22 Aralık 2015 Salı

Ay doğdu üzerimize!...

Kandil kutlamaları dini bir vecibe değil!
Bunu anladık.
Son derece de doğru bir tespit.
Dini bir vecibe değil, dini bir gelenek.
Olsun mu!?
Elbette olsun!
Sevgi'nin,
Saygı'nın,
Hele ki;
Eş, dost, akraba ziyaretlerinin unutulmaya yüz tuttuğu günümüzde kesinlikle olmalı, yaşamalı Kandil geleneği..
***
Bugün ve bu gece insanlık tarihinin en önemli günlerinden biri olan Hz. Muhammed (SAV)'in yeryüzünü şereflendirmesinin yıl dönümünü yani doğum gününü kutluyoruz Allah'ın izniyle...
Öyle pasta kesip, mum üflemeyeceğiz elbette...
Alkışlar tutup, Hapi Bört Day türküsünü de çığırmayacağız...
Ne yapacağız pekala!?
Ne yapmalıyız!?
İnternet sayfalarında, sosyal medya gündeminde bol bol tavsiyeler var.
Mevlid kandilinde yapılacak ibadetler...
Okunacak dualar...
Çekilecek tesbihler...
Ve daha niceleri...
***
Hiç kimse;
- Arkadaş hiç bir şey yapmayın, sadece ve sadece Hz. Muhammed'i ve Ona vahyedilen Kur'an-ı Kerim'i anlamaya çalışın demiyor.
İbadet edin!
Anlamadığınız kitabı bol bol anlamadan okuyun.
Başkalarının ettiği duaları siz de tekrar edin.
***
Gelin bu geceyi farklı kılalım.
Bu gecenin ruhuna uyalım.
Ulu Tanrımız Allah-ü Teala'nın bizleri sevgilisi ile şereflendirdiği bu kutlu gecede Hz. Muhammed'i anlamaya çalışalım...
Onun kız çocuklarına ve kadına verdiği değeri anlamaya çalışalım.
Onun hayvanlara verdiği değeri anlamaya çalışalım.
Onun insanlara verdiği değeri anlamaya çalışalım.
Alemlerdeki en yüce makama sahip olan Hz. Muhammed'in neden yamalı hırka giydiğini anlamaya çalışalım.
Onun eşitlik ve adalet ilkelerini anlamaya çalışalım.
***
Hz. Muhammed'i anlamaya çalışalım.
Onu gerçekten sevmek Onu anlayıp, Onun gibi yaşamaya çalışmakla mümkündür.
Önünde hiç kimsenin eğilmesine bile müsaade etmeyen O yüce insanın mütevazi yaşamından ibret alalım.
İbret alalım da yaşadığımız şu lüks hayattan utanalım biraz!
Onun makamından daha yüce bir makam olmadı, olmayacak!
Böylesi bir yüce makama sahip olan bir Peygamber'in ümmeti olarak, geyik derisi koltuklarda sefa süren makam mevki budalası insanların önünde eğilip bükülmekten vazgeçelim!
***
Ulu Tanrımız Allah-ü Teala'nın bizlere en büyük nimeti olan Hz. Muhammed'i anlamak...
Sadece Onun yaptığı ibadetleri yapmak, Onun okuduğu duaları tekrarlamak değildir Onu anlamak...
Onun gibi yaşamaktır...
Yamalı hırka giyen Peygamber'in ümmeti olarak,
O kutlu insanın hayatı boyunca bir kere dahi olsa bir kaba döşekte uyumadığını biliyor muyuz mesela!?
Düşünebiliyor muyuz!?
Bir türlü kendimizi rahat ettiremeyip de sürekli değiştirdiğimiz yatakların parasıyla kaç yetimin karnı tok, sırtı pek olurdu!?
Düşünebiliyor muyuz!?
Şu rengini, modelini, kumaşını, derisini beğenmeyip, sürekli yenilerini aldığımız ayakkabılar, elbiseler ve bir sürü ev eşyalarının parasıyla kaç fukaranın derdi tasası sona ererdi!?
Düşünebiliyor muyuz!?
Yaşadığımız lüks yaşamın çok azından fedakarlık etsek bile, kaç işçinin, kaç emeklinin, kaç memurun yaşam standardı bizim yaşam standardımıza yakın olurdu!?
***
Ne yapalım ki!?
Ya düşünün ve Onu anlamaya çalışın!
Ya da boşverin!
Birkaç rekat namaz, biraz Kur'an, biraz tesbih, biraz dua taklidi...
Yani Hz. Muhammed'i anlamadan yaşamaya devam...
En kolayı da bu değil mi zaten!?


