Evet doğru okudunuz.
Millet Bahçeli'yi sevmiyor!
Bir seçim sonrasıydı.
Beşiktaş'tan Arnavutköy'e gitmek üzere bir taksiye binmiştim.
Taksici - müşteri muhabbetleri malumunuz.
Seçim ertesi olduğu için gündem seçim sonuçları oldu.
Adam "Tayyip'i hiç sevmem ama oyumu ona verdim" dedi.
Ben de "Sevmediğin adama neden oy veriyorsun?" diye sordum doğal olarak.
Taksici; "Adam işini biliyor!" dedi.
"Kılıçdaroğlu komedyen gibi, HDP'lilere zaten oy vermem" diye sözlerini sürdürdü. Bu arada "Neden MHP'ye vermiyorsunuz o zaman" diye sordum.
Aldığım cevap milletin Bahçeli'yi sevmediğinin açık bir göstergesiydi:
"Abi Bahçeli çok dürüst adam, devleti yönetemez!"
***
Millet, Bahçeli'yi sevmiyor.
Sevselerdi MHP'ye oy verirlerdi.
Millet, Başbuğ Alparslan Türkeş'i de hiç sevemedi.
Sevselerdi MHP, Başbuğ döneminde yüzde 50 oy alarak tek başına iktidar olurdu.
Sevmedikleri için Başbuğ yönetimindeki MHP'ye yüzde 5 oyu bile çok gördüler.
"Halk, Bahçeli'yi sevmiyor" mantığıyla gittiğimizde "Millet, Başbuğ'u sevmiyor", "Millet, Milliyetçileri sevmiyor" sonuçları da kaçınılmaz oluyor.
Evet doğru millet bizi sevemedi.
Millet bu hareket kurulduğu günden bu yana Ülkücüleri sevemedi.
***
Millet neyi sevdi!?
Din sömürüsünü sevdi mesela milletimiz.
Türkçe ezan dayatmasının sonucunda bunu bir siyasi sömürü haline getiren Demokrat Parti (DP) ve Adnan Menderes tek başına iktidar oldu.
Başörtüsü dayatması sonucunda bunu sömürü aracı olarak kullanan "dinci" ve "özgürlükçü" Turgut Özal'lı Anavatan Partisi (ANAP) ile Recep Tayyip Erdoğan'lı AKP tek başına iktidar oldu.
Bu üç parti ve liderleri halk tarafından çok sevildiler.
Tüm söylem ve eylemleri din üzerine kuruluydu.
Her birisi yüzde 50 civarında oy alarak tek başlarına iktidar oldular.
***
70'li yılları yaşayanlar, okuyanlar bilirler.
Türk - İslam Ülküsü'nün korkusuz neferleri Bozkurtlar, lider Alparslan Türkeş'e kayıtsız şartsız biat ederek büyük bir mücadele yürüttüler.
Şehitler verdik binlerce.
Gaziler verdik binlerce...
Anayurdumuzda soydaşlarımızı esir tutan Kızıl Komünist Sovyetler Birliği'nin bayrağını ülkemizde dalgalandırmak isteyenlere karşı amansız bir mücadele verdik.
Üniversite kapılarına "Muhammed'in piçleri giremez" yazılarını yazanların celladı olduk.
Davamız Allah davası dedik, can aldık, can verdik...
Ama hiç bir zaman bunu siyaset malzemesi yaparak milletten oy devşirme telaşına düşmedik.
Çünkü bizim davamız Allah davası idi.
Bizim davamız İslam'ın en büyük hizmetkarı TÜRK MİLLETİ'nin Anadolu'da varolma davasıydı...
Yine de bu millet din tüccarı siyasetçileri sevdiği kadar bizi sevemedi ve oy vermedi!
***
Ne Adnan Menderes, ne de Turgut Özal...
Hiçbirisi Recep Tayyip Erdoğan kadar sevilmedi.
Çünkü o hepsinden daha fazla dini söylemle çıktı milletin karşısına.
Ve hiç bir dönemde;
Fuhuş, faiz, fakirlik, terör, yolsuzluk, hırsızlık, millet arasında kutuplaşma, din istismarı, çocuk tecavüzleri, kadına şiddet ve tecavüz, boşanmalar gibi olumsuz durumlarda RTE dönemindeki kadar zirve yapmadı!
Ama yine de millet Onu ve AKP'yi çok sevdi!
Yolsuzlukların bakanlar düzeyinde olduğu zamanda bile,
Bölücü teröristlerle kolkola olduğu zamanda bile,
Bebek katillerinin askerimizi, polisimizi her gün şehit ettiği dönemde bile millet AKP'yi ve RTE'yi çok sevdi...
***
Bugün;
MHP içinde bir kesim muhalif "Yeter kardeşim artık! görüyorsunuz işte MİLLET BAHÇELİ'Yİ SEVMİYOR!" diye sokaklarda feryadı figan Bahçeli karşıtı propaganda yapıyor.
Onlara soruyorium:
Bu millet Bahçeli'yi neden sevemedi?
Bu millet Başbuğ'u neden sevemedi?
Bu millet MHP'yi neden sevemedi?
Bu millet Ülkücüleri neden sevemedi?
Başbuğ kendini sevdirmek için Turgut Özal gibi din sömürüsü mü yapsaydı?
Bahçeli kendisini millete sevdirmek için Ülkücülük gömleğini çıkarıp din tüccarlığı mı yapsaydı?
Ülkücüler MHP'yi sevdirebilmek için Hilal Bıyıklar yerine badem bıyıklar mı bıraksaydı?
Başbug'u sevmeyip MHP'ye oy vermeyen,
Ülkücüleri sevmeyip MHP'ye oy vermeyen,
Bahçeli'yi sevmeyip MHP'ye oy vermeyen,
Aziz Türk Milleti,
Ülkücü geçmişi olmayan,
Sağlığında Başbuğumuz Alparslan Türkeş'e karşı siyasi mücadele veren sayın Meral Akşener'de ne bulacakta Onu sevecek?
Türkeş'te olmayan, Bahçeli'de olmayan, Ülkücüler'de olmayan ne var Akşener'de?
12 Nisan 2016 Salı
11 Nisan 2016 Pazartesi
Bahçeli ile olmayan ne var da Akşener ile olacak!?
Bahçeli ile olmuyor!
Son günlerin moda lafı bu.
7 Haziran sonrasında AKP'lilerin çok sıkça kullandığı; "Bahçeli olmasa, MHP'ye verirdim oyumu" şeklindeki algı yönetiminden türeyen bu sihirli cümle pek çok samimi MHP'li Ülkücü kardeşimizi de peşine taktı ne yazık ki.
"Bahçeli ile olmuyor" dediğiniz vakit olay bitiyor.
Başkaca bir söz söylemenize gerek yok!
Toplumun büyük bir kesiminden itibar görüyorsunuz.
"Bahçeli ile olmuyor" sihirli cümlesinin ardından yeni bir sihirli cümle dökülüyor dudaklardan:
" Meral hanım gelirse oyumu MHP'ye veririm"
***
Buraya kadar mevzuyu anladık.
Her şey gayet normal.
Her ne kadar ben RTE'ye iman eden bir kitlenin kim gelirse gelsin AKP'den başka partiye oy vermeyeceğine inansam da normal diyelim...
Yüzeysel baktığımız vakit birileri Bahçeli'yi beğenmiyor, Akşener'i beğeniyor ve istiyor.
Son derece normal.
Fakat bu sihirli cümle "Bahçeli ile olmuyor"un ardından "Bahçeli ile ne olmuyor?" sorusu gelince işin rengi değişiyor.
Aslına bakarsanız bu sorunun cevabı da çok kolay!
Bahçeli ile ne olmuyor?
Meral Akşener ile ne olacak?
İşte kritik sorular bunlar.
Bu soruları sorduğumuz vakit cevap alamıyoruz yine aynı o sihirli cümle geliyor karşımıza "Bahçeli ile olmuyor!"
