MHP, İstanbul'da bir yerel seçimi daha hezimetle atlattı.
Bu hezimetin sebepleri nelerdi?
Bu hezimetin sebeplerinden birisi İstanbul teşkilatı mıydı?
Bunlar uzun uzun tartışıldı.
Sebepler ne olursa olsun, sorumluluk elbette teşkilatımıza aittir.
Ve bunun gereği olarak da seçimlerin hemen ardından hezimeti yaşayan İl ve ilçe başkanlarının topluca istifa etmeleri en makul ve mantıklı eylem olacaktı.
Bize yakışan bu olmalıydı.
Hezimetin sebebi olmayabilirdik, ancak sorumlusu olduğumuz açıktır.
***
10 yıla yakın bir zamandır aralıksız olarak Beyoğlu İlçe Teşkilatı'nda Basın ve Propaganda'dan sorumlu başkan yardımcısı ve Başkan danışmanı olarak görev yaptım.
Yaşanan bu hezimetin sorumluluğunu en ağır bir şekilde hissediyorum.
Birlikte çalıştığım ilçe başkanlarım, Müjdat Öztürk, Osman Gür ve Murat Doğan ile çok güzel ve faydalı çalışmalara imza attık.
Çalışma konusunda vicdanım çok rahat.
Allah'ın izniyle elimizden gelenin en güzelini yapmaya çalıştık.
Yönetim Kurulu'ndaki tüm arkadaşlarım adına vicdanımızın oldukça rahat olduğunu söyleyebilirim.
Ancak son seçimlerde gördük ki, bu çalışmalarımız halkımızın bize oy vermesini sağlayamadı.
Bunun sorumlusu da bizleriz.
Bu sorumluluğun gereği olarak, seçimlerin hemen sonrasında topluca istifa edilmeliydi.
Seçim sonunda hezimete uğrayan tüm ilçe yönetimleri ve il yönetimi istifa erdemini sergileyebilmeliydi.
Yapamadık ve görevden alınma ile muhatap olduk.
***
Genel Merkez'in bu tavrı son derece yerinde olmuştur.
İstanbul artık MHP içinde bir kangren vakası durumuna gelmiştir.
Kangren olmuş parmağı kesmezseniz kolunuzu, bacağınızı kaybedersiniz.
İstanbul'da yapılan bu operasyon, bir yeniden doğuş operasyonu haline gelmelidir.
Bu noktada bu partiye ve ideolojiye gönül vermiş, ömür vermiş bir nefer olarak görüşlerimi açıklamayı bir vazife olarak görüyorum.
Teşkilatlarımızdaki en büyük eksiklik sevgisizlikti.
Birbirini sevmeyen insanların oluşturduğu topluluklar başarısızlığa mahkumdurlar.
Ne yazık ki, İstanbul genelinde bu bir hastalık gibiydi.
İl yönetiminde birbirini sevmeyen insanlar,
İlçe yönetiminde birbirini sevmeyen insanlar...
***
Bir ilçe başkanı bir diğer ilçe başkanının başarılı olmasından rahatsızlık duyabiliyor.
Aynı ilçe yönetimi içinde birbirinin başarılı olmasını hazmedemeyen insanlarımız var.
Bir kongreden diğer kongreye kadar geçen süreçte birbirini düşman olarak gören dava arkadaşlarımız var.
Teşkilat içinde birbirine köstek olan/olmaya çalışan o kadar çok dava arkadaşımız var ki, siyasi rakiplerimizin uğraşmalarına hiç gerek kalmadı. Biz gerekeni birbirimize yaptık zaten.
Şimdi yeni bir dönem başlayacak.
Bu yeni dönem yeniden doğuş olmalı.
Birbirini sevmeyen dava arkadaşlarımız sırf denge kurmak adına bir arada çalışmaya zorlanmamalı.
Kongreler, belirlenen tarihte başlamalı ve gerçek anlamda bitmeli.
Kongrelerde yaşanan rekabet düşmanlık noktasına vardırılmamalı.
Hepimiz şunu çok iyi anlamalıyız ki, biz siyaset adamı değil dava adamıyız.
Bu dava bize hangi vazifeyi veriyorsa o vazifenin neferi olmayı bilmeliyiz...
***
Yeni yapılanmada görev alacak olan arkadaşlarımız halkın içine girmelidir.
Halk bizi halen Ülkücü/Mafya olarak tanıyor İstanbul'da.