19 Aralık 2015 Cumartesi

Adam olabilmek!..

En mühim mevzudur adam olabilmek.
Fakat bundan daha mühimi kime göre adam olabilmek meselesi var.
"Adam olacak çocuk" diye başlayan cümleler ile girer hayatımıza bu adam olabilmek telaşı.
Her hareketinizden birileri bir mana çıkartır.
Daha çocuk olamadan adam olabilmenin derdine düşersiniz...
***
Kimine göre adam olmak, zengin olmaktır.
Paran varsa adamsındır.
Herkes sana saygı duyar.
Herkes seni sever.
Hatta hızını alamayanlar el pençe divan dururlar karşında...
"Parasız adam lüzumsuz adamdır" onlara göre.
Bizleri yaratan ulu Tanrımız Allah-ü Teala'nın "Rızık sadece Allah'tandır" buyruğunu kimse iplemez.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)'in yamalı hırkası,
Hz. Ali'nin evlenebilmek için Zülfikar'ı satması bu tür adamcıların umurunda bile değildir.

***
Kimileri için adam olabilmek kariyer meselesidir.
Adam olabilmek için doktor olmalısınız, avukat, savcı, hakim...
Ne bileyim en azından bir öğretmen olun ki adam olduğunuzu anlayalım.
Hani okumaya yazmaya kafanız basmıyorsa da biraz kurnaz olun.
"İşinizi bilin" en azından bir siyasi düşünceye yalanıp bir yerlerde amir, memur, müdür filan olun.
Onur, gurur, haysiyyet gibi olguları bir kenara atın,
Birilerinin borazanlığını yapıp bir makam mevki sahibi olun ki, cümle alem anlasın, görsün sizin de bir adam olduğunuzu...
***
Nasıl adam olacağız ki!?
Kime göre adam olacağız ki!?
Bu iki seçenek dışında adam olmak kavramı yok mudur acaba!?
Mesele Hz. Muhammed (SAV)...
Bir yamalı hırka ile nasıl adam olmuş!?
Nasıl Allah'ın sevgilisi olmuş?
Akşamları rahatça uyuyabileceği bir döşeği bile olmayan bir insan evladı nasıl adam olabilmiş acaba!?
Ve bizim büyüklerimizin bize neden Onun gibi bir adam olabilmeyi öğretmiyorlar!?
O kadar zor, Ali gibi adam olabilmek!?
O kadar mı zor, haksızlık karşısında susmadan direnebilmek?
***
O kadar mı zor ve gereksiz Allah'ın emrettiği gibi adam olabilmek?
Neden bize hep ya para kazanarak ya da makam mevki sahibi olarak adam olabileceğimiz söylendi hep!
Beş vakit Allah'ın huzurunda secdeye varan beyinler,
Ramazan'da Allah için aç kaldığını söyleyen diller bize neden Allah için dam olmayı söyleyip öğretmediler?
Ebubekir gibi dosta ömür adamak,
Ömer gibi dost için ölüme yürümek,
Osman gibi dava için servetini harcamak,
Ali gibi fakirliği fazilet bilmek ne zaman adamlık olacak bu kahpe dünyada?