***
Bahçeli ile ne olmuyor?
Mesela "Çözüm süreci olmuyor"
Yıllarca Pkk+Cemaat+AKP üçlü koalisyonunun can siperane savunduğu çözüm süreci MHP ve Devlet BAHÇELİ'nin sert tutumları yüzünden bir türlü sonuca ulaşamadı.
Türk Milleti üzerinde AKP'li toplum mühendislerinin uyguladıkları tüm uygulamalar bu üçlü ittifakın istediği sonucu vermedi.
MHP ve Bahçeli en güçlü propaganda aracı olan medya gücünden yoksun olmasına rağmen var gücüyle bu çözüm sürecinin bir ihanet süreci olduğunu anlattı milletimize.
7 Haziran seçimlerinde AKP'den MHP'ye kayan 2 milyon seçmen de bunun en açık göstergesidir.
***
Başka ne olmuyor Bahçeli ile?
MHP, Ülkücü ideolojik bir parti olmaktan çıkıp, merkez sağ parti olamıyor mesela!
MHP, bir ideoloji partisidir.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in 9 IŞIK DOKTRİNİ doğrultusunda çalışmalarını öncelikli olarak Milliyetçi Fikriyatı savunmak ve ikinci aşamada da bu fikriyatı iktidar yapmak için yürüten bir partidir.
MHP ne sağcıdır, ne de solcu...
MHP Milliyetçi bir partidir.
İşte Bahçeli ile MHP bu çizgisinden uzaklaşıp "Sağ Parti" konumuna gelmiyor.
MHP, Bahçeli ile sağ parti olmuyor!
***
Evet olmuyor!
Bahçeli ile olmuyor.
MHP, 9 IŞIK DOKTRİNİ esaslarından ayrılmıyor.
Bahçeli ile olmuyor.
İktidar uğruna Ülkücü çizgiden kopmuyor MHP?
Olmayanları biliyoruz.
Peki Bahçeli ile olmayanlar Akşener ile mi olacak?
Bahçeli ile ne olmuyordu da Akşener ile olacak?
***
AKP'li toplum mühendislerinin algı operasyonlarına yenik düşmeyelim.
Ülkücü geçmişi olmayanlar ile yaşamı Ülkücülükten ibaret olan, ömrü bu davaya hizmet ile geçen, bu dava için ömrünü, servetini feda eden son DEVLET ADAMI, milletin adamı, davanın adamı Devlet Bahçeli'yi aynı kefeye koymayalım.
Son günlerin moda lafı bu.
7 Haziran sonrasında AKP'lilerin çok sıkça kullandığı; "Bahçeli olmasa, MHP'ye verirdim oyumu" şeklindeki algı yönetiminden türeyen bu sihirli cümle pek çok samimi MHP'li Ülkücü kardeşimizi de peşine taktı ne yazık ki.
"Bahçeli ile olmuyor" dediğiniz vakit olay bitiyor.
Başkaca bir söz söylemenize gerek yok!
Toplumun büyük bir kesiminden itibar görüyorsunuz.
"Bahçeli ile olmuyor" sihirli cümlesinin ardından yeni bir sihirli cümle dökülüyor dudaklardan:
" Meral hanım gelirse oyumu MHP'ye veririm"
***
Buraya kadar mevzuyu anladık.
Her şey gayet normal.
Her ne kadar ben RTE'ye iman eden bir kitlenin kim gelirse gelsin AKP'den başka partiye oy vermeyeceğine inansam da normal diyelim...
Yüzeysel baktığımız vakit birileri Bahçeli'yi beğenmiyor, Akşener'i beğeniyor ve istiyor.
Son derece normal.
Fakat bu sihirli cümle "Bahçeli ile olmuyor"un ardından "Bahçeli ile ne olmuyor?" sorusu gelince işin rengi değişiyor.
Aslına bakarsanız bu sorunun cevabı da çok kolay!
Bahçeli ile ne olmuyor?
Meral Akşener ile ne olacak?
İşte kritik sorular bunlar.
Bu soruları sorduğumuz vakit cevap alamıyoruz yine aynı o sihirli cümle geliyor karşımıza "Bahçeli ile olmuyor!"
***
Bahçeli ile ne olmuyor?
Mesela "Çözüm süreci olmuyor"
Yıllarca Pkk+Cemaat+AKP üçlü koalisyonunun can siperane savunduğu çözüm süreci MHP ve Devlet BAHÇELİ'nin sert tutumları yüzünden bir türlü sonuca ulaşamadı.
Türk Milleti üzerinde AKP'li toplum mühendislerinin uyguladıkları tüm uygulamalar bu üçlü ittifakın istediği sonucu vermedi.
MHP ve Bahçeli en güçlü propaganda aracı olan medya gücünden yoksun olmasına rağmen var gücüyle bu çözüm sürecinin bir ihanet süreci olduğunu anlattı milletimize.
7 Haziran seçimlerinde AKP'den MHP'ye kayan 2 milyon seçmen de bunun en açık göstergesidir.
***
Başka ne olmuyor Bahçeli ile?
MHP, Ülkücü ideolojik bir parti olmaktan çıkıp, merkez sağ parti olamıyor mesela!
MHP, bir ideoloji partisidir.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in 9 IŞIK DOKTRİNİ doğrultusunda çalışmalarını öncelikli olarak Milliyetçi Fikriyatı savunmak ve ikinci aşamada da bu fikriyatı iktidar yapmak için yürüten bir partidir.
MHP ne sağcıdır, ne de solcu...
MHP Milliyetçi bir partidir.
İşte Bahçeli ile MHP bu çizgisinden uzaklaşıp "Sağ Parti" konumuna gelmiyor.
MHP, Bahçeli ile sağ parti olmuyor!
***
Evet olmuyor!
Bahçeli ile olmuyor.
MHP, 9 IŞIK DOKTRİNİ esaslarından ayrılmıyor.
Bahçeli ile olmuyor.
İktidar uğruna Ülkücü çizgiden kopmuyor MHP?
Olmayanları biliyoruz.
Peki Bahçeli ile olmayanlar Akşener ile mi olacak?
Bahçeli ile ne olmuyordu da Akşener ile olacak?
***
AKP'li toplum mühendislerinin algı operasyonlarına yenik düşmeyelim.
Ülkücü geçmişi olmayanlar ile yaşamı Ülkücülükten ibaret olan, ömrü bu davaya hizmet ile geçen, bu dava için ömrünü, servetini feda eden son DEVLET ADAMI, milletin adamı, davanın adamı Devlet Bahçeli'yi aynı kefeye koymayalım.
Etiketler:
AKP,
AKtrol,
Bahçeli,
çözüm süreci,
mhp
10 Nisan 2016 Pazar
"Bahçelici" değil "Devletçiyiz" - "Türkeşçiyiz" - "Ülkücüyüz"
Hayatta en zor durum anlaşılmamaktır...
Yedi düvel bir araya toplanmış, Ülkücü Hareket'in liderine saldırıyor...
AKP
CHP
BBP
Cemaat
Bahçeli düşmanları
Türkeş düşmanları
Türk düşmanları
Alayı el birliği yapmış, söz birliği yapmış.
Tek emelleri "BAHÇELİ GİTSİN!"
Başka dertleri yok!
***
12 Eylül Darbesi ile son perdesi oynanan Türk'ün Anadolu Toprakları'ndaki varlığının silinmesi projesi tüm hızıyla devam ediyor.
Algı operasyonları yapılıyor.
Türk Milliyetçiliği Ülkü'sü "Seçim Kazanma" noktasına indirgeniyor.
Deniliyor ki; "Partinin başında durduğu sürece hiç seçim kazanamamış biri neden halen bu partinin başında?"
Diyoruz ki; "Başbuğ'da hiç seçim kazanamadı. Kazanma ihtimali bile olmadı. Hatta sandıktan tek bir bile çıksa ilkelerimizden ödün vermeyiz demişti ve biz de bu yolda Başbuğ'un emrinde olmuştuk"
Bunun üzerine derler ki; "O başka!!!"
