Millet huzur istiyor.
Millet sadakat istiyor.
Millet sakinlik istiyor.
Millet MHP'ye oy vermek istiyor ancak yıllardır MHP'de aradığı huzuru ve sakinliği bulamayan milletimiz MHP'yi TBMM'de tutmakla birlikte iktidar yolunu açmıyor.
Sebebi oldukça basit.
Yıllardır süregelen, bitmek tükenmek bilmeyen Bahçeli düşmanlığı ve bunun akabinde tüm kamuoyunun gündemine giren iç çekişmeler....
****
Vatandaş uyumuyor.
Tüm olup, bitenleri sessiz ve sakince takip ediyor.
Yıllardır, "Parti içi demokrasi" söylemi adı altında CHP'de siyasetçiler birbirini yedi.
CHP'nin adı bir ara halk arasında "Cumhuriyet Hizip Partisi"ne bile çıktı.
Kurultaylar partisi oldu.
Genel Merkez uygulamalarını beğenmeyen herkes kurultay istedi, kurultaylar yapıldı.
Sonuçta halk "siz böyle devam edin birbirinizi yemeye, biz memleketi yönetecek başka birilerine bakalım" dedi ve çaresine baktı CHP'nin.
Bugün CHP'nin başına İsmet İnönü'yü mezarından kaldırıp getirseler yüzde 25'ten yukarı oy alamaz...
***
MHP'de durum biraz farklı.
MHP'nin başında Ülkü Ocakları terbiyesi ve adabı almış, yıllarını Başbuğ Alparslan Türkeş'in yanında geçirmiş dirayetli bir lider var.
Bilge Lider Devlet Bahçeli....
Özellikle iç muhaliflere karşı son derece kritik hamleler yaparak partiyi ayakta tutabildi ve girdiği 6 seçimden 5'inde baraj sorunu yaşamadan ittifak yapmadan TBMM'de TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ fikriyatını temsil etti.
MHP tarihinde ilk kez bu kadar büyük bir seçim başarısı göstermiştir Devlet Bahçeli döneminde.
Bu başarı kimileri tarafından küçümsense de MHP tarihine baktığımızda bunun hiç de küçümsenecek bir durum olmadığını görürüz.
***
MHP'de iç muhalefetin Bahçeli döneminde başladığını sananlar var.
Böyle bir algı yerleştirmeye çalışanlar var.
Başbuğ Alparslan Türkeş'e karşı en büyük ihanet girişimlerinden biri olan Muhsin Yazıcıoğlu vakasını unutanlar, unutturmaya çalışanlar ve hatta Başbuğ sevdalısı gençlerimize Muhsin Yazıcıoğlu sevgisi aşılayanlar bile var camiada...
MHP tarihindeki en büyük muhalif hareketlerden biri olan Yazıcıoğlu vakası sonrasında Yazıcıoğlu ve bir gurup milletvekili partiden ayrılarak BBP'yi kurdu.
Tüm kamuoyu MHP'nin bu durumdan büyük zarar göreceğini ve oylarının bölünerek yüzde 4 civarında olan oylarının 2-3'lere düşeceğini düşünüyordu.
Fakat öyle olmadı.
İç kavgalardan uzak kalarak, iç muhalefetten sıyrılarak girdiği ilk seçimlerde MHP oylarını yüzde 100 arttırdı ve yüzde 8 oy aldı.
***
Muhsin Yazıcıoğlu ve bu davanın önde gelen isimlerinin partiden ayrılması MHP'nin oylarını yüzde 100 civarında arttırmıştı.
Bu beklenmeyen bir sonuçtu.
Ancak başta da dedik ya; milletimiz huzur arıyor. Milletimiz MHP'yi ve Türk Milliyetçiliği fikriyatını seviyor, oy vermek istiyor ancak parti içi huzuru da görmek istiyor.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in vefatından sonra MHP'de muhalefet kazanı yeniden kaynamaya başladı.
Fitne rüzgarları her yönden esiyordu.
6 Temmuz 1997'de yapılan olağanüstü kurultayda Bahçeli'ye karşı Genel Başkan adayı olan ve kaybeden Tuğrul Türkeş, 23 Kasım 1997'de yapılan olağa kurultayda da seçimi Bahçeli'ye kaybedince ağır muhalif söylemler içine girdi. Kasım 1998'de partiden ayrılarak Aydınlık Türkiye Partisi'ni kurdu.
***
Başbuğ Alparslan Türkeş'in vefatından sonra yeniden iç muhalefet kazanının içine düşen MHP'de Tuğrul Türkeş'in ATP'yi kurmasıyla huzur ortamı yeniden sağlandı.
İç muhalifler ATP'ye ve BBP'ye giderek MHP'de huzurun tesis edilmesine katkıda bulundular.
