Bazen kavramların içini boşaltırız.
Bazen kavramların ardına saklanırız.
Bazen kavram kargaşası yaşarız.
Bazen kavramlar arasındaki farkı farkedemeyiz.
Ve bir süre sonra bakarız ki, kavramları işimize geldiği gibi kullanır olmuşuz...
Anlamını faklılaştırdığımız, içini boşalttığımız kavramların esiri oluruz toplumca...
İşte ANMAK ve ANLAMAK da bu haldeler!
***
Cumhuriyetimizin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk için onlarca yıldır belki onbinlerce kez anma törenleri yaptık.
Zorunlu anma törenleri yaptık.
Zorunlu olarak yapılan bu törenler bir süre sonra doğal olarak insanları zorladı ve bu anma tötenleri tüm anlamını yitirdi.
Belki de Atatürk'ün ilkelerini unutturmak isteyenlerin,
Atatürk'ü bir tabu haline getirerek itibarsızlaştırmak isteyenlerin bir oyunuydu bu.
Onlarca yıl boyunca Atatürk'ü anma programlarına, törenlerine harcanan enerji ve imkanlar Atatürk'ü millete anlatmak amacıyla harcanmış olsaydı eminim ki memleketimiz bugün çok daha gelişmiş bir ülke olurdu.
***
'' Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk'ün kurduğu gibi kalsaydı biz bugün Milliyetçi Hareket Partisi'ni kurmazdık!''
Ve bir gün bu cümleler döküldü vatan sevdalısı bir adamın dudaklarından...
Sıradan bir cümle değildir bu!
Bir siyasi oluşumun temelini oluşturacak bir söylem de değildir.
Cumhuriyet'in yeniden ilanı, Türk Milleti'nin yeniden uyanışı gibi bir cümledir bu cümle.
Bu cümleleri sarfeden 'ADAM' komünizm yanlısı cuntacıların sürgün ve işkencelerle sindirmek için yıllarca uğraştığı, ancak inandığı Türklük Davası'nın yaşaması ve gelecek nesillere aktarılması için direnen, büyük bir mücadelenin içine giren Alparslan TÜRKEŞ idi.
***
Osmanlı'nın son dönemlerinde başlayan Türk ve Türklük düşmanlığına karşı Nihal Atsız ve Ziya Gökalp gibi düşünce adamlarının başlattığı, Mustafa Kemal Atatürk'ün ''Ne mutlu Türküm diyene!'' sözleri ile zirveye ulaşan Anadolu'da Türklüğün Bekası mücadelesi Mareşal Atatürk'ün vefatı sonrasında gelen yönetimlerce durdurulmuş, yeniden Osmanlı'nın son dönemlerindeki düzeye çekilmişken Alparslan Türkeş çıkmış ve bu kutlu mücadeleyi ''CHP Atatürk'ün kurduğu gibi kalsaydı bir MHP'yi kurmazdık'' cümlesiyle yeniden başlatmıştır.
Bu cümle bir dava ateşinin yeniden yakılması, Türklüğün Beka mücadelesinin yeniden başlatılmasıdır.
***
ANMAK ve ANLAMAK!
İşte bütün meselemiz burada kilitlenmektedir.
Anmak elbette önemlidir.
Unutmamak için anmak gerekir.
Ancak anlamadan anmak bir nevi putperestlik olur.
Kişileri ululaştıran fikirleridir.
Atatürk yüce bir kimlik kazandıysa bunun tek sebebi verdiği kutlu mücadele ve savunduğumuz, inandığımız fikirleridir.
Bizim için aslolan Atatürk ya da Başbuğ Türkeş'in uğruna ömür harcadıkları toprağa dönüşen 'Naçiz bedenleri' bedenleri değil sonsuza kadar yaşatacağımız fikirleridir.
Bugün Ülkücü camia ve Türk Milleti Başbuğ Alparslan Türkeş'i layıkıyla anlayabilmiş olsaydı Türk'ün dünyaya açılan kapısı olan ülkemiz, halkın yaşam standartlarının en üst seviyede olduğu, bütün Türk dünyasına huzuru, barışı ve özgürlüğü götüren güçlü bir devlet olurdu.
***
Atatürk'ü anlamak yerine anmayı tercih ettik.
Çünkü böyle olsun istendi.
Atatürk'ü Türk Milleti'nin anlaması istenmedi.
Türk Milleti Atatürk'ü anlamış olsaydı onun zamanında açılan ve yurtdışına uçak satışı yapılan uçak fabrikası kapatılmaz, yerine yenileri açılır,
Otomobil fabrikalarımız gece gündüz yerli marka otomobillerimizi üretir,
Sanayide, tarımda, ekonomide ve demokraside dünya lideri olurduk.
Atatürk'ü anla(ya)madık!
Başbuğ geldi.
Atatürk'ün bizlere bıraktığı ve Türk düşmanlarının böğrüne saplamamızı istediği 6 OK'u anlayamadık, yaşatamadık, düşmanların böğrüne saplayamadık.
***
Başbuğ Alparslan Türkeş geldi.
Atatürk'ün 6 OK'unu geliştirip 9 IŞIK yaptı.