Başka değil efendim birebir aynısı.
Ve bugün Başbuğ'un fotoğrafının arkasına gizlenenlerin Başbuğ'a karşı isyan ettiklerini de biliriz biz...
***
Kazanmak ve kaybetmek ikilemini öylesine işlediler ki, bir çok samimi Ülkücü de bu algıya yenik düştüler.
Zannediliyor ki, Bahçeli gittiği an yapılacak ilk seçimde MHP yüzde 54.3 oy yüzdesiyle tek başına iktidar olacak.
Malum algı operasyonları ve vaat edilen makam mevkilerle akılları çelinen 543 delege sayısının ilk seçimde % 54.3'e dönüşeceğini zannediyorlar, zannettiriyorlar.
Bu ne demektir?
Şu demektir:
Bugün Recep Tayyip Erdoğan'a İMAN EDEN yüzde 49.5 bir anda DEĞİŞİM rüzgarına kapılacak, beyinleri ve kalpleri MHP'ye ışınlanacak ve hepsi bir anda Ülkücü oluverecek!
Var mı böyle bir dünya gerçeği!?
***
Hepimiz biliriz.
Ülkü Ocakları kültüründe genç kardeşlerimiz öyle kapıdan girer girmez "Ülkücüyüm" diyemezler.
Ülkücüyüm derken Ülkücü şehitlerin aziz anılarından utanırlar.
Ülkücü adayıyım derler.
Bu davanın kurucusu Başbuğ Alparslan Türkeş'in 9 IŞIK ilkelerinden ikincisi olan Ülkücülük bizim için en kutlu değerlerden biridir.
Bir yanda 19 yaşından bu yana Ülkücü kimliği ile davamıza hizmet etmiş Devlet BAHÇELİ dururken, DYP, ANAP, AKP gibi partileri dolaştıktan sonra MHP'de milletvekili olan Meral Akşener'i destekleyecek değiliz.
Seçim kazanmak için Ülkücü kimliği olmayanlara bu partiyi, bu davayı teslim etmeyiz!
***
Biz; "Biz ne sağcıyız, ne solcu! Biz Türk Milliyetçisiyiz!" sözlerini söyleyen TÜRKEŞÇİYİZ!
Biz; 19 yaşında Ülkü Ocakları'ndan başlayan siyasi yaşamını hiç bir zaman eğilip bükülmeden ÜLKÜCÜ ÇİZGİ'de sürdüren ve bugün MHP'ye Genel Başkan olan, TÜRKEŞ'in bize en kutlu emaneti durumundaki DEVLET BAHÇELİCİYİZ!
Biz; Anadolu topraklarında TÜRK varlığını sonlandırmaya çalışanlara karşı yüzyıllardır süren mücadelenin son neferleri, ÜLKÜCÜLERİZ!
Biz; Türk'ün en kutsal değerlerinden biri olan DEVLET olma özelliğimizin yılmaz savunucularıyız, DEVLETÇİYİZ biz!
***
Bugün muhalif kesimin içinde bir çok samimi Ülkücü var.
Son derece haklı sebeplere dayalı olarak muhalif olmuşlardır.
Belki bir çok eleştirilerine biz de katılıyoruz.
Fakat bugün öyle bir gündür ki, parti yönetimine muhalif olma durumunu Lider Devlet BAHÇELİ üzerinde toplar ve Başbuğ'dan aldığı emaneti yaşatan ve daha üst noktalara getiren Bahçeli'yi, dolayısıyla da MHP'yi bitirmeye çalışanların safında yer alırlarsa, işte bunun vebali çok ağır olur.
Samimi muhalif Ülkücüleri biz anlıyoruz.
Siz de bizi anlayın!
Ülkü Ocakları'nda bir geçmişi olmayan birisi bu partiye lider olamaz!
Kendi seçim bölgesinde 1. sıradan aday olmasına rağmen seçilemeyen biri bu partiyi iktidara taşımaz!
Başbuğ'un sağlığında Başbuğ'a karşı siyasi mücadele veren bir hanım bu partiye lider olursa biz Başbuğ'un huzuruna nasıl çıkarız?
***
Elimizi vicdanımıza koyalım.
Başbuğ'u düşünelim.
Ülkücü şehitlerimizin ne için şehit olduklarını düşünelim.
Düşünelim ve Başbuğ'un, şehitlerimizin bize kutlu bir emaneti olan Devlet BAHÇELİ'ye sahip çıkalım...
Bizi iktidar ile kandıranların oyunlarına gelmeyelim...
Yedi düvel bir araya toplanmış, Ülkücü Hareket'in liderine saldırıyor...
AKP
CHP
BBP
Cemaat
Bahçeli düşmanları
Türkeş düşmanları
Türk düşmanları
Alayı el birliği yapmış, söz birliği yapmış.
Tek emelleri "BAHÇELİ GİTSİN!"
Başka dertleri yok!
***
12 Eylül Darbesi ile son perdesi oynanan Türk'ün Anadolu Toprakları'ndaki varlığının silinmesi projesi tüm hızıyla devam ediyor.
Algı operasyonları yapılıyor.
Türk Milliyetçiliği Ülkü'sü "Seçim Kazanma" noktasına indirgeniyor.
Deniliyor ki; "Partinin başında durduğu sürece hiç seçim kazanamamış biri neden halen bu partinin başında?"
Diyoruz ki; "Başbuğ'da hiç seçim kazanamadı. Kazanma ihtimali bile olmadı. Hatta sandıktan tek bir bile çıksa ilkelerimizden ödün vermeyiz demişti ve biz de bu yolda Başbuğ'un emrinde olmuştuk"
Bunun üzerine derler ki; "O başka!!!"
Başka değil efendim birebir aynısı.
Ve bugün Başbuğ'un fotoğrafının arkasına gizlenenlerin Başbuğ'a karşı isyan ettiklerini de biliriz biz...
***
Kazanmak ve kaybetmek ikilemini öylesine işlediler ki, bir çok samimi Ülkücü de bu algıya yenik düştüler.
Zannediliyor ki, Bahçeli gittiği an yapılacak ilk seçimde MHP yüzde 54.3 oy yüzdesiyle tek başına iktidar olacak.
Malum algı operasyonları ve vaat edilen makam mevkilerle akılları çelinen 543 delege sayısının ilk seçimde % 54.3'e dönüşeceğini zannediyorlar, zannettiriyorlar.
Bu ne demektir?
Şu demektir:
Bugün Recep Tayyip Erdoğan'a İMAN EDEN yüzde 49.5 bir anda DEĞİŞİM rüzgarına kapılacak, beyinleri ve kalpleri MHP'ye ışınlanacak ve hepsi bir anda Ülkücü oluverecek!
Var mı böyle bir dünya gerçeği!?
***
Hepimiz biliriz.
Ülkü Ocakları kültüründe genç kardeşlerimiz öyle kapıdan girer girmez "Ülkücüyüm" diyemezler.
Ülkücüyüm derken Ülkücü şehitlerin aziz anılarından utanırlar.
Ülkücü adayıyım derler.
Bu davanın kurucusu Başbuğ Alparslan Türkeş'in 9 IŞIK ilkelerinden ikincisi olan Ülkücülük bizim için en kutlu değerlerden biridir.
Bir yanda 19 yaşından bu yana Ülkücü kimliği ile davamıza hizmet etmiş Devlet BAHÇELİ dururken, DYP, ANAP, AKP gibi partileri dolaştıktan sonra MHP'de milletvekili olan Meral Akşener'i destekleyecek değiliz.
Seçim kazanmak için Ülkücü kimliği olmayanlara bu partiyi, bu davayı teslim etmeyiz!
***
Biz; "Biz ne sağcıyız, ne solcu! Biz Türk Milliyetçisiyiz!" sözlerini söyleyen TÜRKEŞÇİYİZ!