MHP, Devlet Bahçeli ile girdiği ilk seçimlerde yüzde 18 oy alarak yüzde 100'ün üzerinde bir artış sağladı.
Millet MHP'de huzur ortamını bulunca adeta MHP'yi şaha kaldırıyordu.
1999 yılında yapılan bu seçimlerde MHP tarihinde en fazla milletvekili sayısına ulaşarak, tarihinin en parlak dönemini yaşıyordu.
Ancak fitne kazanı bir türlü kaynamaktan geri durmuyordu.
Şeytan sürekli kazanın ateşini körüklüyor, ortalığa fitne saçıyordu.
***
Ülkemiz zor bir dönemden geçiyordu.
Bu zor dönemde memleketimizin bekası için elini taşın altına sokan MHP'ye en büyük darbe iç muhaliflerden geliyordu.
Her ortamda MHP ve Genel Başkan Devlet Bahçeli eleştiri yağmuruna tutuluyor, acımasızca saldırılar yapılıyordu.
Beklenen yine oldu.
Baskılar karşısında MHP Lideri Devlet Bahçeli koalisyon hükümetinden ayrılıp, erken seçim çağrısı yaptı.
Erken seçim yapıldı.
İç muhaliflerin de yoğun katkısı ile MHP bu seçimlerde baraj altında kaldı.
***
Milletimiz MHP'yi ikaz etmişti.
"Birbirinizi yemeyi bırakın, bizim ve memleketimizin size ihtiyacı var, aklınızı başınıza alın" uyarısında bulunmuştu MHP'ye halkımız...
Sonraki seçimler hepimizin malumu.
MHP, tarihinde ilk kez üst üste baraj sorunu yaşamadan TBMM'de yerini aldı.
yüzde 18'lere yükselen oyu son seçimlerde yüzde 12'lere geriledi.
Günümüze geldiğimizde iç muhalefet kazanı en yüksek ateşte kaynamaya devam ediyor.
Parti içi muhalefetten 4 kişi lider Devlet bahçeli'ye karşı Genel Başkanlık isyanı başlattı.
Onlara destek veren camia dışı etkenler de var.
Bir zamanlar erotik yayınlar yapan Bulvar gazetesinin sahibi Nazlı Ilıcak'tan tutun da sol düşüncenin yayın organlarından Cumhuriyet Gazetesi ve Oda TV, Marksist Perinçek'ten, terör örgütü destekçisi Can Dündar'a kadar herkes Devlet Bahçeli karşıtlığı ortak paydası üzerinden Devlet Bahçeli'nin muhaliflerine destek veriyor.
Halkımız bu manzarayı yakından takip ediyor.
Bu kişilerin desteğiyle genel başkan olacak birine iktidar yolunu açmaz bu millet!
***
Şimdi kurultay yapılacak.
MHP bir kez daha olağanüstü kurultayda genel başkan seçimi yapacak.
Yeniden Genel Başkanlığa seçilecek olan Bilge Lider Devlet Bahçeli'nin yapması gereken ilk iş iç muhaliflerden arınmış bir MHP ile seçimlere hazırlanmak olmalıdır.
Hem Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde hem de Devlet Bahçeli döneminde gördük ki; halkımız iç muhalefet ile oyalanmayan, memleket meseleleri üzerine politikalar geliştiren MHP'ye iktidar yolunu açmaktadır.
Ben buradan son derece iddialı bir şekilde yazıyorum.
MHP iç muhalefet olmadan gireceği ilk seçimlerde yüzde 20'yi aşar, ikinci seçimlerde de yüzde 35'i görür.
Birlik ve beraberliğin olmadığı,
İç huzurun yaşanmadığı,
Lidere sadakatin olmadığı bir MHP ise eğer Devlet Bahçeli'nin liderliği ile seçime girerse yüzde 10-12 bandında kalır, Bahçeli dışında birinin genel başkanlığında ise baraj altında kalır.
Muhsin Yazıcıoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Muhsin Yazıcıoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Mayıs 2016 Perşembe
20 Nisan 2016 Çarşamba
MHP'yi iktidar yürüyüşünde durduran 2 isim!?
MHP'nin neden iktidar olmadığını sorgularken, MHP tarihinde yaşananları iyi analiz etmek gerekir.
12 Eylül Darbesi sonrasında Başbuğ Alparslan Türkeş'in önderliğinde iktidara yürüyen MHP'nin bu süreçte yaşadığı 2 önemli olay ve bu süreci yürüten 2 önemli isim var.
Bu 2 olayı ve 2 ismi yok sayarak MHP'nin iktidar olamayışını MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ'nin üzerine yıkarak "Bahçeli gitsin!" söyleminin arkasına gizlenmek muhtemelen bir operasyonun varlığını gizlemeye çalışmak gibidir.
