28 Nisan 2016 Perşembe

RTE - Baykal - Akşener ve Devlet Bahçeli....

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)'nin bir özelliği vardır.
Genetik bir özellik.
Bugün ne söylemişse yarın da onu söyler.
İzmir'de ne söylemişse, Tunceli'de de onu söyler.
Zaman ve mekana göre siyaset yapmaz.
9 Işık doktrini vardır ve bunun ışığında Türkiye'ye hizmet esaslarını belirler.
Tarih hem Başbuğ Alparslan Türkeş'i hem de Bilge Lider Devlet Bahçeli'yi her dönemde haklı çıkarmıştır.
Bunun tek sebebi de partimizin bu genetik özelliğidir.
***
Bugün merkez sağdan merkez sola uzanan bir destek çerçevesinde belirli bir medyatik güce ulaşan ve MHP Genel Başkanlığı'n aday olan Meral Akşener'e baktığımız vakti henüz aday iken bile söyledikleriyle çelişmeye başladı, çark etmeye başladı.
MHP böyle bir siyasetin temsilcisi olamaz.
Daha dün "MHP'de paradigma değişikliği yapacağız" diyen Meral Akşener bu kez "MHP'de yapı değişikliği olmayacak" diyor.
"Paradigma" kelimesini sarfettiğinde Ülkücüler bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyordu. Bu kelimenin temel esasların değişmesi anlamına geleceğini Ülkücülere anlattık.
Muhtemeldir ki, bu durumu gören Meral Akşener bu kez bir tv konuşmasında "yapı değişikliği olmayacak" dedi.
Hangisine inanalım paradigma değişikliğine mi, yapı değişikliğine mi?
***
Meral Akşener kendisine sunulan medya desteğini kullanmaya devam ediyor.
Son tv gösterisinde öyle bir açıklama yaptı ki; adeta tüm Ülkücü camianın akıl sağlığıyla alay etti.
Meral Akşener 7 Haziran sonrasında oluşturulan siyasi kaos ortamında yapılan TBMM Başkanlık seçimi ile ilgili görüşlerini açıklarken "Ben olsaydım Baykal ile görüşür ve kendisini TBMM başkanı seçtirirdim" deme gafletine düştü.
Bakalım bu gafletin içinden nasıl çıkacak?
Meral Akşener'in işini zorlaştıracağız ama gelin hep birlikte o sürece bir göz atalım.
***
Biliyorsunuz MHP ülkenin AKP hastalığından kurtulması adına Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde büyük bir fedakarlık göstermiş ve CHP aday gösterdiği Ekmeleddin İhsanoğlu'na destek vermişti. Bu MHP için büyük bir risk ve fedakarlıktı.
Bu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP de kendi adayı Demirtaş'ı destekledi.
Aradan zaman geçti mesele geldi TBMM Başkanlık seçimlerine.
Bu kez roller değişmişti.
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı gösterdiği İhsanoğlu bu kez MHP Milletvekili olarak TBMM başkanlığına aday olmuştu.
Bu ülkenin kurucu unsuru olan CHP bu ülkenin selameti için MHP'nin yapmış olduğu fedakarlığı YAPMADI. Üstelik de aynı isim üzerinde uzlaşmaya yanaşmadı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sergilenen Ulusal İttifak'a ihanet etti.
***
CHP öyle bir aday çıkardı ki, sokaktaki çocuklar bile "Ulan bunlar manyak mı?" diye sorabilirdi.
Çıkardıkları aday Deniz Baykal.
Hani şu seks kaseti dolayısıyla parti genel başkanlığından indirilen Deniz Baykal.
Sen kendi partinin genel başkanlığına bile layık görmediğin birini Türkiye'nin en şerefli kurumlarından biri olan TBMM başkanlığına mı layık gördün ey CHP!?
Şu ayrıntıyı da unutmamak lazım.
Baykal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı ve içeriği açıklanmaya gizli görüşme sonrasında aday oldu.
Yine bir ayrıntı daha Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP'nin adayını desteklemeyen HDP de Baykal'ı destekleyebileceğini açıkladı.
Bu nasıl bir tiyatrodur, bu nasıl bir tezattır?
***
Çağrılar yapıldı MHP'ye.
Gelin hep birlikte Baykal'ı destekleyelim ve TBMM Başkanlığı'nı AKP'ye vermeyelim denildi.
Kim yaptı bu çağrıyı?
HDP, CHP, Cemaat ve medya!
Böylesi bir ortamda böylesine şaibeli bir adaya destek verilmesi MHP'yi 1 Kasım seçimlerinde tepe taklak baraj altına sokmaz mıydı?
CHP'nin ihaneti nedendi?
HDP'nin birden bire ortaya çıkan Baykal aşkı nedendi?
RTE'nin bu Baykal sevdası nedendi?
Tek neden vardı, Bahçeli ve MHP'yi bu kirli oyunun içine çekmek.
Medya baskısı ile MHP'yi Baykal'a destek vermeye zorlamak ve ilk seçimde yani 1 Kasım'da baraj altı bırakmak.
RTE'nin seçim meydanlarında o meşhur ses tonuyla "Eyyyyyy Ülkücü kardeşlerim!!! Bu Bahçeli var ya bu Bahçeli! Gitti seks kaseti ile genel başkanlıktan indirilen adamı TBMM başkanı yaptı. Siz bu adama mı oy vereceksiniz!?" diye zevk içinde haykırışını duyar gibiyim.
Ve bunu göremeyen Meral Akşener "Ben olsaydım CHP ile görüşürdüm ve Baykal'ı seçtirirdim" diyebiliyor. Direkt olarak MHP'yi baraj altında bırakma projesi olan bu durumu şimdi bile farkedemeyen biri kalkıp MHP'yi şampyion yapacağım diyor.
Ülkücüler bu zokayı yutmadı, yutmaz!
***
7 Haziran - 1 Kasım arasında geçen süreç MHP'yi bitirme operasyonlarının en üst seviyeleri çıktığı dönemlerden biridir. HDP + CHP + AKP + Cemat işbirliği içinde, tarihin en büyük kumpasını açarak MHP'yi önce HDP ve Baykal'ın içinde olduğu TBMM Başkanlık seçimlerinde, hem de HDP'li hükümet projesinde baraj altına sokacak hamleleri yaptılar ama Bilge Lider Devlet Bahçeli bu hamlelerin hepsini boşa çıkartarak en zor döneminde bile yüzde 12 oy almasını bildi.
Şimdi düşünüyorum da MHP'nin başında Meral Akşener olsaymış MHP 1 Kasım'da çoktan baraj altında kalacakmış bile.
Meral Akşener bu sözleri sarfettikten sonra gönlüm iyice rahatladı.
Bilge Lider Devlet Bahçeli'nin arkasında durduğumuz için bir kez daha huzurluyuz.