Biz bunu her ne kadar inkar etsek de halk böyle biliyor.
Halen insanlar ne zaman başları derde girse "Nerde bu Ülkücüler" diye feryat ediyor.
Halk bizi Türkiye'yi gelecek nesillere taşıyacak bir siyasi hareket olarak değil, başı derde girdiğinde onu kurtaracak bir hareket olarak görmeye devam ediyor.
Halen bir çok insan, beni arayarak "Hocam şerefsizin birinde paramız kaldı naparız?" diye sorabiliyor.
Kızı taciz edilen bizi arıyor,
Oğlu dayak yiyen bizi arıyor,
Evine hırsız giren bizi arıyor,
Evladı uyuşturucu batağına saplanan bizi arıyor...
Ama bu insanlar bize oy vermiyor...
İşte bütün mesele burada!
***
Tamam!
Biz bu milletin bütün manevi değerlerinin en büyük bekçisiyiz...
Vatan için, bayrak için, ezan için gerektiği vakit canımızı yok sayarız...
Fakat biz sadece bu değiliz artık.
Biz Karakol değil, bu ülkeyi gelecek nesillere taşıyacak, milli ve manevi değerlerin yok edilmesini engelleyecek, vatanımızın bölünmez bütünlüğünü sonsuza kadar sürdürecek bir siyasi partiyiz.
Halkla bütünleşmeli,
Halkı dinlemeli,
Halkımızı anlamalıyız ki, biz de kendimizi halkımıza dinletip, halkımıza anlatabilelim...
***
Eksiklerimiz çok.
Zaman zaman bu konulara değineceğiz.
İnşallah önümüzdeki yeni dönem partimiz için İstanbul'da yeniden doğuş dönemi olacaktır.
Allah yar ve yardımcımız olsun...
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Mayıs 2014 Cumartesi
11 Ekim 2012 Perşembe
Eskişehirspor'un renkleri ve renklerine bile sahip çıkamayan yönetim...
İstanbul medyası üç takım dışındakileri yok sayıyor...
Bu üç takımın içine dördüncü takım olarak kenardan köşeden girmek için mücadele veren Trabzonspor için ise, bir türlü karar veremedi İstanbul medyası. Bazen çeyrek sayfa, bazen büyükçe bir fotonun içinde kaybolan minik haberlerle geçiştiriyor onları da. TS dördüncü büyük olma derdinde, İstanbul medyası ise, bunu bir türlü kabullenmiyor. Cebelleşme sürüyor...
***
İstanbul medyası üç takım için kendini adamış adeta...
Üç takımdan birinin topçusu hacet giderirken osuruğunun sesi akortsuz çıksa bunu bile tartışmaya açacaklar nerdeyse.
"Vay efendim Muslera yellenirken neden akort yapmadı."
"Vay efendim Alex veda ederken neden sağ kolunu kaldırarak el salladı"
"Vay efendim Samet neden Başkanın yanında gözünü kırptı..."
Nerdeyse tartışma konuları bu noktaya gelecek...
***
Ya diğer takımlar!?
Onlar mı, onları boş verin gitsin. Biri gider bir gelir o kadar önemli değiller...
İstanbul medyası üç takım dışında kalan takımların hiçbir manevi değerine saygı göstermezler...
Kasımpaşa'nın 90 yıllık ARMAsı değişir kimsenin gıkı bile çıkmaz...
FB'li Alex'in takımdan ayrılması aylarca yazılara tartışmalara konu olur...
Eskişehirspor'un renklerinin ne olduğunu bile bilmezler...
Söylerken, yazarken hep Kırmızı - Siyah derler...
Halbuki Eskişehirspor'un tüzüğünde renkleri Siyah - Kırmızı olarak geçer...
"Aman efendim ne farkeder ki" derler umursuzca...
Farketmiyorsa, yiyorsa bir taneniz çıkın FB'nin renklerini Sarı-Lacivert değil de Lacivert-Sarı olarak söyleyin bakalım. Sıkar mı!?
***
Hadi İstanbul medyasını anladık...
Ya Eskişehir medyası...
Bütün uyarılarımıza rağmen halen İstanbul medyasının güdümünden çıkamamış olan Eskişehir medyası bile Eskişehirspor'un renklerini Kırmızı-Siyah diye yazmıyor mu!?
Bu haberleri yazarken hiç mi kontrol edilmiyor!?