***
Başbuğ Alparslan Türkeş önderliğinde 12 Eylül Darbe yönetimlerinin sona erdirilmesi ve Türk Milliyetçileri'nin Yeni Türkiye projesi karşısında TBMM çatısı altında mücadelesini sürdürebilmesi için başlatılan siyasi mücadele MÇP çatısı altında devam ediyordu. Cezaevinde çıkan ve yeniden siyasete dönen Başbuğ Alparslan Türkeş, oynanan oyunların farkındaydı ve bu yeni dönemde Ülkücülerin yol haritasını belirlemişti.
Artık Ülkücüler sokaklarda değil, siyaset sahnesinde rollerini üstlenecekler ve TÜRK'ü silahla yenemeyenlerin yeni oyunu olan siyaset oyununda TÜRK varlığını en güçlü şekilde hissettireceklerdi Türk düşmanlarına. Siyaset ya da politika enteresan bir oyundu.
Bazen öyle hamleler yapılması gerekir ki, size biat edenlerin bile dudağı uçuklar.
Ama bu hamleyi de yapmak zorundasınızdır.
Hani bir atasözü vardır:
"Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek gerekir"
İşte bu kabilden bir durum yaşandı.
***
1991 Yılında Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile ittifak yaparak seçimlere katılan Alparslan Türkeş Liderliğindeki MÇP bu ittifaktan 18 milletvekili almış ve iktidara yürüyüşün başlangıç noktasını oluşturmuştu.
Alparslan Türkeş siyasi yaşamında en çok milletvekili ile TBMM'de bulunuyordu.
MÇP'nin kazandığı bu milletvekili sayısı kurulacak olan hükümet için oldukça önemliydi.
Turgut Özal tarafından hükümet kurmakla görevlendirilen DYP lideri Sülayman Demirel'in SHP ile kuracağı koalisyon hükümetinin yaşayabilmesi için MÇP'nin güvenoyuna ihtiyacı vardı.
Ancak aynı seçimlerde SHP ile ittifak yapan HEP milletvekilleri de bu hükümetin içinde yer alacaklardı.
Başbuğ Alparslan Türkeş parti içindeki ve tabandaki tüm eleştirilere rağmen güvenoyu verdi.
"Bölücülere destek verildi" iddiası ile Türkeş'in en yakınındaki isimlerden biri olan Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları isyan bayrağını açtı ve partiden ayrıldılar.
***
Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının ayrılmasıyla Türk Milliyetçilerinin iktidar yürüyüşü büyük yara almıştı.
Buna rağmen Başbuğ Alparslan Türkeş önderliğinde ittifak yapmadan 1995 seçimlerine giren MHP yüzde 8,2 oy oranına ulaştı.
Bu oy oranı MHP tarihinde alınmış en yüksek oy oranı idi.
Yüzde 10 olan seçim barajı altında kalınmış olsa dahi, Türk Milliyetçileri'nin ağır ama emin adımlarla iktidara yürüyüşünün devam ettiğini göstermişti bu yüzde 8,2'lik oy oranı.
Üstelik de partinin Türkeş'ten sonraki en güçlü isimlerinden biri olan Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşmarının partiden ayrılmasına rağmen bu oy oranına ulaşılmıştı.
Muhtemeldir ki; merhum Yazıcıoğlu "Lidere itaat, davaya itaattir" düsturu ile hareket edip, MHP'de kalsa ve partinin başarısı için çalışmış olsa MHP bu seçimlerde yüzde 11 oy alacak ve tarihinde ilk kez barajı aşarak tek başına TBMM'ye girecekti.
Olmadı.
Başbuğ Türkeş en yakınındaki dava arkadaşından bir hançer yemiş ve "Türk Milliyetçileri'nin sağ ile olan hesaplaşması" ertelenmişti
***
Başbuğ Alparslan Türkeş'in vefatından sonra MHP'nin Genel Başkanı olan Türk Milliyetçileri'nin Bilge Lideri Devlet Bahçeli döneminde de aynı Bürütüs hançeri pusuda bekliyordu.
Başbuğ ile başlayan iktidar yürüyüşü Devlet Bahçeli döneminde alınan yüzde 18'lik oy oranı ile zirveye çıkmıştı.
Türk Milliyetçileri politik mücadele sürecinde ilk defa bu kadar yüksek bir oy oranı alıyor ve etkin bir konumda iktidar ortağı olma fırsatı yakalıyordu.
Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde yaşanan kırılma noktasına benzer bir noktadaydı Türk Milliyetçileri.
MHP, yıllarca ideolojik mücadele verdiği sol görüşlü bir parti ile koalisyon hükümeti kuracaktı.
1970'li yıllarda sol ideolojinin en güçlü politik unsuru olan CHP'nin genel başkanı Bülent Ecevit şimdi kendi kurduğu DSP'nin genel başkanı idi ve MHP, Ecevit ile koalisyon hüktümeti kuracaktı.