Atatürk'ten sonra yeniden karanlığa mahkum edilmek istenen Türk Milleti'nin yolunu aydınlatmak için 9 IŞIK yaktı yolumuza.
Bizler; bu 9 Işık'ın aydınlattığı yoldan yürüdüğümüz sürece Başbuğ Türkeş'i hiç unutmayacağız ki, analım!
Hep aklımızda,
Hep kalbimizde,
Hep yanımızda olacak!
9 Işık gönlümüzde ve beynimizde yandıkça Başbuğ Türkeş yaşayacak!
Ülkü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ülkü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Nisan 2018 Çarşamba
19 Temmuz 2017 Çarşamba
Şehit Anası!
Selam sana ey şehit anası!
Selam sana Özlem ana!
Fırat'ın Özlem'i...
Selam sana;
Yusuf yüzlü
Yunus gönüllü
Kürşat bilekli yiğidin anası!
***
Kolay mı sandınız şehit anası olmayı!?
Kolay mı sandınız vatana kurban olsun diye bir yiğit yetiştirmeyi!?
Kolay mı sandınız Kınalı Kuzular kervanına bir oğul vermeyi!?
Kolay değil elbette!
Kolay değil lakin TÜRK anaya görevdir şehit yetiştirmek.
Türk'ün anasının en kutlu vazifesidir vatan için evlat yetiştirmek.
Özlem annemiz gibi.
Çanakkale'deki 15'lik KINALI KUZULARIN anaları gibi.
Gururla,
Başı dik,
Gözü yaşlı amma gönlü huzurlu...
***
Ne Özlemlerimiz tükenir şehide,
Ne de şehidin özlemi tükenir şehadete.
Türk'ün anası varoldukça,
Şehadete sevdalı oğulları da varolacak!
Türk'ün anası varoldukça,
Fırat sonsuza kadar akacak Türk'ün toprağında!
Türk'ün anası varoldukça,
Al Bayrağın rengi solmayacak, daha da allanacak!
Türk'ün anası varoldukça,
Cennetin kapısında Hz. Hamza bekleyecek Ülkü şehitlerini!
Türk'ün anası varoldukça,
Kerbela yiğidi Hz. Hüseyin kucaklayacak Türk'ün şehitlerini!
Türk'ün anası varoldukça,
Kürşat ve Kırk çerisi sonsuza kadar nöbette kalacak yağmur kokan gecelerde!
***
Biz Kılıçkıranız,
Biz Fıratız
Biz kutlu bir kervanın cennet yolcularıyız
Selam sana Özlem ana!
Selam sana yiğit ana!
Bir evlat kattın bu kutlu kervana, vallahi onbinlerceyiz sana evlat olmaya geldik Özlem ana!
Biz Ülkü Ocaklıyız!
Biz Türkeşçileriz!
Biz Türk Milliyetçileriyiz!
Biz Devlet Bahçeli'nin evlatlarıyız, vallahi sana da evlat olmaya geldik Özlem ana!
***
Biliyoruz,
Hiç bir adalet yüreğindeki yangını söndüremez!
Ciğerini lime lime eden acıları hiç bir sevgi dindiremez!
Gözündeki yaşları hiç bir el silemez!
Hiç birimizin saçları Fırat'ınki gibi yakışmaz ellerine!
Hiç birimizin bakışı Fırat'ınkiler kadar huzur vermez gözlerine!
Hiç birimizin "anne" diye seslenmesi Fıratça olamaz!
Ama bil ki; Reis gibi bir yüreğimiz var Özlem ana!
Onun gibi sevemesek de seni Onun gibi sevmeye çalışacağız!
***
Türk Milleti sana minnettardır Özlem ana!
Kahpelerin karşısına korkusuzca dikilen koca yürekli bir kahraman armağan ettin bu millete.
Bir Kınalı Kuzuların analarını,
Bir de Ülkü şehitlerinin kutlu analarını unutmaz bu yürekler Özlem ana!
Vatan sağolsun diyen gönlün, Kerbela'da yanan Hz. Zeynep'in gönlü kadar kutludur bize.
Fırat Reisimiz varolsun!
Vatana kurban olmak için sırasını bekleyen Ülkücüler varolsun!
Vatana kurban yetiştiren kutlu analarımız varolsun!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Selam sana Özlem ana!
Fırat'ın Özlem'i...
Selam sana;
Yusuf yüzlü
Yunus gönüllü
Kürşat bilekli yiğidin anası!
***
Kolay mı sandınız şehit anası olmayı!?
Kolay mı sandınız vatana kurban olsun diye bir yiğit yetiştirmeyi!?
Kolay mı sandınız Kınalı Kuzular kervanına bir oğul vermeyi!?
Kolay değil elbette!
Kolay değil lakin TÜRK anaya görevdir şehit yetiştirmek.
Türk'ün anasının en kutlu vazifesidir vatan için evlat yetiştirmek.
Özlem annemiz gibi.
Çanakkale'deki 15'lik KINALI KUZULARIN anaları gibi.
Gururla,
Başı dik,
Gözü yaşlı amma gönlü huzurlu...