4 Ekim 2015 Pazar

BİRLİK - İNANÇ - İKTİDAR (2) "İnancımız, en güçlü silahımız…"

İnandık…
Anayurttan, Bozkurt’un rehberliğinde yürüdüğümüz yolda Göktanrı’ya inandık…
Tanrı BİR’dir dedik…
Araplar gibi helvadan tanrılar yapmadık…
Avrupalılar gibi yarattığımız tanrılara da tapmadık…
***
Tek tanrı inancıyla çıktığımız yolda;
Tevhid ile buluştuk…
Lailehe illallah!
Allah’tan başka tanrı yoktur…
Muhammeden Rasülüllah!
Ve Muhammed (SAV) Allah’ın elçisidir…
İnandık…
İman ettik…
***
Hoca Ahmet Yesevi dergahından aldığımız iman gücüyle yürüdük…
Yürüdük Anadolu kapılarına…
Horasan Erenleri olduk…
400 İnançlı yürekle Anadolu topraklarına İslam sancağını diktik…
***
İnandık…
Alparslan olduk…
Alparslan’ın erleri, İslam’ın neferleri olup, kendi yarattıkları tanrılara tapanlara “Tanrı BİRdir, bizleri yaratan alemlerin tanrısı Allah-ü Teala’dır dedik…
Muhammed (SAV)’e görmeden inandık…
O’nun övgüsüne mazhar olduk…
***
İnandık,
Kılıç Arslan olduk, Allah’ın arslanı, yiğitlerin şahı Hz. Ali’nin Zülfikarı’nın gölgesini tüm zalimlerin boynuna indirdik…
Tanrıların adaleti arasında mazlum olanlara Allah’ın adaletini götürdük…
Zalimlere Hz. Hamza olup, korku saldık, Mazlumlara Hz. Osman olup merhamet ettik…
***
İnandık…
“Biz Türküz” dedik, dünya tarihinde çağ açıp çağ kapattık…
En büyük imparatorluğu üç kıtaya egemen kıldık.
Zalim olmadık.
Mazluma bir tekmede biz vurmadık…
***
İnandık…
İnancımızdan aldığımız güçle, insanlık tarihinin en büyük destanlarını yazdık…
Mevlana olduk, insanların kalbine girdik.
Yunus Emre olduk, insan sevgisinin, Allah sevgisinin yüceliğini yazdık mısralara…
Hacı Bektaş Veli olduk, yol gösterdik erenlere.  
Pir Sultan Abdal olduk, aydınlattık karanlıkları…
***
İnandık…
Bu davanın kutsiyyetine inandık.
Bozkurt bakışlı Mustafa Kemal olduk, “Bittiler” dedikleri anda küffarın;
Şahlanıp yeni bir devlet kurduk Anadolu topraklarında.  “Biz Türküz” dedik bir kez daha. Yeni bir destan yazdık. 
Bir kez daha bu topraklardan Türk adının silinemeyeceğini yedi düvele gösterdik.
***
İnandık…
İnancımızla yürüdük dikenli yollarda.
Yılmadık, yıkılmadık…
Her seferinde ayağa kalkıp, bütün dünyaya haykırdık:
“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”
***
İnandık…
Başbuğ Alparslan Türkeş’in gösterdiği hedeflere koştuk.
Yolumuz 9 Işık ile aydınlandı.
Aydınlığı tüm ülkemizde hakim kılmak için, inandık…
***
Şimdi, birliğimizle, dirliğimizle ve inancımızla İktidar olma vaktidir…

2 Ekim 2015 Cuma

BİRLİK - İNANÇ - İKTİDAR (1) "Gelin canlar BİRLİK olalım…"

