Müslüman coğrafyalarda her Ramazan olduğu gibi bu Ramazan ayında da konuşulanlar belli.
İbadetler nasıl ve ne kadar yapılacak?
Oruç ne vakitten ne vakte kadar tutulacak?
Teravih namazı evde mi camide mi kılınacak?
ve diğer taraftan;
Dünyanın çeşitli bölgelerinde Müslüman'a karşı gayrimüslimlerin zulmü!
Ve tabii ki;
Müslüman'ın Müslüman'a zulmü!
***
Ramazan'ın ilk gününde TV ekranlarında pek meşhur bir hoca efendi ağlamaklı ses tonuyla anlatıyor:
- Alemlere rahmet olan Peygamber efendimiz vefat ettikten sonra Müslümanlar daha çok ibadet etmeye başladı. 5 vakit namaz kılınıyorsa 10 vakit kıldılar. Teheccüd namazını daha uzun süre kılmaya başladılar...
Bu arada fon müziği daha acıklı, hocaefendinin sesi de daha titrek olmaya başlıyor...
Meşhur hocaefendi devam ediyor...
- Sordular onlara. Neden daha çok ibadet etmeye başladınız. Peygamber size bunları emretmedi, Allah size bu kadar ibadet farz kılmadı. Neden siz bu kadar fazla ibadet yapnaya başladınız!?
Hocaefendi susuyor.
Yanık sesli ilahi sanatkarı ağlamaklı ses tonuyla bir dörtlük okuyor, hocaefendi de bu arada soluklanıyor, ses ayarı yapıyor.
Sonra yeniden acıklı fon müziği giriyor ve söz yine meşhur hocaefendide:
- Ne dedi biliyor musunuz!?
Burada ses daha yüksek ve etkileyici.
- Peygamber hayatta iken Onun yüzü suyu hürmetine Allah bize azap etmedi, üzerimize yıldırımlar indirmedi, şimdi Peygamber yok! Şimdi Peygamber yok!
Ses daha ağlamaklı bir hale geliyor.
Hoca ağlayabilir düşüncesiyle kamera gözlere zumlanıyor ama nafile, hoca ağlayamadı.
- Bakınız nafile ibadetler bile 2 - 3 misli daha fazla yapıldı ve farz ibadetlerde mis misli fazlasıyla yapılıyordu. Günde 1 saat Kur'an okunuyorsa bütün gün Kur'an okunmaya başlandı. Haftada 1 oruç tutuluyorsa haftanın 5 günü oruç tutuldu. Ve adam anlatıyor bakın ne diyor: Evet artık Peygamber efendimiz yok, onun için Allah bizim üzerimize yıldırımlar yağdırmasın diye biz artık daha çok ibadet ediyoruz!!!
***
Yani bu hoca efendinin anlattığından ne anlıyor vatandaş.
Allah Müslüman da olsanız sizin üzerinize yıldırımlar yağdırabilir, sizlere büyük afetler yaşatabilir.
Onun için hiç durmadan ibadet edin!
Onlar da öyle yapmışlar.
Bu arada Hz. Ömer katledilmiş!
Hz. Hasan katledilmiş!
Hz. Osman katledilmiş!
Hz. Ali katledilmiş!
İnsanlık tarihinin ve İslam tarihinin en büyük katliamlarından biri olan Kerbela vakası yaşanmış Hz. Hüseyin katledilmiş, Peygamber'in soyu bir soykırıma tabi tutulmuş.
Peki bu katliamları kimler yapmış!?
Yahudiler mi!?
Hristiyanlar mı!?
Mecusiler mi!?
Hindular mı!?
Putperestler ya da Ateistler mi!?
Hayır, hayır bütün bu katliamları o daha çok namaz ibadet yapmaya başlayan Müslümanlar yapmış.
Tabii bu kısım hoca efendinin TV programında yer almadı.
***
Yüzyıllardır mezhep, tarikat, cemaat kavga ve çekişmeleri bir yanda, mezhep savaşları bir yanda ve bir türlü çözülemeyen ibadet meselesi bir yanda...
Ve sonuç dünyaya hakim olan ve dünyayı yöneten gayrimüslimlerin Müslüman milletlere zulmü...