Bu haberi okuyan Eskişehirspor sevdalıları bu yerel medyaya hiç mi telefon açıp tepki vermiyor!?
Yoksa biz İstanbul medyasının güdümüne girip "Ne farkeder ki, aynı şey" mi demeye başladık!?
***
Hadi yerel medyayı da geçtik...
Peki ya Eskişehirspor yönetim!?
Benim okuduğum haberleri mutlaka onlar da okuyordur...
Eskişehirspor'un renklerinin yanlış yazılıp, yanlış söylenildiğini onlar da farkediyordur...
Çok mu zor bu haberleri yapanlara bir mail atmak...
Bir faks mesajı çekmek...
Bir telefon açıp yanlışın düzeltilmesini rica etmek bu kadar mı zordur!?
Yoksa yönetim de mi umursamıyor artık renklerimizin bile doğru dürüst yazılıp söylenmiyor olmasını!?
Acaba Halil Ünal başkanımıza ve yönetim kurulu üyelerimize sorsak "Eskişehirspor'un renkleri nedir!?" diye kaç tanesi doğru cevap verebilir!?
***
Biz Eskişehirspor sevdalıları olarak var gücümüzle İstanbul medyasının bu aymazlığına dur demeye çalışıyoruz. Fakat ben eminim ki, aynı zamanda Kulüpler Birliği başkanı da olan Halil Ünal Eskişehirspor kulübü adına resmi bir girişimde bulunursa çok daha etkili sonuçlar alınacaktır.
Bu üç takımın içine dördüncü takım olarak kenardan köşeden girmek için mücadele veren Trabzonspor için ise, bir türlü karar veremedi İstanbul medyası. Bazen çeyrek sayfa, bazen büyükçe bir fotonun içinde kaybolan minik haberlerle geçiştiriyor onları da. TS dördüncü büyük olma derdinde, İstanbul medyası ise, bunu bir türlü kabullenmiyor. Cebelleşme sürüyor...
***
İstanbul medyası üç takım için kendini adamış adeta...
Üç takımdan birinin topçusu hacet giderirken osuruğunun sesi akortsuz çıksa bunu bile tartışmaya açacaklar nerdeyse.
"Vay efendim Muslera yellenirken neden akort yapmadı."
"Vay efendim Alex veda ederken neden sağ kolunu kaldırarak el salladı"
"Vay efendim Samet neden Başkanın yanında gözünü kırptı..."
Nerdeyse tartışma konuları bu noktaya gelecek...
***
Ya diğer takımlar!?
Onlar mı, onları boş verin gitsin. Biri gider bir gelir o kadar önemli değiller...
İstanbul medyası üç takım dışında kalan takımların hiçbir manevi değerine saygı göstermezler...
Kasımpaşa'nın 90 yıllık ARMAsı değişir kimsenin gıkı bile çıkmaz...
FB'li Alex'in takımdan ayrılması aylarca yazılara tartışmalara konu olur...
Eskişehirspor'un renklerinin ne olduğunu bile bilmezler...
Söylerken, yazarken hep Kırmızı - Siyah derler...
Halbuki Eskişehirspor'un tüzüğünde renkleri Siyah - Kırmızı olarak geçer...
"Aman efendim ne farkeder ki" derler umursuzca...
Farketmiyorsa, yiyorsa bir taneniz çıkın FB'nin renklerini Sarı-Lacivert değil de Lacivert-Sarı olarak söyleyin bakalım. Sıkar mı!?
***
Hadi İstanbul medyasını anladık...
Ya Eskişehir medyası...
Bütün uyarılarımıza rağmen halen İstanbul medyasının güdümünden çıkamamış olan Eskişehir medyası bile Eskişehirspor'un renklerini Kırmızı-Siyah diye yazmıyor mu!?
Bu haberleri yazarken hiç mi kontrol edilmiyor!?
Bu haberi okuyan Eskişehirspor sevdalıları bu yerel medyaya hiç mi telefon açıp tepki vermiyor!?
Yoksa biz İstanbul medyasının güdümüne girip "Ne farkeder ki, aynı şey" mi demeye başladık!?
***
Hadi yerel medyayı da geçtik...
Peki ya Eskişehirspor yönetim!?
Benim okuduğum haberleri mutlaka onlar da okuyordur...
Eskişehirspor'un renklerinin yanlış yazılıp, yanlış söylenildiğini onlar da farkediyordur...
