Bir asra yakın şanlı bir geçmişi olan Kasımpaşa Spor Kulübü futbol şubesinde yaşanan gelişmeler herkesin dikkatini çekmiş, hatta birçoğumuz "Noluyoruz uleyn" naraları atarak şaşkınlığımızı dile getirmiştik. Durduk yere ülkenin en zengin adamları yetmiyormuş gibi bir de dünyaca tanınmış zenginlerden Azeri bir vatandaş da birden "Kasımpaşalı" oluvermişti. Kulübün Turgay Ciner'e satılacağı yaklaşık bir yıldır konuşuluyordu. Bir anda ortaya konulan operasyon ile Turgay Ciner'i bile sollayıp geçen zenginler tayfası Kasımpaşa Spor Kulübü Derneği'nin futbol takımını satın alıvermişlerdi. Uzun zamandır başarıya aç olan taraftarın büyük bir kesimi bu "satış"tan son derece memnun göründü. Arka arkaya flaş transferler de gelince "tadından yenmez" olmuştu bu yeni yönetim. Bizim gibi "pipirikli herifler" tayfası ise, bu satışın altından ber nane molla çıkacak diye pusuda bekliyorduk.
***
Günlerden bir gün "Sadece Kasımpaşa" diyebilen yürekli Kasımpaşa taraftarlarından Veysel Erdoğan TFF'nin internet sitesine girer ve kulübü ile ilgili bilgilere bakmak ister. Aman Allahım, bir de ne görsün. TFF sitesinde Kasımpaşa Futbol Takımı'nı (dandik medya Kasımpaşaspor diyor) temsilen yepyeni ve uyduruk bir logo konulmuş. İşte o an kıyametin koptuğu andı. Benim gibi pusuda bekleyen "pipirikli herifler"in beklediği an bu andı. Bu olay sonrasında birilerinin yakıştırması olan "pipirikli" olmaktan gurur duymadım desem yalan olur. Bunca zenginin bir araya gelip birden bire Kasımpaşalı oluvermesinden pipiriklenmeyecektikte neden pipiriklenecektik ki...
***
Bizim Fransız Renaud ve İspanyol Victor da birden Kasımpaşalı oluvermişlerdi ama onlar farklıydı. Onlar Erasmus kapsamında geldikleri ülkemizde hasbel kader kısa bir süre de olsa Kasımpaşa sınırları dahilinde ikamet ettikleri için kendilerini Kasımpaşalı hissetmişler ve ellerini yüreklerinin üzerine götürerek "En büyük Kasimpasa" diyebilme yürekliliğini gösterebilmişlerdi. Ayrıca Renaud ve Victor Kasımpaşa taraftarı ile bir iftar yemeği yemiş, ardından yapılan sohbet sırasında Arma Altı'nda çekilen fotoğraf ile Kasımpaşa ARMA'sına olan sevdalarını pekiştirmişlerdi. Onlar gibi bir anda Kasımpaşalı oluveren yeni yönetim kurulunu ise, biz hiçbir zaman böyle bir manzara içersinde göremedik.
***
ARMA değiştirme operasyonu ile birlikte pipiriklenme sebebimiz olan bazı sorular gündeme geliyor ister istemez. Nedir bu sorular!? Öncelikle en çok kafamızı kurcalayan soruları sizlerle paylaşmak isterim.
1- Taksim Meydanı'nda bulunan ve futbol takımının önemli gelir kaynaklarından biri olan acık otopark ile ilgili geleceğe dönük bir proje var mıdır!? Burası peşkeş çekilen ve ARMA'sı değiştirilen Futbol Takımı'na mı aittir yoksa kirli ellerin uzanamadığı Kasımpaşa Spor Kulübü Derneği'ne mi!?
2- Mevcut stadımız ile ilgili geleceğe dönük bir proje var mıdır!? Değişen İstanbul'da en değerli yerlerden biri haline gelen Kasımpaşa Stadı'nın bulunduğu yer ile ilgili değişim ve dönüşüm projelerinde herhangi bir tasarruf var mıdır!? Kemerburgaz'a tesislerin yanında yeni bir stad yapılacak mıdır!?
3- Yine kulübün en önemli gelir kaynaklarından biri olan LEMAR binasındaki katlı otoparkın geleceği ne olacaktır.1?
***
Bu soruların cevapları çok önemlidir. Bu sorulara konu olan yerler bugün İstanbul'un en değerli arazilerine sahip olan yerlerdir. Devasa AVM ve Oteller için son derece uygun yerlerdir. Bugün ARMA'yı değiştirenler yarın bir gün biz stadı Kemerburgaz'a yapacağız bu stadın yerine de Oteller ve AVM'ler yapacağız diyebilir. Eğer bu söylediklerimiz birgün gerçekleşirse peşkeşin boyutunu o zaman anlayabiliriz. Biz pipirikli adamlar olarak olası gerçekleri alacağımız tüm tepkilere rağmen dile getirmek zorundayız. "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" düsturu ile üzerimize düşeni söylemek zorundayız.
***
"Sadece Kasımpaşa" diye haykırabilen yürekli Kasımpaşa taraftarına çok iş düşüyor. Bu peşkeşin önüne geçmek bizim elimizde. Kasımpaşa taraftarını yok sayarak futbol takımının ARMA'sını değiştirenler aklımıza gelen her türlü fenalığı da yapabilirler...
10 Ağustos 2012 Cuma
8 Ağustos 2012 Çarşamba
ARMA'ya uzanan eller kırılır....
Değerli okurlarım;
Bugün aslına bakarsanız bu satırları yazmak hiç ama hiç içimden gelmiyor. Ceplerine doldurdukları Avrolarla , Dolarla her şeyi satın alabileceklerini zaten insanlık müsveddelerinin saygısızlıkları bizim gibi sevda peşinde koşanların yaşama sevinçlerini alıp götürmektedir. Onlar zannediyorlar ki, hayatta her şey paradır ve paranın satın alamayacağı hiçbir şey yoktur!!!
***
Bildiğiniz üzere bu sezon Türkiye 1. Lig'inde play off gurubunda şampiyon olarak Süper Lig'e çıkan Kasımpaşa Spor Kulübü AKP yandaşı bir medya patronu ve Gülen cemaatinin ileri gelenlerinin oluşturduğu bir konsorsiyum tarafından satın alındı ve AŞ yapıldı. Hemen arkasından başlayan transfer bombardımanı ile Kasımpaşa taraftarının ve futbol kamuoyunun takdirini toplayan bu gurup sessiz sedasız onbinlerce insanın gönül verdiği Kasımpaşa Spor Kulübü'nün armasını değiştirme cüreti göstermiştir. Belki aranızdan bazıları "Yahu yeni logo eskisinden çok daha güzel olmuş, bırakın değişsin" diye düşünecek olabilirsiniz. Fakat şunu da unutmayalım ki 1921 yılından bu yana kullanılan logo sevdalısı binlerce yürek var. Bu yürekleri yok sayamazsınız.