Yüzlerce yıldır mezhepler arasındaki savaşı durduramayan Müslümanların, Filistin'deki, Arakan'daki, Doğu Türkistan'daki, Ortadoğu'da ve dünyanın bir çok yerindeki Müslüman katliamlarını durdurabilmesini ümit etmek benim için hayal bile edilemeyecek bir fasa fisodur!
***
Müslüman ibadet etsin!
Eyvallah!
Peki nedir ibadet!?
Namaz, Oruç, Kur'an okumak, Hacca gitmek (Paran varsa), Zekat vermek!
Otomobili icat etmek ve dünya sermayesine hükmederek bütün insanlığa Allah'ın adaletini ulaştırmak ibadet değilmiş demek ki!
Televizyonu icat ederek, İslam'ın adaletini hoşgörüsünü, güzelliklerini dünya insanlarına en hızlı şekilde anlatmak ibadet değilmiş demek ki!
Yaz yaz bitmez ki!
Ben yazsam da okuması gereken okumaz ki!
***
Yüzyıllardır Müslümanları Namaz, Oruç ve Kur'an okuma ibadetlerine sıkıştıranların vebali daha büyük değil midir bugün Müslümanlara yapılan zulümlerde!?
Dünya ekonomisi neden anlatılmadı bu hoca efendiler tarafından!?
Neden Müslümanlar dünya ticaretinin lideri olamadı!?
Neden Müslümanlar süper güç olamadı!?
Ve neden Allah bütün bu belaları Müslümanlara zulmedenlere değil de ''daha çok ibadet yapma'' derdine düşen Müslümanlara verdi!?
***
Evet...
Allah'a iman etmek ''Allah vardır, birdir'' demekle olmuyor.
Allah'a iman etmek Allah'ı anlamaktır.
Kur'an-ı Kerim'i okumak değil, Kur'an-ı Kerim'i anlamak ibadettir.
Bu daha çok Kur'an okuyanlar Kur'an-ı Kerim'i, Allah'ı ve Peygamberlerini anlamış olsalardı ''Müslüman'ın kanı Müslüman'a haramdır'' ayetine riayet eder ve yüzyıllardır birbirlerinin kanını akıtmak yerine dünyanın her neresinde olursa olsun, hangi din ve ırk mensubu olursa olsun, nerede biz mazlum varsa imdadına yetişip, zalimin kafasını ezen bir topluluk olurlardı.
***
Peygamber Efendimiz (SAV)'in dünya sürgünün sona ermesiyle birlikte fitne çukuruna düşen Müslümanlar aradan yüzlerce yıl geçmesine rağmen bu fitne çukurundan çıkamamış ve halen insanları 7 gün 24 saat namaz kılmaya oruç tutmaya davet ediyorlar!
Bu mendeburlar düşünmüyorlar ki; Allah'ın sevgili kulu, Peygamberi bile onca ibadet yapmasına rağmen zulme maruz kalmış ve dişi kırılmış, topuğundan yaralanmıştı!
Sizin ibadetleriniz daha mı makbul ki, Allah sizi koruyup kollayacak deyyuslar!
Peygamber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Peygamber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Mayıs 2018 Çarşamba
24 Ekim 2013 Perşembe
"Bu da mı ofsayt be!"
"Bu da mı ofsayt be!"
Nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun;
Merhum Sadri Alışık'ın bu sözleri bu kahpe dünyada dürüstçe yaşamaya çalışanların;
"Hayatı film" olanların dilinden düşmez oldu iyice...
Kahpelerin kalesine attığınız her nizami golünüzün ofsayt sayılacağını bile bile mücadeleyi bırakmazsınız.
Çalışır çabalarsınız...
Etraftan herkes sizi uyarır!
"Yapma, etme eyleme" derler...
Aldırmazsınız...
Dürüstlükten ödün vermezsiniz...
Fukaralıktan korkmazsınız...
Korkulacak bir şey olsaydı fukaralık;
Hz. Peygamber üç-beş hurma tanesiyle iftar mı yapardı?
Çünkü Tanrı O'na "zengin ol!" dememişti...
"Dürüst ol!" demişti...
