devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2018 Pazar

MHP ve Ülkücü Camia sokak kavgasına çekilmek isteniyor!

MHP'liler, İP'lilere saldırdı!
Dediler.
Bütün ulusal ve sosyal medyada olayın ilk sıcaklığıyla MHP ve Ülkücü kesim suçlu ilan edildi. MHP'yi bir kaşık suda boğmak için pusuda bekleyen bütün dinamik güçler YALAN VE İFTİRA dolu bu haberle yatıp kalktılar.
Kısa sürede olayın iç yüzü ortaya çıktı.
İP'li bir dangalak yoldan geçen bir kadına sözlü tacizde bulunuyor. Polis olan kadın durumu kocasına haber veriyor ve kocası da arkadaşlarıyla gelip gerekeni yapıyor.
Ortada ne MHP var ne de Ülkücüler var!
Peki olayın aslı ortaya çıktıktan sonra MHP'yi bir anda suçlu ilan edenler nerde?
Hani Hak hukuk adalet!?
***
MHP'liler SP'lilere saldırdı!
Evet saldırdı.
Ancak SP'lilerin saldırısına karşılık verdi MHP'liler.
Şu pusuda bekleyen kronik MHP düşmanları ise sadece ''MHP'liler SP'lilere saldırdı'' diyor.
Sen kalk MHP bayraklarını indirdi, buna müdahale edenlere karşı silah çek, yetmedi rast gele ateş et. Sonra sopayı yiyince ''MHP'liler bizi dövdü!'' diye kıyameti kopar!
***
Yapmayın efendiler yapmayın!
Bu milleti birbirine kinlendirmek için böyle yalan ve iftiralara sarılmayın.
Bu iki olay bize bir kere daha gösterdi ki MHP Genel Merkezi tarafından teşkilatların sürekli olarak provakasyonlara karşı uyarılması son derece isabetliymiş. Seçim dönemine girdiğimiz günden bu yana Ankara'da yaşanan tahrik girişimleri hemen hemen yurdumuzun her yerinde yapılıyor.
MHP bayrakları sökülüyor, pankartlar kesiliyor.
Amaç çok net ortada Ülkücü camia bir sokak kavgasının içine çekilecek ve milletimizin MHP'ye olan teveccühü ''MHP'liler anarşist'' algısıyla durdurulmak isteniyor. Durum çok açık ve net!
*** 
İstanbul Bağcılar'da yaşanan iftira olayı ve Ankara'da yaşanan tahrik olayı MHP ve Ülkücü camianın ne kadar dikkatli olması gerektiği hususunu bir kez daha ortaya koymuştur. Lider Devlet BAHÇELİ'nin 15 Temmuz'dan bu yana devlet idaresi ve hükümet icraatları üzerindeki etkisi, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin çözüm süreci çizgisinden tamamen ayrılıp Kızıl Elma çizgisine gelmesi bazı kesimleri fazlasıyla rahatsız etmiş durumdadır. MHP Lideri sayın Devlet BAHÇELİ'nin erken seçim süreciyle birlikte yaptığı hiç b,r hamleye karşılık veremeyenler şimdi MHP ve Ülkücü camiayı sokakların karanlıklarına çekerek sinsice bir plan kurmaktadırlar.
*** 
MHP Genel Başkanlığı için aday olarak ''MHP'yi iktidar yapacağım, Başbakan olacağım'' safsatasıyla yola çıkan ve İP'i kurararak ''Başkan olacağım'' safsatasıyla Milliyetçi - Ülkücü oy avcılığına soyunan ''DYP'nin çöpü ve hurdası'' sayın Akşener çıktığı meydanları dolduramayınca kirli ve basit oyunların kurgusunda rol oynamaya başladı. Sivas - Madımak katliamında oteli ateşe veren yobazlara ''Gazanız Mübarek olsun'' diye 'yol veren' Karamollaoğlu 3-5 vekillik kapabilmek için MHP üzerine kurulan oyunlara maşa oluyor. Merhum Erbakan Hoca'nın mirasını yiye yiye tüketemeyenler şimdi Fatih Erbakan bu mirasa el koyunca CHP ve HDP'nin tarafında MHP'ye tuzak kurmanın derdine düştü.
***
Kimin ne yaptığından ziyade MHP ve Ülkücü camianın ne yaptığı önemlidir. Mayası VATAN-MİLLET-BAYRAK-EZAN sevdası olan Milliyetçi Hareket'in mensupları bu dönemde daha da uyanık olmalıdırlar. Milliyetçi-Ülkücü Hareket'in Başbuğ'u Alparslan Türkeş'in ''Benim evlatlarım dik başlı değil; BAŞI DİK ANADOLU ÇOCUKLARIDIR!'' sözü bu dönemde daha çok önem kazanmıştır. 
''Bunlar bizim bayrağımızı yırttı''
''Bunlar bizim pankartımızı kesti''
''Bunlar bizim adayımıza ya da Liderimize hakaret etti'' diyerek onların istediğini yapmayalım. Unutmayalım ki, şu 1 aylık süreçte yapılan her türlü fiili ve sözlü saldırının tek amacı vardır; Ülkücüleri sokakların karanlığına çekerek, siyasetin aydınlığından uzaklaştırmaktır. MHP, Lider Devlet Bahçeli'nin yaptığı bilgece hamleler sonucunda milletimizin gönlünü fethetmiş ve 25 Haziran sabahı ''Ya Ülkücüler Devletleşecek, ya da Devlet Ülkücüleşecek!'' idealimize uyanacağımızı görenler bizi durdurmaya çalışıyor, Ülkücülerin Devletleşmesine engel olmanın yollarını arıyorlar.
*** 
Devletimizin Ülkücüleşmesi ya da Ülkücülerin Devletleşmesinin yolu karanlık sokaklardan değil siyasetin aydınlığından geçmektedir. Bir kesim tarafından kirletilen siyaset Atatürk İlkeleri ve 9 Işık'ın gücüyle, Lider Devlet Bahçeli'nin Lider Ülke Türkiye hedefiyle Ülkücüler tarafından temizlenecek, arındırılacak ve Atatürk'ün bıraktığı yerden Kızıl Elma yürüyüşümüz devam edecektir. Lider Devlet Bahçeli'nin dediği gibi; ''Tarihi bir fırsat önümüzde duruyor! Türk Milleti'nin sesi olarak, gönülleri fethetmenin zamanı gelmiştir! Gün doğmuş şafak sökmüştür! Tereddüt göstermeyiniz!''

