisliğin içine çekilmemek ve bu pislikte boğulmamak için oylarını MHP'ye vermelidirler.
Kürtler ve Türkler 1000 yıldan bu yana aynı coğrafya üzerinde yaşamaktadır.
Türklere ırkçı, faşist gibi akıl almaz sıfatlar yakıştırarak Kürtleri asimile ettiğimizi söyleyenlere sormak lazım:
"Eğer Türkler söylediğiniz gibi ırkçı, faşist olsalardı, 1000 yıldan bu yana birlikte yaşadığımız Kürtler bugün Kürtçe mi konuşurdu Türkçe mi?"
Bırakın Türklerin bir kültür emperyalizmi içine girerek Kürtçe'yi yok etme çabasını, bugün bile Kürt halkının içinde yaşayan Türkmen aşiretleri Kürtçe konuşmaktadır. Bu nasıl ırkçılıktır? Bu nasıl faşistliktir?
Sizleri kandırıyorlar ey Kürt kardeşlerimiz!
40 yıldır sürdürülen bu oyunlara kanmayın, 1000 yıldır yaşadığınız gerçeklerle hareket edin ve gelecekte bu coğrafyada huzur ve barış içinde yaşamak için oylarınızı MHP'ye verin...
***
Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan tüm halkımızı kastederek seleniyorum, Ey Türk Milleti; artık aklımızı başımıza alalım. Bölünmez bütünlük kaygılarımız öncesinde son çıkış Haziran 2015 seçimleridir. Bu seçimler hepimiz için büyük vebal taşımaktadır. Elimizi vicdanımıza koyup, oylarımızı birlik ve beraberliğimiz için MHP'ye atalım...
SP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Mart 2015 Salı
10 Nisan 2014 Perşembe
Beyoğlu'nda "ÖCÜ SİYASETİ" Kazandı, Beyoğlu halkı kaybetti...
Beyoğlu'nda oldukça ilginç bir seçim süreci ve sonucu yaşadık.
10 Yıldır görev yaptığı Beyoğlu'nda kendi tabanı tarafından bile istenmeyen adam ilan edilen Ahmet Misbah Demircan'ın oylarını arttırarak yeniden kazanması 10 yıldır Beyoğlu'na büyük hizmetler yaptığı anlamına gelmiyor.
2 dönemdir görev yaptığı Beyoğlu'nu yaşamaya layık bir yer olarak bile görmeyen Demircan'ın bu kadar önemli bir fark atarak kazanmasının belli nedenleri var.
Bu nedenlere şöyle bir göz attığımız vakit belirgin olarak iki sebep öne çıkıyor.
1. Recep Tayyip Erdoğan faktörü
2. Öcü siyaseti.
***
2002'den bu yana Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı her işin, söylediği her sözün doğru olduğuna sorgusuz sualsiz inanan büyük bir halk kitlesi oluştu.
Bu kitleyi oluşturmak büyük bir maharet.
Bu gerçeği inkar etmek mümkün değil.
Halkımız inanmak istemediğine, akıl ve mantığının kabul etmediğine bile "Tayyip yapıyorsa, Tayyip söylüyorsa vardır bir bildiği" tarzında bir düşünce ile kabul gösterebiliyor.
Hal böyle olunca Recep Tayyip Erdoğan kimi işaret ederse o seçilmek zorundadır.
Beyoğlu'nda da bu gerçek değişmedi.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin temayül yoklamalarında bile en alt sıralarda kalan A. Misbah Demircan bu sayede oylarını arttırarak seçimi kazandı.
***
Bir diğer önemli faktör de AKP'nin yürüttüğü "öcü siyaseti"...
Yıllar önce CHP'nin yürüttüğü bu öcü siyaseti bu kez CHP'ye yöneldi.
Bilenler bilir.
Anımsayınız...
CHP yıllarca din eksenli siyaset yürütenleri öcü olarak gösterdi millete.
"Bunlar gelirse laiklik elden gider"
"Bunlar gelirse kadınları evlere kapatırlar"
"Bunlar gelirse rakı içenleri idam ederler"
"Bunlar gelirse Cuma günleri tatil olur, namaz kılmayanları hapse atarlar"
Bu tarz nice söylem ortaya atmıştı CHP vakti zamanında.