Bir olmak, birlik olmak…
Aynı davaya inananlar için davanın temel yapısıdır birlik olmak. Aynı davaya aynı inançla bağlı olan insanlardan oluşan cemiyetler içindeki bireyler birbirini sevemiyorsa, birlik ve beraberlik içinde olamıyorsa ne yapılırsa yapılsın o cemiyet başarılı olamaz. Bu sebepledir ki, iktidara giden yol BİR olmakla başlar…
***
Bir olacağız, Birlik olacağız…
Tanrı Dağı kadar Türk, Hira dağı kadar İslam olabilmek, bu duygu ve inançta birleşenlerin Birlik olabilmesiyle bir değer kazanacak ve bize iktidar yonunu açacaktır…
***
Bir olacağız, Birlik olacağız…
Anayurt’tan çıkıp, Anadolu kapılarını Türk – İslam medenyetine açan ve 1000 yıldır bu coğrafyada Türk – İslam medeniyetinin hakim olmasını sağlayan Sultan Alparslan’ın ordusundaki şehitler ve gaziler yüzü suyu hürmetine birlik olacağız.
***
Bir olacağız, Birlik olacağız…
Mekke’nin üzerine bir güneş gibi doğup, bizleri ve tüm alemleri İslam güneşi ile aydınlatan, bizleri ulu Tanrımız Allah-ü Teala’nın yolunda gitmekle şereflendiren, kalplerimize İslam’ın nurunu saçan, gönül kapılarımızı sevgi, kardeşlik, rahmet ve berekete açan, alemlere rahmet olarak dünyamızı şereflendiren yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (SAV)’in ve bu ilahi davanın ilk şehit ve gazilerinin aziz ruhlarını şadetmek, onların sancağını yere düşürmemek için birlik olacağız…
***
Bir olacağız, Birlik olacağız…
Sadakatin abidesi Hz. Ebu Bekir için;
Adaletin abidesi Hz. Ömer için;
Cömertlik abidesi Hz. Osman için; 
Allah’ın arslanı, Kur’an-ı Kerim’in hizmetkarı Hz. Ali için;
Birlik olacağız…
***
Bir olacağız, Birlik olacağız….
Bir çağ açıp, bir çağ kapatan, Türk – İslam sancağını Bizansın kalesine diken, Üç Hilal’li bayrağımızı üç kıtada adaletin simgesi olarak yüzyıllarca dalgalandıran, bütün dünya milletlerine Türk milletinin gücünü gösteren, İslam toplumunun halifeliğini yapan Osmanlı İmparatorluğunu, kuran ve yücelten tüm padişahlarımız, komutanlarımız, şehit ve gazilerimizin aziz ruhları için, birlik olacağız…
***
Bir olacağız, birlik olacağız…
Yedi düveli dize getirip, tarihin en büyük Kurtuluş Destanı’nı yazarak, bizlere onlarca yıldır huzurlu bir yaşam sürdürdüğümüz bu güzel ülkemizi armağan eden büyük Komutan Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk ve tüm silah arkadaşları ile, şehit ve gazilerimizin aziz ruhlarını şadetmek için, birlik olacağız…
***
Bugün Milliyetçilik Bayrağı’nın gönüllerimizde dalgalanmasını sağlayan, Türk – İslam davasını tüm zorluklara rağmen sonsuza dek muhafaza ve müdafaa edeceğimiz bir yapıyı bizlere armağan eden, “Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslümanız” sözleriyle bizlere güç veren kimliğimizi en güzel şekilde anlatan, 9 Işık doktrini ile yolumuzu aydınlatan, bu dava uğruna türlü işkencelerden başı dik çıkan, kahpelerin kahpelikleri karşısında boyun eğmeyen, davamızın önderi Başbuğ Alparslan Türkeş’in aziz ruhu için birlik olacağız…
***
Bir olacağız, birlik olacağız…
Ülkemizin karanlık bir dönemden geçtiği yıllarda, sokaklarda İslam ve Türklük düşmanlarının cirit attığı dönemlerde, bu kutlu davayı sırtlayan, bu dava için can verip, can alan, ömrünün baharında karanlık sokaklarda Türk – İslam davası uğruna şehadet şerbetini içen Ülkücü şehitlerimizin aziz ruhları için, Zindanlarda, Tabutluklarda türlü işkencelere maruz kalan, gün ışığı yerine 9 Işık’ın aydınlığına sığınan Yusufiyeliler’in çektikleri çilelerin yüzü suyu hürmetine birlik olacağız…
***
Bir olacağız, birlik olacağız…
İnancımızın iktidara yürümesi için birlik olacağız….

8 Eylül 2015 Salı

400 vekil meselesi...

Her şey 7 Haziran seçimleri öncesinde başladı.
Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Cumhurbaşkanı bir siyasi parti lehine mitingler düzenledi.
AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan parti adı vermeden yaptığı konuşmalarda sürekli "Bir parti" yi işaret ediyor ama isim vermiyordu.
"Şu parti bu parti demiyorum bakınız bir parti diyorum" diyordu ve bu salak (!) millet de onun hangi partiyi kastettiğini bilmiyordu.
***