Hükümet kuruldu.
***
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli elbette parti içinden tepkilerin geleceğini biliyordu.
Tıpkı Başbuğ Alparslan Türkeş'in yaşadığı durum gibiydi.
Hatta Başbuğ'un yaşadığı hal daha vahim bir haldi.
Güvenoyu verdiği hükümetin içinde bölücü terör örgütünün siyasi uzantıları vardı.
Bu duruma benzer bir durum yaşıyordu Devlet Bahçeli.
Köprüyü geçene kadar ayıya dayı deme durumundaydık bir kez daha.
Bürütüs'ün hançeri bu kez davanın sembol isimlerinden Ozan Arif (Şirin)'in elindeydi.
Devlet Bahçeli'nin Ecevit ile koalisyon hükümeti kurması karşısında Arif Şirin ağır eleştiriler getiriyordu.
Arif Şirin bu koalisyon döneminde MHP'de "iç muhalefet" ateşini yakmış ve ağır hakaretler, galiz küfürler içeren şiirleriyle peşine büyük bir "Bahçeli Düşmanı" ordusunu katmıştı.
***
Başbuğ Alparslan Türkeş'in en büyük şansı kendisine muhalefet edenlerin partiden ayrılması olmuştu.
Devlet Bahçeli'nin en büyük şanssızlığı ise bu muhalefet ateşinin sürekli parti içinde kalması oldu.
Belki de Devlet Bahçeli'nin siyasi yaşamındaki en büyük hatalardan birisi de bu muhalif isimleri partide tutması, milletvekili seçimlerinde 1. sıralara koyması ve hatta Genel Başkan Yardımcılığı bile vermesi oldu.
Arif Şirin durmak bilmiyordu.
Bahçeli düşmanlığı öyle bir hal almıştı ki, MHP'nin en büyük siyasi rakibi AKP, Arif Şirin'in söylemlerini kullanarak seçim meydanlarında MHP karşıtı propagandalar yapıyordu.
Bu propagandaların odak noktası Arif Şirin'in başlattığı "Bahçeli Düşmanlığı"dır.
7 Haziran seçimlerine kadar MHP tarihinde hayal bile edemeyeceği seçim başarılarını yakalamış, baraj sorunu yaşamadan TBMM'ye girmiş, 3 Büyükşehir Belediyesi ve yüzlerce belediyelik kazanmıştı.
Ancak yine de Bahçeli düşmanlığı sürüyordu.
***
"Bahçeli'yi MHP'liler bile istemiyor" söylemi AKP'nin en çok faydalandığı söylemdi.
Hem seçim meydanlarında hem sosyal medyada sürekli Arif Şirin'in Bahçeli'ye karşı hakaretleri ortaya dökülüyor ve MHP tabanına "Bahçeli'yi MHP'liler bile istemiyor" algısı işlenerek Milliyetçi oyların AKP'ye kayması sağlanıyor, ya da AKP'nin oylarının MHP'ye kaymasına mani olunuyordu.
7 Haziran'dan sonra "Bahçeli varsa MHP'ye oy yok!" söylemi ortaya atıldı.
Bunun en büyük destekçisi de Arif Şirin gibi bu ihanet ateşini yakanlar oldu.
Kendisini "Eskimiş Ülkücü" olarak tanımlayan Sedat Peker'in villasına kadar giden Arif Şirin bu şahsın AKP için mitingler yaptığını biliyordu.
Bu şahsın Ülkücülerin oylarını MHP'den AKP'ye devşirmek için görevlendirildiğini biliyordu.
Onunla birlikte poz vererek, onun bu görevine katkı sağlıyordu.
***
Bugün geldiğimiz noktada MHP'nin iktidara yürüyüşünü yavaşlatan iki isim olarak karşımızda duruyor Muhsin Yazıcıoğlu ve Arif Şirin...
Başbuğ Alparslan Türkeş'in yüzde 2 ile çıktığı yolda tam yüzde 8'i yakalamışken Yazıcıoğlu'nun hançeri saplaması,
Devlet Bahçeli yönetiminde de yüzde 18'i yakaladığımız noktada Arif Şirin'in haçeri saplaması hiçbir Ülkücü'nün göz ardı etmemesi gereken bir hakikattir.
12 Eylül Darbesi sonrasında Başbuğ Alparslan Türkeş'in önderliğinde iktidara yürüyen MHP'nin bu süreçte yaşadığı 2 önemli olay ve bu süreci yürüten 2 önemli isim var.
Bu 2 olayı ve 2 ismi yok sayarak MHP'nin iktidar olamayışını MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ'nin üzerine yıkarak "Bahçeli gitsin!" söyleminin arkasına gizlenmek muhtemelen bir operasyonun varlığını gizlemeye çalışmak gibidir.