Bu öcü siyaseti sayesinde zaman zaman merkez sağ ve milliyetçi kesimin oylarına da talip olmuşlardı.
***
Gün geldi devran döndü öcü siyaseti bu kez de CHP üzerinden yapılmaya başlandı.
30 Mart 2014 seçimlerinde AKP'nin öcüsü CHP oldu.
"Bize oy vermezseniz CHP gelir"
"CHP gelirse başörtüsü yeniden yasak olur"
"CHP gelirse her tarafı çöp götürür"
"CHP gelirse camiler ahır olur"
Ve daha bir çok söylemle CHP bir öcü olarak gösterildi.
Halkımız düşünmekten erinen bir halk.
Kim daha etkili söylerse ona inanmayı daha kolay görüyor.
Hakkını yemeyelim başbakan bu konuda çok mahir.
AKP'liler de din ekseninde söyledikleri her şeye halkı inandırabiliyorlar.
Hiç kimse "Yahu arkadaş İzmir'de CHP var acaba İzmir'de çöpler toplanmıyor mu?" diye kendi kendine soran olmaz.
***
Öcü siyaseti Beyoğlu'nda da çok etkili oldu.
Özellikle MHP ve SP seçmenine yönelik olarak "Osman GÜR'e oy verirseniz CHP kazanır, Mustafa Kaya'ya oy verirseniz CHP kazanır" tarzındaki kara propaganda söylemleri ile her iki partinin de oylarını çalmayı başardılar.
Her iki partininde geçtiğimiz dönemdeki oyları ile bu dönemdeki oylarını kıyasladığımız vakit aradaki farkın AKP hanesine yazıldığını görebiliyoruz.
Hem MHP seçmeni hem de SP seçmeni bu öcü siyasetinin rüzgarına kapılıp CHP gelmesin diye istemeyerek de olsa AKP'ye oy verdi.
Ancak şunu düşünemediler.
Beyoğlu için bugüne kadar bir kaç sokak ve meydan düzenlemesi ile sokakları süpürmekten başka hiç bir iş yapmayan, bir nikah salonu bile yapamayan bir belediye başkanına karşı kendi partilerinden en az 3-4 tane Meclis Üyesi sokarak bu kötü gidişe dur diyebilirlerdi.
CHP de gelmiş olsa meclisde kendilerini temsil eden birileri olabilirdi.
***
Bana göre bu seçimlerde kaybeden sadece Beyoğlu halkı oldu.
Bugüne kadar sadece rant lobisine hizmet eden, kentsel dönüşüm adı altında zenginlerin daha da zenginleşmesi üzerine projelere imza atan Misbah Demircan bir 5 sene daha bu hizmetlerine devam edecek.
Bunun karşısında, Beyoğlu'nda seçimlere ciddi anlamda tek proje ile çıkan, hazırladığı tüm projeleri sadece halka hizmet amacı taşıyan tek aday MHP'li Osman GÜR büyük bir çoğunluğun istemesine rağmen büyük bir hüsran yaşadı.
Bu hüsranın asıl muhatabının Beyoğlu halkı olduğunu halkımız ilerleyen zamanlarda çok daha iyi anlayacaktır.
10 Yıldır görev yaptığı Beyoğlu'nda kendi tabanı tarafından bile istenmeyen adam ilan edilen Ahmet Misbah Demircan'ın oylarını arttırarak yeniden kazanması 10 yıldır Beyoğlu'na büyük hizmetler yaptığı anlamına gelmiyor.
2 dönemdir görev yaptığı Beyoğlu'nu yaşamaya layık bir yer olarak bile görmeyen Demircan'ın bu kadar önemli bir fark atarak kazanmasının belli nedenleri var.
Bu nedenlere şöyle bir göz attığımız vakit belirgin olarak iki sebep öne çıkıyor.
1. Recep Tayyip Erdoğan faktörü
2. Öcü siyaseti.
***
2002'den bu yana Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı her işin, söylediği her sözün doğru olduğuna sorgusuz sualsiz inanan büyük bir halk kitlesi oluştu.
Bu kitleyi oluşturmak büyük bir maharet.
Bu gerçeği inkar etmek mümkün değil.
Halkımız inanmak istemediğine, akıl ve mantığının kabul etmediğine bile "Tayyip yapıyorsa, Tayyip söylüyorsa vardır bir bildiği" tarzında bir düşünce ile kabul gösterebiliyor.