7 Haziran seçimleri öncesinde Recep Tayyip Erdoğan mitinglerinde 400 milletvekili gündeme geldi.
Konuşmalarında sürekli olarak "Sizden 400 vekil istiyorum" diyordu önceleri...
Sonraları "Bakın şu parti bu parti demiyorum, sadece 400 milletvekili verin" diyorum söylemi gelişti.
Yani bu sözden akıllı bir insanın anlayacağı şudur; "Türkiye Komünist Partisi de olsa 400 vekil verin"

Bizim gibi aklı yetersiz olanlar ise; "AKP'ye 400 vekil verin" anlamını çıkarıyordu!..
Zaman ilerledikçe bu 400 vekil söylemi gelişme kaydetti!..
Son olarak Recep Tayyip Erdoğan "400 vekil verin bu iş huzur içinde çözülsün!" söylemini gerçekleştirdi...
***
Yani ne demek istedi!?
400 vekil vermezseniz huzur olmayacak mı demek istedi!?
Bir türlü açık açık konuşmuyor.
Tek söylediği "400 Vekil"

400 vekil olmazsa huzur da olmaz!
Bunu ülkenin Cumhurbaşkanı söylüyordu!
Kehanette bulunuyor!
400 vekil olmazsa huzur olmaz, olmayacak demeye getiriyor!
Ya da biz yanlış anlıyoruz.
Recep Tayyip Erdoğan "400 vekil verin huzur içinde çözülsün her şey" diyor!

***
Seçimler yapıldı.
400 vekil hayal oldu!
AKP tek başına iktidar imkanını da yitirdi!
Lakin ne hikmetse Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gerçek oldu.
Huzur kalmadı ülkede...
Pkk denilen bebek katili terör örgütü acımasızca saldırmaya, kahpe pusular kurmaya hız verdi.
Dolar tarihin en üst seviyelerine çıktı.
400 vekil hayal oldu, huzursuzluk ve kaos hakim oldu memlekete...

***
Yaşanan terör saldırıları sonucunda 100'e yakın şehit verdik kısa sürede.
Recep Tayyip Erdoğan yine sahnelere çıktı 400 vekil ile.
"Bir parti 400 vekil alabilmiş olsaydı, bunlar yaşanmazdı!"
Bu sözlerden bizim anladığımız bu terör olayları 400 vekil bir partiye verilmediği için meydana geliyor.
Bu parti hangi parti.
Doğal olarak biz AKP olduğunu anlıyoruz.
Ama biz salağız yanlış anlıyoruz.
Aslında Recep Tayyip Erdoğan her hangi bir partiyi kastediyor mesela Liberal Demokrat Parti de olabilirmiş!!!
***
Hepsine eyvallah diyelim.
Benim ve eminim bütün ülke halkının anlayamadığı bir konu var.
Bu 400 millet vekili olsaydı ne olacaktı?
İktidar olduğu 13 yılda bu ülkenin Genel Kurmay Başkanı'nı bile kodese tıkacak kadar büyük bir güce sahip olan AKP ne yapmak istedi yapamadı ve 400 vekile ihtiyaç duydu.
Ya da Büyük Birlik Partisi alsaydı bu 400 vekili ne olacaktı?
Ne olacaktı da bu terör eylemleri olmayacaktı?
Bu terör eylemleri 400 vekil verilmediği için yapılıyorsa bu eylemleri yapan PKK'nın bu 400 vekilden menfaati ne olacaktı?
***
Öyle ya!
Pkk bu eylemleri 400 vekil herhangi bir partiye verilmedi diye yapılıyorsa, bu soruyu sormak hakkımız değil mi!?
Bir parti 400 milletvekili alınca Pkk eylem yapmayacak mıydı?
Eğer öyle ise, Pkk terör örgütünün bu 400 vekilden beklentisi neydi!?
Şu parti için istedi, bu parti için istedi.
Tamam biz salağız AKP için istedi zannettik ama Cumhurbaşkanı farklı şeyler kastetmiş.
Orasını anladık!
Anlayamadığımız, bu 400 vekil 1 parti tarafından alınınca ne olacaktı da PKK terör örgütü bu eylemleri yapmayacaktı!?

1 Ağustos 2015 Cumartesi

Tribünde Yeniden BİR MİLLET OLABİLMEK!