Çok mu zor bu haberleri yapanlara bir mail atmak...
Bir faks mesajı çekmek...
Bir telefon açıp yanlışın düzeltilmesini rica etmek bu kadar mı zordur!?
Yoksa yönetim de mi umursamıyor artık renklerimizin bile doğru dürüst yazılıp söylenmiyor olmasını!?
Acaba Halil Ünal başkanımıza ve yönetim kurulu üyelerimize sorsak "Eskişehirspor'un renkleri nedir!?" diye kaç tanesi doğru cevap verebilir!?
***
Biz Eskişehirspor sevdalıları olarak var gücümüzle İstanbul medyasının bu aymazlığına dur demeye çalışıyoruz. Fakat ben eminim ki, aynı zamanda Kulüpler Birliği başkanı da olan Halil Ünal Eskişehirspor kulübü adına resmi bir girişimde bulunursa çok daha etkili sonuçlar alınacaktır.
7 Ekim 2012 Pazar
İstanbul medyası yine işbaşında...
Herkes tebrik ediyor...
Dün akşam üzerimde ESES forması ile eve gidiyorum...
Karşı istikametten gelen bir aile var.
Anne, baba ve 5-6 yaşlarında bir çocuk...
Tam karşı karşıya kaldığımız da çocuk bana sesleniyor...
"Abi helal olsun be artık bende Eskişehirliyim"
Çocuk tebrik ediyor...
Daha ötesi "Artık bende Eskişehirliylim" diyerek gururumuzu okşuyor, sevindiriyor bizi...
***
Az daha yürüdükten sonra, bir genç "Tebrikler abi!"
Sonra iki gen arkadaş, "Helal olsun dayııı"
Pazar sabahı yine ESES formamla yürüyüşteyim...
30 yaşlarında bir genç "Tebrikle abiciğim, helal olsun"
2 saat içinde belki 10 kişi daha tebrik etti...
Bu ilgiye sevinmedim değil fakat, ben kazanamadığımız bir maçın hüznünü yaşıyordum...
Onlar bunun farkında değildi...
Yıllar önce gaspedilen şampiyonluğumuzun acısı halen beynimi kemiriyordu...
***
Dün bazı radyo ve tv kanallarında yorumlarını izlemeye çalıştım.
Lig Radyo yorumcuları gerçekten şok etti beni.
Adam nerdeyse oturup ağlayacak,
Hakeme küfür edecekti...
Neymiş efendim ESES'in attığı gol ofsaytmış da hakemler bunu nasıl görmezmiş...
Anlaşılan o ki, yorumcular Gs'li...
Bunlar kendilerine yeri gelir gazeteci de derler...
Gazeteciliğin ne kadar kutsal bir meslek olduğundan habersizdirler...
Onlar sadece tuttukları İstanbul takımlarının yalakalarıdırlar aslında...
***
Maçın tartışmalı pozisyonlarını gösteriyorlar...
Benim görebildiğim kadarıyla maçın ilk yarısında ESES adına verilmeyen iki faul var...
İkisi de Eskişehirspor'un klasik gol noktalarında...
Birisini mutlaka çakar ESES bu faullerden...
her iki pozisyonda da en az sarı kart çıkması gerek...
Basiretli bir hakem Kırmızı'yı da çakar...
GS'nin golü açık ofsayt...
Dede'nin yaptığı acemice bir hata...
Bedavadan gelen bir gol...
Bunlar konuşulmuyor...
Tek kelimeyle geçiştiriliyor...
***
Sonra sıra ESES'in golüne geliyor...
Bizim gol de açık ofsayt...
Bir anda ortalık yıkılıyor...
ESES'in pozisyonlarını ES geçen İstanbul takımlarının kalemşörleri hakemi yerden yere vuruyorlar...
Bu ofsayt nasıl görülmezmiş...
Aslında cevap çok basit, GS'nin ofsayt golü nasıl görülmediyse ESES'in ofsayt golü de öylece görülmedi işte...
Ya bizim verilmeyen faullerimiz...
Çıkmayan kartlar...
Onları kim konuşacak!?
***
GS taraftarının paralarıyla kurulan takım Ordu karşısında döküldü...
Braga karşısında nal topladı...
ESES karşısında hakemlerin sayesinde kurtuldu...
Peki Gs taraftarı bunun hesabını sormak için neyi bekliyor...
İstanbul medyasının yönlendirmesini mi bekliyor...