***
Başbuğ Alparslan Türkeş önderliğinde 12 Eylül Darbe yönetimlerinin sona erdirilmesi ve Türk Milliyetçileri'nin Yeni Türkiye projesi karşısında TBMM çatısı altında mücadelesini sürdürebilmesi için başlatılan siyasi mücadele MÇP çatısı altında devam ediyordu. Cezaevinde çıkan ve yeniden siyasete dönen Başbuğ Alparslan Türkeş, oynanan oyunların farkındaydı ve bu yeni dönemde Ülkücülerin yol haritasını belirlemişti.
Artık Ülkücüler sokaklarda değil, siyaset sahnesinde rollerini üstlenecekler ve TÜRK'ü silahla yenemeyenlerin yeni oyunu olan siyaset oyununda TÜRK varlığını en güçlü şekilde hissettireceklerdi Türk düşmanlarına. Siyaset ya da politika enteresan bir oyundu.
Bazen öyle hamleler yapılması gerekir ki, size biat edenlerin bile dudağı uçuklar.
Ama bu hamleyi de yapmak zorundasınızdır.
Hani bir atasözü vardır:
"Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek gerekir"
İşte bu kabilden bir durum yaşandı.
***
1991 Yılında Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile ittifak yaparak seçimlere katılan Alparslan Türkeş Liderliğindeki MÇP bu ittifaktan 18 milletvekili almış ve iktidara yürüyüşün başlangıç noktasını oluşturmuştu.
Alparslan Türkeş siyasi yaşamında en çok milletvekili ile TBMM'de bulunuyordu.
MÇP'nin kazandığı bu milletvekili sayısı kurulacak olan hükümet için oldukça önemliydi.
Turgut Özal tarafından hükümet kurmakla görevlendirilen DYP lideri Sülayman Demirel'in SHP ile kuracağı koalisyon hükümetinin yaşayabilmesi için MÇP'nin güvenoyuna ihtiyacı vardı.
Ancak aynı seçimlerde SHP ile ittifak yapan HEP milletvekilleri de bu hükümetin içinde yer alacaklardı.
Başbuğ Alparslan Türkeş parti içindeki ve tabandaki tüm eleştirilere rağmen güvenoyu verdi.
"Bölücülere destek verildi" iddiası ile Türkeş'in en yakınındaki isimlerden biri olan Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları isyan bayrağını açtı ve partiden ayrıldılar.
***
Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının ayrılmasıyla Türk Milliyetçilerinin iktidar yürüyüşü büyük yara almıştı.
Buna rağmen Başbuğ Alparslan Türkeş önderliğinde ittifak yapmadan 1995 seçimlerine giren MHP yüzde 8,2 oy oranına ulaştı.
Bu oy oranı MHP tarihinde alınmış en yüksek oy oranı idi.
Yüzde 10 olan seçim barajı altında kalınmış olsa dahi, Türk Milliyetçileri'nin ağır ama emin adımlarla iktidara yürüyüşünün devam ettiğini göstermişti bu yüzde 8,2'lik oy oranı.
Üstelik de partinin Türkeş'ten sonraki en güçlü isimlerinden biri olan Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşmarının partiden ayrılmasına rağmen bu oy oranına ulaşılmıştı.
Muhtemeldir ki; merhum Yazıcıoğlu "Lidere itaat, davaya itaattir" düsturu ile hareket edip, MHP'de kalsa ve partinin başarısı için çalışmış olsa MHP bu seçimlerde yüzde 11 oy alacak ve tarihinde ilk kez barajı aşarak tek başına TBMM'ye girecekti.
Olmadı.
Başbuğ Türkeş en yakınındaki dava arkadaşından bir hançer yemiş ve "Türk Milliyetçileri'nin sağ ile olan hesaplaşması" ertelenmişti
***
Başbuğ Alparslan Türkeş'in vefatından sonra MHP'nin Genel Başkanı olan Türk Milliyetçileri'nin Bilge Lideri Devlet Bahçeli döneminde de aynı Bürütüs hançeri pusuda bekliyordu.
Başbuğ ile başlayan iktidar yürüyüşü Devlet Bahçeli döneminde alınan yüzde 18'lik oy oranı ile zirveye çıkmıştı.
Türk Milliyetçileri politik mücadele sürecinde ilk defa bu kadar yüksek bir oy oranı alıyor ve etkin bir konumda iktidar ortağı olma fırsatı yakalıyordu.
Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde yaşanan kırılma noktasına benzer bir noktadaydı Türk Milliyetçileri.
MHP, yıllarca ideolojik mücadele verdiği sol görüşlü bir parti ile koalisyon hükümeti kuracaktı.
1970'li yıllarda sol ideolojinin en güçlü politik unsuru olan CHP'nin genel başkanı Bülent Ecevit şimdi kendi kurduğu DSP'nin genel başkanı idi ve MHP, Ecevit ile koalisyon hüktümeti kuracaktı.