27 Nisan 2016 Çarşamba

Şimdi de Devlet Bahçeli'yi "Muhalif" yaptılar

İçlerindeki bitmek tükenmek bilmez Devlet Bahçeli düşmanlığı neler söyletiyor kıratın gölgesine sığınanlara.
Mit ajanı dediler.
Türkeş hiç sevmezdi dediler
AKP'nin payandası dediler
Baş paralelci dediler
Ve şimdi de muhalif diyorlar.
19 Yaşından bu yana içinde bulunduğu Milliyetçi Hareket'in lideri Başbuğ Alparslan Türkeş'e evlatlarından bile daha sadık olan Devlet Bahçeli için "Genel merkez Muhalifi" tanımlaması yaparak Ülkücü camianın aklını bulandırma çabalarına girdiler.

***
Efendim yaşı yeten Ülkücüler iyi anımsar 1997 kurultayını.
Başbuğ sonrası ortaya çıkan tabloda parti yönetimi TÜRKEŞ adına saygı gereği oğul Tuğrul Türkeş'i Genel Başkan vekili olarak onurlandırmıştı.
Yıldırım Tuğrul Türkeş, babasının adı sayesinde MHP'de yaklaşık 3 ay kadar Genel Başkan olmuştu.
Hemen akabinde yapılan olağanüstü Kurultay'da da Genel Başkanlığa aday olmuştu.
Karşısında en güçlü rakip ise, 19 yaşından bu yana Başbuğ Alparslan Türkeş'in emrinde partiye hizmet eden ve en zor zamanlarında bile kendisini yalnız bırakmayan Devlet Bahçeli vardı.
Başta Devlet Bahçeli olmak üzere dava büyüklerin pek çoğu "Evet Başbuğumuzun oğludur ancak Ülkücülük adına yeterli alt yapısı yoktur ve Türk Milliyetçilerinin güçlü sesi olan MHP'yi yönetmeye yetecek kapasitede değildir" diyerek Devlet Bahçeli'nin etrafında birleştiler.
****
Devlet bahçeli burada muhalif değildi.
Ülkücü İrade'nin üzerinde ittifak ettiği ve hiçbir zaman Genel Merkez ya da Genel Başkan'a muhalif olmamış bir lider adayıydı.
Bugün taraflı tarafsız her kesimin söylediği ortak bir söylem vardır.
"Tarih Bahçeli'yi hep haklı çıkardı"
Evet tarih Bahçeli'yi bir kez daha haklı çıkardı ve Türk Milliyetçileri'nin  Başbuğ'u Alparslan Türkeş'in 2 oğlu da "Türk Milliyetçiliğini ayaklar altına alıyorum" diyen adamın partisinde milletvekili oldular.
Bahçeli bu gerçeği o zamanlar görmüş ve Başbuğ'un emaneti olan MHP'yi O'nun gerçek vlatları olan Ülkücüler'e teslim etmişti.
***
1997 Kurultayı'nda Bahçeli'nin muhalif olduğu iddiasını ortaya atanlar, bugünkü "Pradigma Değişimi" isteğiyle Bahçeli'nin muhalif (!) duruşu arasında bağ kurabiliyorlar, benzetmeler yapabiliyorlar.
O zamanlar da Bahçeli'ye destek veren Ramiz Ongun hakkında "Eski DYP'li" eleştirisi yapılıyormuş.
Ve bu durum da bugün Meral Akşener'e yapılan eleştiriyle aynıymış.
Dağlar kadar fark var.
Bugün Ramiz Ongun yok.
Genel Başkan adayı olan Devlet Bahçeli'ye yönelik bu tarz da en küçük bir eleştiri yok.
Bugün ise 3 parti dolaşmış bir isim var Genel Başkan adaylığı peşinde koşan.
Ve bu isim, yani Meral Akşener, MHP'ye geldiği vakit Devlet Bahçeli'yi eleştirenler tarafından DYP'nin çöpü ve hurdası olarak tanımlanmış ve aynı kişiler tarafından bugün MHP'ye lider adayı olarak desteklenen bir isimdir.
Büyük bir tezatın içindesiniz.
***
Dün çöp ve hurda olarak tanımladığınız bir ismi, yine dün Tuırul Türkeş'e karşı Bilge Lider olarak desteklediğiniz bir isme alternatif olarak bugün MHP'ye Genel Başkan yapmaya çalışıyorsunuz.
Devletin tepesindeki adam gibi "kandırıldınız" mı?
Yoksa siz hep böyle geçmişinizdeki tezatlarla mı MHP'yi yönetmeye adaysınız.
Gelecekte tezatlarınızın olmayacağının, "kandırılmayacağınızın" garantisini nasıl vereceksiniz.
Biz düz mantık düşünüyoruz.
Siyasi çizgisi dümdüz olan Devlet Bahçeli'nin hatalarına rağmen partinin başında kalmasını ve siyasi yaşamı zikzaklarla "renklenen" MHP paradigması düşmanı olduğunu açıklayan bir siyasetçinin Türk Milliyetçilirine lider olamayacağını söylüyoruz.
***
Dün destek verdiklerinize bugün muhalif oluyorsunuz.
Dün Bilge Lider dediklerinize bugün fosil diyorsunuz.
Dün çöp ve hurda dediklerinize bugün kurtarıcı diyorsunuz.
Yarın ne diyeceksiniz?
Bugün muazzam destek verdiğiniz Meral Akşener Genel Başkan olursa yarın yeniden çöp ve hurda diyecek misiniz?

