Yahudi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yahudi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2016 Cuma

MÜTTEFİK ALMANYA'dan, MÜFTERİ ALMANYA'ya...

Ülkeler arasındaki dostluklar, ittifaklar tarihi yönlendiren sonuçlar ortaya çıkarabiliyor.
Milletler arasında da derin gönül bağları oluşturabiliyor.
1000 yıla yakın bir zamandır Anadolu topraklarında egemen olan Türk Milleti'nin Hristiyan alemindeki en büyük müttefik ilişkiler kurduğu ülkelerden birisi de Almanya'dır.
Tarih boyunca Almanlar, Türklerle iyi ilişkiler kurmaya özen göstermiş, özellikle de  1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı - Alman ittifakı tarihteki yerini almıştır.

***
Angela Merkel Hükümeti'nin sözde Ermeni Soykırımı'nı tanıması ve TÜRK milletini soykırımcı ilan etmesinin ardından Alman Hükümeti'ne karşı tepkiler çığ gibi büyürken, tarih sayfaları arasında Türk - Alman ilişkilerine dair küçük bir araştırma yapma ihtiyacı hissettim.
Bu araştırmam esnasında en çok dikkatimi çeken konu Almanya'da inşa edilen ilk cami oldu.
Bir yarışma programında "Almanya'da ilk cami ne zaman inşa edilmiştir?" diye bir soru sorulsa sanırım tüm yarışmacılar Türklerin Almanya'ya işçi olarak akın ettiği tarihleri cevap olarak verecektir.
Ben de öyle düşünürdüm işin doğrusu.

Fakat öyle değilmiş.
***
Almanya'da ilk cami yapımı 1776 yılında gerçekleşmiş.
Üstelik de bu camiyi Almanlar kendileri yapmışlar.
Caminin yapım amacı da oldukça ilginç.
Zamanın Alman yöneticileri Osmanlı İmparatorluğu'ndan gelecek olan elçi ve heyeti için böyle bir cami yaptırma kararı almışlar.
Ne kadar nazik bir düşünce değil mi?
Almanya’nın Baden Württemberg eyaletinin en büyük ikinci şehri olan Mannheim’in sınırları içindeki Schwetzingen kasabasında Bavyera Prensliği hükümdarı Kral Theodor (1724 - 1799) tarafından mimar Nicolas de Pigage'ye yaptırılan Saray'ın bahçesine bir de cami yaptırılıyor.
Bu cami Amerika'nın bölgeyi işgaline kadar Müslümanların hizmetine devam ediyor.
Amerikalılar işgal süresinde camiyi konser salonu olarak kullanıyorlar.
***
İşgal sonrasında Alman hükümeti camide konserler verilmesine izin vermiyor ancak cami olarak kullanılmasına da izin verilmiyor.
1970'li yıllarda sadece bayram namazlarının kılınmasına müsaade edilirken günümüzde Cuma namazlarında ibadete açılıyor.
Türk - İslam kültürüne tarih boyunca en samimi yakınlaşmayı gösteren ve kendi imkanlarıyla Avurapa'daki ilk camiyi inşa eden Almanlar ne oldu da bu büyük müttefiklikten, bugünkü müfteri konumuna geldi.
Bu sorunun cevabı ülkemizdeki 14 yıllık AKP iktidarının içinde gizlidir aslında.
***
AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ülkemizdeki her olumsuzluğun ardında başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerini provakatör olarak göstermesi Müttefik Almanya'nın bugün Müfteri Almanya olmasına sebep olmuştur.
Belki de dünya genelinde ilk Cami'yi inşa eden Hristiyan ülke olarak tarihe geçen Almanya'yı müttefik olarak tutmak yerine tüm başarısızlıklarının sebebi olarak milletin önüne atmayı tercih eden AKP'nin bu siyaseti Almanya'yı da böyle bir stratejik karar almaya zorlamıştır.
Alınan soykırım kararında en az Alman hükümeti kadar AKP hükümeti de sorumludur.
***
Bugün bazı çevreler Merkel hükümetinin aldığı bu soykırım kararına mukabil olarak Yahudi Soykırım tasarısının TBMM'ye getirilmesini savunuyorlar.
Bir misilleme olabilir mi bu?
tarih boyunca Yahudi karşıtlığı yapan Müslüman bir Millet olarak bunu yapmak ne derece doğru olur?
Tarih boyunca Müslümanlara en büyük zulmü yapan Yahudiler lehinde bir kara imza atmak kendimizle çelişmek olmaz mı?
Bugün bile Müslüman Filistin halkına en büyük zulmü yapmaya devam eden Yahudileri, sırf Alman Merkel Hükümeti'ni madara etmek adına onure etmek zulüm gören Müslümanların canını acıtmaz mı?
***
Sonuç olarak yapılması gerekenleri yapmak için oldukça geç kalındı.
Bu karar AKP hükümetinin dış politikasının iflas kararıdır.
"Dünya Lideri" olarak iç siyaset yapıp dünya genelinde zerre saygı duyulmayan bir lider olmak bu olsa gerek.
Bugün alınan bu siyasi karardan ötürü Almanya'ya kin kusmak yerine ilk cami yapan Hristiyan ülke olan Almanya'yı bir an evvel yeniden müttefik haline getirmek en doğru davranış biçimi olacaktır.
Sonuçtan ziyade sebeplere bakıp, bu sebeplerin değiştirilmesi umulur ki; sonucu da değiştirebilir... 