***
Ne Özlemlerimiz tükenir şehide,
Ne de şehidin özlemi tükenir şehadete.
Türk'ün anası varoldukça,
Şehadete sevdalı oğulları da varolacak!
Türk'ün anası varoldukça,
Fırat sonsuza kadar akacak Türk'ün toprağında!
Türk'ün anası varoldukça,
Al Bayrağın rengi solmayacak, daha da allanacak!
Türk'ün anası varoldukça,
Cennetin kapısında Hz. Hamza bekleyecek Ülkü şehitlerini!
Türk'ün anası varoldukça,
Kerbela yiğidi Hz. Hüseyin kucaklayacak Türk'ün şehitlerini!
Türk'ün anası varoldukça,
Kürşat ve Kırk çerisi sonsuza kadar nöbette kalacak yağmur kokan gecelerde!
***
Biz Kılıçkıranız,
Biz Fıratız
Biz kutlu bir kervanın cennet yolcularıyız
Selam sana Özlem ana!
Selam sana yiğit ana!
Bir evlat kattın bu kutlu kervana, vallahi onbinlerceyiz sana evlat olmaya geldik Özlem ana!
Biz Ülkü Ocaklıyız!
Biz Türkeşçileriz!
Biz Türk Milliyetçileriyiz!
Biz Devlet Bahçeli'nin evlatlarıyız, vallahi sana da evlat olmaya geldik Özlem ana!
***
Biliyoruz,
Hiç bir adalet yüreğindeki yangını söndüremez!
Ciğerini lime lime eden acıları hiç bir sevgi dindiremez!
Gözündeki yaşları hiç bir el silemez!
Hiç birimizin saçları Fırat'ınki gibi yakışmaz ellerine!
Hiç birimizin bakışı Fırat'ınkiler kadar huzur vermez gözlerine!
Hiç birimizin "anne" diye seslenmesi Fıratça olamaz!
Ama bil ki; Reis gibi bir yüreğimiz var Özlem ana!
Onun gibi sevemesek de seni Onun gibi sevmeye çalışacağız!
***
Türk Milleti sana minnettardır Özlem ana!
Kahpelerin karşısına korkusuzca dikilen koca yürekli bir kahraman armağan ettin bu millete.
Bir Kınalı Kuzuların analarını,
Bir de Ülkü şehitlerinin kutlu analarını unutmaz bu yürekler Özlem ana!
Vatan sağolsun diyen gönlün, Kerbela'da yanan Hz. Zeynep'in gönlü kadar kutludur bize.
Fırat Reisimiz varolsun!
Vatana kurban olmak için sırasını bekleyen Ülkücüler varolsun!
Vatana kurban yetiştiren kutlu analarımız varolsun!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
12 Mayıs 2016 Perşembe
Bir ÜLKÜ Şehidimiz: Sitemkar Başboğa
Çukurova'nın düzlüklerinde doğmuştu...
Adana'nın Karataş ilçesinde dünyaya gelen bir Bozkurt, bir mazlum ailenin umudu olmuştu.
Sitemkardı anası babası...
Yoksulluğa, dertlere, tasalara, gamlara...
Onları bu hallere koyan düzene sitemkardılar....
Sitemkar verdiler çocuklarının adını.
Kimseye sitem edemediler belki böyle haykırmak istediler, söyleyemediklerini...
***
Yıllar yılları kovaladı.
İçinde bulundukları yoksulluk Sitemkar'ın okumasına izin vermedi.
Pamuk tarlalarında çalıştı.
Ailesine destek olabilmek için gecesini gündüzüne kattı.
Ancak bu da yetmiyordu.
Neredeyse evlenme yaşına gelmişti.
O da bir yuva kurmak, o da çocuklarına sarılmak koklamak istiyordu....
Vatan, millet, ezan, Ülkü sevdası ile dolu yüreğinde bir de evlat sevgisi beslemek istiyordu.
İstiyordu istemesine amma yetmiyordu pamuk tarlalarında mevsimlik kazandığı üç kuruş para...
***
"Taşı toprağı altın" diyorlardı.
Tahta bavulunu eline alan İstanbul'un yolunu tutuyordu.
O da heveslendi.
Hem çalışıp bir yuva kurabilmek için para biriktirmek, hem de yüreğinde yaşattığı Türklük davasına hizmet edebilmek için İstanbul'un yolunu tuttu genç Bozkurt Sitemkar BAŞBOĞA...
Bilmiyordu şehadete kanat açıp uçtuğunu...
Hayallerini zihnine doldurup, uykusuz gecelerini geride bırakıp, adeta uçarak varmak istiyordu İstanbul'a...
Bir kutlu makama koşuyordu.
Melekler onu bir kutlu makama götürmek için ona eşlik ediyorlardı...
***
İstanbul'da hayallerine kavuşacaktı.
İstanbul'da davası için mücadele edecekti.
Gündüzleri çalışıp, geceleri kendisine verilen ne görev varsa dava aşkıyla üstesinden gelecekti...
Öyle de oldu...
26 Yaşındaydı...
Sırma gibi saçları, kara kaşları Yusuf yüzünü süslüyordu...