26 Nisan 2016 Salı

İktidar Yolunda Bir Yalnız Adam: Devlet BAHÇELİ...

Türk Milliyetçiliği düşüncesi Türkiye'de iktidar olabilir mi?
Bu sorunun sorulması bile abesle iştigal aslında.
Türk yurdunda, Türk Devleti'nde Türk Milliyetçiliği neden iktidar olamasın?
İyi de nasıl iktidar olacağız?
Ne Başbuğ Alparslan Türkeş döneminde ne de Devlet Bahçeli döneminde iktidar olamadık.
Bunun sebepleri nedir?
"İktidar olalım" demekle iktidar olunmuyor.
İktidar olmak için ne yapmak gerekli, Ülkücüler iktidar yürüyüşünde nerede yanlış yapıyorlar!?
***
Türk siyasi sisteminde iktidara yürümenin temel kuralı lidere itaattir.
Türk siyasi sistemi lider esaslı bir siyasi sistem olduğundan dolayı birinci kural budur.
Lidere itaat etmeyen siyasi oluşumlar iktidarı rüyasında bile göremezler.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Hareket'i düşünelim.
MHP ve Ülkü Ocakları kuruluşundan 1980 darbesine kadar bildiğimiz anlamda pek siyaset yapma derdine düşmedi.
Sokaklarda süren mücadele öylesine çetin ve zorluydu ki TBMM çatısı altında yapılan iktidar mücadelesine pek giremedik.
***
1980 darbesinden sonra Başbuğ Alparslan Türkeş'in hapishanede olması sebebiyle Onunla talimatları ışığında kurulan Milliyetçi Çalışma Partisi ile bugün anladığımız anlamda siyasi mücadelemiz başlamış ve Türk Milliyetçiliği düşüncesinin TBMM çatısı altında politik çoğunluğu yakalama zorunluluğu ortaya çıkmıştı.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in özgürlüğüne kavuşması ile birlikte MÇP yeniden MHP oldu ve siyasi iktidar mücadelemiz yeni bir ivme kazandı.
İşte bu noktada Türk Milliyetçiliği'nin iktidar mücadelesinin temelleri atılıyordu.
Sağlam bir temelle çıkılacak yoldaki yürüyüş daha hızlı ve daha sağlam olacaktı.
Olmadı.
Yapamadık.
Beceremedik!
***
Ülkücü Gençler Derneği Genel Başkanlığı yapmış, bu davanın sembol isimlerinden, Başbuğ Türkeş'in en güvendiği isimlerden biri olan Muhsin Yazıcıoğlu "Lidere itaatsizlik" hastalığının ilk ürünü olarak ortaya çıkıyordu. Yapılan ittifak ile MHP ilk kez TBMM'de gurup kurma aşamasına gelmişken Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'e ağır eleştiriler yönelterek partiden ayrıldılar.
Tehlike büyüktü.
MHP oylarını her seçimde ikiye katlıyordu.
Türk Milliyetçileri'nin iktidar yürüyüşünün ayak sesleriydi bunlar.
Türk Milleti'nin Anadolu topraklarındaki egemenliğini sona erdirmek için mücadele eden küresel güçler bunu durdurmak zorundaydılar.
Ve ilk darbeyi de Muhsin Yazıcıoğlu'nu kullanarak yaptılar.
***
MHP'nin katlanarak devam eden büyümesi Yazıcıoğlu olayına rağmen durdurulamadı.
İlk seçimde MHP yine oyunu ikiye katlamıştı.
Türk Milliyetçilerinin son başbuğu Alparslan Türkeş'in vefatı sonrasında MHP'nin başına geçen Devlet Bahçeli ile girilen ilk seçimde MHP yüzde 18 oy alarak Türk düşmanlarını şoka sokmuştu.
Her şey mükemmel gidiyordu.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in önderliğinde başlatılan siyasi iktidar yürüyüşünde artık önlenemez bir yükselişe geçmişti MHP.
Küresel güçlerin en gelişmiş silahları olan BÖL - PARÇALA - YUT taktiği devreye girmişti.
MHP'nin tarihinde en yüksek oyu alan Lider konumundaki Devlet Bahçeli'ye karşı muazzam bir muhalif hareket başlatılmıştı.