***
Cepleri para dolu zengin işadamları; yapmış olduğunuz bu icraatınızdan anladık ki, sizlerin yürekleri 25 litrelik boş yağ tenekesinden farksız. Yüreğinizden azıcık sevda zerresi olsa bu logoya sevdalı binlerce insanı YOK SAYMAZDINIZ!!! İçinde Ay-Yıldız'lı bayrağımızı taşıma şerefine nail olmuş ülkemizin nadir armalarından biri olan 90 yıllık armamız bir gün içinde yangından mal kaçırır gibi değiştirilecek kadar değersiz değildir. O armayı bu kadar değersiz görenler bilsinler ki, Kasımpaşa'da kendileri gavur parasıyla üç kuruş değer bulamazlar. Bozuk para gibi harcar Kasımpaşalı adamı!!!
***
O Arma ki, ülkemize dünya şampiyonlukları kazandırmış olan cihan pehlivanlarının göğüslerinde değer kazandı. O arma ki, amatör kümelerde bile olsa peşinde koşanların alınterleriyle değer kazandı. Siz belki bu değerleri anlayamazsınız. Anlamaya gücünüz yetmez, ama şunu bilin ki; o armaya bu değeri kazandıranlar o armayı korumasını da çok iyi bilirler.
***"
Lafın uzunu aptala söylenirmiş" diyerek sizlere kısa yoldan bir çağrıda bulunuyorum. Acilen Kasımpaşa taraftarından özür dileyerek TFF sitesine o şanlı armamızı yeniden koydurun. Bunu yapmıyorsanız kamyon yükü paranızı münasip bir yere sokup, Kasımpaşa'dan defolun gidin! Kasımpaşa Spor Kulübü sevdalıları sizin sevdamızı bile satın alabileceğinizi düşündüğünüz paranızla şampiyonluklar yaşamaktansa onuruyla amatör kümelerde mücadele etmeyi tercih edecektir...
***
Akıllı olun, yoksa aklınızı alırlar!
Bugün aslına bakarsanız bu satırları yazmak hiç ama hiç içimden gelmiyor. Ceplerine doldurdukları Avrolarla , Dolarla her şeyi satın alabileceklerini zaten insanlık müsveddelerinin saygısızlıkları bizim gibi sevda peşinde koşanların yaşama sevinçlerini alıp götürmektedir. Onlar zannediyorlar ki, hayatta her şey paradır ve paranın satın alamayacağı hiçbir şey yoktur!!!
***
Bildiğiniz üzere bu sezon Türkiye 1. Lig'inde play off gurubunda şampiyon olarak Süper Lig'e çıkan Kasımpaşa Spor Kulübü AKP yandaşı bir medya patronu ve Gülen cemaatinin ileri gelenlerinin oluşturduğu bir konsorsiyum tarafından satın alındı ve AŞ yapıldı. Hemen arkasından başlayan transfer bombardımanı ile Kasımpaşa taraftarının ve futbol kamuoyunun takdirini toplayan bu gurup sessiz sedasız onbinlerce insanın gönül verdiği Kasımpaşa Spor Kulübü'nün armasını değiştirme cüreti göstermiştir. Belki aranızdan bazıları "Yahu yeni logo eskisinden çok daha güzel olmuş, bırakın değişsin" diye düşünecek olabilirsiniz. Fakat şunu da unutmayalım ki 1921 yılından bu yana kullanılan logo sevdalısı binlerce yürek var. Bu yürekleri yok sayamazsınız.
***
Cepleri para dolu zengin işadamları; yapmış olduğunuz bu icraatınızdan anladık ki, sizlerin yürekleri 25 litrelik boş yağ tenekesinden farksız. Yüreğinizden azıcık sevda zerresi olsa bu logoya sevdalı binlerce insanı YOK SAYMAZDINIZ!!! İçinde Ay-Yıldız'lı bayrağımızı taşıma şerefine nail olmuş ülkemizin nadir armalarından biri olan 90 yıllık armamız bir gün içinde yangından mal kaçırır gibi değiştirilecek kadar değersiz değildir. O armayı bu kadar değersiz görenler bilsinler ki, Kasımpaşa'da kendileri gavur parasıyla üç kuruş değer bulamazlar. Bozuk para gibi harcar Kasımpaşalı adamı!!!
***
O Arma ki, ülkemize dünya şampiyonlukları kazandırmış olan cihan pehlivanlarının göğüslerinde değer kazandı. O arma ki, amatör kümelerde bile olsa peşinde koşanların alınterleriyle değer kazandı. Siz belki bu değerleri anlayamazsınız. Anlamaya gücünüz yetmez, ama şunu bilin ki; o armaya bu değeri kazandıranlar o armayı korumasını da çok iyi bilirler.
***"
Lafın uzunu aptala söylenirmiş" diyerek sizlere kısa yoldan bir çağrıda bulunuyorum. Acilen Kasımpaşa taraftarından özür dileyerek TFF sitesine o şanlı armamızı yeniden koydurun. Bunu yapmıyorsanız kamyon yükü paranızı münasip bir yere sokup, Kasımpaşa'dan defolun gidin! Kasımpaşa Spor Kulübü sevdalıları sizin sevdamızı bile satın alabileceğinizi düşündüğünüz paranızla şampiyonluklar yaşamaktansa onuruyla amatör kümelerde mücadele etmeyi tercih edecektir...
***
Akıllı olun, yoksa aklınızı alırlar!
5 Ağustos 2012 Pazar
Şemdinli, hükümetin açılım politikasının bir sonucudur...
Başbakan'ın özel temsilcisi olarak Oslo görüşmelerine katılan Hakan Fidan'ın terör örgütü temsilcilerine söylediği şu sözler kayıtlara yansımıştı. "Sizinle savaşanları bir bir içeri tıktık daha ne istiyorsunuz" Bu sözler her nedense bizim aydınlarımız ve gazeteci-yazar tayfamızca es geçilmişti. Aslında bu sözler AKP Hükümeti'nin içinde bulunduğu hıyanet ve dalalet politikasının en belirgin tanımlaması idi. AKP'nin BOP çerçevesinde ortaya koymuş olduğu en önemli icraatlardan birisi olan "Açılım Politikası" sonucunda verilen tavizler bugün Şemdinli'de yaşanan savaş provasının alt yapısını hazırlamaktaydı.