İnsanların en yücesi Hz. Muhammed bu emre uyup dürüst olmamış mıydı?
Hz. Ali fakirlikten korkmuş muşdu?
Korksaydı, Zülfikar'ı satıp düğün parası yapar mıydı?
Biz neden korkalım fukaralıktan, onlar korkmadıysa?
***
"Enayi" derler...
"İş bilmez!" derler...
"Memleketi sen mi kurtaracaksın!" derler...
Derler ha derler...
Torba değiller ki; ağızlarını büzesin...
Onlar kazandıkça daha çok isterler;
Biz ise;
Kaybettikçe şükrederiz...
Bu kahpe dünyada kaybedenlerin, aslında kazananlar olduğunu göreceğimiz vaadedilmiş günü bekleriz...
1 akçenin hesabını vermekten korkan Hz. Ali'nin korkusunu hissederiz her daim yüreğimizde...
Sıkılırız ama yıkılmayız...
Diz çöksekte, kalkmasını biliriz Allah'ın izniyle...
Tek dayanağımız Tanrımız;
Allah-ü Teala'nın bize verdiği güçle kaybetmek için savaşırız...
Attığımız her gol, ofsayt sayılsa da bir sonraki pozisyona hazırlanırız her daim...
***
Yine gol attık;
Yine ofsayt verdiler...
Biraz celallenecek olsak onlar yine çıkar piyasaya;
"İt iti ısırmaz, kimi kime şikayet edecen, otur oturduğun yerde" derler...
Oturursunuz çaresiz ama duramazsınız...
Tüm servetini Allah'ın emri üzere fukaralara dağıtan Hz. Osman'ın yüreğine düşer aklınıza...
O bu kahpe dünyada malını çoğaltmamış azaltmış, hatta bitirmişti...
Burada dağıttıkları, Allah'ın vadettiği günde misli misli geri gelecekti O'na...
***
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" düsturuna uyarsınız;
Doğruları söylersiniz...
Yazarsınız...
Yine çıkarlar karşınıza...
"Kimsenin etlisine sütlüsüne karışma, otur oturduğun yerde" derler yine...
Kimsenin çorbasına taş atmadık ki biz...
Ne etli biliriz ne de sütlü...
Bir buğday tanesi bile verse rızkımızdan yana yüce Yaradan, mahcup olur şükrederiz...
Saray sofralarında, karınlarını şişirip sofra duası edenler gibi süslü laflar edemeyiz belki amma;
Verdiklerine, yüreğimizle ve gözyaşlarımızla hamd ederiz...
Tıpkı evindeki 5-10 zeytin tanesinin yarısını komşusuna veren Peygamberler Şahı gibi, elimizde avucumuzda olanı bölüşürüz...
"Enayi bak yine ofsayta düştün" derler...
"Gol ulan işte buz gibi gol!" diye yakalarına yapışmak isteriz de pislik bulaşır diye uzak kalırız...
***
Anlayacağınız dostlar yine ofsayta düştük biz...
Orta sahadan attığımız buz gibi gol yine ofsayt sayıldı...
Bir kere daha merhum Sadri Alışık'ı rahmetle analım dedik...
"Bu da mı ofsayt be!"
"Su da mı gol değil kahpe dünya!"
Nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun;
Merhum Sadri Alışık'ın bu sözleri bu kahpe dünyada dürüstçe yaşamaya çalışanların;
"Hayatı film" olanların dilinden düşmez oldu iyice...
Kahpelerin kalesine attığınız her nizami golünüzün ofsayt sayılacağını bile bile mücadeleyi bırakmazsınız.
Çalışır çabalarsınız...
Etraftan herkes sizi uyarır!
"Yapma, etme eyleme" derler...
Aldırmazsınız...
Dürüstlükten ödün vermezsiniz...
Fukaralıktan korkmazsınız...
Korkulacak bir şey olsaydı fukaralık;
Hz. Peygamber üç-beş hurma tanesiyle iftar mı yapardı?
Çünkü Tanrı O'na "zengin ol!" dememişti...
"Dürüst ol!" demişti...
İnsanların en yücesi Hz. Muhammed bu emre uyup dürüst olmamış mıydı?