24 Mayıs 2018 Perşembe

Ülke siyaseti geçmişin karanlığına mahkum edilemez

24 Haziran'da yapılacak olan genel seçimlerin propaganda dönemi büyük bir hızla devam ediyor.
Cumhurbaşbakanı adayları ve milletvekili adayları olanca güçleri ile seçimi kazanan taraf olabilmek için yarışıyor.
Bu seçimler ülkemizde hiç tükenmeyen siyasi kutuplaşmayı ''CUMHUR İTTİFAKI'' ve ''MİLLET İTTİFAKI'' adlarıyla resmileştirmiş oldu.
Bu seçimlerde 2 kutup yarışacak.
BU iki kutup halka kendilerini anlatarak seçimi kazanan taraf olmak için elinden geleni yapacak.
***
Buraya kadar her şey normal.
Yaşananların hepsi demokrasi kuralları çerçevesinde yaşanıyor.
Bana göre normal olmayan, hatta acayip derecede saçma olan bir durum var bu seçimlerde.
Özellikle Millet İttifakı tarafında olanların hemen hemen tamamı Cumhur İttifakı içinde yer alacağını erken seçim kararının alınmasıyla birlikte açıklayan MHP Lideri Devlet BAHÇELİ'ye ağır eleştiriler getiriyorlar.
Söylemleri de şu:
AKP ve sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN geçmişte hem MHP camiasına hem de Devlet BAHÇELİ'ye seçim meydanlarında ağır eleştiriler getirmiş hatta hakaretler etmişti. Aynı şekilde Devlet BAHÇELİ ve MHP camiası da Cumhurbaşkanı ve AKP'ye ağır eleştirilerde bulunmuştu. Şimdi nasıl olur da Devlet BAHÇELİ ve Ülkücü camia AKP ile bir ittifak kurabilir!?
***
Millet İttifakı mensuplarının bu söylemi halka da yansıyor.
İlk bakışta haklı denilebilir.
Örneğin bir mahalle kavgasında olsa bu durum, evet insanların bir daha bir araya gelmemeleri normal karşılanabilir.
Kaldı ki, günümüzde kan davaları bile sona erdiriliyor, hatta bu kan davalarının sona ermesi için devlet aracı olabiliyor.
Mahalle kavgalarında da durum aynı.
Örneğin bizim mahallede Mediha abla ile Türkan teyze 3 senedir kavgalı idiler ve konuşmuyorlardı. Ramazan başında konu komşu bir araya gelip bu iki ablamızı barıştırdılar. Şimdi can ciğer kuzu sarması oldular.
Ancak bizim bahsettiğimiz durum bir kan davası ya da mahalle kavgası değil.
Biz Ülke siyasetinden bahsediyoruz.
Devlet meselesi,
Ülke meselesi,
Millet meselesi kinle, nefretle çözülmez.
***
Hani bir de atalar sözü vardır.
''Dinime küfreden bari Müslüman olsa'' demiş atalarımız.
MHP ve Devlet BAHÇELİ'yi fütursuzca eleştiren CHP, İYİ PARTİ, SAADET PARTİSİ ve HDP bloğu aynaya dönüp kendilerine bakma gereği duymuyorlar. Çünkü aynaya baktıkları vakit, geçmişte yaşananlar ile siyaset yapılacaksa kendilerinin de nasıl bir araya gelebildiklerine kendileri de hayret edecekler.
Eğer MHP, ''Tüm milliyetçilikleri ayaklar altına aldım'' diyen AKP ile bir araya gelemez ise;
Toplantı salonlarında, mitin alanlarında bir tek TÜRK Bayrağı bulundurmayan, bir tek Atatürk posteri bulundurmayan, olanları indiren, CHP'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'ün ''Ne Mutlu Türküm Diyene'' sözünü ayakları altına alan, bölücü terör örgütü liderinin heykelini dikme vaadinde bulunan HDP ile nasıl bir araya gelebiliyor!?
Aynı CHP, ülkemizde yaşanan en vahim olaylardan biri olan Sivas Katliamı sırasında belediye başkanı olan ve Madımak Oteli'ni yakanlara hitaben ''Gazanız Mübarek Olsun'' diye seslenen daha sonra bu sözünü dil sürçmesi diye açıklayan Temel Karamollaoğlu ile nasıl bir araya gelebiliyor ve bunların hayal bile edemeyeceği milletvekili sayısını kendilerine armağan edebiliyor.
Aynı CHP, temsil ettiği sol kesimin İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemdeki uygulamalarıyla ''Faşist katil'' olarak tanımladığı Meral Akşener ile nasıl bir araya gelebiliyor ve onun aday olabilmesi için 15 solcu vekili bir ticaret malı gibi İyi Parti'ye nasıl ödünç verebiliyor!?
***
Birilerini eleştirirken insan dönüp kendisine bir bakmalı.
Geçmişte yaşananlar her ne olursa olsun;
Mesele memleket meselesi ise, her parti kendisine daha yakın gördüğü parti ile ittifak yapabilir ve yapmalıdır da.
Burada sorun, bir partiyi eleştirirken eleştirilen eylemlerin daha fazlasını kendilerinin yapmasıdır.
Artık bu siyaset yöntemi bırakılmalıdır.
Mahalle kavgası yapar gibi siyaset yapılmamalıdır.
MHP Lideri Devlet BAHÇELİ'nin yaptığı gibi ''Devlet'in Bekası ve Millet'in huzuru için'' siyaset geçmişin karanlığından çıkartılıp, geleceğin aydınlık yarınları için çalışması sağlanmalıdır.
Özellikle şuursuzca Devlet BAHÇELİ düşmanlığı yapanlar, Devlet BAHÇELİ'yi anlamak için birazcık kafa yorsalar 24 Haziran sabahı Türkiye bambaşka bir dünyaya uyanır.
Ancak birileri geçmişte kendi başarısızlıklarını örtmek ve bugün halkımızın beklentilerini, halkımızın haykırışlarını duyurmamak için körü körüne bir Devlet BAHÇELİ düşmanlığı ile arz-ı endam ediyorlar.
Devlet BAHÇELİ'nin ''Önce Ülkem ve Milletim, sonra Partim ve ben'' sözünü dahi anlasanız siz de Devlet BAHÇELİ'nin dizinin dibine oturur, Türkiye'nin geleceğinin aydınlatılması için çalışırdınız.


14 Ocak 2018 Pazar

MHP, Nasıl AKP'nin Yedek Lastiği Oldu? (!)

Bu başlık sihirli bir başlık.
MHP, AKP'nin yedek lastiği!
MHP, AKP'nin kurtarıcısı!
MHP, AKP'nin koltuk değneği!

2002'de AKP'nin tek başına iktidar olmasından bu yana defalarca bu ve buna benzer söylemler bir kısım medyanın manşetlerini süsledi.
Bu "bir kısım medya" elbette Recep Tayyip Erdoğan ve AKP karşıtı medya.
Bu manşetleri siyaset lisanında kullananlar da CHP ve HDP.
Sürekli aynı şey!
Altını doldurmak yok!
Manşet yeterli!
Çünkü bu manşet sihirli!