***
Arif Şirin, Ahmet Yılmaz, Tuğrul Türkeş gibi isimlerin önderliğinde "Bahçeli Düşmanlığı" tohumları ekiliyordu Ülkücü Hareket'in gönüllerine...
Partisinin oylarını yüzde 8'den yüzde 18'e kadar yükseltmesine rağmen bu kadar ağır bir eleştiri yağmuruna tutulan belki de tek liderdir Devlet Bahçeli Türkiye'de.
Herkes Devlet Bahçeli'nin hatasını arama yarışına girmiş, adeta Peygamber olmasını istiyorlardı Bahçeli'den.
Olmadı.
Peygamber olamadı Devlet Bahçeli ve elbette bir beşer olarak hatalar yaptı.
Her hatasını ortaya döken muhalifler Milliyetçi Düşünce mensuplarının bölünüp parçalanması için gerekli zemini hazırladılar.
Yeni partiler kuruldu, yeni ocaklar kuruldu, yeni akımlar oluştu.
Hepsinin ortak paydası ise Devlet Bahçeli düşmanlığı idi.
***
TÜRK'süz ve dolayısıyla MHP'siz bir YENİ TÜRKİYE hedefleyen küresel güçlerin ekonomiye yaptıkları darbeler, hükümet ortaklarıyla yaşanan sorunlar ve iç muhaliflerin çabalarıyla MHP 12 Eylül sonrasında ilk kez oylarını düşürdü ve yüzde 8'e geri döndü.
Devlet Bahçeli dışında herkes mutluydu.
İstedikleri olmuştu.
Devlet Bahçeli'yi partiden uzaklaştırmak için ellerine çok iyi fırsat geçmişti ama beceremediler.
ÜLKÜCÜ İRADE liderine sahip çıktı ve Devlet Bahçeli BİLGE LİDER olarak yeniden partinin genel başkanlığına seçildi.
Bahçeli düşmanları dolayısıyla MHP düşmanları dumura uğramışlardı.
Ancak durmak bilmiyorlardı.
MHP daha sonraki tüm seçimlerde Bahçeli düşmanı kesimin "MHP baraj altında kalacak" propagandalarına rağmen hiç baraj altında kalmadı. Başbuğ Alparslan Türkeş'in başlattığı süreci Devlet Bahçeli devam ettirdi ve MHP baraj sorunu yaşamadan TBMM çatısında kalabilen 3 partiden biri olarak Türk siyasi yaşamında yerini aldı.
***
Bilge Lider Devlet Bahçeli bu iktidar yürüyüşünde hep yalnız kaldı.
En yakınındakilerden Brütüs hançerleri yedi.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in oğulları bile Devlet Bahçeli'yi ve Ülkücüleri hançerledi.
Biz Ülkücüler ülkemizin en temiz, en dürüst, en şerefli liderlerinden biri olan Bahçeli'ye itaat etmemek için sudan sebepler yaratırken, hakkında 100'ün üzerinde yolsuzluk dosyası bulunan, devasa yolsuzluk iddiaları ile operasyonlara maruz kalan bir lidere kayıtsız şartsız itaat eden bir kesim ise, tek başına iktidar olarak kalmaya devam ediyor ülkemizde.
Şimdi kendimize şu soruları soralım ve düşünelim:
1. Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'e karşı ilk isyan ateşini yakan Muhsin Yazıcıoğlu LİDERE İTAAT EDİP partide kalsaydı ne olurdu?
2. Başbuğ ile girdiğimiz son seçimde Yazıcıoğlu partide kalsaydı yüzde 8 yerine yüzde 12 oy alır mıydık?
3. Başbuğ'a yapılan bu isyanın sebebi neydi? Başbuğ hain miydi? Başbuğ beceriksiz miydi? Başbuğ, Türk Milliyetçilerinin iktidar olmasını istemiyor muydu?
4. Devlet Bahçeli liderliğinde yüzde 18 oy almamıza rağmen başlatılan isyan ile Başbuğ'a karşı yapılan isyan arasında ne fark var?
5. Yüzde 18 oy almış bir partide, partinin sembol isimleri Devlet Bahçeli düşmanlığı yapacaklarına partiye destek olsaydılar bugün durum ne olurdu?
6. Partiyi yüzde 18'e taşımak hainlik mi? Partiyi baraj sorunu yaşamayan bir parti haline getirmek beceriksizlik mi? 