Hz. Ali fakirlikten korkmuş muşdu?
Korksaydı, Zülfikar'ı satıp düğün parası yapar mıydı?
Biz neden korkalım fukaralıktan, onlar korkmadıysa?
***
"Enayi" derler...
"İş bilmez!" derler...
"Memleketi sen mi kurtaracaksın!" derler...
Derler ha derler...
Torba değiller ki; ağızlarını büzesin...
Onlar kazandıkça daha çok isterler;
Biz ise;
Kaybettikçe şükrederiz...
Bu kahpe dünyada kaybedenlerin, aslında kazananlar olduğunu göreceğimiz vaadedilmiş günü bekleriz...
1 akçenin hesabını vermekten korkan Hz. Ali'nin korkusunu hissederiz her daim yüreğimizde...
Sıkılırız ama yıkılmayız...
Diz çöksekte, kalkmasını biliriz Allah'ın izniyle...
Tek dayanağımız Tanrımız;
Allah-ü Teala'nın bize verdiği güçle kaybetmek için savaşırız...
Attığımız her gol, ofsayt sayılsa da bir sonraki pozisyona hazırlanırız her daim...
***
Yine gol attık;
Yine ofsayt verdiler...
Biraz celallenecek olsak onlar yine çıkar piyasaya;
"İt iti ısırmaz, kimi kime şikayet edecen, otur oturduğun yerde" derler...
Oturursunuz çaresiz ama duramazsınız...
Tüm servetini Allah'ın emri üzere fukaralara dağıtan Hz. Osman'ın yüreğine düşer aklınıza...
O bu kahpe dünyada malını çoğaltmamış azaltmış, hatta bitirmişti...
Burada dağıttıkları, Allah'ın vadettiği günde misli misli geri gelecekti O'na...
***
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" düsturuna uyarsınız;
Doğruları söylersiniz...
Yazarsınız...
Yine çıkarlar karşınıza...
"Kimsenin etlisine sütlüsüne karışma, otur oturduğun yerde" derler yine...
Kimsenin çorbasına taş atmadık ki biz...
Ne etli biliriz ne de sütlü...
Bir buğday tanesi bile verse rızkımızdan yana yüce Yaradan, mahcup olur şükrederiz...
Saray sofralarında, karınlarını şişirip sofra duası edenler gibi süslü laflar edemeyiz belki amma;
Verdiklerine, yüreğimizle ve gözyaşlarımızla hamd ederiz...
Tıpkı evindeki 5-10 zeytin tanesinin yarısını komşusuna veren Peygamberler Şahı gibi, elimizde avucumuzda olanı bölüşürüz...
"Enayi bak yine ofsayta düştün" derler...
"Gol ulan işte buz gibi gol!" diye yakalarına yapışmak isteriz de pislik bulaşır diye uzak kalırız...
***
Anlayacağınız dostlar yine ofsayta düştük biz...
Orta sahadan attığımız buz gibi gol yine ofsayt sayıldı...
Bir kere daha merhum Sadri Alışık'ı rahmetle analım dedik...
"Bu da mı ofsayt be!"
"Su da mı gol değil kahpe dünya!"
19 Temmuz 2013 Cuma
Şimdi oyunları bozma vakti...
Yeni mi başladı sanki bu oyunlar?
10 yıl önce?
50 yıl önce?
100 yıl önce?
1000 yıl önce?
Hep yok muydu bu tarz oyunlar?
Dini bir,
Allah'ı bir,
Peygamber'i bir olanları aşama aşama ayrıştırıp bölmediler mi!?
Osman'ı katlettiler...
Oyuna geldik dediler...
Hasan'ı katlettiler...
Oyuna geldik dediler...
Ali'yi katlettiler...
Oyuna geldik dediler...
Kerbela'da önce Hüseyin'i, sonra Ehl-i Beyt'i katlettiler...
Oyuna geldik dediler...
Ne bitmek tükenmek bilmez bir oyunmuş...
Oyunun senaryosunu yazanlar hep aynı...
O günler de de "dış güçler" idi senaryo yazarı...
Bugün de aynı deyyus!
***
Mezheplere ayırdılar önce...
Sonra tarikatler..