Biz; 19 yaşında Ülkü Ocakları'ndan başlayan siyasi yaşamını hiç bir zaman eğilip bükülmeden ÜLKÜCÜ ÇİZGİ'de sürdüren ve bugün MHP'ye Genel Başkan olan, TÜRKEŞ'in bize en kutlu emaneti durumundaki DEVLET BAHÇELİCİYİZ!
Biz; Anadolu topraklarında TÜRK varlığını sonlandırmaya çalışanlara karşı yüzyıllardır süren mücadelenin son neferleri, ÜLKÜCÜLERİZ!
Biz; Türk'ün en kutsal değerlerinden biri olan DEVLET olma özelliğimizin yılmaz savunucularıyız, DEVLETÇİYİZ biz!
***
Bugün muhalif kesimin içinde bir çok samimi Ülkücü var.
Son derece haklı sebeplere dayalı olarak muhalif olmuşlardır.
Belki bir çok eleştirilerine biz de katılıyoruz.
Fakat bugün öyle bir gündür ki, parti yönetimine muhalif olma durumunu Lider Devlet BAHÇELİ üzerinde toplar ve Başbuğ'dan aldığı emaneti yaşatan ve daha üst noktalara getiren Bahçeli'yi, dolayısıyla da MHP'yi bitirmeye çalışanların safında yer alırlarsa, işte bunun vebali çok ağır olur.
Samimi muhalif Ülkücüleri biz anlıyoruz.
Siz de bizi anlayın!
Ülkü Ocakları'nda bir geçmişi olmayan birisi bu partiye lider olamaz!
Kendi seçim bölgesinde 1. sıradan aday olmasına rağmen seçilemeyen biri bu partiyi iktidara taşımaz!
Başbuğ'un sağlığında Başbuğ'a karşı siyasi mücadele veren bir hanım bu partiye lider olursa biz Başbuğ'un huzuruna nasıl çıkarız?
***
Elimizi vicdanımıza koyalım.
Başbuğ'u düşünelim.
Ülkücü şehitlerimizin ne için şehit olduklarını düşünelim.
Düşünelim ve Başbuğ'un, şehitlerimizin bize kutlu bir emaneti olan Devlet BAHÇELİ'ye sahip çıkalım...
Bizi iktidar ile kandıranların oyunlarına gelmeyelim...
8 Nisan 2016 Cuma
YENİ TÜRKİYE - YENİ CHP... Şimdi de YENİ MHP mi!?
1980 DARBESİ ile başlayan YENİ TÜRKİYE oluşturma çabalarının son perdesinde Anadolu Türklüğü'nün SON KALE'si MHP üzerinde oynanan "DEĞİŞİM" adlı oyun sürüyor.
***
1983 Yılında YENİ NESİL YENİ SEÇİM sloganı ile siyonist güçler tarafından başlatılan oyunda önce bu bahsedilen YENİ NESİL ortaya çıkarıldı. Manevi değerleri sıfırlanmış, dürüstlük, ilkeler, inanç gibi değerleri sadece GALİP GELMEK üzerine kurulmuş ve "Ne mutlu Türküm diyene" düsturundan uzaklaşmış nesil Yeni Türkiye'nin oluşturulması yolundaki ilk adım olarak yetiştirilmiştir.
***
1983 Yılında YENİ NESİL YENİ SEÇİM sloganı ile siyonist güçler tarafından başlatılan oyunda önce bu bahsedilen YENİ NESİL ortaya çıkarıldı. Manevi değerleri sıfırlanmış, dürüstlük, ilkeler, inanç gibi değerleri sadece GALİP GELMEK üzerine kurulmuş ve "Ne mutlu Türküm diyene" düsturundan uzaklaşmış nesil Yeni Türkiye'nin oluşturulması yolundaki ilk adım olarak yetiştirilmiştir.
***
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu unsuru olan, Atatürk'ün partisi CHP de yenilendi. Yeni CHP bir yandan Cemaat'in sızmaları, bir yandan PKK'nın sızmaları ile yüzde 25 bandında kilitlendi ve AKP'nin alternatifi olabilme ihtimali çürütüldü.
***
Şimdi sıra MHP'de!
Ülkücü geçmişi olmayan, tam tersine Ülkücü Hareket'in Başbuğ'u Alparslan TÜRKEŞ'e karşı mücadele vermiş bir hanımefendi MHP'nin başına getirilerek, bugün iktidarın tek alternatifi olabilecek parti konumundaki MHP, YENİ MHP yapılmak istenmektedir.
***
Bir yanda 19 yaşında Ülkü Ocakları'nda bu davaya giren ve ömrünün bu noktasına kadar ÜLKÜCÜ HAREKET içinde hizmetlerini sürdüren Devlet BAHÇELİ, bir yanda 12 Eylül Cunta yönetimi tarafından hapse atılan ve hapisten çıktıktan sonra davasının başında siyasete devam eden Alparslan TÜRKEŞ'e karşı DYP saflarında mücadele eden, Başbuğ'un siyasi rakibi Meral Akşener...
***
Ülkücü Hareket bu durumu sindiremez.
Ömrünü Ülkücü Hareket'e adamış samimi Ülkücüler, Başbuğ Alparslan Türkeş'e karşı mücadele vermiş birinin bu partiye genel başkan yapılmak istenmesindeki asıl amacı görmeli ve bu oyuna dur demelidir. Oynanan bu oyunla MHP, Devlet Bahçeli öncesindeki yüzde 7-8 bandına geri çekilmek ve MHP'siz bir TBMM oluşturulmak istenmektedir.
***
Tarih bazı yanılgıları affetmez!
Bugün "MHP'yi şampiyon yapacağım" diyerek ortalığı bulandıranlar, yarın MHP küme düştüğü vakit, vazifesini layıkıyla yapmanın ğurur ve mutluluğunu yaşayacaklardır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. AKP'nin kuruluşu ve küresel güçlerin desteğiyle bir anda iktidar oluşuyla başlayan ve MHP'nin çökertilmesi amacıyla bitirilen Cemaat + Pkk + AKP koalisyonu, CHP'den sonra MHP'nin de YENİ takısını almasından sonra yeniden başlayacaktır.
***
Eğer ömrümüz yeterse ve MHP'yi dönüştürme planları tutarsa bunu hep birlikte göreceğiz ve bunun vebali çok ama çok ağır olacaktır!
6 Nisan 2016 Çarşamba
Nüfus Plan Planlaması ve Ülkücüler
Bugün, hemen hemen hiç bir Ülkücü'nün anımsamadığı ancak oldukça önemli bir eylemin yıl dönümü.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün büyük teşvikleri ile hızlı bir nüfus artışı yaşayan ülkemizde bu artış bazı kesimleri rahatsız etmiş ve Adnan Menderes'in liderliğinde tek başına iktidar olan Demokrat Parti (DP) bu nüfus artışını durdurmak için çalışmalara başlamış ancak başarılı olamamıştı. DP iktidarına karşı yapılan Darbe sonrası hükümetler de bu çalışmalara destek vermiş ve nüfus planlaması için gerekli çalışmalar 1965 yılında Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin birlikteliğiyle yasa çerçeveye oturtulmuştu nüfus planlaması.
***
Atatürk'ün teşviklerine rağmen durdurulmaya çalışılan nüfus artışının getireceği sorunlar (!) ve tehlikeler (!) çeşitli etkinlikler ve seminerlerle halka anlatılmaya çalışılıyor ve nüfus planlaması adı altında Türk nüfusunun Anadolu topraklarında azınlık haline gelmesi için yoğun çabalar sarf ediliyordu. İşte bu tür seminerlerden birisi de 6 Nisan 1969 günü Hacettepe Üniversitesi'nde yapılıyordu. Üniversite çatısı altında yapılan Uluslararası Doğum Kontrol Semineri Ülkü Ocakları mensubu bir gurup genç tarafından basılmış ve seminer dağıtılmıştı.