***
Eş zamanlı olarak yürütülen Kürt Açılımı ve Ergenekon operasyonu birbirini tamamlayan çift yönlü bir operasyondur. Bugün Ergenekon adıyla yürütülmeye çalışılan operasyon aslında mevcut hükümet iktidara gelmeden önce devlet politikası olarak terör örgütüne karşı başlatılan ve terörü bitme noktasına getiren bir sürecin sone erdirilmesi operasyonudur. Şu an içerde tutulan özel harekatçılar ve subayların büyük bir çoğunluğu AKP iktidara gelmeden önce terör örgütüne karşı mücadele etmiş ve büyük başarılar kazanmış olan insanlarımızdır. Terör örgütü başını Türkiye'ye getiren ekipte yer alan MHP Milletvekili Engin Alan da şu an tutuklu olarak içerde yatmaktadır.
***
AKP Hükümeti göreve gelmeden önceki iktidar dönreminde terör örgütüne ve destekçilerine ağır darbeler dirilmiş ve 2 buçuk yıl boyunca hemen hemen hiç şehit vermemiştik. Terör örgütüne karşı profesyonel ekiplerce yürütülen mücadele büyük bir başarı kazanmış ve terör örgütü üç-beş çapulcu seviyesine indirilmişti. AKP'nin iktidara gelmesi ile birlikte Başbakan Diyarbakır'da yaptığı bir konuşmada "Türkiye'de Kürt sorunu vardır ve bu sorun benim sorunumdur" diyerek bugün Şemdinli'yi kuşatma altına almaya yeltenebilecek kadar güçlenen terör örgütüne "yolunuzu açıyorum" mesajını vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti anayasası çerçevesinde demokratik bir oluşum olarak seçimlere katılan milletvekillerinin bir araya gelerek oluşturdukları BDP'nin eşbaşkanı, bir seçim sonrasında çıkıp Güneydoğu Anadolu bölgemizde alınan seçim sonuçlarını kastederek "Kürdistan'ın sınırları çizilmiştir" deme cüretini göstermiş, ancak hiçbir devlet yetkilisi bu sözlerin hesabını sormamıştır. Bunun karşılığında ise, terör örgütüne yardım ve yataklık edenlere karşı mücadele veren subay, astsubay ya da özel harekat polizleri tek tek yakalanarak kodese tıkılmışlardır ve halen de orada tutulmaktadırlar.
***
AKP Hükümeti öncesinde topraklarımızıdan uzaklaştırılarak Suriye ve Irak'a kaçmak zorunda kalan terör örgütü ileri gelenleri hükümetin kararları sonucunda Habur sınır kapısından yeniden ülkemize giriş yapmış ve onbinlerce insanın katılımıyla muzaffer kumandan edası ile ve zafer zılgıtları eşliğinde karşılanmışlardır. Devletin savcısını hakimini Habur'da kurulan çadır mahkemelere kadar getirip devletin itibarını iki paralık eden hükümet uyduruk bir mahkeme sonucunda gelenleri suçsuz ilan etmiş ve ülkemizdeki hain eylemlerine devam etmeleri için adeta davetiye çıkarmıştır. Diyarbakır'da birçok mezarlığa "şehitlik" denilmesine ve sözde örgüt bayrağı asılmasına bile ses çıkarmayan AKP'nin genel başkanı yayınladığı talimatla şehit cenazelerinde slmogan atılmasını yasakladı, tv ekranlarında ve gazetelerde şehit cenazelerinin görüntülerinin verilmesini yasakladı, şehit olan askerlerimizin cenazelerine katılanları da "kanla beslenen siyasetçiler" olarak niteledi. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi terör örgütü başına "sayın" şehit asker ve polislerimize de "kelle" diyen sayın başbakanın hükümeti bu şahsa sayın denilmesini suç olmaktan da çıkarmış oldu....
***
Son 1 aydır Şemdinli'de bir şeyler oluyor. Basın konuyla alakalı halka tam bilgi veremiyor. Birileri çıkıp Şemdinli'yi ele geçirmekten, iç savaştan bahsediyor. Bölgede düşen iki helikopterimizin neden düştüğü hakkında en ufak bir bilgi verilmiyor. Bazı basın yayın kuruluşlarında bölgenin 30 bin terörist tarafından kuşatıldığı söyleniyor. Hükümet ise, sanki ülkemizde böyle bir olay yaşanmıyormuş gibi halen Suriye'nin iç işlerine müdahale etmekle meşgul. Suriye'nin iç işleri yetmiyormuş gibi akın akın ülkemize gelen, Suriyeli mültecilerin sorunlarıyla uğraşıyorlar. Hergün ceplerine harçlık koydukları bu sığınmacılar adeta yemek yedikleri tabağa s......lar sözünü doğrularcasına kamplarda polisimizi yaralıyor bayrağımızı parçalıyorlar. Belki de her gün ceplerine 20 lira harçlık verdiğimiz bu adamların bir çoğu terör örgütü üyesi...
***
Şemdinli'de bazı gerçekler gizlenemiyor. Teröristlerin ağır silahlarla karakollarımıza birliklerimize saldırdıklarını çeşitli kaynaklardan ve bazı cesur gazetelerden öğrenebiliyoruz. Elbette ordumuz bu çapulculara pabuç bırakmayacak kadar güçlüdür. Ancak tüm bunlar yaşanırken durup bu noktaya nasıl geldik diye de düşünmeli ve ülkemizi bu noktaya getirenlere seçim sandığında hakettikleri cevabı vermeliyiz.
Hükümet acil tedbirler almak durumundadrır. Bu tedbirlerin başında da sözde biz vatandaşların sağlığını korumak amacıyla yaptıkları sigara zammını geri almaları hatta legal sigara fiyatlarını dahada aşağıya çekmelidirler. Bugün herkes biliyorki, terör örgütünün en büyük gelir kaynraklarından birisi kaçak sigaradır. Ülkenin her yerinde, çarşıda, pazarda, bakkalda, markette kaçak sigara son derece rahat bir şekilde satılmaktadır. Bunu önlemenin en makul ve mantıklı yolu da legal sigara markalarına yapılan zamların geri çekilmesidir. unu yapabilirse bu hükümet gerçekten terör örgütü ile mücadele etmeye kararlıdır diyebiliriz.
***
Hükümet yaptığı bir yanlıştan daha geri dönmeli ve kendilerinden önce bölgede görev yapan özel harekatçılar ile subay ve astsubayları serbest bırakarak gerekirse aynı yerlerde görevlerine iade edilmelidirler. Gerilla usulü terör eylemlerine karşı dünya çapında üne sahip olan bu komutan ve polislerimiz kısa zamanda terör örgütünü her yönden sıkıştıracak ve tüm damarlarını keserek yok olmaya mahkum edecektir. Daha çok demokrasi safsatasıyla yola çıkarak açılım politikasıyla ülkeyi teröristlere peşkeş çekmek hizmet değil ihanettir. Hükümet acil olarak bu tedbirleri almalı ve Şemdinli'de yaşananlar hakkında bu halkı bilgilendirmelidir....