Tarikatler de ayrıştırıldılar kendi içlerinde...
Hocaefendiler, cemaatler...
Bölündükçe bölündük...
Büyük acılar yaşadık...
Acıları yaşayan da bizdik,
Acıları yaşatan da...
Sonradan anlıyoruz hep...
Yine oyuna geldik!...
Cihan imparatorluğu kurduk...
Ama yine oyuna geldik..
Haçlı Ordusu kuşatmışken hilafet devletini dört bir yandan,
İlk hançeri yedik Araplardan...
Hep oyuna geldik...
Senaryoyu yazıp elimize tutuşturdular,
Allah için biz de hilesiz oynadık rollerimizi...
Acılarımıza acılar kattık...
***
Efendim biz de bir "atalar sözü" vardır;
"Lafın uzunu aptala anlatılır" derler...
Yüzlerce yıl evvelinden bugünlere geldik...
Ama yine oyunlara geldik...
Oyunlar oynanıyor üzerimize...
Bin yıllık kardeşlik sanki 10 bin yıllık kan davası gibi sürüldü önümüze...
30 yıl uğraştılar da yine bir kan davası çıkaramadılar oyunun içinden...
Birbirine kırdırıp Anadolu insanını bin yıllık intikamı almaktı aslında amaçları...
Ama bin yıllık kardeşliği yıkamadılar...
Bu kez oyun bozuldu...
Oyunlar bitmiyor bozulacak çok oyun var daha önümüzde...
Senaristler çoğaldı,
Senaryolar çoğaldı...
Ama artık bazı oyuncular senaryoları beğenmiyor...
"Ben bu oyunu bozarım arkadaş" diyen çapulcular türediler...
Orantısız zekaları ile oyunları bir bir bozuyorlar...
Senaristler boş durmuyor...
Yazdıkça yazıyorlar...
Orantısız zeka sahibi çapulcular bu kez temkinli...
Bu kez hazırlıklı oyuncular...
Belki artık senaryoları da kendileri yazacaklar gayrı...
***
Artık bütün oyunları bozma vaktimiz geldi...
Vatanını, yurdunu sevenler;
BİR olmalı, düşmana karşı DİRİ olmalı gayrı...
Mustafa Kemal Atatürk'ün başlattığı devrim hareketi, belli ki henüz sonlanmamış...
Devrimin nihayete ermesi,
Bu topraklar üzerinde yaşayan milletlerin 1000 yıllık kardeşliğinin sürmesi
Mişon ve Coni'nin oyunlarının bozulması "üç beş çapulcu"nun eline kaldı...
Üç-beş dediğimize bakmayın;
Hani lafın gelişi...
Şöyle bir silkinsek, bir haykırsak yedi düveli titretiriz yine...
***
Gezi Parkı direnişi ile başlayan uyanış büyüyerek devam ediyor...
Birileri "onlar ve biz" diyerek tarafları belli etti...
BİZ hepimiz bir taraftayız...
Kim olduğumuza, ne düşündüğümüze bakmadan tarafımızda safları sıklaştırıp;
Bu oyunları da bertaraf etmeliyiz...
Edeceğiz de...
Biz bu oyunları bozacağız arkadaş!
10 yıl önce?
50 yıl önce?
100 yıl önce?
1000 yıl önce?
Hep yok muydu bu tarz oyunlar?
Dini bir,
Allah'ı bir,
Peygamber'i bir olanları aşama aşama ayrıştırıp bölmediler mi!?
Osman'ı katlettiler...
Oyuna geldik dediler...
Hasan'ı katlettiler...
Oyuna geldik dediler...
Ali'yi katlettiler...
Oyuna geldik dediler...
Kerbela'da önce Hüseyin'i, sonra Ehl-i Beyt'i katlettiler...
Oyuna geldik dediler...
Ne bitmek tükenmek bilmez bir oyunmuş...
Oyunun senaryosunu yazanlar hep aynı...
O günler de de "dış güçler" idi senaryo yazarı...
Bugün de aynı deyyus!
***
Mezheplere ayırdılar önce...
Sonra tarikatler..
Tarikatler de ayrıştırıldılar kendi içlerinde...
Hocaefendiler, cemaatler...