Yusuf yüzlüydü...
Hamza gibi yürekli, Ali gibi cesur ve kuvvetli...
****
Bir akşam vaktiydi.
Ülkücü arkadaşlarıyla birlikte İstanbul sokaklarının karanlığında davasını anlatan afişler yapıştırıyordu duvarlara...
Sokaklar karanlıktı.
Karanlığa pusu atmıştı kahpe kurşunlar...
Tetiğe bastıkça kahpe eller, karanlık inliyordu ihanetin çığlıklarıyla....
Bir elinde fırçası, bir elinde kovası...
Düştü malta taşlı sokağın orta yerine Sitemkar'ın görkemli bedeni...
7 Mayıs 1976...
Umudun tükendiği, sitemlerin isyana dönüştüğü gündü Adana'nın Karataş ilçesinde....
Sitemkar'ın yolunu gözleyen sevdikleri, gelen şehadet haberiyle kahpe düzene isyan ediyorlardı....
***
Şehitler kervanı artık bir fazlaydı.
Sitemkar Başboğa da onuruyla şehadet şerbetini içip, cennet yolcularının arasına katılmıştı...
Şehadetiniz mübarek olsun, mekanınız cennet olsun ey bir kutlu ÜLKÜ davası uğruna canlarını vermekten kaçınmayan Ülkü Şehitleri....
Tüm Ülkücü şehitlerimiz ve Sitemkar Başboğa'nın ruhlarına El-Fatiha!..
Adana'nın Karataş ilçesinde dünyaya gelen bir Bozkurt, bir mazlum ailenin umudu olmuştu.
Sitemkardı anası babası...
Yoksulluğa, dertlere, tasalara, gamlara...
Onları bu hallere koyan düzene sitemkardılar....
Sitemkar verdiler çocuklarının adını.
Kimseye sitem edemediler belki böyle haykırmak istediler, söyleyemediklerini...
***
Yıllar yılları kovaladı.
İçinde bulundukları yoksulluk Sitemkar'ın okumasına izin vermedi.
Pamuk tarlalarında çalıştı.
Ailesine destek olabilmek için gecesini gündüzüne kattı.
Ancak bu da yetmiyordu.
Neredeyse evlenme yaşına gelmişti.
O da bir yuva kurmak, o da çocuklarına sarılmak koklamak istiyordu....
Vatan, millet, ezan, Ülkü sevdası ile dolu yüreğinde bir de evlat sevgisi beslemek istiyordu.
İstiyordu istemesine amma yetmiyordu pamuk tarlalarında mevsimlik kazandığı üç kuruş para...
***
"Taşı toprağı altın" diyorlardı.
Tahta bavulunu eline alan İstanbul'un yolunu tutuyordu.
O da heveslendi.
Hem çalışıp bir yuva kurabilmek için para biriktirmek, hem de yüreğinde yaşattığı Türklük davasına hizmet edebilmek için İstanbul'un yolunu tuttu genç Bozkurt Sitemkar BAŞBOĞA...
Bilmiyordu şehadete kanat açıp uçtuğunu...
Hayallerini zihnine doldurup, uykusuz gecelerini geride bırakıp, adeta uçarak varmak istiyordu İstanbul'a...
Bir kutlu makama koşuyordu.
Melekler onu bir kutlu makama götürmek için ona eşlik ediyorlardı...
***
İstanbul'da hayallerine kavuşacaktı.
İstanbul'da davası için mücadele edecekti.
Gündüzleri çalışıp, geceleri kendisine verilen ne görev varsa dava aşkıyla üstesinden gelecekti...
Öyle de oldu...
26 Yaşındaydı...
Sırma gibi saçları, kara kaşları Yusuf yüzünü süslüyordu...
Yusuf yüzlüydü...
Hamza gibi yürekli, Ali gibi cesur ve kuvvetli...
****
Bir akşam vaktiydi.
Ülkücü arkadaşlarıyla birlikte İstanbul sokaklarının karanlığında davasını anlatan afişler yapıştırıyordu duvarlara...
Sokaklar karanlıktı.
Karanlığa pusu atmıştı kahpe kurşunlar...
Tetiğe bastıkça kahpe eller, karanlık inliyordu ihanetin çığlıklarıyla....
Bir elinde fırçası, bir elinde kovası...
Düştü malta taşlı sokağın orta yerine Sitemkar'ın görkemli bedeni...
7 Mayıs 1976...
Umudun tükendiği, sitemlerin isyana dönüştüğü gündü Adana'nın Karataş ilçesinde....
Sitemkar'ın yolunu gözleyen sevdikleri, gelen şehadet haberiyle kahpe düzene isyan ediyorlardı....
***
Şehitler kervanı artık bir fazlaydı.
Sitemkar Başboğa da onuruyla şehadet şerbetini içip, cennet yolcularının arasına katılmıştı...
Şehadetiniz mübarek olsun, mekanınız cennet olsun ey bir kutlu ÜLKÜ davası uğruna canlarını vermekten kaçınmayan Ülkü Şehitleri....
Tüm Ülkücü şehitlerimiz ve Sitemkar Başboğa'nın ruhlarına El-Fatiha!..