7. Partinin başına hiç hata yapmayan, yani peygamber seviyesinde birini mi getireceksiniz?

25 Nisan 2016 Pazartesi

Ülkücülük Hukuku!

Aslında yok böyle bir değer!
Hepimizin dilinde ama hiçbirimizin yüreğinde değil Ülkücülük Hukuku!
12 Eylül Darbesi öncesinde var olan bu kutlu değer ne yazık ki, Başbuğ Alparslan Türkeş'e karşı isyan bayrağının açılmasıyla başlayan süreçte tükenmiştir.
Tek hukuk kalmıştır koltuk hukuku!
MHP çatısı altında görev yapan Ülkücülerin büyük bir kesimi sürekli olarak ilçe yönetimi olsun, il yönetimi olsun, delegelik olsun...
Hep bir hesap kitap içinde olmuşlardır.
***
Yıllardır söylerim.
Bizim en büyük hastalığımız kongre hastalığıdır.
Hemen her ilçede, her ilde durum aynıdır.
Bir kongre yapılır biter, 1 saat sonra bir sonraki kongrenin kulisleri başlar.
2 sene sonra yapılacak kongrenin kulisleri yapılan kongrenin salonundan çıkmadan başar ve bir sonraki kongreye kadar sürer gider.
Kim kimin ayağını kaydıracak?
Kimin gözü kimin koltuğunda?
Kim kime çizik atacak?
Hangi Ülkücü hangi Ülkücüye küsecek?
Hangi Ülkücü hangi Ülkücü ile barışacak?
Bu sorular ve alternatif cevaplar sürer gider...
Sonra da lafa gelince bunun adı Ülkücü Hukuku olur!
***
Bu Ülkücü Hukuku'nu halen yüreğinde taşıyabilen çok az insan kaldı.
Kendimden örnek vermek istiyorum.
Beyoğlu'nda Ülkücü Camia'da herkes bilir beni.
Bu güne kadar hiçbir şekilde bir görev talebim olmamıştır.
Hatta zamanın CHP Genel Başkanı sayın Deniz Baykal tarafından bizzat yapılan bir teklifi dava arkadaşlarımla istişare ettikten sonra "Kabul et elbette, daha sonra istifa eder partimize geçersin, bizim de bir meclis üyemiz olur" kararı sonrasında bir görev telakki ederek kabul etmişliğim de vardır.
Hatta bir kongrenin aday listesini kendi bilgisayarımda hazırlayıp, seçimlerde kullanılacak olan oy pusulalarını kendi matbaamda basıp da kendi adımın listeye konulmadığını farkedemeyecek kadar makam ve mevki düşmanı bir adamım. Bu konuyu bilenler anımsayacaktır. Oy pusulalarını salona getirdiğimde bir dostumuzun "Yahu bu listede Hoca'nın adı yok" uyarısı üzerine kalemle ismim yazılmıştı.
***
Ben davamın her görevine gönülden talibim.
Ne görev verilirse onu layıkıyla yapmaya çalışırım.
Makam teklif edilirse kabul etmem ama "Sen şu işi yapacaksın" denilirse boynum kıldan ince kalır.
En azından Beyoğlu'nda bunun aksini söyleyebilecek tek bir kişi çıkamaz Allahıma şükürler olsun.
Bugüne kadar bu dava için yaptıklarımı hiçbir zaman bir övünç vesilesi olarak dile getirmedim.
Bunu her zaman riya, ikiyüzlülük sayarım.
Davaya hizmet borcum vardır, bu borcumu ödemeye çalıştım ve çalışıyorum.
Ancak bazen anımsamak ve anımsatmak gerekiyor bazı şeyleri.
***
Selahattin Erdoğan bu dava için ne yapmıştır ve kaç kongrede "Beni şuraya yazın, beni buraya yazın" demiştir.
Ülkü Ocakları bünyesinde yıllarca genç kardeşlerimi bilgisayar kullanmaya teşvik ettim. Çok şükür bugün o teşvik ettim kardeşlerimin bir çoğu bilgisayar sektöründe hayatlarını kazanıyorlar. kitap okumayı teşvik ettim. "Sen zaman gelecek bu partide çok üst seviyelerde yönetici olacaksın" dediğim kardeşlerim çok şükür bugün o noktalara geldiler. Kaç kardeşime Kur'an okumayı öğrettim. Kaç kardeşime meslek öğrettim meslek sahibi yaptım, iş buldum.
Derdi olanın derdini paylaştım, sevinci olanın sevincine ortak oldum.
Ben Ülkücü Hukuku'na biat etmişim.
İş kurana destek oldum, alacağım olana sıkılmasın diye yolumu değiştirdim.
***
Peki o kardeşlerim ne yaptılar?
Kongrede bana çizik attılar.
Devlet Bahçeli'yi destekliyorum diye sosyal medyada arkadaşlıktan sildiler.
Bir zamanlar DYP'den gelme, devşirme dedikleri Meral Akşener'i desteklemedim diye beni ve yıllardır süren ÜLKÜCÜ HUKUKU'nu yok sayıp, kendilerine faydadan başka bir şey vermediğim kardeşlerim beni silip attılar!
Bu mudur Ülkücü Hukuku!?
Siz beni sosyal medyadan silip atabilirsiniz ama ben sizi YÜREĞİMDEN SİLİP ATAMAM değerli kardeşlerim.
Her şeyi yapın ama elinizi vicdanınızdan çekmeyin benim değerli Ülkücü kardeşlerim....