Bunu okuyan, bunu duyan gerisine bakmıyor zaten.
Bakmak, okumak, duymak istemiyorlar.
Duymak istedikleri sadece bu!
***
Nedir bu ve buna benzer manşet ve söylemlerin vatandaşa anlattığı?
CHP, HDP ve bunları destekleyen medya aslında şunu demek istiyor:
"Ey vatandaş, AKP'nin iktidar olmasında bizim bir kabahatimiz yok. Biz hep milletimizin istediği politikaları üretiyoruz ama bu MHP her seferinde AKP'ye destek olup, sizin bize oy vermenize engel oluyor!"
Vay anasına sayın seyirciler!
Şimdi gelin tek tek bir bakalım 2002'den 2015'e kadar MHP, hangi konularda AKP'ye "yedek lastik" ya da "koltuk değneği" olmuş.
Bu yazacaklarımız ben uydurmuyorum.
En radikal AKP ve RTE karşıtı medya unsurlarından ODA TV'de 2015 yılında yayınlanan bir makaleden alıntıdır.
Makalenin başlığı şu:
"Tarih tarih, madde madde Devlet Bahçeli AKP'nin nasıl yedek lastiği oldu"
Ve başlıyor sıralamaya:
2002: Bahçeli, kolisyon ortağı olduğu 57. Hükümet'ten çekilerek erken seçime gidilmesini ve erken seçimde AKP'nin zafer kazanmasını sağlamış.
TC 57. Hükümeti MHP'nin en etkin olarak bulunduğu koalisyon hükümetidir ve Cumhuriyet tarihinin en uzun süreli koalisyon hükümetidir. Bu koalisyon 3.5 yıl sürmüştür. Bu koalisyon sonrasında sadece MHP baraj altında kalmamış hükümetin diğer ortakları DSP ve ANAP tarih olmuştur. Seçim sonucu göstermiştir ki, millet bu koalisyondan memnun değil ve MHP Lideri de "Halka rağmen" bir hükümet olamayacağı erdemini göstererek millete gitmiştir. Sonuçta kendi partisi de baraj altında kalmıştır.
Fakat bunu sürekli olarak "halka rağmen" siyaset yapanlar anlayamazlar!
Bu noktada şunu da sormak gerekiyor:
MHP'nin erken seçim kararı alması AKP'ye "koltuk değneği olmak" ise CHP'nin Recep Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçilmesini sağlaması ne oluyor!?
***
2007: Buradaki "yedek lastik" olma durumunu aynen ODA TV'deki yazıdan alıyorum: "AKP, “Anayasa Mahkemesi’nin 367 Kararı” ile krize girerken, Devlet Bahçeli ve MHP'nin desteğiyle kurtarıldı. Seçim kararıyla barajı aşıp Meclis’e giren Devlet Bahçeli, Abdullah Gül’ü Çankaya’ya çıkarma planına destek verdi. O dönemde Gül’ün seçilebilmesi için toplantı yeter sayısı olan 367’nin sağlanması gerekiyordu. Bahçeli Genel Kurul’daki oylamaya katılacaklarını açıklayınca AKP ve MHP’lilerin toplam sayısı 440’ı aştı ve Gül Köşk’e çıktı."
Bu bir siyasi tercihtir.
Burada ODA TV şunu atlıyor: Aynı günlerde TBMM başkanlık seçimi yapıldı. Son turda MHP ve AKP adayı mücadele etti. CHP ve HDP'nin desteği ile AKP'nin adayı Cumhuriyet tarihinin en yüksek oyunu alarak TBMM Başkanı seçildi. Eğer MHP'nin Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda ülkeyi yeni bir krize sokmamak adına Cumhurbaşkanı'nın seçilmesini sağlamak "KOLTUK DEĞNEĞİ" olmak ise CHP ve HDP'nin TBMM Başkanlığında AKP'yi desteklemesi ne oluyor!?
***
2008: ODA TV'de yayınlanan makaleye göre MHP, 2008 yılında da partilerin kapatılmaması ile ilgili yasaya destek vermiş ve AKP'nin kapatılmasına engel olmuş. Böylece AKP'ye bir kez daha "yedek lastik" olmuş. Her zaman demokrasi havarisi durumunda olan HDP ve CHP partilerin kapatılmasından yana mı!?
HDP ve CHP o dönemde AKP'nin kapatılması durumunda aynı siyasi mekanizmanın kuracağı yeni parti ile meydanlarda yapacağı "mağdur edebiyatı" ile milletten daha büyük oy alacağının hesabını yapamayacak kadar aciz mi!?
2008'de MHP'nin Başörtüsü Yasağı'nın kalkması konusunda da AKP'ye koltuk değneği olduğunu yazıyor Oda Tv.
İyi ki de olmuş.
12 Eylül darbecilerinin getirdiği başörtüsü yasağı gibi diğer tüm yasakların da kaldırılmasında koltuk değneği olabilseydi keşke MHP.
Yasakçı zihniyet, darbecilerin yasaklarına bile destek olmaktan kaçınmıyorsa varsın bu yasaklardan bir tanesinin bile kalkmasına destek olan MHP, koltuk değneği olsun!
***
Oda Tv'deki makaleye göre MHP 2008'den sonra 2012'ye kadar hiç koltuk değneği olmamış.
2012: MHP 2012 yılında yeni eğitim sistemi ile daha önceden kapatılan İmam Hatip Liseleri'nin orta kısımlarının açılmasına destek olmuş. Türban da bu yıl yapılan yasal düzenleme ile eğitimde serbestlik kazanmış. YASAKLAR KALDIRILMIŞ! Yasakların kaldırılmasını en çok savunan da "özgürlükçü" CHP ve HDP değil mi!? Yasakların kaldırılmasına destek olan MHP olunca mı kötü oluyor!
2013: MHP bu kez de yıllardır geçerli olan 12 Eylül Cunta yönetiminin anayasasının değiştirilmesine destek oldu. Sürekli olarak askeri darbe karşıtı söylemlerde bulunan Oda TV, askeri cuntanın anayasasının sivil anayasa ile değiştirilmesine "koltuk değneği" yakıştırması yapıyor.
Sebep!?
Çünkü "özgürlükçülük" nutukları atanlar aslında cunta yönetimlerinin şaklabanlarıdır!
***
2014: Oda TV'de yayınlanan makaleye göre MHP 2014 yılında da terör örgütlerine karşı sınır ötesi harekat için hazırlanan tezkereye destek vermiş. Bu sınır ötesi harekat neden ve kime karşı yapılacak?
Terör örgütlerine karşı.
Bu durumda CHP ve HDP bu tezkereye neden karşı çıkıyor?
Efendim komşu ülkelerle aramız bozulur ve savaşa girermişiz.
Tezkere çıktı.
Yıllar geçti.
Kimseyle savaşa falan girmedik!
***
Evet makale 2015 yılında yazılmış.
Buraya kadar ortaya konulan gerçekler işte bunlar!
Toplasanız bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar bir mesele.
Pekala bu süreçte, CHP ve HDP'nin AKP'ye verdiği destek yok mu!?
Ergenekon,
Balyoz,
Çözüm süreçleri,
Analar ağlamasın süreçleri,
Yeni Türkiye süreçleri,
Habur süreçleri
Akil insanlar süreçleri...
Buralarda kimler kimlere destek verdi!?

***
CHP, HDP ve diğer siyasi partiler ile bunları destekleyen medya ve cemaat unsurları "MHP, AKP'nin yedek lastiği" sihirli cümlesiyle kendi destek ve başarısızlıklarını örtbas edip, memleketin bu hale gelmesindeki tek suçu MHP'ye yükleme sanatlarındaki ustalığı göstermektedir.
Sizlere bu yazımızda kendileri tarafından ortaya konulan "yedek" olma sebeplerini aktardım. CHP ve HDP'nin dolaylı ya da dolaysız desteklerini de tartıya koyun ve kimin asıl koltuk değneği olduğuna karar verin.
Şu noktayı da kaçırmayalım.
Türkiye demokrasi ile yönetilen bir ülkedir.
Demokrasilerin anahtarı da seçimlerdir.

İstanbul ve İstanbul'un bir çok ilçesini gösterdiği başarısız yönetimler sonrasında seçimde AKP'ye kaptıran MHP değil CHP'dir.
Ankara ve ilçeleri...
Adana...
Mersin...
CHP Genel Başkanlığı yapan Baykal'ın memleketi Antalya...

Ve daha bir çok ilimiz CHP'li belediyelerin elinden AKP'ye geçmiştir.
Deniz Baykal'ın memleketi Antalya'da CHP kurulduğundan bu yana başka hiç bin partinin seçim kazanamadığı Akseki ilçesinde bugün AKP'li belediye varsa bunun kabahati MHP midir!?
Eskişehir ve İzmir de sıradadır!
MHP ise, bu süreçte Adana, Mersin ve Manisa gibi büyükşehirleri kazanarak tarihinde ilk kez Büyükşehir belediyesi kazanma başarısı elde ederek, AKP'ye karşı başarı elde etmiştir.
MHP'nin TBMM'deki oylamalarda verdiği desteklerin tamamı "Millet ve Devlet" merkezli konulardır.
CHP ise seçimlerde başarısız olarak AKP'nin en büyük KOLTUK DEĞNEĞİ olmaya devam etmektedir!