***
Eş zamanlı olarak yürütülen Kürt Açılımı ve Ergenekon operasyonu birbirini tamamlayan çift yönlü bir operasyondur. Bugün Ergenekon adıyla yürütülmeye çalışılan operasyon aslında mevcut hükümet iktidara gelmeden önce devlet politikası olarak terör örgütüne karşı başlatılan ve terörü bitme noktasına getiren bir sürecin sone erdirilmesi operasyonudur. Şu an içerde tutulan özel harekatçılar ve subayların büyük bir çoğunluğu AKP iktidara gelmeden önce terör örgütüne karşı mücadele etmiş ve büyük başarılar kazanmış olan insanlarımızdır. Terör örgütü başını Türkiye'ye getiren ekipte yer alan MHP Milletvekili Engin Alan da şu an tutuklu olarak içerde yatmaktadır.
***
AKP Hükümeti göreve gelmeden önceki iktidar dönreminde terör örgütüne ve destekçilerine ağır darbeler dirilmiş ve 2 buçuk yıl boyunca hemen hemen hiç şehit vermemiştik. Terör örgütüne karşı profesyonel ekiplerce yürütülen mücadele büyük bir başarı kazanmış ve terör örgütü üç-beş çapulcu seviyesine indirilmişti. AKP'nin iktidara gelmesi ile birlikte Başbakan Diyarbakır'da yaptığı bir konuşmada "Türkiye'de Kürt sorunu vardır ve bu sorun benim sorunumdur" diyerek bugün Şemdinli'yi kuşatma altına almaya yeltenebilecek kadar güçlenen terör örgütüne "yolunuzu açıyorum" mesajını vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti anayasası çerçevesinde demokratik bir oluşum olarak seçimlere katılan milletvekillerinin bir araya gelerek oluşturdukları BDP'nin eşbaşkanı, bir seçim sonrasında çıkıp Güneydoğu Anadolu bölgemizde alınan seçim sonuçlarını kastederek "Kürdistan'ın sınırları çizilmiştir" deme cüretini göstermiş, ancak hiçbir devlet yetkilisi bu sözlerin hesabını sormamıştır. Bunun karşılığında ise, terör örgütüne yardım ve yataklık edenlere karşı mücadele veren subay, astsubay ya da özel harekat polizleri tek tek yakalanarak kodese tıkılmışlardır ve halen de orada tutulmaktadırlar.
***
AKP Hükümeti öncesinde topraklarımızıdan uzaklaştırılarak Suriye ve Irak'a kaçmak zorunda kalan terör örgütü ileri gelenleri hükümetin kararları sonucunda Habur sınır kapısından yeniden ülkemize giriş yapmış ve onbinlerce insanın katılımıyla muzaffer kumandan edası ile ve zafer zılgıtları eşliğinde karşılanmışlardır. Devletin savcısını hakimini Habur'da kurulan çadır mahkemelere kadar getirip devletin itibarını iki paralık eden hükümet uyduruk bir mahkeme sonucunda gelenleri suçsuz ilan etmiş ve ülkemizdeki hain eylemlerine devam etmeleri için adeta davetiye çıkarmıştır. Diyarbakır'da birçok mezarlığa "şehitlik" denilmesine ve sözde örgüt bayrağı asılmasına bile ses çıkarmayan AKP'nin genel başkanı yayınladığı talimatla şehit cenazelerinde slmogan atılmasını yasakladı, tv ekranlarında ve gazetelerde şehit cenazelerinin görüntülerinin verilmesini yasakladı, şehit olan askerlerimizin cenazelerine katılanları da "kanla beslenen siyasetçiler" olarak niteledi. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi terör örgütü başına "sayın" şehit asker ve polislerimize de "kelle" diyen sayın başbakanın hükümeti bu şahsa sayın denilmesini suç olmaktan da çıkarmış oldu....
***
Son 1 aydır Şemdinli'de bir şeyler oluyor. Basın konuyla alakalı halka tam bilgi veremiyor. Birileri çıkıp Şemdinli'yi ele geçirmekten, iç savaştan bahsediyor. Bölgede düşen iki helikopterimizin neden düştüğü hakkında en ufak bir bilgi verilmiyor. Bazı basın yayın kuruluşlarında bölgenin 30 bin terörist tarafından kuşatıldığı söyleniyor. Hükümet ise, sanki ülkemizde böyle bir olay yaşanmıyormuş gibi halen Suriye'nin iç işlerine müdahale etmekle meşgul. Suriye'nin iç işleri yetmiyormuş gibi akın akın ülkemize gelen, Suriyeli mültecilerin sorunlarıyla uğraşıyorlar. Hergün ceplerine harçlık koydukları bu sığınmacılar adeta yemek yedikleri tabağa s......lar sözünü doğrularcasına kamplarda polisimizi yaralıyor bayrağımızı parçalıyorlar. Belki de her gün ceplerine 20 lira harçlık verdiğimiz bu adamların bir çoğu terör örgütü üyesi...
***
Şemdinli'de bazı gerçekler gizlenemiyor. Teröristlerin ağır silahlarla karakollarımıza birliklerimize saldırdıklarını çeşitli kaynaklardan ve bazı cesur gazetelerden öğrenebiliyoruz. Elbette ordumuz bu çapulculara pabuç bırakmayacak kadar güçlüdür. Ancak tüm bunlar yaşanırken durup bu noktaya nasıl geldik diye de düşünmeli ve ülkemizi bu noktaya getirenlere seçim sandığında hakettikleri cevabı vermeliyiz.
Hükümet acil tedbirler almak durumundadrır. Bu tedbirlerin başında da sözde biz vatandaşların sağlığını korumak amacıyla yaptıkları sigara zammını geri almaları hatta legal sigara fiyatlarını dahada aşağıya çekmelidirler. Bugün herkes biliyorki, terör örgütünün en büyük gelir kaynraklarından birisi kaçak sigaradır. Ülkenin her yerinde, çarşıda, pazarda, bakkalda, markette kaçak sigara son derece rahat bir şekilde satılmaktadır. Bunu önlemenin en makul ve mantıklı yolu da legal sigara markalarına yapılan zamların geri çekilmesidir. unu yapabilirse bu hükümet gerçekten terör örgütü ile mücadele etmeye kararlıdır diyebiliriz.
***
Hükümet yaptığı bir yanlıştan daha geri dönmeli ve kendilerinden önce bölgede görev yapan özel harekatçılar ile subay ve astsubayları serbest bırakarak gerekirse aynı yerlerde görevlerine iade edilmelidirler. Gerilla usulü terör eylemlerine karşı dünya çapında üne sahip olan bu komutan ve polislerimiz kısa zamanda terör örgütünü her yönden sıkıştıracak ve tüm damarlarını keserek yok olmaya mahkum edecektir. Daha çok demokrasi safsatasıyla yola çıkarak açılım politikasıyla ülkeyi teröristlere peşkeş çekmek hizmet değil ihanettir. Hükümet acil olarak bu tedbirleri almalı ve Şemdinli'de yaşananlar hakkında bu halkı bilgilendirmelidir....