Gs taraftarın bu aymazlığın hesabını sormalıdır...
kendilerini yorumcu sanan şakşakçıların yönlendirmesi ile değil ARMA sevgisi ile haftalardır yaşanan başarısızlığın hesabını sormalıdır...
***
Eskişehirspor 1965 yılında başlattığı Devrim Hareketi'nin öncüsü olarak yıllar sonra yeniden layık olduğu yere gelerek mücadelesini sürdürmektedir. İstanbul Medyası'na rağmen bu mücadele sürecektir. Diğer şehir takımları da bu mücadeleye destek vermelidir. Gerek taraftar düzeyinde gerekse yönetimler düzeyinde Eskişehirspor camiasının İstanbul Medyası'na karşı mücadelesine omuz vermelidirler. Bu mücadelede bir kişiye daha önemli ve tarihi bir görev düşmektedir. Bu kişi Eskişehirspor Başkanı ve Kulüpler Birliği Başkanı sayın Halil Ünal'dır...
***
Halil Ünal İstanbul Medyası'nın bu tutumuna Kulüpler Birliği başkanı olarak bir karşı duruş geliştirmelidir. Orduspor Galatasaray takımını ezerek yeniyor ama İstanbul Medyası "Galatasaray Yenildi" diyor. Orduspor'un başarısını konuşmak yerine GS'nin başarısızlığını konuşuyorlar...
Kasımpaşa FB'yi eze eze yeniyor İstanbul Medyası "FB Kasımpaşa'ya nasıl yenilir!?" diye feveran ediyor. Kasımpaşa'nın başarısı hiç konuşulmuyor. Eskişehirspor Arena'yı Aslan'a dar ediyor İstanbul Medyası Gs'nin hakem hatasından yenildiği zırvasıyla vakit dolduruyor. Eskişehirspor adına verilmeyen fauller konuşulmuyor, Gs'nin ofsayttan attığı gol konuşulmuyor, Gs'ye verilmesi gereken iki kırmızı kart konuşulmuyor...
***
Halil Ünal Kulüpler Birliği Başkanı olarak medyanın bu tutumunu kınayan bir açıklama yapmalıdır. Tüm kulüplerin haklarını korumak için kurulan Kulüplenr Birliği'nin başında bir saksı gibi durmadığını göstermelidir sayın Halil Ünal. Sadece Eskişehirspor'un değil temsil ettiği tüm kulüplerin hakkını korumak adına İstanbul Medyası'na hakettiği kınamayı vermelidir. Ediz'in hakkını aramak için hiçbir adım atmayan Kulüpler Birliği en azından bunu yapmalıdır. Yaphmalıdır ki biz de o makamda bir saksı olmadıklarını anlayalım...
Dün akşam üzerimde ESES forması ile eve gidiyorum...
Karşı istikametten gelen bir aile var.
Anne, baba ve 5-6 yaşlarında bir çocuk...
Tam karşı karşıya kaldığımız da çocuk bana sesleniyor...
"Abi helal olsun be artık bende Eskişehirliyim"
Çocuk tebrik ediyor...
Daha ötesi "Artık bende Eskişehirliylim" diyerek gururumuzu okşuyor, sevindiriyor bizi...
***
Az daha yürüdükten sonra, bir genç "Tebrikler abi!"
Sonra iki gen arkadaş, "Helal olsun dayııı"
Pazar sabahı yine ESES formamla yürüyüşteyim...
30 yaşlarında bir genç "Tebrikle abiciğim, helal olsun"
2 saat içinde belki 10 kişi daha tebrik etti...
Bu ilgiye sevinmedim değil fakat, ben kazanamadığımız bir maçın hüznünü yaşıyordum...
Onlar bunun farkında değildi...
Yıllar önce gaspedilen şampiyonluğumuzun acısı halen beynimi kemiriyordu...
***
Dün bazı radyo ve tv kanallarında yorumlarını izlemeye çalıştım.
Lig Radyo yorumcuları gerçekten şok etti beni.
Adam nerdeyse oturup ağlayacak,
Hakeme küfür edecekti...
Neymiş efendim ESES'in attığı gol ofsaytmış da hakemler bunu nasıl görmezmiş...
Anlaşılan o ki, yorumcular Gs'li...
Bunlar kendilerine yeri gelir gazeteci de derler...
Gazeteciliğin ne kadar kutsal bir meslek olduğundan habersizdirler...