27 Kasım 2017 Pazartesi

Ordusu Yaşarsa; Başbuğlar Ölmez!

Ankara...
Türk'ün Anadolu'daki son başkenti Ankara.
Bahtı kara Ankara...
Türk'ün Anadolu'daki mührü Ankara!
Ağlıyordu Ankara bir kere daha!
Ve üşüyordu kaldırımlar,
Sokaklar, caddeler üşüyor
Ağlayan bulutların gözyaşları donuyordu tane tane...
Bir çınar devrilmeden;
Dimdik uğurlanıyordu sonsuzluğa...
***
Ağlıyordu Bozkurt yürekler...
Hoyrat hıçkırıklarını yüreklerine gömüyordu Asenalar.
Eller üşüyordu, donuyordu Bozkurt yapan eller...
Nisan'ın donan göz yaşlarıyla alınan abdestler tir tir titriyordu,
Göğe yükseliyordu selâlar,
Yürekleri yakıyordu ezanlar...
Ve gidiyordu gönüllerin sultanı,
Gidiyordu Türk'ün son BAŞBUĞ'u sonsuz yaşamın derinliklerine...
***
Türk'e karalar bağlamak yakışmazdı,
Nisan'ın yağmurlarını bembeyaz örtü yaptı yaratan!
Ağlama Ankara ağlama,
BAŞBUĞLAR ÖLMEZ!
Sönmeden en son OCAK bitmez Türk'ün varoluş kavgası, dinmez haykırışlar, tükenmez yağmur kokan geceler...
Ölmez bu dava ölmez BAŞBUĞLAR...
Ne Mustafa Kemaller tükenir Anadolu'da ne de Türkeşler biter...
Her karış toprağına şehit kanıyla sulanan ölümsüz ÇINARlar diktik Anadolu'nun.
Türk'ün düşmanları "Bitti" dedikçe biz daha çoğalıp büyüyeceğiz...
***
BAŞBUĞlar ölmez!
Bir kutlu ordusu vardır ki Mustafa Kemal'in yemin etmiştir sonsuza kadar TÜRK için savaşmaya.
Bir kutlu ordusu vardır ki Türkeş'in yemin etmiştir sonsuza kadar Anadolu'da Türk varlığını korumaya!
Türküm!
Doğruyum!
Çalışkanım!
Andolsun,
Yemin olsun,
Ölmeyecek Başbuğlar,
Ölmeyecek Mustafa Kemal Atatürk!
Ölmeyecek Alparslan Türkeş...
***
Varlığım,
Türk varlığına armağan olsun...
Kınalı Kuzular'dan Fırat Çakıroğlu'na bir şehadet kervanının gönüllü askerleri yine Ankara'da haykırdı...
157. Alayın neferleri,
Kahpe düzenin Bozkurt yürekli yiğit çocukları,
Anadolu'nun başı dik yiğitleri,
Tek bir yürek olup, haykırdılar bir kere daha;
BAŞBUĞLAR ÖLMEZ!
***
Pensilva'nın itleri ürse de çöplüklerde,
Bozkurt'un nârâsı yükselecek Anadolu'da...
Hurdayla, çöple uğraşacak vaktimiz yok!
5000 yıllık bir varoluşun ebediyete kadar yaşamasıdır mücadelemiz.
Tasmalı itlere cevap Ankara'da verilmiştir.
Artık çöplükte ürenlere taş atmak yerine memleket davasına dönelim.
Vakit;
Başbuğ'un bizlere emanet ettiği 9 IŞIK'ın aydınlattığı yolumuzda müreffeh Türkiye için, Milliyetçi Hareket'in iktidarı için sokak sokak, ev ev dolaşarak gönüllere girme vaktidir.
***
Evet "Başbuğlar Ölmez!"
Bunun kuru bir slogan olmadığını göstermek vaktidir artık.
Başbuğ'un ordusuna komuta eden Bilge Lider Devlet BAHÇELİ'nin en büyük mücadelesi olan "Türklüğün Bekası" mücadelesinde kutlu bir nefer olma vaktidir.
En büyük vazifemiz fitneye kan kusturmaktır.
Bu kutlu yürüyüşte kim fitne kazanının kepçesini eline almışsa elini kırmak vaktidir!
Türk'ün son kalesi olan MHP ve Ülkü Ocakları'nın içinde fitne kazanını kaynatanlar bundan sonra en büyük düşmanımız ve hedefimizdir.
Koltuk sevdalıları;
Makam ve mevki kovalayıcıları,
Kartvizit budalaları,
Artık bu davanın sırtından inin, yakamızdan düşün...
Biz hesapsızca davaya gönül vermiş neferler olarak BAŞBUĞ'un ölmediğini en önce size sonra da bütün Türk düşmanı itlere göstereceğiz ve Devlet'in başına "Devlet"i getireceğiz!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Siyasetin daniskası sokakta: "Adam Devlet diyor daha ne desin!?"