Eskişehir'i özlemek....
Dosttur Eskişehir;
Gecenin bir yarısı, Şahin Tepesi'nde şişe Efes Pilsenlere meze edilen "dert"leşmelerde gizlenen konuştukça açığa çıkan, içtikçe sağlamlaşan bir dost.
Dosttur Eskişehir;
Kandil gecelerinde omuz omuza edilen ibadetlerin pekiştirdiği, diz dize yapılan duaların sağlamlaştırdığı yıkılmaz bir dosttur her daim.
Dosttur Eskişehir;
Liglerin en sonuncusuna bile düşse, hep birlikte gidilen en ücra deplasman yollarında çekilen cefa kadar güçlü, bilet kuyruğunda beklerken yenilen simitleri paylaşacak kadar zengin bir dost....
Dosttur Eskişehir;
Hiç alakasız bir zamanda ESES formasını sırtına geçirip sokaklarına attığın vakit kendini, senin gibi sebepsiz sevdalanan üç beş "adam" bulabileceğin, birlikte ortak sevdanı umursuzca haykırabileceğin kadar sevdalı bir dost...
Dosttur Eskişehir;
"İstanbul'un en güzel hali Eskişehir'i özlediğim halidir" dedirtecek kadar yakın, sıcak, samimi bir dost...
***
Sabahın şu en güzel anında, karanlığın aydınlıkla seviştiği, martıların en güzel şarkıları söylediği, rüzgarın alnımda domuran terleri soğuttuğu, bütün ahalinin derin uykulara daldığı şu saatlerde ben yine Eskişehir'i özlemekle meşgulüm. Belki şimdi Çibörek Yaşar'ın oğlu "Hemşerim atla gel hemen, bitsin şu hasret" diyecek ama ne bileyim kalkıp gidemiyor insan. Kimbilir belki de Eskişehir'in hasretini, vuslatından daha çok severim ben...
***
Eskişehir'i özlemek...
Aykırı aşkların acısı kadar acı verir, anayla kuzusunun buluşması kadar saadet verir. Umutsuz bir sevda gibidir bazen, bazen de doğan her güneşle biten, batan her güneşle başlayan bir hasret gibidir. Güneş doğunca dünya telaşına dalar unutursunuz gün boyu. Vakit hızlı geçer, bir de bakarsınız ki, gün bitmiş, güneş yerini aya bırakmış. Eve gidip yemeğinizi yersiniz, benim gibi müptela iseniz, balkona çıkıp bir sigara içmek istersiniz. Hani diyenin lafı boşa gitmesin diye belki de; "İster zengin ol ister fukara, yemekten sonra yak bir cigara" hesabı. İşte o an yeniden başlar hasretin kıpırtısı yüreğinizde. Kulaklarınız jetlerin sesini arar, duyamazsanız kafanızı kaldırıp gökyüzüne bakarsınız "acaba kulaklarım iyi işitmiyor mu artık" diye... Lakin nafile baktığınız gökyüzü İstanbul'a aittir... Eskişehir semaları ise, yüreğinizdeki hasret duygularında saklıdır...
***
Cigaranın dumanını yudum yudum çekerken içinize her yudumda bir caddeye, bir sokağa adım atarsınız. Anılar film şeridi gibi geçer göçünüzün önünden. Eş, dost, akraba... Herkesin kapısını tek tek çalmak istersiniz, en azından bir selam vereyim istersiniz, bir seslerini duyayım dersiniz. Cigara izmarit kıvamına gelirken yolunuz Atatürk Stadı'na düşer. Bütün Kara&Kızıl sevdalılar orada toplaşmışlar... Herhalde yine bir maç öncesidir. Rakip belki Sevilla, belki de İçel Mezitli... Ne farkeder ki rakibin kim olduğu. Biz oraya her daim maç izlemeye değil gözlerimizin o kutlu renklere olan hasretini dindirmeye gitmedik mi!?
***
İşte tam oralarda, gönüldaşlarınıza yaklaştığınız anlardasınızdır cigaranın parmaklarınızı yakmaya başladığı anlarda. Kendinizi tutamayıp gönüldaşlarınıza eşlik etmek istersiniz coşkuyla; "ES ES ES Kİ Kİ Kİ ESKİ ESKİ ES!!!! Fakat tam o an parmaklarınızı yakan sıcaklıkla irkilirsiniz ve o kutlu haykırış boğazınızda düğümlenir. Bir öksürük krizi başlar, boğulacak gibi olursunuz. İçerden hanım bağırır, "Zıkıkımın kökünü iç, yeter boğulacaksın içme şu zıkkımı artık!" Bilmiyor ki, bizi kahreden o boğazımıza düğümlenen kara sevdadır. Gerçi bilse ne fayda eder ki!?...
Gecenin bir yarısı, Şahin Tepesi'nde şişe Efes Pilsenlere meze edilen "dert"leşmelerde gizlenen konuştukça açığa çıkan, içtikçe sağlamlaşan bir dost.
Dosttur Eskişehir;
Kandil gecelerinde omuz omuza edilen ibadetlerin pekiştirdiği, diz dize yapılan duaların sağlamlaştırdığı yıkılmaz bir dosttur her daim.
Dosttur Eskişehir;
Liglerin en sonuncusuna bile düşse, hep birlikte gidilen en ücra deplasman yollarında çekilen cefa kadar güçlü, bilet kuyruğunda beklerken yenilen simitleri paylaşacak kadar zengin bir dost....
Dosttur Eskişehir;
Hiç alakasız bir zamanda ESES formasını sırtına geçirip sokaklarına attığın vakit kendini, senin gibi sebepsiz sevdalanan üç beş "adam" bulabileceğin, birlikte ortak sevdanı umursuzca haykırabileceğin kadar sevdalı bir dost...
Dosttur Eskişehir;
"İstanbul'un en güzel hali Eskişehir'i özlediğim halidir" dedirtecek kadar yakın, sıcak, samimi bir dost...
***
Sabahın şu en güzel anında, karanlığın aydınlıkla seviştiği, martıların en güzel şarkıları söylediği, rüzgarın alnımda domuran terleri soğuttuğu, bütün ahalinin derin uykulara daldığı şu saatlerde ben yine Eskişehir'i özlemekle meşgulüm. Belki şimdi Çibörek Yaşar'ın oğlu "Hemşerim atla gel hemen, bitsin şu hasret" diyecek ama ne bileyim kalkıp gidemiyor insan. Kimbilir belki de Eskişehir'in hasretini, vuslatından daha çok severim ben...