Bölündükçe bölündük...
Büyük acılar yaşadık...
Acıları yaşayan da bizdik,
Acıları yaşatan da...
Sonradan anlıyoruz hep...
Yine oyuna geldik!...
Cihan imparatorluğu kurduk...
Ama yine oyuna geldik..
Haçlı Ordusu kuşatmışken hilafet devletini dört bir yandan,
İlk hançeri yedik Araplardan...
Hep oyuna geldik...
Senaryoyu yazıp elimize tutuşturdular,
Allah için biz de hilesiz oynadık rollerimizi...
Acılarımıza acılar kattık...
***
Efendim biz de bir "atalar sözü" vardır;
"Lafın uzunu aptala anlatılır" derler...
Yüzlerce yıl evvelinden bugünlere geldik...
Ama yine oyunlara geldik...
Oyunlar oynanıyor üzerimize...
Bin yıllık kardeşlik sanki 10 bin yıllık kan davası gibi sürüldü önümüze...
30 yıl uğraştılar da yine bir kan davası çıkaramadılar oyunun içinden...
Birbirine kırdırıp Anadolu insanını bin yıllık intikamı almaktı aslında amaçları...
Ama bin yıllık kardeşliği yıkamadılar...
Bu kez oyun bozuldu...
Oyunlar bitmiyor bozulacak çok oyun var daha önümüzde...
Senaristler çoğaldı,
Senaryolar çoğaldı...
Ama artık bazı oyuncular senaryoları beğenmiyor...
"Ben bu oyunu bozarım arkadaş" diyen çapulcular türediler...
Orantısız zekaları ile oyunları bir bir bozuyorlar...
Senaristler boş durmuyor...
Yazdıkça yazıyorlar...
Orantısız zeka sahibi çapulcular bu kez temkinli...
Bu kez hazırlıklı oyuncular...
Belki artık senaryoları da kendileri yazacaklar gayrı...
***
Artık bütün oyunları bozma vaktimiz geldi...
Vatanını, yurdunu sevenler;
BİR olmalı, düşmana karşı DİRİ olmalı gayrı...
Mustafa Kemal Atatürk'ün başlattığı devrim hareketi, belli ki henüz sonlanmamış...
Devrimin nihayete ermesi,
Bu topraklar üzerinde yaşayan milletlerin 1000 yıllık kardeşliğinin sürmesi
Mişon ve Coni'nin oyunlarının bozulması "üç beş çapulcu"nun eline kaldı...
Üç-beş dediğimize bakmayın;
Hani lafın gelişi...
Şöyle bir silkinsek, bir haykırsak yedi düveli titretiriz yine...
***
Gezi Parkı direnişi ile başlayan uyanış büyüyerek devam ediyor...
Birileri "onlar ve biz" diyerek tarafları belli etti...
BİZ hepimiz bir taraftayız...
Kim olduğumuza, ne düşündüğümüze bakmadan tarafımızda safları sıklaştırıp;
Bu oyunları da bertaraf etmeliyiz...
Edeceğiz de...
Biz bu oyunları bozacağız arkadaş!
5 Nisan 2013 Cuma
Cumanız mübarek olur mu!?
Kurban Bayramı, Ramazan Bayramı ve bir de Cuma Bayramı...
Bayramlar dargınlıkların, küskünlüklerin, yoksullukların, ızdırapların, hasretlerin, zulümlerin kısa bir süreliğine de olsa sona erdiği kutlu günlerdir.
Tanrı bu günleri mübarek kılmıştır.
Bizlere armağan etmiştir.
Yerin ve Göğün sahibi olan Allah-ü Teala bu günlerde temiz pak olup, bir araya gelerek dertlilerimize derman, hastalarımıza deva, borçlularımıza eda yolları arayalım birbirimizle derdiyle dertlenip birbirimizin sevinciyle sevinelim diye senede iki, haftada bir bayram vermiş bizlere...
****
Önce namazlar kılınır topluca...
Sonra dualar okunur...
Sonra bütün cemaat tek tek kucaklaşıp, bayramlaşır...
Bu namazların kazası yoktur...
Telafisi yok...
O an oraya gelip namaza iştirak ettin ettin, yoksa başka zaman eda edemezsin...