Efendim iyi bir siyasetçi mutlaka ayda bir kere tebdil-i kıyafet ederek, sokaklara çıkmalı, bir çay ocağına, bir mahalle kahvesine oturup bir kaç bardak çay içerek etrafında konuşulanları dinlemeli.
Öyle "Millet bize oy veriyor o halde biz doğru yapıyoruz" düz mantığıyla ülke yönetilmez.
Milletin ne şartlar altında oy verdiği belli.
Gelin bir de milleti sessiz sedasız bir kenarda oturarak dinleyin.
Neler konuşuluyor neler!
***
Ben siyasetçi değilim ama severim milleti dinlemeyi.
Sessizce bir kenara oturup etrafta konuşulanlara kulak kesilirim.
Öyle siyaset bilimciler var ki, şu mahalle kahvelerinde değme siyasetçiye taş çıkartır.
Bugün yolum Beyoğlu'nda Kamer Hatun Mahallesi'ne düştü.
Bir ara sokakta yürürken, sokağın ilerisinden okey taşlarının sesini duydum.
Okey tutkunlarına seranat yapar gibiydi.
Hoş ben pek anlamam bu okey oyunundan.
Yedi sene kahvecilik yaptım ama şu okey taşlarının hangi mantıkla dağıtıldığını halen çözemedim.
***
Okey taşlarından ziyade burnuma buram buram tüten çay kokusu çekti beni mahalle kahvesine doğru.
Belki çay taze demlenmiş ve yeni servis edilmiş.
Adımlarımı biraz hızlandırarak kahvenin önüne geldim.
Kahvehanenin ön camları olduğu gibi açık.
Hava oldukça sıcak olduğu için bazı abiler atletle oturuyor okey masasında.
Fosur fosur sigara içiliyor bir yandan da.
Kırık dökük bir kaç sandalye de dışarıya konulmuş.
Oturunca düşmeyecek vaziyette olanlardan birini seçtim ve oturdum.
Altı masası olan kahvede öğle saatlerinde 3 masanın dolu olması şaşırtıyor bizi.
Sonradan aklıma geldi kurban bayramı tatilinin 10 güne uzatıldığı.
Muhtemelen ondandır dedim kendi kendime.
***
Neyse çayımızı söyledik, cıgaramızı yaktık.
Okey taşlarının karıştırma sesi kesildi.
Artık masadakilerin muhabbetlerini daha iyi duyabiliyordum.
- Kamil abi hayırdır Kılıçdaroğlu'na mı özendin atletle okeye oturdun
- Ben ne özenicem lan, o bize özenmiş bir hep atletleyiz.
- Adı üstünde oğlum adama "Atlet Kamil" diyor bütün maaalle....
Masadan gülüşmeler yükseldi.
Atlet Kamil abi 65 yaşlarında, iyi bir göbek sahibi, siyah kalın çerçeveli gözlükleriyle tipik bir atlet Kamil...
- Kılıçdaroğlu'nu boşverin de arkadaş bu Devlet bey hakkaten devlet gibi adammış bunca zaman kıymetini bilemedik.
- Muzaffer abi bırak Allah aşkına sen de şu adamı, takıldı AKP'nin peşine tam koltuk değneği oldu.
Karşı masadan bir genç de onu destekledi
- Öyle valla abi AKP'yi kurtaran adam Devlet Bahçeli. Başka bir işe yaradığı yok!
***
Kılıçdaroğlu'nun atletiyle başlayan siyasi muhabbet Devlet Bahçeli de kilitlenmişti.
Atlet Kamil sessiz kaldı bir süre.
Kahveci söze karıştı.
- Valla onu bunu bilmem, ben oldum olası Demirelciyim. Şimdiki siyasetçilere baktığımda tek devlet adamı Bahçeli bence. Hepsi atletle şortla gezerken Bahçeli'nin ceketinin düğmesini bile açtığını görmedim ben. Devlet gibi adam valla.
- Adamlığına bir şey dediğimiz yok da abi, AKP'yi destekliyor her fırsatta.
Bu söze destek veren bir kaç kişi vardı.
Genel genç olanlar destek veriyor bu görüşe.
Anladığım kadarıyla devlet ağırlığını, devletin ne anlama geldiğini kavrama şansını yakalamış oyan ve yaşı 50'nin üzerinde olanlar Bahçeli'nin tam bir devlet adamı olduğu görüşünde birleşiyorlar.
***
Muhabbet devam ediyordu.
AKP'nin kötü yönetiminden dem vuranlar, AKP'nin ülkemizi lider ülke yaptığından dem vuranlar da vardı.
Ben ikinci çayımı söyledim.
Bir taraftan da içerdeki muhabbeti can kulağıyla dinliyordum.
Atlet Kamil'in "Tepebaşı yokuşundan çıkarken bi ter bi ter, bu oyun burda biter" diyerek yandaki oyuncuların ıstakalarını devirmesiyle bir sessizlik oldu.
Atlet Kamil abimiz sandalyeyi biraz geri çekip, "Peşin satan adam" oturuşuyla sandalyesine kuruldu ve
- Kahveci arkadaşların hesabını kesiver!
Diye seslendi.
***
Atlet Kamil siyasete ne zaman dahil olacak diye merak ederken girdi lafa bodozlama:
- Yahu kardeşim adam Devlet diyor, Millet diyor daha ne desin. Yani Tayyip düşmanlık olsun diye devletini korumasın mı? Onu kışkırtıp, bunu kışkırtıp millet 12 Eylül öncesinde olduğu gibi birbirini mi vursun sokaklarda. Siz tabii o günleri yaşamadınız! Bugün bu ülke iç savaşa girmediyse bu Bahçeli'nin sayesinde oldu. Biz adama oy verdik de o kötümü yönetti devleti, ülkeyi?
Atlet Kamil sıkı girdi mevzuya.
Bahçeli'ye koltuk değneği diyen gençler dahil herkes dinliyordu Kamil abiyi.
- Ben onu bunu bilmem. Önce devlet diyen, önce millet diyen adam iyi adamdır. 12 Eylül'den sonra Özalla Tayyipten başkasına oy vermedim ama hata etmişim. Bu ülkenin Devlet Bahçeli'ye ihtiyacı var. Bundan sonra ömrüm yeterse bütün oylarım Bahçeli'ye gider benim. Aklı olan bu adama sahip çıkar kardeşim. Hadi bakın dalganıza şimdi!!!
***
Eminim çoğu "adam haklı kardeşim" dedi içinden.
Başta dedim ya hayat sokakta.
Kahvelerde, berberlerde, çay ocaklarında...
Öyle şirketlere anket yaptırmakla olmaz.
TBMM'nin tatil olduğu şu günlerde sayın vekillerimiz sokaklara çıksınlar da milleti bir dinlesinler.