22 Nisan 2016 Cuma
MHP'de Değişimciler ve Paradigmacılar
Ülkücü Camia tam bir cadı kazanının içine atıldı.
Öyle bir cadı kazanı ki; Ülkücü Hukuku dediğimiz "paradigma" bile hak getire.
Bu cadı kazanına baktığımız vakit ilk gördüğümüz genel manzara "Değişimciler" manzarası...
Herkesin dilinde bir sihirli kelime: DEĞİŞİM.
Evet herkes değişim istiyor bu cadı kazanının içinde.
Samimi Ülkücüler var.
Yeni Türkiye düzeninin milletimize dayatmış oldu siyaset biçimi üzerinden hareket eden ve siyaseti sadece "Yenmek ve Yenilmek" olarak görmeye başlayan bu samimi Ülkücü kesim bu mantaliteye göre haklı olarak "Yenemeyen bırakıp gitsin" diyor.
Tıpkı bir futbol takımı gibi.
"Vur, kır, parçala bu maçı kazan" diyor partisinin başındaki adama.
"Maçı kazanamıyorsan da istifa edeceksin arkadaş!" cümlesi de her maç sonrasında olduğu gibi taraftarların büyük çoğunluğunca dillendiriliyor.
***
Taraftar haklı!
Ülkemizde 12 Eylül sonrasında başlatılan YENİ TÜRKİYE akımı artık böyle.
Kazanamıyorsan HİÇsin!
Dürüstlük, ilke, Ülkü, edep...
Bunların hepsi fasa fiso!
Alttan gireceksin, üstten çıkacaksın maçı pardon seçimi kazanacaksın arkadaş.
Benim derdim bu kesim ile değil.
Sonuçta bu kesim samimi Ülkücü'dür.
Bütün Türkiye gibi onlar da artık siyasetin sadece kazanmak ve kaybetmek ikilemi sınırları içinde kaldığına inandırılmışlardır.
Şimdilik buna eyvallah diyorum.
***
Taraftar MHP'nin tüm PARADİGMA (Yazılı olan ya da yazılı olmayan tüm kurallar, ilkeler bütünü yani ÜLKÜ) 'larına rağmen bir şekilde kazanmasını istiyor.
Kazanamayınca da "teknik direktör değişsin aga" demekte haklılar.
Bir de bu cadı kazanının başında elinde kepçeyle kazanı karıştıranlar var.
Bunlar da DEĞİŞİM istiyorlar.
Takımın, pardon partinin maç kazanamayışından kaynaklanan teknik direktör değişimi rüzgarını yönetenler var.
Bunların başında da sayın Meral Akşener geliyor.
7 Haziran'dan sonra milletvekili adayı olamayan ve bu tarihten itibaren özellikle cemaat medyası tarafından cilalanıp parlatılan Meral Akşener'in eline kepçe verilmiş durumda.
Meral hanım da aldı eline kepçeyi dibi tutmasın diye sürekli karıştırıyor.
***
Cumhuriyet tarihinin en muhteşem algı operatörleri olan AKP ve Cemaat Anadolu'daki son TÜRK devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni çökertmek için son algı yönetimi operasyonunu MHP üzerinde oynuyor.
Yıllardır sahnelenen tiyatro ile Ülkücü camia "yenilmekten bıkmış bir taraftar kitlesi" haline getirildi.
Ve bunun sonucunda da artık taraftar "Devlet Bahçeli İstifa" demeye, daha da öteye giderek Milliyetçi Hareket'in liderliğinden indirmek için çalışmalara başladı.
Tam bu nokta kırılma noktasıydı ve Meral Akşener sahneye itildi.
Bilirsiniz bu algıcılar hedefledikleri amacı laf arasında birine söyletirler.
Söyletirler ama halkın anlamayacağı bir şekilde, tatlı, yumuşak, incitmeden....
Ne dedi sayın Meral Akşener bir TV konuşmasında?
"MHP bu değişikliği yaparsa ben başbakan olacağım"
Bu cümle büyülü cümle.
Direkt olarak tribüne oynuyor.
Tribünler bunu duymak istiyor: KAZANMAK!
Peki sayın Meral abla bunu nasıl yapacaksınız?
Az evvel sizlere aktardığım büyümü cümlenin arkasından asıl sihirli cümle geliyor.
"Kongreyi kazanırsak çok çalışacağız! PARADİGMA değişikliği yapacağız!"
İşte zurnanın zırt dediği yer burası.
***
Nedir bu PARADİGMA DEĞİŞİMİ.
Başta bahsettiğimiz Değişimcilerle bağlantısı nedir?
MHP'ye oy veren 5.5 milyon insana sorsanız "Paradigma nedir?" diye belki bin kişi bunun anlamını bilir ya da bilmez.
"MHP'de paradigma değişimi yapacağız" demek MHP'yi değiştireceğiz demektir.
MHP'nin yazılı olan, yazılı olmayan tüm kurallarını, ilkelerini kısacası MHP'nin ÜLKÜ'sünü değiştireceğiz demektir.