Daha dün gibi.
Biz öyle bir millettik ki;
Ülke sınırları içinde ezeli rakip olduğumuz takımların, ecnebi takımlarla oynadığı maçlarda hepimiz o takımlı olurduk.
Tribünde yaşatırdık renklerin kardeşliğini.
Antalya'da sevinirdik yenerse bir takımımız bir ecnebi takımını
Yenilirsek bir "Gavur" takımına Trabzon'da üzülürdük.
Ağrı'da sokaklara sığmazdık,
Fener, Fransız takımına Fransa'da üç attığında.
Sevilla, ESES'e 3 golle boyun eğip, Porsuk'un sularına gömüldüğünde,
Bütün Türkiye tek yürek olup sevinirdik...
Gassaray, Xamax'a 5 atıp elediğinde, Erzurum'da yer yerinden oynar, Şanlıurfa'da zılgıtlar göklere değerdi..

Al Bayrağımız ellerimizden düşmezdi.
Ağrı'da, Mardin'de, Diyarbakır'da, Adıyaman'da...
Türkiye, Türkiye, Türkiye diye bağırırdık kol kola girip...
Öyle bir ruha bürünürdük ki;
Sanki bulunduğumuz her yer Conk Bayırı...
Ve sanki karşımızdakiler yurdumuzu istila etmeye çalışan 7 Düvel askerleri...
Öylesine coşkuluyduk,
Öylesine gönül birliği içindeydik...
Her birimiz bugün Çanakkale Şehitlikleri'nde bir gurur abidesi gibi duran,
Diyarbakırlı Celal,
Manisalı Adnan,
Adanalı Halil,
İstanbullu Hristo,
Hataylı Rıdvan,
Rizeli Temel,
Artvinli Hasan,
Samsunlu Hidayet,
Ankaralı Salih,
Ercişli Hacı İlyas gibiydik...

13-14 senede biz tribünlerde böyle bir milletken,
Bugün nasıl ayrı ayrı milletler haline geldik.
Beşiktaş'ın mağlubiyetine üzülüp, Trabzon'un galibiyetine sevinen bir milletken,
Şimdi nasıl oldu da, kendi takımlarımızın rakiplerinin galibiyeti için dua eder olduk?
Ne çabuk unuttuk Göztepe Avrupa takımlarını bir bir dize getirirken sevinç gözyaşları döktüğümüz günleri?
Bizi önce tribünde böldüler.
Futbol'un gücünü ne yazık ki; bizi bölmek için kullandılar.

Biz böyle değildik.
Bu kadar kolay kendimize düşman olmamalıydık.
Bu kadar kolay böl-parçala-yut taktiğinin kurbanı olmamalıydık.
Hiç unutamam!
Bir keresinde, BJK ile ESES maçı vardı.
Yarım kalan maç sonunda ESES küme düşmüştü tarihinde ilk kez...
Ve o gün ben, gözyaşı döken onbinlerce ESES sevdalısının yanısıra "Olur mu ulan, olur mu!? ESES küme düşer mi? diye kendi kendine söylenerek gözyaşı döken Beşiktaşlı abileri gördüm...
Biz böyle bir milletken, şimdi bizi Türk takımına karşı ecnebi takımları destekleyen bir millet haline getirdiler.

Türkiye topraklarında, Misak-ı Milli sınırları dahilinde "Ne mutlu Türküm diyene" sözünün çatısı altında kardeşçe bir millet olabilmiş bizleri bölebilmek için oynanan bu oyuna yenildik. Üzerimizdeki bu ihanet planına mağlup olduk. Sonunda Türk, Türk'e düşman oldu...
Geri dönemez miyiz?
Tribünlerde yeniden bir millet olamaz mıyız?
Belki çok önemsemiyoruz bu durumu,
Belki "Ne alakası var" deyip geçebilirsiniz söylediklerime,
Belki "Avrupa'da da oluyor böyle şeyler" diyerek geçiştirebilir, yapılan ihanet projesini savunabilirsiniz...
Yine de bir düşünelim,
Birbirimize düşman olmanın ne faydası var bizlere millet olarak,
Birbirimizi sevmenin, bayrağımızı sevmenin, milletimizi sevmenin ne faydası var?