11 Ocak 2017 Çarşamba

Oyunları bozan adam: Devlet BAHÇELİ

Aslında her şey 7 Haziran 2015'te başlamadı...
Ülkenin bugün içinde bulunduğu durumu, yani din referanslı siyasetin ülkemizde iktidar oluş sürecini irdeleyecek olursak İnönü liderliğindeki CHP'nin "Türkçe Ezan" dayatmasına kadar inmek gerekir.
Ancak biz bu yazımızda 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında ortaya çıkan dunum vaziyetine bir bakalım.
***
7 Haziran'da millet tüm siyaset kurumlarına mesaj verdi.
Özellikle de AKP ve MHP'ye.
AKP'ye "Sen bizim için vazgeçilmez değilsin, attığın adımlara dikkat et!" mesajı verildi.
MHP'ye ise, "İktidarın alternatifi sensin. Her an iktidar olmaya hazır ol!" mesajını verdi bu millet.
7 Haziran sonuçları elbette CHP ve HDP'ye mesaj veriyordu.
Millet her iki partiyi de TBMM çatısı altına almış ve "Terör'den uzak durun, terörün karşısında durun, milletin sesine kulak verin" denildi.
***
Bu mesajlar herkes tarafından çok iyi anlaşıldı.
7 Haziran öncesinde Yeni Türkiye söyleminde birleşen HDP, CHP, AKP ve FETÖ 7 Haziran seçimleri sonrasında ayrışma noktasına geldi.
AKP kaybettiği oyları telafi etmenin derdine düştü.
Kenara çekildi ve oyunu izlemeye başladı.
Cumhuriyet tarihinin en büyük algı yönetimlerine imza atan FETÖ işbaşına geçti.
MHP karşıtı bir oyun kuruldu.
Daha doğrusu MHP Lideri Devlet Bahçeli karşıtı bir oyun.
***
Öyle bir algı yaratıldı ki, AKP karşıtı olan herkes aslında MHP'yi seviyor, ama Lider Devlet BAHÇELİ'nin MHP'yi bitiriyordu.
İdeolojik bir siyaset kurumu olan MHP'nin bitmesine en çok sevinecek olan solcular bile MHP'yi seviyormuş, onu anladık!
Bahçeli olmasaydı, AKP olmayacaktı(!)
7 Haziran sonrasında oynanan oyunla gelinen nokta buydu.
HDP, CHP, FETÖ, ve bunların medya unsurları elbirliği etmiş Devlet Bahçeli'nin MHP'nin başından uzaklaştırılması gerektiği algısını milletin beynine işlemeye çalışıyorlardı.
***
Millet MHP'ye "iktidara hazır ol!" mesajı vermişti ve bütün tehlike de buydu aslında.
MHP'nin acilen karıştırılması, Ülkücüler'in birbirine düşürülmesi ve iktidar alternatifi olmaktan çıkarılması gerekiyordu.
Önce koalisyon kozunu oynadılar.
MHP'yi CHP ve sırtını Pkk terör örgütüne yasladığını açıkça beyan eden HDP ile bir koalisyona itmek için ellerinden gelen kurnazlığı yaptılar.
Hatta CHP lideri Kılıçdaroğlu, Bahçeli'ye "Başbakan sen ol!" diyerek Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvetini bile teklif etmişti.
***
MHP Lideri Devlet Bahçeli "Hayır" diyordu.
Çünkü biliyordu ki, bebek katili bir terör örgütü olan Pkk'nın siyasi uzantısı HDP ile aynı safta durmak bile MHP'yi ilk seçimde baraj altında bırakacak belki de siyasi yaşamını sona erdirecekti.
Bu oyuna HAYIR diyerek bozan Bilge Lider Bahçeli, yeni oyunlarla karşı karşıyaydı...
Bir yandan TBMM Başkanlık seçimi, bir yandan parti içinde huzursuzluk...
MHP Lideri Devlet Bahçeli TBMM Başkanlığı için bir önceki dönemde CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olan ve MHP'nin de destek verdiği Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aday çıkarmıştı.
İhsanoğlu'nun aday gösterilmesindeki amaç çok açıktı.
CHP'nin de desteğini alarak seçimi kazanmak.
Ancak öyle olmadı.
CHP kendi Cumhurbaşkanı adayı olan ismi desteklemek yerine, kendi partilerinin genel başkanlığına bile layık görmedikleri Deniz Baykal'ı milletin meclisine başkan yapmak için aday gösterdiler.
Ne acayip bir durum değil mi!?
Kendi partinin başkanlığına layık görmüyorsun ama TBMM'nin başkanlığına layık görüyorsun.
Deniz Baykal'ın genel başkanlıktan indirilme sebebini de hepimiz biliyoruz...
***
Başkanlık seçimi sürecinde iki ilginç olay yaşandı.
MHP'ye ve Devlet Bahçeli'ye tezgah açmakla meşgul olan medya unsurları bu gizemli iki olayı gündeme bile almadı.
Önce Deniz Baykal, sonra eski CHP'li şeni HDP'li Celal Doğan yerden yere vurdukları Cumhurbaşkanı Erdoğan ile GİZLİ birer görüşme yaptılar.
Bu görüşmelerin yapıldığı aşikar ancak içeriği gizli idi.
Bu görüşmelerde neler konuşuldu?
MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye oynanan oyunların düzenlemesi mi yapıldı?
Bilemiyoruz...
***
Diğer tarafta iç muhalifler de boş durmuyordu.
"Devlet Bahçeili varken MHP'ye oy vermem" düşüncesini tüm Ülkücülere benimsetmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlardı.
Başta kronik Devlet Bahçeli düşmanlığının lideri Arif Şirin olmak üzere koltuk sevdalısı bütün unsurlar harekete geçmişti.
Algı yöneticilerinin de stratejik desteklerini arkalarına alarak, Fetö ve sol yayın organlarında boy gösterip, Bahçeli aleyhine propagandalar yapıyorlardı.
Bir kez daha MHP'yi HDP+CHP+Fetö şeytan üçgenine çekmeye çalıştılar TBMM seçimlerinde.
Fakat Lider Devlet Bahçeli bir kez daha HAYIR diyerek bir oyunu daha bozmuştu.
***
1 Kasım seçimlerine giderken MHP'yi en güçlü silahlarından biri ile vurmaya çalıştılar.
Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş'i seçim hükümetine alarak MHP'yi 1 Kasım seçimlerinde baraj altına itme planı da uygulamaya konulmuştu.
MHP'nin baraj altında bırakılması için Devlet Bahçeli aleyhinde yürütülen propaganda da tüm hızıyla ve acımasızlığıyla devam ediyordu.
Bilge Lider Devlet BAHÇELİ tüm tehdit ve siyasi rüşvetlere HAYIR dedi ve tüm oyunları bozdu.
Baraj altında kalmasına kesin gözüyle bakılan MHP yüzde 12 oy alarak tüm haşmeti ve azametiyle Milletin Meclisinde milleti temsil etmeye devam etti.
***
1 Kasım sonrasında da oyunlar bitmedi.
Hepimizin malumu olan oyunlar bir bir bozuldu.
Devlet Bahçeli son olarak Fetö terör örgütünün darbe oyununu da bozarak bu aziz milleti içine çekmek istedikleri bir iç savaş belasından kurtardı.
Her zaman olduğu gibi Devlet Bahçeli'yi zamanında eleştirenler "Yine haklı çıktı" demekten kendilerini alamadılar.
***
Türk Milleti, MHP ve Bilge Lider üzerine oynanan oyunlar tükenmeyecek.
Bunu çok iyi biliyoruz.
Şükürler olsun ki, bu oyunları bozmakta ustalaşan bir liderimiz var...
Allah ömrünü uzun etsin Türk Milleti'nin Bilge Lideri Devlet Bahçeli...

26 Nisan 2016 Salı

İktidar Yolunda Bir Yalnız Adam: Devlet BAHÇELİ...