***
Eskişehir'i özlemek...
Aykırı aşkların acısı kadar acı verir, anayla kuzusunun buluşması kadar saadet verir. Umutsuz bir sevda gibidir bazen, bazen de doğan her güneşle biten, batan her güneşle başlayan bir hasret gibidir. Güneş doğunca dünya telaşına dalar unutursunuz gün boyu. Vakit hızlı geçer, bir de bakarsınız ki, gün bitmiş, güneş yerini aya bırakmış. Eve gidip yemeğinizi yersiniz, benim gibi müptela iseniz, balkona çıkıp bir sigara içmek istersiniz. Hani diyenin lafı boşa gitmesin diye belki de; "İster zengin ol ister fukara, yemekten sonra yak bir cigara" hesabı. İşte o an yeniden başlar hasretin kıpırtısı yüreğinizde. Kulaklarınız jetlerin sesini arar, duyamazsanız kafanızı kaldırıp gökyüzüne bakarsınız "acaba kulaklarım iyi işitmiyor mu artık" diye... Lakin nafile baktığınız gökyüzü İstanbul'a aittir... Eskişehir semaları ise, yüreğinizdeki hasret duygularında saklıdır...
***
Cigaranın dumanını yudum yudum çekerken içinize her yudumda bir caddeye, bir sokağa adım atarsınız. Anılar film şeridi gibi geçer göçünüzün önünden. Eş, dost, akraba... Herkesin kapısını tek tek çalmak istersiniz, en azından bir selam vereyim istersiniz, bir seslerini duyayım dersiniz. Cigara izmarit kıvamına gelirken yolunuz Atatürk Stadı'na düşer. Bütün Kara&Kızıl sevdalılar orada toplaşmışlar... Herhalde yine bir maç öncesidir. Rakip belki Sevilla, belki de İçel Mezitli... Ne farkeder ki rakibin kim olduğu. Biz oraya her daim maç izlemeye değil gözlerimizin o kutlu renklere olan hasretini dindirmeye gitmedik mi!?
***
İşte tam oralarda, gönüldaşlarınıza yaklaştığınız anlardasınızdır cigaranın parmaklarınızı yakmaya başladığı anlarda. Kendinizi tutamayıp gönüldaşlarınıza eşlik etmek istersiniz coşkuyla; "ES ES ES Kİ Kİ Kİ ESKİ ESKİ ES!!!! Fakat tam o an parmaklarınızı yakan sıcaklıkla irkilirsiniz ve o kutlu haykırış boğazınızda düğümlenir. Bir öksürük krizi başlar, boğulacak gibi olursunuz. İçerden hanım bağırır, "Zıkıkımın kökünü iç, yeter boğulacaksın içme şu zıkkımı artık!" Bilmiyor ki, bizi kahreden o boğazımıza düğümlenen kara sevdadır. Gerçi bilse ne fayda eder ki!?...
4 Ağustos 2012 Cumartesi
Yeni bir "Sevilla Zaferi" için Çıktık Yola!
Eskişehirspor'un adını Türk futbol tarihine altın harflerle yazdıran, Eskişehirspor sevdasını Eskşehirli olmayan binlerce insanımızın yüreğine nakşeden devrim niteliğindeki zaferlerinden birisi de 16 Eylül 1970 tarihindeki Sevilla Zaferi'dir. Kurulmasının üzerinden henüz 5 yıl gibi kısa bir süre geçmesine rağmen Eskişehirspor, Türkiye'nin en iyi takımlarından biri haline gelmiş, bu da yetmemiş bu tarihi maç ile adını tüm dünya futbolseverlerine öğretmişti.
***
O zafer nasıl kazanılmıştı?
Şüphesiz ki, bu maçın kazanılmasındaki en büyük etken maç öncesinde zirve noktasına ulaşan moral motivasyondur. Maç öncesinde taraftarların sahada sergilediği temsili boğa güreşi sonucunda matadoru temsil eden ESES boğayı hak ile yeksan eder ve takım arkadaşlarıyla birlikte bu gösteriyi izleyen Kaptan Fethi Heper arkadaşlarına döner ve şunları söyler. "Arkadaşlar gördünüz matador boğayı yere serdi, şimdi sıra bizde, bizde İspanya boğasını aynen böyle Atatürk Stadı'nın çimlerine yıkacağız" Kaptan Fethi'nin bu sözleri futbolcularımızın moralini en üst seviyeye çıkartır. Arkasından Türkiye'nin ilk ve en büyük amigosu Orhan Erpek (Amigo Orhan) sahneye çıkar ve Atatürk Stadı'nda adeta balık istifi halinde maçı izlemeye hazırlanan taraftarlarımızı coşturmaya başlar.
***
Maçın seyri radyoları başında maçı dinleyen ve stadda maçı izleyen milyonlarca insanı umutsuzluğa iter. Maçta misafir ekip Sevilla 1-0 öndedir ve son 15 dakikaya girilmiştir. Tam bu sırada Kaptan Fethi Heper yedek kulübesine yaklaşarak, Merhum Abdullah Gegiç'e "Hocam maç bitti artık, beni çıkar istersen lig maçlarına hazır olalım bari" der. Gegiç kararlıdır: "Olmaz Fethiciğim, oyununa bak, maç bitsin ondan sonra düşünelim ligi" Ve Fethi Heper yeniden görev bölgesine gider.
***
Arka arkaya gelen üç gol hem bu gollerin kahramanı Fethi Kaptan'ın hem de Eskişehirspor'un isimlerini dünya futbol tarihine altın harflerle yazdırmıştır. O maçta bir kez daha görüyorduk ki, durum ne olursa olsun hakem son düdüğü çalmadan maç bitmiyordu. Ve inanmış bir kadro durum ne olursa olsun böylesine büyük bir zaferi kazanabiliyordu.
***
Şimdi önümüzde bir Marsilya maçı var. Atatürk Stadı'nda oynadığımız ilk maç 1-1 berabere bitmiş. Yani durum Sevilla maçındaki kadar iç karartıcı değil. Önümüz daha açık, umutlarımız daha güçlü. İyi bir hazırlık devresi ve en üst seviyede tutulacak bir moral motivasyon ile biz Fransa'dan tarihi bir zafer ile döneriz. Bütün Türkiye'yi yeniden sokaklara dökebiliriz. Bu noktada hem yönetime hem de teknik heyete önemli görevler düşmektedir. Özellikle moral motivasyonun en üst seviyeye çıkartılması için Sevilla Zaferi'nin mimarları mutlak surette kampta futbolcularımız ile buluşturulmalı, bir sohbet ortamı oluşturulmalı. Başta Amigo Orhan olmak üzere o büyük zaferi kazananlar hem hazırlık sürecinde takımın yanında olmalı hem de Marsilya kafilesinde bulunmalıdırlar. Ersun Yanal hocaya güvenimiz tamdır. Futbolcularımıza güvenimiz tamdır. Eminim ki, Sevilla zaferinin mimarları ile yapacakları sohbetler onlarında kendilerine güvenlerini en üst seviyeye çıkartacak ve Marsilya Zaferi'nin mimarları olarak hem tarihe geçecekler hem de yüreklerimizdeki tahtlarına onlarda oturacaklardır.