Hükümet kuruldu.
***
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli elbette parti içinden tepkilerin geleceğini biliyordu.
Tıpkı Başbuğ Alparslan Türkeş'in yaşadığı durum gibiydi.
Hatta Başbuğ'un yaşadığı hal daha vahim bir haldi.
Güvenoyu verdiği hükümetin içinde bölücü terör örgütünün siyasi uzantıları vardı.
Bu duruma benzer bir durum yaşıyordu Devlet Bahçeli.
Köprüyü geçene kadar ayıya dayı deme durumundaydık bir kez daha.
Bürütüs'ün hançeri bu kez davanın sembol isimlerinden Ozan Arif (Şirin)'in elindeydi.
Devlet Bahçeli'nin Ecevit ile koalisyon hükümeti kurması karşısında Arif Şirin ağır eleştiriler getiriyordu.
Arif Şirin bu koalisyon döneminde MHP'de "iç muhalefet" ateşini yakmış ve ağır hakaretler, galiz küfürler içeren şiirleriyle peşine büyük bir "Bahçeli Düşmanı" ordusunu katmıştı.
***
Başbuğ Alparslan Türkeş'in en büyük şansı kendisine muhalefet edenlerin partiden ayrılması olmuştu.
Devlet Bahçeli'nin en büyük şanssızlığı ise bu muhalefet ateşinin sürekli parti içinde kalması oldu.
Belki de Devlet Bahçeli'nin siyasi yaşamındaki en büyük hatalardan birisi de bu muhalif isimleri partide tutması, milletvekili seçimlerinde 1. sıralara koyması ve hatta Genel Başkan Yardımcılığı bile vermesi oldu.
Arif Şirin durmak bilmiyordu.
Bahçeli düşmanlığı öyle bir hal almıştı ki, MHP'nin en büyük siyasi rakibi AKP, Arif Şirin'in söylemlerini kullanarak seçim meydanlarında MHP karşıtı propagandalar yapıyordu.
Bu propagandaların odak noktası Arif Şirin'in başlattığı "Bahçeli Düşmanlığı"dır.
7 Haziran seçimlerine kadar MHP tarihinde hayal bile edemeyeceği seçim başarılarını yakalamış, baraj sorunu yaşamadan TBMM'ye girmiş, 3 Büyükşehir Belediyesi ve yüzlerce belediyelik kazanmıştı.
Ancak yine de Bahçeli düşmanlığı sürüyordu.
***
"Bahçeli'yi MHP'liler bile istemiyor" söylemi AKP'nin en çok faydalandığı söylemdi.
Hem seçim meydanlarında hem sosyal medyada sürekli Arif Şirin'in Bahçeli'ye karşı hakaretleri ortaya dökülüyor ve MHP tabanına "Bahçeli'yi MHP'liler bile istemiyor" algısı işlenerek Milliyetçi oyların AKP'ye kayması sağlanıyor, ya da AKP'nin oylarının MHP'ye kaymasına mani olunuyordu.
7 Haziran'dan sonra "Bahçeli varsa MHP'ye oy yok!" söylemi ortaya atıldı.
Bunun en büyük destekçisi de Arif Şirin gibi bu ihanet ateşini yakanlar oldu.
Kendisini "Eskimiş Ülkücü" olarak tanımlayan Sedat Peker'in villasına kadar giden Arif Şirin bu şahsın AKP için mitingler yaptığını biliyordu.
Bu şahsın Ülkücülerin oylarını MHP'den AKP'ye devşirmek için görevlendirildiğini biliyordu.
Onunla birlikte poz vererek, onun bu görevine katkı sağlıyordu.
***
Bugün geldiğimiz noktada MHP'nin iktidara yürüyüşünü yavaşlatan iki isim olarak karşımızda duruyor Muhsin Yazıcıoğlu ve Arif Şirin...
Başbuğ Alparslan Türkeş'in yüzde 2 ile çıktığı yolda tam yüzde 8'i yakalamışken Yazıcıoğlu'nun hançeri saplaması,
Devlet Bahçeli yönetiminde de yüzde 18'i yakaladığımız noktada Arif Şirin'in haçeri saplaması hiçbir Ülkücü'nün göz ardı etmemesi gereken bir hakikattir.
26 Mart 2016 Cumartesi
"Muhsin başkan yaşasaydı..."
Öyle diyor memleketimin insanı.
"Muhsin başkan yaşasaydı oyumu ona verirdim"
Hadi lan ordan teneke!
Ölü sevici dümbelekler!
Sosyal medyaya baktığınız vakit sanırsınız ki, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu sağlığında yüzde 25-30 civarı oy alan bir partinin lideridir.
Arkadaş bu adam yaşarken neredeydiniz siz!?