***
Fikri dinamizm ile eylemsel dinamizmin bütünleştiği o yıllarda Ülkücü Gençler memleket meselelerini yakından takip ediyor ve eylemlerini bu meseleler üzerinden en ivedi ve en etkili bir biçimde ortaya koyabiliyorlardı. O tarihlerde memleketimizin en önemli meselelerinden birisi de uygulanmak istenen Doğum Kontrolü idi. Uluslararası Sağlık Örgütleri, Türkiye'deki siyasi iktidar ve yandaşları olan sağlık örgütlerinin de desteğini alarak Anadolu topraklarında TÜRK nüfusunun arttırılması için yoğun bir mücadele başlatmışlardı. Bu mücadele karşısında duran tek güç MHP ve Ülkü Ocakları idi.
***
Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk'ün TÜRK nüfusunu arttırmak için getirdiği yasal düzenlerin tamamı ortadan kaldırılmış, ekonomik ve sağlık sebepleri gerekçe gösterilerek doğum kontrolünü teşvik eden yasalar getirilmişti. Milletimize gerektiğinde ücretsiz doğum kontrol haplarının dağıtılması bile gündeme gelmişti. Konunun asıl ilginç yanı ise, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu konuda ABD güdümündeki Adalet Partisi'ne destek vermesiydi. Atatürk nüfus artışını destekleyen tüm yasal düzenlemeleri CHP kimliği ile yapmış ve aynı yasal düzenlemelerin ortadan kaldırılmasını da yine CHP sağlamıştır.
***
MHP ve Ülkü Ocakları bu konuda Atatürk'ün fikirlerini savunmaktan hiç bir zaman geri adım atmamıştır. MHP ve Ülkü Ocakları nüfus artışı konusunda dinimizin teşviklerini de asla göz ardı etmemiştir ve nüfus artışının her zaman desteklenmesi için mücadele etmiştir. Başbuğ Alparslan Türkeş'in "100 Milyonluk Türkiye" söylemi ve hedefi de bunun açık bir göstergesidir. Rızık ancak ve ancak Allah'tandır inancı ile hreket eden Türk Milliyetçileri her zaman bu fikrin en ateşli savunucuları olmuştur.
***
Ülkü Ocaklı gençlerin ülkemizde düzenlenen ilk Uluslararası Doğum Kontrol Semineri'ni basmasının yıldönümünde ülkemizde garip söylemler gündem oluşturuyor. Özellikle MHP içindeki muhalif kanat "Devlet Bahçeli MHP'yi HDP'nin bile gerisinde bıraktı" söylemi ile MHP Lideri Devlet Bahçeli'yi eleştirme gafletine düşüyor. Bu önemli olayın yıl dönümünde bu söylem ile çirkin bir siyaset yapma eğiliminde olan arkadaşlara sormak lazım;
* Ailenizde doğum kontrolü uyguladınız mı?
* HDP tabanını oluşturan Kürt seçmen 10 çocuk yaparken siz kaç çocuk yaptınız?
* Alparslan Türkeş'in 100 Milyon Nüfuslu Türkiye hedefine kaç çocuk ile katkıda bulundunuz?
* Ülkücüler doğum kontrol seminerlerini basarken özellikle Turgut Özal döneminde yoğunlaşan kısırlaştırma ve doğum kontrol çalışmalarına yenik düşüp, "2 çocuk yeter" mantığına mı kapıldınız?
***
Siyaset elbette yapılmalı.
Muhalefet elbette olmalı.
Eleştiri kültürü ciddi anlamda varolmalı.
Ancak bir tarafta da EDEP olmalı.
Global güçlerin ülkemiz üzerindeki en büyük oyunlarından biri olan doğum kontrol sistemi alenen TÜRK nüfusunu hedef almış, HDP tabanının yaşadığı bölgelerde "0" başarı kazanmış, buna rağmen TÜRK nüfusun yoğun olduğu bölgelerde yüzde 45 civarında başarı kazanmış ve TÜRK nüfusunun azaltılması sağlanmışken bunun vebalini Bahçeli'ye yıkmak ucuz kahve muhabbetinden öteye geçmez.
Bu vesile ile 6 Nisan 1969'da Hacettepe baskını gerçekleştiren Ülkücü ağabeylerimizden ahirete intikal edenleri rahmet ve minnetle, hayatta olanları da saygıyla anıyorum...
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün büyük teşvikleri ile hızlı bir nüfus artışı yaşayan ülkemizde bu artış bazı kesimleri rahatsız etmiş ve Adnan Menderes'in liderliğinde tek başına iktidar olan Demokrat Parti (DP) bu nüfus artışını durdurmak için çalışmalara başlamış ancak başarılı olamamıştı. DP iktidarına karşı yapılan Darbe sonrası hükümetler de bu çalışmalara destek vermiş ve nüfus planlaması için gerekli çalışmalar 1965 yılında Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin birlikteliğiyle yasa çerçeveye oturtulmuştu nüfus planlaması.
***
Atatürk'ün teşviklerine rağmen durdurulmaya çalışılan nüfus artışının getireceği sorunlar (!) ve tehlikeler (!) çeşitli etkinlikler ve seminerlerle halka anlatılmaya çalışılıyor ve nüfus planlaması adı altında Türk nüfusunun Anadolu topraklarında azınlık haline gelmesi için yoğun çabalar sarf ediliyordu. İşte bu tür seminerlerden birisi de 6 Nisan 1969 günü Hacettepe Üniversitesi'nde yapılıyordu. Üniversite çatısı altında yapılan Uluslararası Doğum Kontrol Semineri Ülkü Ocakları mensubu bir gurup genç tarafından basılmış ve seminer dağıtılmıştı.
***
Fikri dinamizm ile eylemsel dinamizmin bütünleştiği o yıllarda Ülkücü Gençler memleket meselelerini yakından takip ediyor ve eylemlerini bu meseleler üzerinden en ivedi ve en etkili bir biçimde ortaya koyabiliyorlardı. O tarihlerde memleketimizin en önemli meselelerinden birisi de uygulanmak istenen Doğum Kontrolü idi. Uluslararası Sağlık Örgütleri, Türkiye'deki siyasi iktidar ve yandaşları olan sağlık örgütlerinin de desteğini alarak Anadolu topraklarında TÜRK nüfusunun arttırılması için yoğun bir mücadele başlatmışlardı. Bu mücadele karşısında duran tek güç MHP ve Ülkü Ocakları idi.
***
Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk'ün TÜRK nüfusunu arttırmak için getirdiği yasal düzenlerin tamamı ortadan kaldırılmış, ekonomik ve sağlık sebepleri gerekçe gösterilerek doğum kontrolünü teşvik eden yasalar getirilmişti. Milletimize gerektiğinde ücretsiz doğum kontrol haplarının dağıtılması bile gündeme gelmişti. Konunun asıl ilginç yanı ise, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu konuda ABD güdümündeki Adalet Partisi'ne destek vermesiydi. Atatürk nüfus artışını destekleyen tüm yasal düzenlemeleri CHP kimliği ile yapmış ve aynı yasal düzenlemelerin ortadan kaldırılmasını da yine CHP sağlamıştır.
***
MHP ve Ülkü Ocakları bu konuda Atatürk'ün fikirlerini savunmaktan hiç bir zaman geri adım atmamıştır. MHP ve Ülkü Ocakları nüfus artışı konusunda dinimizin teşviklerini de asla göz ardı etmemiştir ve nüfus artışının her zaman desteklenmesi için mücadele etmiştir. Başbuğ Alparslan Türkeş'in "100 Milyonluk Türkiye" söylemi ve hedefi de bunun açık bir göstergesidir. Rızık ancak ve ancak Allah'tandır inancı ile hreket eden Türk Milliyetçileri her zaman bu fikrin en ateşli savunucuları olmuştur.