24 Nisan 2016 Pazar

Şehit Selim Bozkurt Fendoğlu

Şehit...
Hem bir melek hem de bir şehit...
Kaç insan evladına nasip olabilir ki; böylesine kutsal vasıflar...
Düşünün bir kere.
Bir insan hem günahsız bir melek kadar tertemiz, hem de bir şehit olacak!
Bizim kutlu davamızın bir neferinden başka kimseye nasip olmaz elbette...
TÜRK'ün Türk-İslam Davası'nın en güzel fertlerinden biridir Selim Bozkurt Fendoğlu.
Çoğumuz bilmedik onu.
Çoğumuz adını bile duymadık.
Çoğumuz bir Fatiha bile okuyamadık...
***
Henüz 2 buçuk yaşındaydı.
Adını BOZKURT koydu babası.
Bozkurt olsun dedi.
Yüreği Bozkurt olsun,
Bakışları Bozkurt olsun,
Duruşu Bozkurt olsun,
Hayatı Bozkurt olsun istemişti babası ve dedesi Hamido...
Bozkurtça yaşayamadı Selim Bozkurt Fendoğlu ama Bozkurtça bir şehadeti nasip etti ulu Tanrımız Allah-u Teala...
***
Bozkurt bebek babasını bilemedi.
Anasının kokusuna doyamadı.
Dedesi Hamido'nun elinden tutup sokaklarda gezemedi.
Bir Nisan ayında,
Çiçeklerin yeniden doğduğu, Hercailerin kahpelik ettiği, Kardelenlerin inadına yaşadığı bir mevsimde yiğitler diyarı Malatya'da kahpe yüreklerin, kahpe kurşunlarına hedef oldu Bozkurt bebek...
O kokusuna doyamadığı anacığının kucağında, anasıyla birlikte şehit düştü.
Dedesi Hamido'nun "Ya Allah, Bismillah, Allahuekber" nidaları arasında her kula nasip olmayan şehadet şerbetini içiyordu Selim Bozkurt Fendoğlu...
***
Malatya kan ağlıyordu!
Hercailer kahpeliklerinden utandı, Nisan gözyaşlarından boğuldu....
Ağlıyordu Malatya...
Kan ağlıyordu Ülkücüler!
Hamido'nun heybetinden bile korkan kahpeler, hain pusularda vurmuştu Hamido'yu, gelinini ve torunlarını...
Yüreğini dinsiz şeytanlara satanlar ancak böyle kahpece vurabilirdi bir Ülkücü'yü...
Ve bir Ülkücü 2 buçuk yaşında da olsa işte böyle yiğitçe şehit olabilirdi ancak Bozkurt bebek gibi....
Ulu Tanrımız Allah-ü Teala'nın günahsız bir melek olarak kabullendiği Bozkurt bebek bir de "Şehit" ünvanını takıyordu o cennet kokan bedenine...
***
Ülkücü unutur mu sandınız şehit Bozkurt bebeğini!
Unutmak bize ölümün en alçakcası olsun!
Unutursak Bozkurt bebekleri,
Unutursak Hamido gibi yiğitleri aldığımız nefes bize haram olsun!
Attığımız her adımda Bozkurt bebek gelmeli gözümüzün önüne.
Koltuk, makam, mevki hırslarımız bizi içinden çıkılmaz bir cendereye aldığı vakit Bozkurt bebek ve nice şehidimizin anısı sarsın kalplerimizi.
Selim Bozkurt Fendoğlu gibi adımız BOZKURT olmasa da;
Yüreğimiz BOZKURT olsun!
Bakışlarımız BOZKURT olsun!
Duruşumuz BOZKURT olsun!



23 Nisan 2016 Cumartesi

ÇOCUK BAYRAMI değil; ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI!