***
Muhsin Yazıcıoğlu yaşarken bu enayi dümbelekleri başka lakırdılar etmekle meşguldüler.
Örneğin;
"Efendim doğru diyorsunuz Muhsin bey çok iyi bir adam ama kazanamaz, oyumuz boşa gider" masalıyla kendi kendilerini uyutuyorlardı o zaman bu tenekeler.
Sağlığında kendisi için "iyi adam" demekten öteye gitmeyenler öldükten sonra alayı Muhsinci kesildi!
Sanırsınız Muhsin Yazıcıoğlu bugün mezarından çıkıp gelse yüzde 49.5 ile tek başına iktidar olacak.
Ama nasılsa böyle bir ihtimal yok!
Adam mezarından kalkıp gelecek değil ya!
O zaman napıyoruz!?
Hepimiz Muhsinci oluyoruz!!!
***
Ölü sevicilik çok güzel bir şey.
Bugün "Muhsinci" olup, bol bol "Muhsin Reis yaşasaydı" cümlesi kuranların alayı Muhsin Yazıcıoğlu ölene kadar onu sevdiklerini bile bilmiyorlardı.
Ölünce anladı mübarekler Muhsin başkanı sevdiklerini.
Keşke ölüler de seçimlere katılabilse!
Muhsin başkan ölü olarak bir seçime katılabilse de görsek şu tenekeler ne yapacaklar!
***
Ben Muhsin Yazıcıoğlu başkanımızla birlikte hareket edip, birlikte MHP'den ayrılıp, birlikte BBP ve Nizam-ı Alem Ocakları'nda siyaset yapmış biri olarak bu ölü sevici tenekeler kadar yalamalık yapamadım. Çünkü hem yaptığımız hatayı anladım hem de Muhsin başkanın yaşadığı yıllarda millet tarafından nasıl yalnız bırakıldığı bizzat gördüm, yaşadım ve acısını hissettim.
O gün yaptığımız hareketin Milliyetçi camiayı bölmekten başka bir işe yaramadığını zaman içinde gördük. hatamızı anladık partimize geri döndük.
Milliyetçiler arasında ilk defa bu denli büyük "düşmanlıklar" bizimle başladı.
O dönem MHP'nin TBMM'de grup kurmasını engelledik.
Belki biz ayrılmasaydık MHP'nin hızla yükselen oyları yüzde 8'de kalmayacak Başbuğ Alparslan Türkeş'in liderliğinde ilk defa yüzde 10 barajını aşacaktık.
***
Bu olaydan sonra Milliyetçiler arasında ayrılık rüzgarları bir türlü dinmedi.
Milletimizin MHP'ye olan meylini önceden gören nifak odakları aramıza sürekli nifak tohumlarını saçmaya devam ettiler.
Biz de büyük bir özveri ile bu tohumları yeşertmekten geri kalmadık.
Bu davanın kurucusu ve Başbuğ'u Alparslan Türkeş'e isyan ettik.
Ondan peygamber gibi "hatasız" olma gafletine düştük.
Yetmedi 10 yaşından bu yana ömrünü Ülkücü Hareket'e adayan Devlet Bahçeli'ye isyan ettik.
Geçmişten bir türlü ders almıyoruz.
***
Diyorlar ya; "Muhsin yaşasaydı!"
Ne olacaktı Muhsin yaşasaydı!?
Muhsin Yazıcıoğlu orada şehit edilmişse, yaşasaydı ne olacağı açıktı.
Yapılan tehditlere boyun eğmemiş, partisinden ayrılarak birilerinin güdümüne girmeyi reddetmiş ve bunun bedelini de şehadet şerbetini içerek ödemişti.
Yaşıyor olsaydı, muhtemelen o tehditlere boşun eğmiş olacaktı.
Bugün Süleyman Soylu ve Numan Kurtulmuş gibi siyasetçilerin yaptığını yapsaydı belki o da bugün bir bakan olarak yaşamını sürdürüyor olacaktı.
Ve şundan da eminim eğer o kahpe pusudan kurtulabilmiş olsaydı, Muhsin Yazıcıoğlu de ben ve bir çok arkadaşımız gibi "Hatamızı anladık" diyerek Bozkurt yuvasına geri dönecekti.
Belki de şehit edilmesinin sebebi buydu!
***
Atatürk yaşasaydı...
Türkeş yaşasaydı...
Muhsin yaşasaydı...
Ölü seviciliği bırakın da bugün yaşayan "Dava adam"larına sadakat gösterin.
Emin Hak vaki olduğunda aynı kişiler "Bahçeli Yaşasaydı" demekten geri kalmayacaklar utanmadan....
"Muhsin başkan yaşasaydı oyumu ona verirdim"
Hadi lan ordan teneke!
Ölü sevici dümbelekler!