Bir terazide tartalım ve ona göre karar verelim.
Mesela önümüzdeki Avrupa Kupası maçlarında oynayacak takımlarımızın taraftarları maçlara kendi takımlarının bayraklarıyla değil de sadece TÜRK Bayraklarıyla gitseler...
Evlerimizde,
Kıraathanelerde,
Birahanelerde,
Çay ocaklarında,
Lokantalarda,
Her nerede bulunuyorsak,
Maçın oynanacağı gün ve saatte yanımızda bir TÜRK bayrağı bulundursak,
Yenince bayraklarımızı sallayarak sevinsek,
Yenilirsek de başımızı eğip, bayrağımızı dik tutarak üzülsek...
Ne kaybederiz?
Ne kazanırız?

Biz bunu başarabiliriz.
Bizi bölmek için türlü oyunlar çeviren Haçlı Ordusu'nun bu psikolojik oyunlarına karşı ancak ve ancak YENİDEN BİR MİLLET OLARAK karşı koyabilir ve bu oyunu oynamaya çalışanları çimlere gömebiliriz...
Ne dersiniz?
Çok mu hayalperestim sizce?



21 Haziran 2015 Pazar

ADAM!... BABAM!..

Öyle pek çok baba gibi,
Bizleri kucağına alıp doya doya sevmeye vakti olmadı.
Akşam eve geldiği vakit,

Bizimle oynayamadı,
Takati kalmazdı,
Hep yorgundu...
Yine de bir sonraki günün rızık kapısı için çalışırdı geceleri de...
Hiç durmadı,
Hep çalıştı.
Bir tek derdi vardı;
Evlatlarının kursağından haram lokma geçirmemek...
***
Ata mesleği kaşık yaparak başlamış rızık savaşına,
Dağlara tırmanmış, dağlarda yatmış.
Sıcaklarda kavrulmuş,
Soğuklarda üşümüş elleri...
Eğdi tutmaktan, keser sallamaktan, kaşık taslamaktan parmakları yamulmuş.
Nasır tutmuş elleri.
Yüreğindeki sıkıntılar çizgi çizgi yüzünde belirmiş,
Usta bir ressam gibi,
Yüzüne çizmiş en güzel resmi...
***
Gurbete düşmüş.
Taşı toprağı altın denen memlekete gelmiş.
Tek derdi evlatlarına helal lokma yedirmekmiş.
"Hasan efendi gel etme eyleme şu hazine arazisinden sana da bir yer çevirelim, ilerde nasılsa tapusunu verirler" dediklerinde;
"Ben evlatlarıma tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedirmem" deyip uzak durmuş haramdan.
Hep çalışmış.
Gece demeden gündüz demeden...
Tek derdi varmış;
Evlatlarının kursağından haram lokma geçirmemek...
***
Yıllar geçti gitti.
Babam bir kere olsun saçlarımızı okşamadı.
Mecali kalmazdı bu zorlu savaşın içinde.
En büyük serveti verdi bize, rızkımızı hep helalinden kazandı.
Her lokmamızda babamın alınterinin tadı vardı, misler gibi...
Her güzellikten daha güzel olduğunu baba olunca anladık babamızın helal lokmalarının...
Sinir küpü olurdu.
Bağırır, çağırır, kızardı.
Helal rızık kazanmak zordu, meşakkatliydi.
Belki de bize değil de düzeneydi kızgınlığı...
***
Yaşı 80 oldu nerdeyse...
Babam halen çalışıyor.
Alnından halen ter akıtıyor.
Rızkı halen en helalinden.
O helal rızık için savaştıkça Rabbim ona güç verdi kuvvet verdi.
Çalıştı, çalıştı, çalıştı ve halen de çalışıyor.
Emekçi oldu,
Sanatkar oldu,
Öğretmen oldu,
Meşhur bile oldu benim babam...
Gazeteler, televizyonlar, dergiler onun eserlerini yayınladı.
O hep çalıştı helal rızık için...
***
Varolasın babam,
Sağolasın babam,
Bizler senin bize yaptıklarının yüzde birini bile sana yapamadık.
En büyük şükrüm, yedirdiğin helal lokmalardır babam.
Hakkın ödenmez asla!
Hakkını helal eyle babam!