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı...
Hepimize kutlu olsun.
Anadolu'daki son TÜRK Devleti'nin bekasına, çocuklarımızın huzurlu bir geleceğe kavuşmasına vesile olsun...
Bu bayramı aziz Türk Milleti'ne ve Dünya Çocuklarına armağan eden atamız Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile bu vatanın vatan olması için toprağa düşen şehitlerimizin de aziz ruhlarına rahmet olsun.
Şanlı Türk Bayrağı bu vatanın semalarından hiç inmesin...
***
23 Nisan Türk Milleti için tarihi bir dönüm noktasıdır.
Bin yıla yakın bir zamandır Anadolu topraklarında egemenliğini sürdüren Türk Milleti'nin bu egemenliğinin sonsuza kadar süreceğini yedi düvele bir kez daha haykırdığımız kutlu bir savaşın zafer sembolüdür 23 Nisan.
23 Nisan Türk Milleti'nin Egemenliğini yeniden ilan ettiği gündür.
23 Nisan Türk Milleti'nin yok edilemeyeceğinin bir kez daha Türk düşmanlarına gösterildiği gündür.
23 Nisan Kınalı Kuzular'ın zaferidir.
23 Nisan evlatlarını kınalayarak vatana kurban olmak üzere cepheye süren analarımızın zaferidir.
23 Nisan 15 yaşındaki evladıyla omuz omuza vatan için, bayrak için, ezan için son Haçlı Ordusu'na karşı çarpışarak kucak kucağa şehadet şerbetini içen babaların zaferidir.
***
23 Nisan bir Zafer türküsüdür.
23 Nisan bir kahramanlık öyküsüdür.
23 Nisan bir kurtuluş destanıdır.
23 Nisan bir özgürlük efsanesidir.
23 Nisan bir yiğitlik manzumesidir.
23 Nisan Tanrı Dağı'ndan Hıra Dağı'na uzanan Türk'ün kutlu davasının son zafer muştusudur....
***
23 Nisan'ı iyi anlamak lazımdır.
23 Nisan'ı çocuklarımıza güzel kıyafetler giydirip, tören alanlarında şarkılar türküler söyleteceğimiz basit bir çocuk bayramı olarak görürsek, başındaki ULUSAL EGEMENLİK kısmını unutursak o bayram çocuk bayramı da olmaz.
Yeryüzünde çocuklar için bir bayram günü belirleyen tek lider olan Mustafa Kemal Atatürk bunu neden yapmıştır?
Bunu da iyi anlamak lazımdır.
***
Biliyorsunuz bizim KINALI KUZULARIMIZ vardır.
14-15 yaşında anacıkları tarafından kınalanarak vatan için şehadet şerbetini içsinler diye cepheye gönderilen çocuklarımız.
Bugün bizlerin bakkala göndermeye bile kıyamadığımız yaştaydı o KINALI KUZULAR!
Sokakta bilye oynamalıydılar.
Mahallede arkadaşlarıyla çelik çomak oynamalıydılar.
Belki bir kıza sevdalanmalıydılar.
Belki de okullarında olmalıydılar.
Ama onlar cephedeydiler.
TÜRK'ün bin yıldır süren EGEMENLİĞİNİ sona erdirmeyen çalışan son Haçlı Ordusu'na karşı vatanı savunmak için, bayrağı savunmak için, ezanı savunmak için cephedeydi o KINALI KUZULAR!
***
Şimdi "Çocuk Bayramı" deyip geçiyoruz.
Yok efendiler yok!
Öyle çocuk bayramı değil!
Bu bayram ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI'dır!
Türk Milleti'nin egemenliği için şehit olmaktan korkmayan, vatan için canını seve seve veren çocuklarımızın anısına Mustafa Kemal Atatürk tarafından ilan edilen ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI'dır bu bayram!
TÜRK Milleti'nin Egemenlik Bayramıdır bu bayram.
Mustafa Kemal Atatürk, egemenlik ve çocuk kelimelerini bir arada kullanarak bizlere "Türk Mileti'nin asırlar süren egemenliğinin sürmesindeki en büyük pay çocuklarımıza aittir ve bu neden bu bayram EGEMENLİK ve ÇOCUK bayramıdır" mesajını vermiştir.
***
TÜRK Milleti'nin egemenliği daim olsun!
TÜRK Milleti'nin KINALI KUZULARI varolsun!
VARLIĞIMIZ TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!