Hani Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'in bir sözü vardı:
"Biz ne sağcıyız, ne solcuyuz! Biz Türk Milliyetçisiyiz ve sağ ile olan hesaplaşmamızı da şimdilik ileri bir tarihe erteliyoruz"
İşte Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'in bu sözlerine rağmen MHP'nin merkez sağ parti çizgisine çekileceğini işaret ediyorlar bize.
***
Paradigma kelimesinin ne anlama geldiğini bilmeyen büyük bir kitle de "DEĞİŞİM" kelimesinin büyüsüne kapılarak, Paradigma Değişimcilerinin peşine takılmış bulunmaktadırlar ne yazık ki.
Peki bu paradigma değişimi olursa ne olacak?
"Sandıktan bize 1 oy bile çoksa ilkelerimizden vazgeçmeyiz" dediğimiz ilkelerimiz; paradigma kelimesiyle örtülen ilkelerimiz değişince ne yapacağız!?
O zaman anlayacağız teknik direktör değişimi ile paradigma değişiminin çok farklı olduğunu ama iş işten geçmiş olacak.
Ruhunda ÜLKÜCÜLÜK'ten başka bir fikriyat, ÜLKÜCÜLÜK'ten başka bir sevda olmayanlar o zaman anlayacaklar MHP'nin hiç bir seçim kazanamama pahasına bile olsa Paradigmalarından vazgeçmemesi gerektiğini.
Ve yeni kırılmalar, yeni muhalif hareketler, yeni nifak tohumlarıyla cebelleşirken Türk Milliyetçileri, TÜRK DÜŞMANLARI bizi dağıtmak için bir süre ara verdikleri ittifaklarını yeniden kuracaklar.
Çözüm süreci buzdolabından çıkartılacak!
Anayasa'dan TÜRK çıkartılacak.
Üniter devlet yapısı federatif devlet yapısına dönüştürülecek.
Önce eyaletlere sonra kukla devletlere bölünecek bu güzel ülkemiz.
Öyle bir cadı kazanı ki; Ülkücü Hukuku dediğimiz "paradigma" bile hak getire.
Bu cadı kazanına baktığımız vakit ilk gördüğümüz genel manzara "Değişimciler" manzarası...
Herkesin dilinde bir sihirli kelime: DEĞİŞİM.
Evet herkes değişim istiyor bu cadı kazanının içinde.
Samimi Ülkücüler var.
Yeni Türkiye düzeninin milletimize dayatmış oldu siyaset biçimi üzerinden hareket eden ve siyaseti sadece "Yenmek ve Yenilmek" olarak görmeye başlayan bu samimi Ülkücü kesim bu mantaliteye göre haklı olarak "Yenemeyen bırakıp gitsin" diyor.
Tıpkı bir futbol takımı gibi.
"Vur, kır, parçala bu maçı kazan" diyor partisinin başındaki adama.
"Maçı kazanamıyorsan da istifa edeceksin arkadaş!" cümlesi de her maç sonrasında olduğu gibi taraftarların büyük çoğunluğunca dillendiriliyor.
***
Taraftar haklı!
Ülkemizde 12 Eylül sonrasında başlatılan YENİ TÜRKİYE akımı artık böyle.
Kazanamıyorsan HİÇsin!
Dürüstlük, ilke, Ülkü, edep...
Bunların hepsi fasa fiso!
Alttan gireceksin, üstten çıkacaksın maçı pardon seçimi kazanacaksın arkadaş.
Benim derdim bu kesim ile değil.
Sonuçta bu kesim samimi Ülkücü'dür.
Bütün Türkiye gibi onlar da artık siyasetin sadece kazanmak ve kaybetmek ikilemi sınırları içinde kaldığına inandırılmışlardır.
Şimdilik buna eyvallah diyorum.
***
Taraftar MHP'nin tüm PARADİGMA (Yazılı olan ya da yazılı olmayan tüm kurallar, ilkeler bütünü yani ÜLKÜ) 'larına rağmen bir şekilde kazanmasını istiyor.
Kazanamayınca da "teknik direktör değişsin aga" demekte haklılar.
Bir de bu cadı kazanının başında elinde kepçeyle kazanı karıştıranlar var.
Bunlar da DEĞİŞİM istiyorlar.
Takımın, pardon partinin maç kazanamayışından kaynaklanan teknik direktör değişimi rüzgarını yönetenler var.
Bunların başında da sayın Meral Akşener geliyor.
7 Haziran'dan sonra milletvekili adayı olamayan ve bu tarihten itibaren özellikle cemaat medyası tarafından cilalanıp parlatılan Meral Akşener'in eline kepçe verilmiş durumda.
Meral hanım da aldı eline kepçeyi dibi tutmasın diye sürekli karıştırıyor.
***
Cumhuriyet tarihinin en muhteşem algı operatörleri olan AKP ve Cemaat Anadolu'daki son TÜRK devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni çökertmek için son algı yönetimi operasyonunu MHP üzerinde oynuyor.
Yıllardır sahnelenen tiyatro ile Ülkücü camia "yenilmekten bıkmış bir taraftar kitlesi" haline getirildi.