Türk Milliyetçiliği düşüncesi Türkiye'de iktidar olabilir mi?
Bu sorunun sorulması bile abesle iştigal aslında.
Türk yurdunda, Türk Devleti'nde Türk Milliyetçiliği neden iktidar olamasın?
İyi de nasıl iktidar olacağız?
Ne Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde ne de Devlet Bahçeli döneminde iktidar olamadık.
Bunun sebepleri nedir?
"İktidar olalım" demekle iktidar olunmuyor.
İktidar olmak için ne yapmak gerekli, Ülkücüler iktidar yürüyüşünde nerede yanlış yapıyorlar!?
***
Türk siyasi sisteminde iktidara yürümenin temel kuralı lidere itaattir.
Türk siyasi sistemi lider esaslı bir siyasi sistem olduğundan dolayı birinci kural budur.
Lidere itaat etmeyen siyasi oluşumlar iktidarı rüyasında bile göremezler.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Hareket'i düşünelim.
MHP ve Ülkü Ocakları kuruluşundan 1980 darbesine kadar bildiğimiz anlamda pek siyaset yapma derdine düşmedi.
Sokaklarda süren mücadele öylesine çetin ve zorluydu ki TBMM çatısı altında yapılan iktidar mücadelesine pek giremedik.
***
1980 darbesinden sonra Başbuğ Alparslan Türkeş'in hapishanede olması sebebiyle Onunla talimatları ışığında kurulan Milliyetçi Çalışma Partisi ile bugün anladığımız anlamda siyasi mücadelemiz başlamış ve Türk Milliyetçiliği düşüncesinin TBMM çatısı altında politik çoğunluğu yakalama zorunluluğu ortaya çıkmıştı.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in özgürlüğüne kavuşması ile birlikte MÇP yeniden MHP oldu ve siyasi iktidar mücadelemiz yeni bir ivme kazandı.
İşte bu noktada Türk Milliyetçiliği'nin iktidar mücadelesinin temelleri atılıyordu.
Sağlam bir temelle çıkılacak yoldaki yürüyüş daha hızlı ve daha sağlam olacaktı.
Olmadı.
Yapamadık.
Beceremedik!
***
Ülkücü Gençler Derneği Genel Başkanlığı yapmış, bu davanın sembol isimlerinden, Başbuğ Türkeş'in en güvendiği isimlerden biri olan Muhsin Yazıcıoğlu "Lidere itaatsizlik" hastalığının ilk ürünü olarak ortaya çıkıyordu. Yapılan ittifak ile MHP ilk kez TBMM'de gurup kurma aşamasına gelmişken Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'e ağır eleştiriler yönelterek partiden ayrıldılar.
Tehlike büyüktü.
MHP oylarını her seçimde ikiye katlıyordu.
Türk Milliyetçileri'nin iktidar yürüyüşünün ayak sesleriydi bunlar.
Türk Milleti'nin Anadolu topraklarındaki egemenliğini sona erdirmek için mücadele eden küresel güçler bunu durdurmak zorundaydılar.
Ve ilk darbeyi de Muhsin Yazıcıoğlu'nu kullanarak yaptılar.
***
MHP'nin katlanarak devam eden büyümesi Yazıcıoğlu olayına rağmen durdurulamadı.
İlk seçimde MHP yine oyunu ikiye katlamıştı.
Türk Milliyetçilerinin son başbuğu Alparslan Türkeş'in vefatı sonrasında MHP'nin başına geçen Devlet Bahçeli ile girilen ilk seçimde MHP yüzde 18 oy alarak Türk düşmanlarını şoka sokmuştu.
Her şey mükemmel gidiyordu.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in önderliğinde başlatılan siyasi iktidar yürüyüşünde artık önlenemez bir yükselişe geçmişti MHP.
Küresel güçlerin en gelişmiş silahları olan BÖL - PARÇALA - YUT taktiği devreye girmişti.
MHP'nin tarihinde en yüksek oyu alan Lider konumundaki Devlet Bahçeli'ye karşı muazzam bir muhalif hareket başlatılmıştı.
***
Arif Şirin, Ahmet Yılmaz, Tuğrul Türkeş gibi isimlerin önderliğinde "Bahçeli Düşmanlığı" tohumları ekiliyordu Ülkücü Hareket'in gönüllerine...
Partisinin oylarını yüzde 8'den yüzde 18'e kadar yükseltmesine rağmen bu kadar ağır bir eleştiri yağmuruna tutulan belki de tek liderdir Devlet Bahçeli Türkiye'de.
Herkes Devlet Bahçeli'nin hatasını arama yarışına girmiş, adeta Peygamber olmasını istiyorlardı Bahçeli'den.
Olmadı.
Peygamber olamadı Devlet Bahçeli ve elbette bir beşer olarak hatalar yaptı.
Her hatasını ortaya döken muhalifler Milliyetçi Düşünce mensuplarının bölünüp parçalanması için gerekli zemini hazırladılar.
Yeni partiler kuruldu, yeni ocaklar kuruldu, yeni akımlar oluştu.
Hepsinin ortak paydası ise Devlet Bahçeli düşmanlığı idi.
***
TÜRK'süz ve dolayısıyla MHP'siz bir YENİ TÜRKİYE hedefleyen küresel güçlerin ekonomiye yaptıkları darbeler, hükümet ortaklarıyla yaşanan sorunlar ve iç muhaliflerin çabalarıyla MHP 12 Eylül sonrasında ilk kez oylarını düşürdü ve yüzde 8'e geri döndü.
Devlet Bahçeli dışında herkes mutluydu.
İstedikleri olmuştu.
Devlet Bahçeli'yi partiden uzaklaştırmak için ellerine çok iyi fırsat geçmişti ama beceremediler.
ÜLKÜCÜ İRADE liderine sahip çıktı ve Devlet Bahçeli BİLGE LİDER olarak yeniden partinin genel başkanlığına seçildi.
Bahçeli düşmanları dolayısıyla MHP düşmanları dumura uğramışlardı.
Ancak durmak bilmiyorlardı.
MHP daha sonraki tüm seçimlerde Bahçeli düşmanı kesimin "MHP baraj altında kalacak" propagandalarına rağmen hiç baraj altında kalmadı. Başbuğ Alparslan Türkeş'in başlattığı süreci Devlet Bahçeli devam ettirdi ve MHP baraj sorunu yaşamadan TBMM çatısında kalabilen 3 partiden biri olarak Türk siyasi yaşamında yerini aldı.
***
Bilge Lider Devlet Bahçeli bu iktidar yürüyüşünde hep yalnız kaldı.
En yakınındakilerden Brütüs hançerleri yedi.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in oğulları bile Devlet Bahçeli'yi ve Ülkücüleri hançerledi.
Biz Ülkücüler ülkemizin en temiz, en dürüst, en şerefli liderlerinden biri olan Bahçeli'ye itaat etmemek için sudan sebepler yaratırken, hakkında 100'ün üzerinde yolsuzluk dosyası bulunan, devasa yolsuzluk iddiaları ile operasyonlara maruz kalan bir lidere kayıtsız şartsız itaat eden bir kesim ise, tek başına iktidar olarak kalmaya devam ediyor ülkemizde.
Şimdi kendimize şu soruları soralım ve düşünelim:
1. Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'e karşı ilk isyan ateşini yakan Muhsin Yazıcıoğlu LİDERE İTAAT EDİP partide kalsaydı ne olurdu?
2. Başbuğ ile girdiğimiz son seçimde Yazıcıoğlu partide kalsaydı yüzde 8 yerine yüzde 12 oy alır mıydık?
3. Başbuğ'a yapılan bu isyanın sebebi neydi? Başbuğ hain miydi? Başbuğ beceriksiz miydi? Başbuğ, Türk Milliyetçilerinin iktidar olmasını istemiyor muydu?
4. Devlet Bahçeli liderliğinde yüzde 18 oy almamıza rağmen başlatılan isyan ile Başbuğ'a karşı yapılan isyan arasında ne fark var?
5. Yüzde 18 oy almış bir partide, partinin sembol isimleri Devlet Bahçeli düşmanlığı yapacaklarına partiye destek olsaydılar bugün durum ne olurdu?
6. Partiyi yüzde 18'e taşımak hainlik mi? Partiyi baraj sorunu yaşamayan bir parti haline getirmek beceriksizlik mi? 

7. Partinin başına hiç hata yapmayan, yani peygamber seviyesinde birini mi getireceksiniz?

27 Ekim 2013 Pazar

Leyla ile Mecnun, Kemal ile Tayyip, Devlet ile Halk...

Tam 103 bölüm...
Yani, 103 hafta...
Yani 2 sene...
Bunca zaman izledik bu diziyi...
Kimimiz müptelası olduk...
Kimimiz anlamaya çalıştık, anlayamadık...
Kimimiz de "Bu ne lan!" deyip es geçtik...
Konusu büyük bir çoğunluğa anlaşılmaz ve garip gelse de tam bir aile dizisiydi...
Ne vardı bu dizide!?
Halk vardı...
Mahalle kültürü vardı...
Dostluk vardı...
Sevda vardı...
Saygı vardı...