***
Futbolcularımız şunu unutmasınlar ki, sadece Eskişehirspor sevdalıları değil, o gün başta kardeş Kasımpaşa taraftarları olmak üzere ülkemizdeki tüm taraftar gurupları ve başarıya susamış ülkemiz insanları onlara büyük umutlar bağlamış durumdalar. Olimpiyatlarda hüsrana uğradığımız şu günlerde Eskişehirspor futbolcularının kazanacakları bir başarı onları ülkemizde baştacı edecektir. Biz Eskişehirspor sevdalıları ve ülkemiz insanı bu başarıyı ve Büyük Eskişehirspor'u çok özledik ve bunu hakettik.
HAYDİ ÇOCUKLAR BİZLER İNANDIK SİZ DE İNANIN!
***
O zafer nasıl kazanılmıştı?
Şüphesiz ki, bu maçın kazanılmasındaki en büyük etken maç öncesinde zirve noktasına ulaşan moral motivasyondur. Maç öncesinde taraftarların sahada sergilediği temsili boğa güreşi sonucunda matadoru temsil eden ESES boğayı hak ile yeksan eder ve takım arkadaşlarıyla birlikte bu gösteriyi izleyen Kaptan Fethi Heper arkadaşlarına döner ve şunları söyler. "Arkadaşlar gördünüz matador boğayı yere serdi, şimdi sıra bizde, bizde İspanya boğasını aynen böyle Atatürk Stadı'nın çimlerine yıkacağız" Kaptan Fethi'nin bu sözleri futbolcularımızın moralini en üst seviyeye çıkartır. Arkasından Türkiye'nin ilk ve en büyük amigosu Orhan Erpek (Amigo Orhan) sahneye çıkar ve Atatürk Stadı'nda adeta balık istifi halinde maçı izlemeye hazırlanan taraftarlarımızı coşturmaya başlar.
***
Maçın seyri radyoları başında maçı dinleyen ve stadda maçı izleyen milyonlarca insanı umutsuzluğa iter. Maçta misafir ekip Sevilla 1-0 öndedir ve son 15 dakikaya girilmiştir. Tam bu sırada Kaptan Fethi Heper yedek kulübesine yaklaşarak, Merhum Abdullah Gegiç'e "Hocam maç bitti artık, beni çıkar istersen lig maçlarına hazır olalım bari" der. Gegiç kararlıdır: "Olmaz Fethiciğim, oyununa bak, maç bitsin ondan sonra düşünelim ligi" Ve Fethi Heper yeniden görev bölgesine gider.
***
Arka arkaya gelen üç gol hem bu gollerin kahramanı Fethi Kaptan'ın hem de Eskişehirspor'un isimlerini dünya futbol tarihine altın harflerle yazdırmıştır. O maçta bir kez daha görüyorduk ki, durum ne olursa olsun hakem son düdüğü çalmadan maç bitmiyordu. Ve inanmış bir kadro durum ne olursa olsun böylesine büyük bir zaferi kazanabiliyordu.
***
Şimdi önümüzde bir Marsilya maçı var. Atatürk Stadı'nda oynadığımız ilk maç 1-1 berabere bitmiş. Yani durum Sevilla maçındaki kadar iç karartıcı değil. Önümüz daha açık, umutlarımız daha güçlü. İyi bir hazırlık devresi ve en üst seviyede tutulacak bir moral motivasyon ile biz Fransa'dan tarihi bir zafer ile döneriz. Bütün Türkiye'yi yeniden sokaklara dökebiliriz. Bu noktada hem yönetime hem de teknik heyete önemli görevler düşmektedir. Özellikle moral motivasyonun en üst seviyeye çıkartılması için Sevilla Zaferi'nin mimarları mutlak surette kampta futbolcularımız ile buluşturulmalı, bir sohbet ortamı oluşturulmalı. Başta Amigo Orhan olmak üzere o büyük zaferi kazananlar hem hazırlık sürecinde takımın yanında olmalı hem de Marsilya kafilesinde bulunmalıdırlar. Ersun Yanal hocaya güvenimiz tamdır. Futbolcularımıza güvenimiz tamdır. Eminim ki, Sevilla zaferinin mimarları ile yapacakları sohbetler onlarında kendilerine güvenlerini en üst seviyeye çıkartacak ve Marsilya Zaferi'nin mimarları olarak hem tarihe geçecekler hem de yüreklerimizdeki tahtlarına onlarda oturacaklardır.
***
Futbolcularımız şunu unutmasınlar ki, sadece Eskişehirspor sevdalıları değil, o gün başta kardeş Kasımpaşa taraftarları olmak üzere ülkemizdeki tüm taraftar gurupları ve başarıya susamış ülkemiz insanları onlara büyük umutlar bağlamış durumdalar. Olimpiyatlarda hüsrana uğradığımız şu günlerde Eskişehirspor futbolcularının kazanacakları bir başarı onları ülkemizde baştacı edecektir. Biz Eskişehirspor sevdalıları ve ülkemiz insanı bu başarıyı ve Büyük Eskişehirspor'u çok özledik ve bunu hakettik.
HAYDİ ÇOCUKLAR BİZLER İNANDIK SİZ DE İNANIN!
2 Ağustos 2012 Perşembe
Bugün yine günlerden Eskişehirspor!
Bindokuzyüzaltmışbeş'ten bu yana, yüreğimizin kabardığı, kafamızın EStiği gün, günlerden Eskişehirspor'dur biz Eskişehirspor sevdalıları için. O gün bütün renkler Siyah-Kırmızı'dır. Çiçekler hep Siyah-Kırmızı açar o gün. Sevgililer ayrılık mesajları atar, çocuklarımızın anası kıskançlık krizine girip surat köftesi koyar sofralarımıza. Çünkü o gün günlerden Eskişehirspor'dur...
***
O gün ne çalışmak isteriz, ne ekmek ne de aş...