Çünkü o namazın farklı bir işlevi vardır...
O namazın asıl işlevi, o bölgede bulunan Müslümanların bir araya gelmesi ve birbirleriyle hasbihal etmesine vesile olmaktır...
Senede iki kere ve haftada bir kere Müslümanların omuz omuza, yan yana ibadet ederek kaynaşmasına vesile olmaktır bu namazların amacı...
Eminim ki;
Eğer bu bayramlar namaz ile başlamasaydı, Müslümanlar hiç bir şekilde bir araya gelemezlerdi.
Peygamber Efendimiz; "Ey ümmetim haftada bir gün camide toplanın, birbirinizin derdine, kederine, sevincine, hastalığına, borcuna ortak olun, bu toplantılarınızda ibadet etmenize gerek yok" deseydi bugün Cuma diye bir şey kalmazdı...
Nitekim günümüzdeki Cuma Bayramı'nın işlevine baktığımız vakit de sadece Namaz kalmış...
Dargınlar barışmıyor...
Borçluların derdi bilinmiyor...
Hastaların hali sorulmuyor...
Dertlilere derman olunmuyor...
***
Peki amacından tamamen sapmış olan, bir bayram mübarek olur mu!?
Artık sadece Cuma Namazı deniliyor...
Cuma Bayramı diyen kalmadı bile...
"Üç Cuma namazını arka arka terkedersen nikahın düşer"
"Üç Cuma namazını arka arkaya terkedersen cenaze namazın kılınmaz"
Tarzındaki bazı inanışların yüzü suyu hürmetine Cuma Namazlarında camiler tıka basa doluyor...
Ama kimsenin kimseden haberi yok...
Kimisi nikahını kurtarmanın peşinde,
Kimisi de cenaze namazını kurtarmanın peşinde...
Cuma bayramı unutulmuş, sadece namaz kalmış...
Yüce Yaradanın sanki bizim namazımıza çok ihtiyacı varmış gibi, sadece iki rekat olan namaza daha çok eklemeler yapmışız...
Cuma'nın özü olan unutulmuş...
***
Hocaefendi, Cuma hutbesinde...
Bir taraftan milleti sıkmayayım diye düşünürken bir taraftan da "şöyle güzel bir hitabet sanatı sergileyeyim ki milletin gözüne gireyim" düşüncesinde.
Onu dinleyen adamın gözü saatte;
"Ulan Hoca amma da uzattın ha, karnım açlıktan gurulduyor, müşteri de gelecekti vay arkadaş ya" diye kendi kendine hayıflanıp duruyor...
Yanındaki Müslüman kardeşi borç batağına saplanmış...
Diğer yanındakinin evladı amansız bir hastalığın pençesine düşmüş...
Önündeki okula giden çocuğuna bugün harçlık verememiş...
Arkasındaki evine kömür alamamış...
Kimin umurunda!
Ben namazımı kılar çıkarım...
Hem karnım acıktı, hem de işim gücüm var, para kazanmam lazım...
Arabam var ama bir araba daha almam lazım...
Evim var ama çocuklarım için 3 tane daha almam lazım...
Hasılı kelam şu hoca hutbeyi bitirse de hemen işime gitsem...
***
Çok merak ediyorum...
Bir gün bir hocaefendi Hutbeden önce çıkıp dese ki;
"Aziz cemaat; Cuma'nın faziletleri şunlar şunlar şunlardır. Bu sebepledir ki; namaz bittikten sonra kimse bir yere gitmesin. Oturup birbirimizle hasbihal edeceğiz. Dertlilerimizi dinleyeceğiz. Borçlularımızın borçlarını eda etmeleri için yardımcı olacağız. Dargınları barıştıracağız vs vs!"
Acaba kaç kişi hocaefendinin bu çağrısına uyup, orada kalır!?
Neyse yine birileri çıkıp "Hoca hoca sen Cumana Namazı'nı küçümsüyorsun" diye diklenecek gibi görünüyor...
Lafı fazla uzatmayalım en iyisi...
Cuma Bayramı'nı layıkıyla yerine getirenleri tenzih ederek, bayramsa bayramınız mübarek olsun diyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