İnançlarımız vardı...
Arkadaşlık vardı...
Yardımlaşma vardı...
İyiler vardı...
Kötüler vardı...
Çoğu zaman güldük...
Zaman zaman düşündürdü bizi...
Zaman zaman gözyaşlarımızı gizledik izlerken...
Güler gibi yapıp için için ağladık defalarca...
Biz vardık bu dizide...
Bizim mahalle, sizin mahalle vardı...
Peki ne yoktu!?
Müstehcenlik yoktu...
Şiddet yoktu...
Kan yoktu...
Silah yoktu...
Korku yoktu...
Karmaşık aşk ilişkileri yoktu...
***
Peki ne oldu!?
Halkın televizyon kanalı TRT böylesine bir aile dizisini yayından kaldırdı...
Neden?
Oyunculardan bazıları Gezi Olaylarına destek verdikleri için...
Halkın vergileriyle ayakta duran TRT halkı en iyi şekilde yansıtan bu diziyi yayından kaldırdı...
***
TV ekranlarında Leyla ile Mecnun'a kilitlenmişken bizler,
Siyaset sahnesinde de Kemal ile Tayyip'i izliyorduk...
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu bundan 2.5 yıl önce çocukluk yıllarını anlatırken Van Gölü'nden deniz olarak bahsediyordu...
Van Gölü coğrafi olarak bir göl olarak görünse de halk "deniz" diyordu oraya...
Ve Kemal Kılıçdaroğlu da o halkın içinden biri olduğu için "deniz" diye bahsediyordu çocukluk yıllarını anlatırken...
Ak Parti lideri ve başbakan Recep Tayyip Erdoğan da meydanlara çıkıyor Kemal Kılıçdaroğlu ile dalga geçiyordu...
"Bunlar daha deniz nedir? göl nedir? bilmiyorlar!" diyerek Kemal Kılıçdaroğlu ile dalga geçiyordu...
TV ekranlarında defalarca izledik...
Büyük bir polemik yaşandı...
Kemal ile Tayyip'in bu tarz polemikleri Leyla ile Mecnun dizisinden çok daha büyük ilgi topluyordu...
Onbinlerce insan Tayyip Erdoğan'ın bu dalga geçmelerini çılgınlar gibi alkışlayarak takdir ediyorlardı...
Bu dalga geçme sendromu dalga dalga bütün ülkeye yayılıyordu...
Her sokakta, kahvede, otobüs durağında Ak Parti yandaşları;
"Ulan arkadaş göl nedir deniz nedir bilmeyen adam bu ülkeyi nasıl yönetecek!?" tarzında cümlelerle başbakanın dolmuşuna biniyor ve bir alamete doğru gidiyorlardı...
Aradan 2.5 yıl geçti...
Leyla ile Mecnun dizisi yayından kaldırıldı...
Kemal ile Tayyip dizisi ise, halen sürüyor...
Birkaç gün önce başbakan Van'da bir konuşma yaptı...
Söyledikleri ve halkından aldığı karşılıklı akıllarımızı dondurdu resmen!

Başbakan konuşmasında "Haritalar istedikleri kadar buraya Van Gölü desinler, eğer benim halkım buraya deniz diyorsa biz de deniz deriz!"
Halk yine çılgınlar gibi alkışlıyor...
Peki 2.5 buçuk yıl önce Kemal Kılıçdaroğlu ile neden dalga geçilmişti!?
***
Kemal ile Tayyip'in yukarıda bahsettiğimiz macerasındaki tutumu sergileyen halktan Leyla ile Mecnun'u anlamasını beklemek biraz haksızlık olur gibi geldi Leyla ile Mecnun'u anlayabilen zeki insanlara...
Halk ile Devlet'e geliyoruz...
Devlet halkı için vardır...
Halk da devleti için vardır...
Halk çalışacak çabalayacak para kazanacak vergi ödeyecek ve devlet de aldığı bu vergilerle halkına hizmet götürecek...
Hani derler ya siyasetçiler; "Ödediğiniz bu vergiler size, yol su elektrik olarak geri dönecektir!" diye...
Dönüyor ama o hizmetin de parasını alıyorlar bizden ne hikmetse...
Devlet TV'si TRT halkın kültürüne, inançlarına, değerlerine uygun programlar yayınlamakla yükümlüdür...
Mesela Leyla ile Mecnun...
Halkın büyük bir kısımının beğeni ile izlediği bu diziyi yayından kaldıranlar devleti değil hükümeti temsil ediyorlardı...
Halk devleti arıyor...
Tarafsız devleti...
Halkının her kesimini kucaklayan...
Halkın her kesiminden aldığı vergilerle halkın her kesimine eşit hizmet götürme yükümlülüğü olan devletini arıyor halk...
Halk ile Devlet...
Leyla ile Mecnun gibi iki sevgili...
Siyasi iradeler sayesinde birbirini çok seven ancak bir türlü vuslata eremeyen iki sevgili...

***
Ne diyorum ben yine yahu!
Ulen arkadaş bir sus, solcu Kemal Kılıçdaroğlu'nu savunmak, Gezici Leyla ile Mecnun'u savunmak sana mı kaldı...
Sen sağcı bir adamsın, otur oturduğun yerde...
Sonra diyorum ki;
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!"




28 Temmuz 2013 Pazar

PYD - AKP İşbirliği Nedir?

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki;
Haber alma özgürlüğümüz yok...
Doğru bilgilenme özgürlüğümüz yok...
Medya kör sağır dilsiz...
Ülkemizde ne oluyor?
Ne dolaplar dönüyor hiç haberimiz yok!
Medya, AKP izin verdiği kadar haber yapabiliyor!
AKP'nin hoşlanmayacağı haberler hiç görülmüyor, yazılmıyor, söylenmiyor...
Üç Maymun taktiği yani...
Haber Masaları'nda haberler değerlendirilirken artık sadece ikiye ayrılıyor gündemdeki olaylar;
AKP'nin seveceği haberler,
AKP'nin sevmeyeceği haberler...
Birinci seçenek manşetlere,
İkinci seçenek çöp kutularına...
***
Allah'tan tamamen susturulamadı ülkemizde medya...
İnternet medyası var...
Bir kaç satılamayan medya kuruluşu ve gazeteci var da onların sayesinde bazı bilgileri edinebiliyoruz...
Örneğin geçtiğimiz günlerde bir konuk geldi ülkemize...
Önce Ankara'ya gelmiş...
Görüşmeler yapmış sonra da İstanbul'a gelmiş...
Havaalanlarından VIP karşılama yapılıp, özel araçlarla alınmış bu zat-ı muhterem...
Kim bu konuk?
Ülkemizi yıllardır kan  gölüne çeviren,
Köyleri yakıp yıkan,
Kundaktaki bebekleri dahi katleden PKK'nın Suriye şubesi PYD'nin lideri...
Durumun vehameti böyle...
PKK'nın uzantısı, şubesi gelip ülkemizde birileriyle görüşüyor...
Kimlerle görüşüyor bilmiyoruz!
Ne görüşüyor bilmiyoruz!
Neden görüşüyor bilmiyoruz!
***
Sonra bir açıklama yapıyor, bu insan evladı!
Bebek katili,
Eli kanlı terör örgütü lideri Ankara ve İstanbul'da yaptığı görüşmelerle ilgili basın açıklaması yapıyor...
"Görüşmelerimiz son derece olumlu geçti. Türk Dışişleri'nin daveti üzerine geldim ve görüşmeler yaptım. Dışişleri yetkilileri bizi haklı buluyor. Bize insani yardım sözü verdiler" özetinde açıklamalarda bulunuyor...
AKP hükümeti ise, suskun...
Adeta böyle bir olay yaşanmamış gibi davranıyor...
AKP medyası da aynı suskunluğunu sürdürüyor...
Ülkemizi kana bulayan bir terör örgütü ile sınırımızın öte yanında bir devlet kurmaları için görüşmeler yapılıyor ve AKP hükümeti buna destek oluyor...
Bilmiyorum AKP seçmeni bu durumun vehametini algılayabiliyor mu?
Bundan böyle AKP'ye oy vermek bölünmeye oy vermekle eş anlamlı olacaktır...
AKP'nin tavrı çok açık olarak belli olmuştur...
Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanı olarak Ortadoğu'nun haritasının yeniden çizilmesinde etkin bir rol verilmiş AKP'ye ve AKP de bu rolünü layıkıyla oynuyor...