***
Ülkü Ocaklı gençlerin ülkemizde düzenlenen ilk Uluslararası Doğum Kontrol Semineri'ni basmasının yıldönümünde ülkemizde garip söylemler gündem oluşturuyor. Özellikle MHP içindeki muhalif kanat "Devlet Bahçeli MHP'yi HDP'nin bile gerisinde bıraktı" söylemi ile MHP Lideri Devlet Bahçeli'yi eleştirme gafletine düşüyor. Bu önemli olayın yıl dönümünde bu söylem ile çirkin bir siyaset yapma eğiliminde olan arkadaşlara sormak lazım;
* Ailenizde doğum kontrolü uyguladınız mı?
* HDP tabanını oluşturan Kürt seçmen 10 çocuk yaparken siz kaç çocuk yaptınız?
* Alparslan Türkeş'in 100 Milyon Nüfuslu Türkiye hedefine kaç çocuk ile katkıda bulundunuz?
* Ülkücüler doğum kontrol seminerlerini basarken özellikle Turgut Özal döneminde yoğunlaşan kısırlaştırma ve doğum kontrol çalışmalarına yenik düşüp, "2 çocuk yeter" mantığına mı kapıldınız?
***
Siyaset elbette yapılmalı.
Muhalefet elbette olmalı.
Eleştiri kültürü ciddi anlamda varolmalı.
Ancak bir tarafta da EDEP olmalı.
Global güçlerin ülkemiz üzerindeki en büyük oyunlarından biri olan doğum kontrol sistemi alenen TÜRK nüfusunu hedef almış, HDP tabanının yaşadığı bölgelerde "0" başarı kazanmış, buna rağmen TÜRK nüfusun yoğun olduğu bölgelerde yüzde 45 civarında başarı kazanmış ve TÜRK nüfusunun azaltılması sağlanmışken bunun vebalini Bahçeli'ye yıkmak ucuz kahve muhabbetinden öteye geçmez.
Bu vesile ile 6 Nisan 1969'da Hacettepe baskını gerçekleştiren Ülkücü ağabeylerimizden ahirete intikal edenleri rahmet ve minnetle, hayatta olanları da saygıyla anıyorum...
3 Nisan 2016 Pazar
ŞEHİT, VATAN, BAYRAK ve TELEVİZYON!
Türk Milleti Kurtuluş Savaşı'nda yazmıştı son destanını.
Anadolu topraklarından TÜRK varlığını silmeye çalışanlara son şamarı vurmuştuk 100 yıl önce...
"Bittiler" demişlerdi...
"Hasta adam" demişlerdi...
Leş kargaları gibi üşüşmüşlerdi üzerimize...
Ve TÜRK titreyip kendine döndü!
Yedi Düvel leş kargası kaçacak delik bulamadı!,,,
TÜRK Bayrak için
TÜRK Ezan için,
TÜRK vatan için,
TÜRK Milliyet için neler yapabilirmiş bir kez daha anlamışlardı.
***
Durmadılar!
1000 yıldır yenilmeye doymadılar.
Anadolu'dan TÜRK'ü silmek için türlü oyunlara başvurdular.
Ama başaramadılar.
Şimdi din siyasetiyle TÜRK'ü yok edeceklerini umanlar bir kez daha yenilmeye mahkum olacaklar.
Yakındır, TÜRK Milleti yeniden titreyip kendine dönecek ve TÜRK düşmanlarına dünyayı zından edecektir.
Bin yıldır biz onlara öğretemedik TÜRK'ün gücünü.
Bin yıldır TÜRK'ün ilelebed bu topraklarda varlığını sürdüreceğini kavrayamadılar.
***
Bir adam çıktı.
"400 vekil verin bu işi huzur içinde çözelim" dedi.
Kimilerimiz gaflete düşüp, bu cümlenin ne anlama geldiğini kavrayamamış olabiliriz.
Ama bu cümlenin "Bize 400 vekil verirseniz biz bu ülkeyi daha kolay böleriz, TÜRK adını anayasadan daha kolay çıkartırız, bu ülkeyi daha kolay böleriz ve TÜRK adını Anadolu'dan daha kolay sileriz" anlamına geldiğini bilenler de yok değildi çok şükür.
"400 vekil verin bu işi huzur içinde çözelim" cümlesinin eş anlamlısı da şudur : "400 vekil vermezseniz bu işi zorbalıkla çözeceğiz, huzurunuz kalmayacak, sokağa çıkamayacaksınız, çarşıya gitmekten korkacaksınız"
Bu ülkeyi yönetenlerin ülke insanına yönelik bir tehdididir.
Ve bunu şimdi çok daha iyi anladık.
400 vekil alamadılar ve HUZURUMUZ KAÇTI!
***
Memleketimizin her yerinde her an bir canlı bomba korkusu var.
1 yılda kaç canlı bomba patladı sayısını unuttuk.
Kaç şehidimiz var bilemiyoruz!?
Kaç masum vatandaş teröre kurban gitti anımsamıyoruz.
Onlarca şehidimiz oluyor ama normal yaşantımız devam ediyor.
Bir Suud deyyusu öldü diye bayraklarımızı yarıya indirip yas tutanlar, şehit haberlerini artık 3. sayfa haberi olarak görüyorlar.
VATAN toprakları için Mehmetlerimiz şehadet şerbetini içerken;
BAYRAK bu semalarda sonsuza dek dalgalansın diye ANALAR EVLATLARINI VATAN'a kurban ederken yandaş, yalak, yalama TV kanalları vatandaşı uyutmanın derdindeler.
Unutmayın!
Bin yıldır HAÇLI ORDUSUNA yenilmeyen bu millet bir televizyon kutusuna, Survivor'a, bir kaç ahlaksız diziye yenilmez!
***
Bu milletin mayası;
Bayrak ile,
Ezan ile,
Vatan aşkı ile,
Millet aşkı ile yoğrulmuştur.
Aklınız varsa TÜRK'ün Türklük damarını kabartmayın!
Gün gelir bu aziz millet bu ihanetlerin bedelini tek tek ödetir hepinize!
Anadolu topraklarından TÜRK varlığını silmeye çalışanlara son şamarı vurmuştuk 100 yıl önce...
"Bittiler" demişlerdi...
"Hasta adam" demişlerdi...
Leş kargaları gibi üşüşmüşlerdi üzerimize...
Ve TÜRK titreyip kendine döndü!
Yedi Düvel leş kargası kaçacak delik bulamadı!,,,
TÜRK Bayrak için
TÜRK Ezan için,
TÜRK vatan için,
TÜRK Milliyet için neler yapabilirmiş bir kez daha anlamışlardı.
***
Durmadılar!
1000 yıldır yenilmeye doymadılar.
Anadolu'dan TÜRK'ü silmek için türlü oyunlara başvurdular.
Ama başaramadılar.
Şimdi din siyasetiyle TÜRK'ü yok edeceklerini umanlar bir kez daha yenilmeye mahkum olacaklar.
Yakındır, TÜRK Milleti yeniden titreyip kendine dönecek ve TÜRK düşmanlarına dünyayı zından edecektir.
Bin yıldır biz onlara öğretemedik TÜRK'ün gücünü.
Bin yıldır TÜRK'ün ilelebed bu topraklarda varlığını sürdüreceğini kavrayamadılar.
***
Bir adam çıktı.
"400 vekil verin bu işi huzur içinde çözelim" dedi.
Kimilerimiz gaflete düşüp, bu cümlenin ne anlama geldiğini kavrayamamış olabiliriz.
Ama bu cümlenin "Bize 400 vekil verirseniz biz bu ülkeyi daha kolay böleriz, TÜRK adını anayasadan daha kolay çıkartırız, bu ülkeyi daha kolay böleriz ve TÜRK adını Anadolu'dan daha kolay sileriz" anlamına geldiğini bilenler de yok değildi çok şükür.
"400 vekil verin bu işi huzur içinde çözelim" cümlesinin eş anlamlısı da şudur : "400 vekil vermezseniz bu işi zorbalıkla çözeceğiz, huzurunuz kalmayacak, sokağa çıkamayacaksınız, çarşıya gitmekten korkacaksınız"
Bu ülkeyi yönetenlerin ülke insanına yönelik bir tehdididir.