22 Nisan 2016 Cuma

MHP'de Değişimciler ve Paradigmacılar

Ülkücü Camia tam bir cadı kazanının içine atıldı.
Öyle bir cadı kazanı ki; Ülkücü Hukuku dediğimiz "paradigma" bile hak getire.
Bu cadı kazanına baktığımız vakit ilk gördüğümüz genel manzara "Değişimciler" manzarası...
Herkesin dilinde bir sihirli kelime: DEĞİŞİM.
Evet herkes değişim istiyor bu cadı kazanının içinde.
Samimi Ülkücüler var.
Yeni Türkiye düzeninin milletimize dayatmış oldu siyaset biçimi üzerinden hareket eden ve siyaseti sadece "Yenmek ve Yenilmek" olarak görmeye başlayan bu samimi Ülkücü kesim bu mantaliteye göre haklı olarak "Yenemeyen bırakıp gitsin" diyor.
Tıpkı bir futbol takımı gibi.
"Vur, kır, parçala bu maçı kazan" diyor partisinin başındaki adama.
"Maçı kazanamıyorsan da istifa edeceksin arkadaş!" cümlesi de her maç sonrasında olduğu gibi taraftarların büyük çoğunluğunca dillendiriliyor.
***
Taraftar haklı!
Ülkemizde 12 Eylül sonrasında başlatılan YENİ TÜRKİYE akımı artık böyle.
Kazanamıyorsan HİÇsin!
Dürüstlük, ilke, Ülkü, edep...
Bunların hepsi fasa fiso!
Alttan gireceksin, üstten çıkacaksın maçı pardon seçimi kazanacaksın arkadaş.
Benim derdim bu kesim ile değil.
Sonuçta bu kesim samimi Ülkücü'dür.
Bütün Türkiye gibi onlar da artık siyasetin sadece kazanmak ve kaybetmek ikilemi sınırları içinde kaldığına inandırılmışlardır.
Şimdilik buna eyvallah diyorum.
***
Taraftar MHP'nin tüm PARADİGMA (Yazılı olan ya da yazılı olmayan tüm kurallar, ilkeler bütünü yani ÜLKÜ) 'larına rağmen bir şekilde kazanmasını istiyor.
Kazanamayınca da "teknik direktör değişsin aga" demekte haklılar.
Bir de bu cadı kazanının başında elinde kepçeyle kazanı karıştıranlar var.
Bunlar da DEĞİŞİM istiyorlar.
Takımın, pardon partinin maç kazanamayışından kaynaklanan teknik direktör değişimi rüzgarını yönetenler var.
Bunların başında da sayın Meral Akşener geliyor.
7 Haziran'dan sonra milletvekili adayı olamayan ve bu tarihten itibaren özellikle cemaat medyası tarafından cilalanıp parlatılan Meral Akşener'in eline kepçe verilmiş durumda.
Meral hanım da aldı eline kepçeyi dibi tutmasın diye sürekli karıştırıyor.
***
Cumhuriyet tarihinin en muhteşem algı operatörleri olan AKP ve Cemaat Anadolu'daki son TÜRK devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni çökertmek için son algı yönetimi operasyonunu MHP üzerinde oynuyor.
Yıllardır sahnelenen tiyatro ile Ülkücü camia "yenilmekten bıkmış bir taraftar kitlesi" haline getirildi.
Ve bunun sonucunda da artık taraftar "Devlet Bahçeli İstifa" demeye, daha da öteye giderek Milliyetçi Hareket'in liderliğinden indirmek için çalışmalara başladı.
Tam bu nokta kırılma noktasıydı ve Meral Akşener sahneye itildi.
Bilirsiniz bu algıcılar hedefledikleri amacı laf arasında birine söyletirler.
Söyletirler ama halkın anlamayacağı bir şekilde, tatlı, yumuşak, incitmeden....
Ne dedi sayın Meral Akşener bir TV konuşmasında?

"MHP bu değişikliği yaparsa ben başbakan olacağım"
Bu cümle büyülü cümle.
Direkt olarak tribüne oynuyor.
Tribünler bunu duymak istiyor: KAZANMAK!
Peki sayın Meral abla bunu nasıl yapacaksınız?
Az evvel sizlere aktardığım büyümü cümlenin arkasından asıl sihirli cümle geliyor.
"Kongreyi kazanırsak çok çalışacağız! PARADİGMA değişikliği yapacağız!"
İşte zurnanın zırt dediği yer burası.
***
Nedir bu PARADİGMA DEĞİŞİMİ.
Başta bahsettiğimiz Değişimcilerle bağlantısı nedir?
MHP'ye oy veren 5.5 milyon insana sorsanız "Paradigma nedir?" diye belki bin kişi bunun anlamını bilir ya da bilmez.
"MHP'de paradigma değişimi yapacağız" demek MHP'yi değiştireceğiz demektir.
MHP'nin yazılı olan, yazılı olmayan tüm kurallarını, ilkelerini kısacası MHP'nin ÜLKÜ'sünü değiştireceğiz demektir.
Hani Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'in bir sözü vardı:
"Biz ne sağcıyız, ne solcuyuz! Biz Türk Milliyetçisiyiz ve sağ ile olan hesaplaşmamızı da şimdilik ileri bir tarihe erteliyoruz"
İşte Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'in bu sözlerine rağmen MHP'nin merkez sağ parti çizgisine çekileceğini işaret ediyorlar bize.
***
Paradigma kelimesinin ne anlama geldiğini bilmeyen büyük bir kitle de "DEĞİŞİM" kelimesinin büyüsüne kapılarak, Paradigma Değişimcilerinin peşine takılmış bulunmaktadırlar ne yazık ki.
Peki bu paradigma değişimi olursa ne olacak?
"Sandıktan bize 1 oy bile çoksa ilkelerimizden vazgeçmeyiz" dediğimiz ilkelerimiz; paradigma kelimesiyle örtülen ilkelerimiz değişince ne yapacağız!?
O zaman anlayacağız teknik direktör değişimi ile paradigma değişiminin çok farklı olduğunu ama iş işten geçmiş olacak.
Ruhunda ÜLKÜCÜLÜK'ten başka bir fikriyat, ÜLKÜCÜLÜK'ten başka bir sevda olmayanlar o zaman anlayacaklar MHP'nin hiç bir seçim kazanamama pahasına bile olsa Paradigmalarından vazgeçmemesi gerektiğini.
Ve yeni kırılmalar, yeni muhalif hareketler, yeni nifak tohumlarıyla cebelleşirken Türk Milliyetçileri, TÜRK DÜŞMANLARI bizi dağıtmak için bir süre ara verdikleri ittifaklarını yeniden kuracaklar.
Çözüm süreci buzdolabından çıkartılacak!
Anayasa'dan TÜRK çıkartılacak.
Üniter devlet yapısı federatif devlet yapısına dönüştürülecek.
Önce eyaletlere sonra kukla devletlere bölünecek bu güzel ülkemiz.