Hal böyle olunca Recep Tayyip Erdoğan kimi işaret ederse o seçilmek zorundadır.
Beyoğlu'nda da bu gerçek değişmedi.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin temayül yoklamalarında bile en alt sıralarda kalan A. Misbah Demircan bu sayede oylarını arttırarak seçimi kazandı.
***
Bir diğer önemli faktör de AKP'nin yürüttüğü "öcü siyaseti"...
Yıllar önce CHP'nin yürüttüğü bu öcü siyaseti bu kez CHP'ye yöneldi.
Bilenler bilir.
Anımsayınız...
CHP yıllarca din eksenli siyaset yürütenleri öcü olarak gösterdi millete.
"Bunlar gelirse laiklik elden gider"
"Bunlar gelirse kadınları evlere kapatırlar"
"Bunlar gelirse rakı içenleri idam ederler"
"Bunlar gelirse Cuma günleri tatil olur, namaz kılmayanları hapse atarlar"
Bu tarz nice söylem ortaya atmıştı CHP vakti zamanında.
Bu öcü siyaseti sayesinde zaman zaman merkez sağ ve milliyetçi kesimin oylarına da talip olmuşlardı.
***
Gün geldi devran döndü öcü siyaseti bu kez de CHP üzerinden yapılmaya başlandı.
30 Mart 2014 seçimlerinde AKP'nin öcüsü CHP oldu.
"Bize oy vermezseniz CHP gelir"
"CHP gelirse başörtüsü yeniden yasak olur"
"CHP gelirse her tarafı çöp götürür"
"CHP gelirse camiler ahır olur"
Ve daha bir çok söylemle CHP bir öcü olarak gösterildi.
Halkımız düşünmekten erinen bir halk.
Kim daha etkili söylerse ona inanmayı daha kolay görüyor.
Hakkını yemeyelim başbakan bu konuda çok mahir.
AKP'liler de din ekseninde söyledikleri her şeye halkı inandırabiliyorlar.
Hiç kimse "Yahu arkadaş İzmir'de CHP var acaba İzmir'de çöpler toplanmıyor mu?" diye kendi kendine soran olmaz.
***
Öcü siyaseti Beyoğlu'nda da çok etkili oldu.
Özellikle MHP ve SP seçmenine yönelik olarak "Osman GÜR'e oy verirseniz CHP kazanır, Mustafa Kaya'ya oy verirseniz CHP kazanır" tarzındaki kara propaganda söylemleri ile her iki partinin de oylarını çalmayı başardılar.
Her iki partininde geçtiğimiz dönemdeki oyları ile bu dönemdeki oylarını kıyasladığımız vakit aradaki farkın AKP hanesine yazıldığını görebiliyoruz.
Hem MHP seçmeni hem de SP seçmeni bu öcü siyasetinin rüzgarına kapılıp CHP gelmesin diye istemeyerek de olsa AKP'ye oy verdi.
Ancak şunu düşünemediler.
Beyoğlu için bugüne kadar bir kaç sokak ve meydan düzenlemesi ile sokakları süpürmekten başka hiç bir iş yapmayan, bir nikah salonu bile yapamayan bir belediye başkanına karşı kendi partilerinden en az 3-4 tane Meclis Üyesi sokarak bu kötü gidişe dur diyebilirlerdi.
CHP de gelmiş olsa meclisde kendilerini temsil eden birileri olabilirdi.
***
Bana göre bu seçimlerde kaybeden sadece Beyoğlu halkı oldu.
Bugüne kadar sadece rant lobisine hizmet eden, kentsel dönüşüm adı altında zenginlerin daha da zenginleşmesi üzerine projelere imza atan Misbah Demircan bir 5 sene daha bu hizmetlerine devam edecek.
Bunun karşısında, Beyoğlu'nda seçimlere ciddi anlamda tek proje ile çıkan, hazırladığı tüm projeleri sadece halka hizmet amacı taşıyan tek aday MHP'li Osman GÜR büyük bir çoğunluğun istemesine rağmen büyük bir hüsran yaşadı.
Bu hüsranın asıl muhatabının Beyoğlu halkı olduğunu halkımız ilerleyen zamanlarda çok daha iyi anlayacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