Ve bunu şimdi çok daha iyi anladık.
400 vekil alamadılar ve HUZURUMUZ KAÇTI!
***
Memleketimizin her yerinde her an bir canlı bomba korkusu var.
1 yılda kaç canlı bomba patladı sayısını unuttuk.
Kaç şehidimiz var bilemiyoruz!?
Kaç masum vatandaş teröre kurban gitti anımsamıyoruz.
Onlarca şehidimiz oluyor ama normal yaşantımız devam ediyor.
Bir Suud deyyusu öldü diye bayraklarımızı yarıya indirip yas tutanlar, şehit haberlerini artık 3. sayfa haberi olarak görüyorlar.
VATAN toprakları için Mehmetlerimiz şehadet şerbetini içerken;
BAYRAK bu semalarda sonsuza dek dalgalansın diye ANALAR EVLATLARINI VATAN'a kurban ederken yandaş, yalak, yalama TV kanalları vatandaşı uyutmanın derdindeler.
Unutmayın!
Bin yıldır HAÇLI ORDUSUNA yenilmeyen bu millet bir televizyon kutusuna, Survivor'a, bir kaç ahlaksız diziye yenilmez!
***
Bu milletin mayası;
Bayrak ile,
Ezan ile,
Vatan aşkı ile,
Millet aşkı ile yoğrulmuştur.
Aklınız varsa TÜRK'ün Türklük damarını kabartmayın!
Gün gelir bu aziz millet bu ihanetlerin bedelini tek tek ödetir hepinize!
2 Nisan 2016 Cumartesi
Araplaştır, kolaylaştır...
TÜRK!..
Egemen olduğu coğrafyalarda yaşayan diğer milletlerin tüm kültürel varlığını koruyan ve yaşamasını sağlayan tek milletin adıdır TÜRK!
Türk'e faşist yakıştırması yapanlar ya faşist kavramının anlamını bilmezler ya da tarih bilmezler.
Bir diğer seçenek de yeryüzünde faşist olmayan tek milleti karalamak için bir algı operasyonu yapıyor demektir.
Türk'ün egemen olduğu coğrafyalara bakarsanız bunu net bir şekilde görebilirsiniz!
Bu sebepledir ki, Asya ve Afrika'da sömürülen milletlerin uyanışı olan Türk milletinin Anadolu topraklarındaki varlığının sonlandırılması için yüzyıllardır büyük bir mücadele vermektedirler bu Türk ve insanlık düşmanları.
***
Anadolu topraklarında 1000 yıl önce başlayan Türk varlığı, başta Kürtler olmak üzere bu coğrafyada yaşayan tüm milletlerin kültürel varlığının teminatı olmuştur asırlardır. Bu sebepledir ki, 1000 yıldır Türk egemenliği altında yaşayan Kürtler bugün kendi dillerini konuşabilmekte, kendi kültürlerini yaşatabilmektedirler. Ve ne gariptir ki, Kürtçülük adına siyaset yapanlar da bu tarihi gerçeğe rağmen Türk milletini Kürtleri asimile etmekle suçlayıp, faşist damgası vurmaktadırlar. bu yönde siyaset yapan ve farklı amaçlar uğruna verdikleri mücadele de bu milletleri kandıranların tek amaçları Anadolu'da Türk varlığını sonlandırmaktır.
***
Türkler Anadolu'da egemen olduktan sonra kurdukları Selçuklu Devleti ile Anadolu kültürüne büyük katkılar sağlamıştır. Türk kültürünü bu coğrafyada hakim kılarken diğer taraftan da diğer milletlerin kültürel varlıklarının korunmasında büyük bir hassasiyet göstermişlerdir.
Selçuklu ve Osmanlı'nın ilk dönemlerinde Hoca Ahmet Yesevi dergahında yetişen erenlerin çabalarıyla da İslam inancı bu coğrafyada büyük bir hızla yayılmış ve buradan da Avrupa ile Afrika kıtasına geçmiştir.
Ezilen ve sömürülen Asya milletlerinin Avrupa'ya açılan kapısı haline gelen Anadolu'daki Türk varlığı insanları sömüren, köleleştiren batı medeniyeti için büyük bir tehlike arzediyordu.
Tarihteki en büyük Türk devletlerinden biri haline gelen Osmanlı İmparatorluğu yıkılmalı ve Türk milletinin diğer milletleri uyandırması, mazlum halkları koruması önlenmeliydi.
***
Sömürgeci ve kölelik düzeni ile varlığını sürdüren batı medeniyeti Osmanlı'yı yıkmak için büyük ordular topladı. Haçlı Ordusu adı verilen bu ordular Türklerin karşısında hiç bir varlık gösteremediler. Türkler büyük bir hızla yayılıyor ve Avrupa'da bile etkili hale gelmeye başlıyordu. Askeri alanda Türkleri bitiremeyeceklerini anlayan sömürgeci ülkeler kültürel savaş başlattılar.
Egemen oldukları her yere HAK - HUKUK - ADALET götüren Türkleri yenmenin ve yok etmenin tek yolu buydu.
Bu amaçla Türkler'in İslam kültürü adı altında Araplaştırılması için yoğun çabalar sarfedildi. Osmanlıca diye bir dil icat edildi ve Fars - Osmanlı alfabesi karışımı bir alfabe Osmanlı alfabesi olarak Türk milletine yutturuldu. Kılık, kıyafet, yaşam biçimi "sünnet" adı altında toplumun geneline yayıldı. Arap tarikatlarının güçlenmesi sağlandı.
***
Türkleri, TÜRK olarak kaldıkları sürece bitirmenin mümkün olmayacağını anlayan sömürgeci Avrupa milletleri bir olarak Türkleri Araplaştırma çalışmalarına ağırlık verdiler. Bu duruma ilk karşı çıkanlardan Nihal Atsız ve Ziya Gökalp yıllarca büyük bir mücadele verdiler. Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte bu mücadele iyi bir sonuç verdi ve Türk milleti yeniden TÜRK kimliğine büründü.
Ancak Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı sonrası özellikle Adnan Menderes döneminde bu Araplaştırma çalışmaları yeniden güçlendi ve yaygınlaşmaya başladı.
"Araplaştır, kolaylaştır" taktiği ile TÜRK milletinin tüm kültürel özelliklerini yok etmek artık daha kolaydı. Çünkü insanların dini duyguları buna çok müsait bir haldeydi. İsmet İnönü döneminde uygulanan Türkçe Ezan dayatması Türk düşmanlarının eline büyük bir koz vermişti. Yıllarca bu türkçe Ezan meselesi siyüset mlzemesi yapıldı ve son derecede başarılı oldu.
***
12 Eylül 1980 darbesi sonrasında yapılan yasal düzenlemelerle Kürtçe'nin yasamlanması Kürt halkı üzerinden siyaset yapanlara, bu siyasi oyunu terörize edenlere büyük bir malzeme olmuş, ellerine son derece önemli bir koz verilmişti.
12 Eylül 1980 darbesinin en önemli unsurlarından olan Turgut Özal ile birlikte TÜRK milletinin Araplaştırılması çalışmaları daha da büyüyerek devam etti. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)'in Peygamber olduğu için değil Arap olduğu için giydiği kıyafetler İslam'ın temeli olarak halka sunuldu ve kabul gördü. Arap gelenek ve görenekleri İslam geleneği olarak sunuldu ve kabul gördü.
Özal döneminde tarikatlar, cemaatlar büyük bir hızla gelişti büyüdü.
2002 yılında AKP'nin kurulmasıyla birlikte bu Araplaştırma çabaları daha da güçlendi.
Cemaatler artık devlet yönetiminde bir siyasi parti kadar etkili olabiliyordu.
Bugün öyle bir hale geldik ki, sanki Türkiye'de ana muhalefet partisi CHP değil de Gülen Cemaati'dir.