Sosyal medyaya baktığınız vakit sanırsınız ki, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu sağlığında yüzde 25-30 civarı oy alan bir partinin lideridir.
Arkadaş bu adam yaşarken neredeydiniz siz!?
***
Muhsin Yazıcıoğlu yaşarken bu enayi dümbelekleri başka lakırdılar etmekle meşguldüler.
Örneğin;
"Efendim doğru diyorsunuz Muhsin bey çok iyi bir adam ama kazanamaz, oyumuz boşa gider" masalıyla kendi kendilerini uyutuyorlardı o zaman bu tenekeler.
Sağlığında kendisi için "iyi adam" demekten öteye gitmeyenler öldükten sonra alayı Muhsinci kesildi!
Sanırsınız Muhsin Yazıcıoğlu bugün mezarından çıkıp gelse yüzde 49.5 ile tek başına iktidar olacak.
Ama nasılsa böyle bir ihtimal yok!
Adam mezarından kalkıp gelecek değil ya!
O zaman napıyoruz!?
Hepimiz Muhsinci oluyoruz!!!
***
Ölü sevicilik çok güzel bir şey.
Bugün "Muhsinci" olup, bol bol "Muhsin Reis yaşasaydı" cümlesi kuranların alayı Muhsin Yazıcıoğlu ölene kadar onu sevdiklerini bile bilmiyorlardı.
Ölünce anladı mübarekler Muhsin başkanı sevdiklerini.
Keşke ölüler de seçimlere katılabilse!
Muhsin başkan ölü olarak bir seçime katılabilse de görsek şu tenekeler ne yapacaklar!
***
Ben Muhsin Yazıcıoğlu başkanımızla birlikte hareket edip, birlikte MHP'den ayrılıp, birlikte BBP ve Nizam-ı Alem Ocakları'nda siyaset yapmış biri olarak bu ölü sevici tenekeler kadar yalamalık yapamadım. Çünkü hem yaptığımız hatayı anladım hem de Muhsin başkanın yaşadığı yıllarda millet tarafından nasıl yalnız bırakıldığı bizzat gördüm, yaşadım ve acısını hissettim.
O gün yaptığımız hareketin Milliyetçi camiayı bölmekten başka bir işe yaramadığını zaman içinde gördük. hatamızı anladık partimize geri döndük.
Milliyetçiler arasında ilk defa bu denli büyük "düşmanlıklar" bizimle başladı.
O dönem MHP'nin TBMM'de grup kurmasını engelledik.
Belki biz ayrılmasaydık MHP'nin hızla yükselen oyları yüzde 8'de kalmayacak Başbuğ Alparslan Türkeş'in liderliğinde ilk defa yüzde 10 barajını aşacaktık.
***
Bu olaydan sonra Milliyetçiler arasında ayrılık rüzgarları bir türlü dinmedi.
Milletimizin MHP'ye olan meylini önceden gören nifak odakları aramıza sürekli nifak tohumlarını saçmaya devam ettiler.
Biz de büyük bir özveri ile bu tohumları yeşertmekten geri kalmadık.
Bu davanın kurucusu ve Başbuğ'u Alparslan Türkeş'e isyan ettik.
Ondan peygamber gibi "hatasız" olma gafletine düştük.
Yetmedi 10 yaşından bu yana ömrünü Ülkücü Hareket'e adayan Devlet Bahçeli'ye isyan ettik.
Geçmişten bir türlü ders almıyoruz.
***
Diyorlar ya; "Muhsin yaşasaydı!"
Ne olacaktı Muhsin yaşasaydı!?
Muhsin Yazıcıoğlu orada şehit edilmişse, yaşasaydı ne olacağı açıktı.
Yapılan tehditlere boyun eğmemiş, partisinden ayrılarak birilerinin güdümüne girmeyi reddetmiş ve bunun bedelini de şehadet şerbetini içerek ödemişti.
Yaşıyor olsaydı, muhtemelen o tehditlere boşun eğmiş olacaktı.
Bugün Süleyman Soylu ve Numan Kurtulmuş gibi siyasetçilerin yaptığını yapsaydı belki o da bugün bir bakan olarak yaşamını sürdürüyor olacaktı.
Ve şundan da eminim eğer o kahpe pusudan kurtulabilmiş olsaydı, Muhsin Yazıcıoğlu de ben ve bir çok arkadaşımız gibi "Hatamızı anladık" diyerek Bozkurt yuvasına geri dönecekti.
Belki de şehit edilmesinin sebebi buydu!
***
Atatürk yaşasaydı...
Türkeş yaşasaydı...
Muhsin yaşasaydı...
Ölü seviciliği bırakın da bugün yaşayan "Dava adam"larına sadakat gösterin.
Emin Hak vaki olduğunda aynı kişiler "Bahçeli Yaşasaydı" demekten geri kalmayacaklar utanmadan....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