Ve bunun sonucunda da artık taraftar "Devlet Bahçeli İstifa" demeye, daha da öteye giderek Milliyetçi Hareket'in liderliğinden indirmek için çalışmalara başladı.
Tam bu nokta kırılma noktasıydı ve Meral Akşener sahneye itildi.
Bilirsiniz bu algıcılar hedefledikleri amacı laf arasında birine söyletirler.
Söyletirler ama halkın anlamayacağı bir şekilde, tatlı, yumuşak, incitmeden....
Ne dedi sayın Meral Akşener bir TV konuşmasında?
"MHP bu değişikliği yaparsa ben başbakan olacağım"
Bu cümle büyülü cümle.
Direkt olarak tribüne oynuyor.
Tribünler bunu duymak istiyor: KAZANMAK!
Peki sayın Meral abla bunu nasıl yapacaksınız?
Az evvel sizlere aktardığım büyümü cümlenin arkasından asıl sihirli cümle geliyor.
"Kongreyi kazanırsak çok çalışacağız! PARADİGMA değişikliği yapacağız!"
İşte zurnanın zırt dediği yer burası.
***
Nedir bu PARADİGMA DEĞİŞİMİ.
Başta bahsettiğimiz Değişimcilerle bağlantısı nedir?
MHP'ye oy veren 5.5 milyon insana sorsanız "Paradigma nedir?" diye belki bin kişi bunun anlamını bilir ya da bilmez.
"MHP'de paradigma değişimi yapacağız" demek MHP'yi değiştireceğiz demektir.
MHP'nin yazılı olan, yazılı olmayan tüm kurallarını, ilkelerini kısacası MHP'nin ÜLKÜ'sünü değiştireceğiz demektir.
Hani Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'in bir sözü vardı:
"Biz ne sağcıyız, ne solcuyuz! Biz Türk Milliyetçisiyiz ve sağ ile olan hesaplaşmamızı da şimdilik ileri bir tarihe erteliyoruz"
İşte Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'in bu sözlerine rağmen MHP'nin merkez sağ parti çizgisine çekileceğini işaret ediyorlar bize.
***
Paradigma kelimesinin ne anlama geldiğini bilmeyen büyük bir kitle de "DEĞİŞİM" kelimesinin büyüsüne kapılarak, Paradigma Değişimcilerinin peşine takılmış bulunmaktadırlar ne yazık ki.
Peki bu paradigma değişimi olursa ne olacak?
"Sandıktan bize 1 oy bile çoksa ilkelerimizden vazgeçmeyiz" dediğimiz ilkelerimiz; paradigma kelimesiyle örtülen ilkelerimiz değişince ne yapacağız!?
O zaman anlayacağız teknik direktör değişimi ile paradigma değişiminin çok farklı olduğunu ama iş işten geçmiş olacak.
Ruhunda ÜLKÜCÜLÜK'ten başka bir fikriyat, ÜLKÜCÜLÜK'ten başka bir sevda olmayanlar o zaman anlayacaklar MHP'nin hiç bir seçim kazanamama pahasına bile olsa Paradigmalarından vazgeçmemesi gerektiğini.
Ve yeni kırılmalar, yeni muhalif hareketler, yeni nifak tohumlarıyla cebelleşirken Türk Milliyetçileri, TÜRK DÜŞMANLARI bizi dağıtmak için bir süre ara verdikleri ittifaklarını yeniden kuracaklar.
Çözüm süreci buzdolabından çıkartılacak!
Anayasa'dan TÜRK çıkartılacak.
Üniter devlet yapısı federatif devlet yapısına dönüştürülecek.
Önce eyaletlere sonra kukla devletlere bölünecek bu güzel ülkemiz.
27 Mayıs 2013 Pazartesi
Karanlıkta vurdular GÜN'ü...
Gün çoktan batmıştı o gün...
Sinsi bir karanlık çökmüştü 27 Mayıs'ın üzerine...
Karanlık pusudaydı...
Pusu karanlığın içinde...
Kör kurşunlar karanlığı bekledi yarasalar misali...
Önce birisi,
Sonra ötekisi,
Yağmur gibi yağıyordu kahpelik,
Bir bir saplanıyordu kör kurşunlar Gün Sazak'ın bedenine...
Sazak Köyü'nün Ağası,
Eskişehir'in Yusuf yürekli yiğidi,
Vücuduna saplanan kahpe kurşunlarla yığılıyordu yere...
Yer inliyordu,
Bir çınar devriliyordu üzerine,
Yer titriyordu...
***
Karanlığı deliyordu kahpe kurşunların feryatları,
Karanlıktı, puslu etraf...
Ne bahar bitmişti,
Ne de yaz gelmişti...
Çiçeklerin meyveye döndüğü bir gün de,
Hercailer saplanmıştı o yiğit bedene...
Gün Sazak vurulmuştu...
Bakanlığı süresince ümüklerine çöktüğü,
Kaçakçıların, rüşvetçilerin, hortumcuların, emek hırsızlarının taşeron askerleri,
Hain bir pusuyla devirmişlerdi koca çınarı...
Kahpelerin tepesine inen balyoz yere düşmüştü o karanlık gecede...