Hükümet siyasi partilerden çok cemaati ve terör örgütü Pkk'yı muhatap alır hale geldi.
***
Dilimizle, kültürümüzle hızla Araplaşıyoruz.
Kinimiz, nefretimiz, sevgimiz, saygımız, aşımız, eşimiz...
Aklınıza ne gelirse büyük bir hızla Araplaşıyoruz...
1000 yıldır kurduğumuz HAK - HUKUK - ADALET düzeninin sürmesi, bu coğrafyada yaşayan milletlerin yeniden huzur bulması için tek çare TÜRKLÜK BİLİNCİ'nin yeniden canlanması ve yaşamasıdır. Özellikle de Kürt halkının bu gerçeği bir an evvel görmesi ve TÜRK'ün adaletine sığınması gerekmektedir. Aksi takdirde bu sürecin sonunda en büyük zararı onlar görecektir...
Egemen olduğu coğrafyalarda yaşayan diğer milletlerin tüm kültürel varlığını koruyan ve yaşamasını sağlayan tek milletin adıdır TÜRK!
Türk'e faşist yakıştırması yapanlar ya faşist kavramının anlamını bilmezler ya da tarih bilmezler.
Bir diğer seçenek de yeryüzünde faşist olmayan tek milleti karalamak için bir algı operasyonu yapıyor demektir.
Türk'ün egemen olduğu coğrafyalara bakarsanız bunu net bir şekilde görebilirsiniz!
Bu sebepledir ki, Asya ve Afrika'da sömürülen milletlerin uyanışı olan Türk milletinin Anadolu topraklarındaki varlığının sonlandırılması için yüzyıllardır büyük bir mücadele vermektedirler bu Türk ve insanlık düşmanları.
***
Anadolu topraklarında 1000 yıl önce başlayan Türk varlığı, başta Kürtler olmak üzere bu coğrafyada yaşayan tüm milletlerin kültürel varlığının teminatı olmuştur asırlardır. Bu sebepledir ki, 1000 yıldır Türk egemenliği altında yaşayan Kürtler bugün kendi dillerini konuşabilmekte, kendi kültürlerini yaşatabilmektedirler. Ve ne gariptir ki, Kürtçülük adına siyaset yapanlar da bu tarihi gerçeğe rağmen Türk milletini Kürtleri asimile etmekle suçlayıp, faşist damgası vurmaktadırlar. bu yönde siyaset yapan ve farklı amaçlar uğruna verdikleri mücadele de bu milletleri kandıranların tek amaçları Anadolu'da Türk varlığını sonlandırmaktır.
***
Türkler Anadolu'da egemen olduktan sonra kurdukları Selçuklu Devleti ile Anadolu kültürüne büyük katkılar sağlamıştır. Türk kültürünü bu coğrafyada hakim kılarken diğer taraftan da diğer milletlerin kültürel varlıklarının korunmasında büyük bir hassasiyet göstermişlerdir.
Selçuklu ve Osmanlı'nın ilk dönemlerinde Hoca Ahmet Yesevi dergahında yetişen erenlerin çabalarıyla da İslam inancı bu coğrafyada büyük bir hızla yayılmış ve buradan da Avrupa ile Afrika kıtasına geçmiştir.
Ezilen ve sömürülen Asya milletlerinin Avrupa'ya açılan kapısı haline gelen Anadolu'daki Türk varlığı insanları sömüren, köleleştiren batı medeniyeti için büyük bir tehlike arzediyordu.
Tarihteki en büyük Türk devletlerinden biri haline gelen Osmanlı İmparatorluğu yıkılmalı ve Türk milletinin diğer milletleri uyandırması, mazlum halkları koruması önlenmeliydi.
***
Sömürgeci ve kölelik düzeni ile varlığını sürdüren batı medeniyeti Osmanlı'yı yıkmak için büyük ordular topladı. Haçlı Ordusu adı verilen bu ordular Türklerin karşısında hiç bir varlık gösteremediler. Türkler büyük bir hızla yayılıyor ve Avrupa'da bile etkili hale gelmeye başlıyordu. Askeri alanda Türkleri bitiremeyeceklerini anlayan sömürgeci ülkeler kültürel savaş başlattılar.
Egemen oldukları her yere HAK - HUKUK - ADALET götüren Türkleri yenmenin ve yok etmenin tek yolu buydu.
Bu amaçla Türkler'in İslam kültürü adı altında Araplaştırılması için yoğun çabalar sarfedildi. Osmanlıca diye bir dil icat edildi ve Fars - Osmanlı alfabesi karışımı bir alfabe Osmanlı alfabesi olarak Türk milletine yutturuldu. Kılık, kıyafet, yaşam biçimi "sünnet" adı altında toplumun geneline yayıldı. Arap tarikatlarının güçlenmesi sağlandı.
***
Türkleri, TÜRK olarak kaldıkları sürece bitirmenin mümkün olmayacağını anlayan sömürgeci Avrupa milletleri bir olarak Türkleri Araplaştırma çalışmalarına ağırlık verdiler. Bu duruma ilk karşı çıkanlardan Nihal Atsız ve Ziya Gökalp yıllarca büyük bir mücadele verdiler. Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte bu mücadele iyi bir sonuç verdi ve Türk milleti yeniden TÜRK kimliğine büründü.
Ancak Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı sonrası özellikle Adnan Menderes döneminde bu Araplaştırma çalışmaları yeniden güçlendi ve yaygınlaşmaya başladı.
"Araplaştır, kolaylaştır" taktiği ile TÜRK milletinin tüm kültürel özelliklerini yok etmek artık daha kolaydı. Çünkü insanların dini duyguları buna çok müsait bir haldeydi. İsmet İnönü döneminde uygulanan Türkçe Ezan dayatması Türk düşmanlarının eline büyük bir koz vermişti. Yıllarca bu türkçe Ezan meselesi siyüset mlzemesi yapıldı ve son derecede başarılı oldu.
***
12 Eylül 1980 darbesi sonrasında yapılan yasal düzenlemelerle Kürtçe'nin yasamlanması Kürt halkı üzerinden siyaset yapanlara, bu siyasi oyunu terörize edenlere büyük bir malzeme olmuş, ellerine son derece önemli bir koz verilmişti.
12 Eylül 1980 darbesinin en önemli unsurlarından olan Turgut Özal ile birlikte TÜRK milletinin Araplaştırılması çalışmaları daha da büyüyerek devam etti. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)'in Peygamber olduğu için değil Arap olduğu için giydiği kıyafetler İslam'ın temeli olarak halka sunuldu ve kabul gördü. Arap gelenek ve görenekleri İslam geleneği olarak sunuldu ve kabul gördü.
Özal döneminde tarikatlar, cemaatlar büyük bir hızla gelişti büyüdü.
2002 yılında AKP'nin kurulmasıyla birlikte bu Araplaştırma çabaları daha da güçlendi.
Cemaatler artık devlet yönetiminde bir siyasi parti kadar etkili olabiliyordu.
Bugün öyle bir hale geldik ki, sanki Türkiye'de ana muhalefet partisi CHP değil de Gülen Cemaati'dir.
Hükümet siyasi partilerden çok cemaati ve terör örgütü Pkk'yı muhatap alır hale geldi.
***
Dilimizle, kültürümüzle hızla Araplaşıyoruz.
Kinimiz, nefretimiz, sevgimiz, saygımız, aşımız, eşimiz...
Aklınıza ne gelirse büyük bir hızla Araplaşıyoruz...
1000 yıldır kurduğumuz HAK - HUKUK - ADALET düzeninin sürmesi, bu coğrafyada yaşayan milletlerin yeniden huzur bulması için tek çare TÜRKLÜK BİLİNCİ'nin yeniden canlanması ve yaşamasıdır. Özellikle de Kürt halkının bu gerçeği bir an evvel görmesi ve TÜRK'ün adaletine sığınması gerekmektedir. Aksi takdirde bu sürecin sonunda en büyük zararı onlar görecektir...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