Onlar sadece tuttukları İstanbul takımlarının yalakalarıdırlar aslında...
***
Maçın tartışmalı pozisyonlarını gösteriyorlar...
Benim görebildiğim kadarıyla maçın ilk yarısında ESES adına verilmeyen iki faul var...
İkisi de Eskişehirspor'un klasik gol noktalarında...
Birisini mutlaka çakar ESES bu faullerden...
her iki pozisyonda da en az sarı kart çıkması gerek...
Basiretli bir hakem Kırmızı'yı da çakar...
GS'nin golü açık ofsayt...
Dede'nin yaptığı acemice bir hata...
Bedavadan gelen bir gol...
Bunlar konuşulmuyor...
Tek kelimeyle geçiştiriliyor...
***
Sonra sıra ESES'in golüne geliyor...
Bizim gol de açık ofsayt...
Bir anda ortalık yıkılıyor...
ESES'in pozisyonlarını ES geçen İstanbul takımlarının kalemşörleri hakemi yerden yere vuruyorlar...
Bu ofsayt nasıl görülmezmiş...
Aslında cevap çok basit, GS'nin ofsayt golü nasıl görülmediyse ESES'in ofsayt golü de öylece görülmedi işte...
Ya bizim verilmeyen faullerimiz...
Çıkmayan kartlar...
Onları kim konuşacak!?
***
GS taraftarının paralarıyla kurulan takım Ordu karşısında döküldü...
Braga karşısında nal topladı...
ESES karşısında hakemlerin sayesinde kurtuldu...
Peki Gs taraftarı bunun hesabını sormak için neyi bekliyor...
İstanbul medyasının yönlendirmesini mi bekliyor...
Gs taraftarın bu aymazlığın hesabını sormalıdır...
kendilerini yorumcu sanan şakşakçıların yönlendirmesi ile değil ARMA sevgisi ile haftalardır yaşanan başarısızlığın hesabını sormalıdır...
***
Eskişehirspor 1965 yılında başlattığı Devrim Hareketi'nin öncüsü olarak yıllar sonra yeniden layık olduğu yere gelerek mücadelesini sürdürmektedir. İstanbul Medyası'na rağmen bu mücadele sürecektir. Diğer şehir takımları da bu mücadeleye destek vermelidir. Gerek taraftar düzeyinde gerekse yönetimler düzeyinde Eskişehirspor camiasının İstanbul Medyası'na karşı mücadelesine omuz vermelidirler. Bu mücadelede bir kişiye daha önemli ve tarihi bir görev düşmektedir. Bu kişi Eskişehirspor Başkanı ve Kulüpler Birliği Başkanı sayın Halil Ünal'dır...
***
Halil Ünal İstanbul Medyası'nın bu tutumuna Kulüpler Birliği başkanı olarak bir karşı duruş geliştirmelidir. Orduspor Galatasaray takımını ezerek yeniyor ama İstanbul Medyası "Galatasaray Yenildi" diyor. Orduspor'un başarısını konuşmak yerine GS'nin başarısızlığını konuşuyorlar...
Kasımpaşa FB'yi eze eze yeniyor İstanbul Medyası "FB Kasımpaşa'ya nasıl yenilir!?" diye feveran ediyor. Kasımpaşa'nın başarısı hiç konuşulmuyor. Eskişehirspor Arena'yı Aslan'a dar ediyor İstanbul Medyası Gs'nin hakem hatasından yenildiği zırvasıyla vakit dolduruyor. Eskişehirspor adına verilmeyen fauller konuşulmuyor, Gs'nin ofsayttan attığı gol konuşulmuyor, Gs'ye verilmesi gereken iki kırmızı kart konuşulmuyor...
***
Halil Ünal Kulüpler Birliği Başkanı olarak medyanın bu tutumunu kınayan bir açıklama yapmalıdır. Tüm kulüplerin haklarını korumak için kurulan Kulüplenr Birliği'nin başında bir saksı gibi durmadığını göstermelidir sayın Halil Ünal. Sadece Eskişehirspor'un değil temsil ettiği tüm kulüplerin hakkını korumak adına İstanbul Medyası'na hakettiği kınamayı vermelidir. Ediz'in hakkını aramak için hiçbir adım atmayan Kulüpler Birliği en azından bunu yapmalıdır. Yaphmalıdır ki biz de o makamda bir saksı olmadıklarını anlayalım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