***
Sağ-sol meselesi değildi bu cinayetin sebebi.
Hz. Ömer adaletiyle icra ettiği Gümrük ve Tekel Bakanlığı sırasında kimseye aman vermemesi,
Kaçakçıların,
Rüşvetçilerin,
Hırsızların,
Sahtekarların,
Karaborsacıların,
Emek hırsızı patronların can havliyle işledikleri bir cinayetti Gün SAZAK'ın şehadeti...
Tetiğe basan eller taşerondu...
Davalarını emperyalist güçlere satan taşeronlar,
İşçinin, memurun, köylünün, çiftçinin yani halkın yılmaz savunucusu Gün SAZAK'ı kurban etmişlerdi efendilerine...
***
Şehitler ancak unutulunca ölürler.
O kahpe kurşunlar Gün SAZAK'ı öldüremediler,
Gün SAZAK yüreğinde yaşattığı ÜLKÜ ile,
Verdiği amansız mücadele ile,
Milletinin hizmetine adadığı ömrü ile sonsuza kadar yaşayacak.
Biz Ülkücüler;
Ne zaman ki Gün SAZAK'ı ve O'nun davasını unutursak;
İşte o zaman Gün SAZAK'ı biz kendi ellerimizle öldürmüş oluruz...
Bu dava kutlu bir davadır,
Bu dava uğruna şehit olanlar, bu davanın bayrağını ilelebet taşıyanlarca asla unutulmayacaklar...
Dualarımızda hep onlar olacak...
Zaman zaman düştüğümüz karanlık dehlizlerde onların şehadeti yolumuzu aydınlatacak,
Gücümüze güç katacak onların mücadele azmi...
GÜN asla batmayacak,
Onları battı zannettiği her GÜN bizim için yeni bir GÜN olacak...
***
Mekanın cennet olsun Gün SAZAK!
Hz. Ömer yoldaşın olsun koca çınar...
Sinsi bir karanlık çökmüştü 27 Mayıs'ın üzerine...
Karanlık pusudaydı...
Pusu karanlığın içinde...
Kör kurşunlar karanlığı bekledi yarasalar misali...
Önce birisi,
Sonra ötekisi,
Yağmur gibi yağıyordu kahpelik,
Bir bir saplanıyordu kör kurşunlar Gün Sazak'ın bedenine...
Sazak Köyü'nün Ağası,
Eskişehir'in Yusuf yürekli yiğidi,
Vücuduna saplanan kahpe kurşunlarla yığılıyordu yere...
Yer inliyordu,
Bir çınar devriliyordu üzerine,
Yer titriyordu...
***
Karanlığı deliyordu kahpe kurşunların feryatları,
Karanlıktı, puslu etraf...
Ne bahar bitmişti,
Ne de yaz gelmişti...
Çiçeklerin meyveye döndüğü bir gün de,
Hercailer saplanmıştı o yiğit bedene...
Gün Sazak vurulmuştu...
Bakanlığı süresince ümüklerine çöktüğü,
Kaçakçıların, rüşvetçilerin, hortumcuların, emek hırsızlarının taşeron askerleri,
Hain bir pusuyla devirmişlerdi koca çınarı...
Kahpelerin tepesine inen balyoz yere düşmüştü o karanlık gecede...
***
Sağ-sol meselesi değildi bu cinayetin sebebi.
Hz. Ömer adaletiyle icra ettiği Gümrük ve Tekel Bakanlığı sırasında kimseye aman vermemesi,
Kaçakçıların,
Rüşvetçilerin,
Hırsızların,
Sahtekarların,
Karaborsacıların,
Emek hırsızı patronların can havliyle işledikleri bir cinayetti Gün SAZAK'ın şehadeti...
Tetiğe basan eller taşerondu...
Davalarını emperyalist güçlere satan taşeronlar,
İşçinin, memurun, köylünün, çiftçinin yani halkın yılmaz savunucusu Gün SAZAK'ı kurban etmişlerdi efendilerine...
***
Şehitler ancak unutulunca ölürler.
O kahpe kurşunlar Gün SAZAK'ı öldüremediler,
Gün SAZAK yüreğinde yaşattığı ÜLKÜ ile,
Verdiği amansız mücadele ile,
Milletinin hizmetine adadığı ömrü ile sonsuza kadar yaşayacak.
Biz Ülkücüler;
Ne zaman ki Gün SAZAK'ı ve O'nun davasını unutursak;
İşte o zaman Gün SAZAK'ı biz kendi ellerimizle öldürmüş oluruz...
Bu dava kutlu bir davadır,
Bu dava uğruna şehit olanlar, bu davanın bayrağını ilelebet taşıyanlarca asla unutulmayacaklar...
Dualarımızda hep onlar olacak...
Zaman zaman düştüğümüz karanlık dehlizlerde onların şehadeti yolumuzu aydınlatacak,
Gücümüze güç katacak onların mücadele azmi...
GÜN asla batmayacak,
Onları battı zannettiği her GÜN bizim için yeni bir GÜN olacak...
***
Mekanın cennet olsun Gün SAZAK!
Hz. Ömer yoldaşın olsun koca çınar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