26 Mart 2013 Salı

Görmek ve Bakmak - Başbakan versiyonu (1)

Görmek ve bakmak demiştik anımsayacaksınız...
Bakıp da göremeyenlerden mevzu ettik...
Yani bakar körlerden dem vurmuştuk...
Geçmişten örneklemeler yapmıştık...
Peki günümüzde yok mu bu örneklemelerden...
Elbette var...
Hem de sürüsüyle...
İnsanlık var olduğu günden bu yana olduğu gibi bundan böyle de var olacak bakar körler...
***
Efendim bir başbakan düşünün...
Yüzde doksan dokuzunun Müslüman olarak kabul edildiği bir ülkede dindar bir başbakan...
Beş vakit namaz kılar...
Bunu müteaddit defalar medya önünde ima ettiği için biliyoruz...
Cuma namazlarını kaçırmaz...
Yanındaki tayfaya da sebep olur...
Bayram namazları miting gibidir zaten...
Seçim dönemindeysek mümkün olduğunca daha çok camiye gidilir ve cami girişi çıkışı miting havasına büründürülür...
Fazla lakırdıya gerek yok, anladık ki, sayın başbakanımız oldukça dindar biri...
Her vesile de bunu gördük...
***
İslam dininin düşmanları vardır...
Allah düşmanları...
Peygamber düşmanları...
Bunların en önemlisi hepimizin bildiği üzere İsrailoğulları, yani Yahudiler...
Hem Kur'an-ı Kerim'de hem de Hadis-i Şerifler'de bu İsrailoğulları lanetlenirler...
Müslüman ümmet bunlara karşı sürekli uyarılır...
İslam tarihinde meydana gelen bir çok iç savaş bu Yahudilerin Müslümanlar üzerine oynadıkları oylunlar neticesinde gerçekleşmiş. Yani öylesine fetbazlar ki; Müslüman'ı Müslüman'a kırdırıyorlar yüzlerce yıldır...
Hz. Peygamber'in vefatından sonra başlar oyunlar...
Osmanlı'da bile devam eder...
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de hep vardır bu oyunlar...
***
Ve bir başbakan çıkıyor...
Dindar bir başbakan...
Bütün dindar kesimi etkileyen söylemleriyle ümmetin umudu olur...
Adalet ve Kalkınma Partisi kurulur...
Parti'nin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan yasağı nedeniyle milletvekili bile olamaz...
Genel Başkan sıfatıyla düşer Amerika yollarına...
Artık onlar mı davet etti, yoksa kendiliğinden mi gitti bilemeyiz...
Fakat şunu biliyoruz ki; dünyanın gelmiş geçmiş en büyük emperyalist gücü olan ABD Başkanı o güne kadar Başkan ya da Başbakan düzeyindeki kişilere bile 1-2 yıl sonrasına randevu verirken, çat kapı gelen AKP Genel Başkanı'nı hemen huzuruna kabul eder...
Şimdi burada bir şeyi atlamamak lazım...
Sayın Genel Başkan belki de Beyaz Saray'ın kapısına dayanıp, daha sonraları İsraillilere "Van Minut" dediği gibi, "Kaçılın ulen önümden başkanınızla görüşücem" de demiş olabilir...
Orasını bilemiyoruz...
O an kanka olurlar...
Yıllar sürecek bir kankalık başlar...
İsimler değişse de AKP Genel Başkanı ABD başkanlarıyla hep kanka olarak kalacaktır...
***
Ne olduysa oldu;
Genel Başkan memlekete gelir gelmez kısa bir süre içersinde AKP tek başına iktidar oldu...
Halkımız dindar ya!
Dedik herhalde bizim arslan yürekli dindar başbakanımız ABD'yi dize getirdi,
Gitti postasını koydu ve gelip ülkede iktidar oldu...
Takvimlerin 2004 yılını gösterdiği zamanlarda;
Çok ilginç bir olay yaşandı...
AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yine ABD yollarına düşmüştü...
Oradaki Yahudi lobilerini hepimiz çok iyi biliriz...
Oradaki karagahlarında oturup, "şimdi hangi ülkeyi karıştıralım", Müslümanlar üzerinde hangi oyunu oynayalım" diye düşünüp strateji geliştirirler...
Bunların bir çoğuna "Düşünce Kuruluşu" derler...
İşte böyle bir Yahudi Lobi gurubu bir karar alır...
Türkiye Cumhuriyeti başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a "Üstün Hizmet Madalyası" anlamna gelen bir ödül vermek...
***
Bu ödül ilk kez bir Müslüman'a verilecekti...
Bu ödül kimlere ve neden veriliyor peki?
Herhangi bir ülkede üst düzey yönetici olmuş kişilere "SİYONİST DAVA" ya yaptıkları hizmetlerden dolayı veriliyor...
Pekala, Recep Tayyip Erdoğan Siyonist dava için nasıl bir hizmet yapmıştıki bu ödül kendisine verildi....
Üstelik sayın başbakan da bu ödülü reddetmedi...
Gitti onların, Siyonistlerin kıyafetlerini de giyerek, bu ödülü aldı...
Demek ki, var bi numara!...
Belki de ilk defa bir Müslüman Başbakan'a verilen bu ödülün veriliş şeklinde de bir değişiklik yapmışlardı Yahudiler...
Mesela "yaptıkları" hizmetler için değil de, "yapacakları" hizmetler için vermişlerdi bu ödülü...
***
Başbakan'ın ödülü almadan önceki icraatlarına baktığımız vakit Siyonist dava için yaptığı bir eylem yok...
Bir söylem yok!
Bir icraat yok!
Bir hizmet yok!...
Zaten olması da mümkün değil, çünkü o dindar bir Müslüman...
Bilakis, Yahudi, Siyonist ve Masonlar hakkında söylemediği laf yok!
Onları pek çok defasında şeytan ile bir tutuyor...
Ödül'den önce bir hizmet yoksa, ödül sonrasına bakmak lazım...
Bakmak lazım ki, bazı gerçekleri görelim...
Biz de bakar kör olmayalım....