O gün sanki kırk gün bal yiyip baldan bıkmış gibi bir hal alırız. Şarkılardan bıkmışızdır, türküler yavan gelir bize, şiirler, romanlar hepsi "hikaye"dir o gün. O gün en güzel şiir, Haydar Ergülen'in şiiridir;
“Nasıl yenildik ama
yıl bindokuzyüzeylül
dak’ka bir gol bir
o golden beri Ankaragücü düzyazıdır
Eskişehirspor şiir”
En güzel şarkı Kadriye İnletir'in şarkısıdır;
En güzel roman Eskişehirspor'un kuruluş öyküsüdür bizim için. Merhum Dr. Aziz Bolel'in o gür sesi yankılanır her Eskişehirspor gününde: "Eskişehir'de bir fabrika kurar gibi Eskişehirspor'u kuracağız"
Caddelerde. sokaklarda yürüyenlenlerin hepsi, Abdullah Matay, İsmail Arca, Abdullah Gegiç, Ayhan Aşut, Kamuran Yavuz ve diğerleridir. Nereye baksak onları görürüz, kime selam versek onlardan biridir mutlaka çünkü o gün günlerden Eskişehirspor'dur...
O gün biz bir acayip hal alırız. Belki yolda yürürken ağlarız, belki bir başımıza coşkuyla ES ES ES Kİ Kİ Kİ ESKİ ESKİ ES diye haykırırız... Öyle kafamızın "güzel" olmasını beklemeyiz biz. Bindokuzyüzaltmış Haziran'ında "güzel" olmuşuzdur zaten. Halimiz hep "Serhoş" halidir. Küfelik olmayız amma kafamız her daim güzeldir...
***
O gün bizi anlamaya çalışanlar daha da çoğalır, amma biz artık onlara aldırış etmiyoruz. Onlar bunu da anlamıyorlar. Barcelona'lı Victor "Hoca! ben seni anlamiyor, neden Eskişehir!? diye sorunca ben de ona "Victor ben de seni anlamıyorum be anacığım, Koskoca Eskişehir dururken neden Barcelona!?" Sorunca gözleri büyümüş, yüzü gülmüş ve şunu demişti "Tamam hoca, ben seni anladı! Sen aşik olmuş ve her şeyi Eskişehir gibi sanıyorsun!" Victor anladığını çok iyi anlatamamıştı ama ben anlamıştım beni anladığını. Victor ta Barcelona'dan gelip beni anladı da benim yurdum insanı halen neden anlayamadı onu da anlayamıyorum...
***
Bugün yine günlerden Eskişehir...
Olimpic Marsilya Atatürk Stadı'ndan nasiplenmeye geldi. İlk maçta konuğumuz olan St. Jonsthone taraftarları şimdi kendi kentlerinde "Bugün günlerden Eskişehirspor" diyebiliyorlardır eminim. Marsilyalılar da bugün Atatürk Stadı'nda Eskişehirspor ile tanışma şerefine erişecekler. Biz yenilsek de yeneceğiz. Eskişehir'de yaşanan güzelliklere gözlerini kapatan medyamıza rağmen tüm dün medyası "Bugün günlerden Eskişehir" diye yazacak.
YAŞASIN ESKİŞEHİRSPOR!
Bugün günlerden Eskişehir
Bu ayaz, şu kar taneleri
Beynimde uğuldayan
Mabedin ayin sesleri
Hepsi yerli yerinde
Yanılmadım
Bugün günlerden Eskişehir...
Aylardan Eskişehir
Bu ay düşmüştüm
Kara&Kızıl sevdaya
Bu aydı Porsuğun coşup
Sevilla’yı boğduğu
Bu aydı
Şimşeklerin çakıp
Ürkeklerin kaçtığı
Yanılmadım
Aylardan Eskişehir...
Yıl Eskişehir
Özlemlerin dindiği yıl bu yıldı
İsyanın
Başkaldırının
Dik duruşun
Devrimin başladığı yıl bu yıldı
İsyan sürüyor
Başkaldırış sürüyor
Devrimin Neferleri
Dimdik ayakta duruyor
Yanılmadım
Bu yıl Eskişehir...
Saat
İstanbul’u Eskişehir geçiyor
Vakit geldi
Düş yakamdan İstanbul
Öpkülerinle kandıramazsın beni
Defol aşifte şehir
Vakit tamam
Bu ayaz, şu kar taneleri
Beynimde uğuldayan
Mabedin ayin sesleri
Hepsi yerli yerinde
Yanılmadım
Bugün günlerden Eskişehir...
Aylardan Eskişehir
Bu ay düşmüştüm
Kara&Kızıl sevdaya
Bu aydı Porsuğun coşup
Sevilla’yı boğduğu
Bu aydı
Şimşeklerin çakıp
Ürkeklerin kaçtığı
Yanılmadım
Aylardan Eskişehir...
Yıl Eskişehir
Özlemlerin dindiği yıl bu yıldı
İsyanın
Başkaldırının
Dik duruşun
Devrimin başladığı yıl bu yıldı
İsyan sürüyor
Başkaldırış sürüyor
Devrimin Neferleri
Dimdik ayakta duruyor
Yanılmadım
Bu yıl Eskişehir...
Saat
İstanbul’u Eskişehir geçiyor
Vakit geldi
Düş yakamdan İstanbul
Öpkülerinle kandıramazsın beni
Defol aşifte şehir
Vakit tamam
Eskişehir’e gidesim geldi...
1 Ağustos 2012 Çarşamba
Suriye'de Photoshop Savaşı....
BOP'un gerçekleşmesi adına uydurulan Arap Baharı hareketi'nin en zorlu bölümü olan Suriye'de yaşananlar trajikomik bir hal almaya başladı. Zaman zaman dünya medyasında yer alan görüntü ve fotoğraflarla ilgili olarak çıkan yalanlama haberlerine bir yenisi daha eklendi. Batı ülkeleri ve Müslüman ülkeleri halklarının Suriye'de oynanan oyuna gösterecekleri tepkileri yok etmek amacıyla yapılan montaj oyunları bir bir gün yüzüne çıkıyor. Belki de bu nedenle Haçlı Ordusu'nun Suriye'ye müdahalesi gecikiyor.
***
Avusturya'nın The Kronen Zeitung gazetesi tarafından yayınlanan bu fotoğraf aslında bir savaş alandında çekilmemiş. Bir Arap ailenin belki tatilde çekilen fotoğrafı. Fakat gazete bu fotoğrafı muhtemelen Libya ya da Irak'ta savaş sonrası bir şehir manzarasına montajlayarak yayınlıyor ve Suriye ordusunun bombardımanı sonrasında kaçışlarını vurguluyor. 3 milyon trajı olan bu gazetenin amacı nedir!? Acaba bizlere izlettirilen bombalama görüntüleri gerçekten Suriye'deki savaşa mı ait!? Suriye'de gerçekten böyle bir isyan var mı!? Yoksa tüm bunlar BOP'un gerçekleşmesi için oynanan oyunların bir parçası mı!?
***
Avusturya'nın The Kronen Zeitung gazetesi tarafından yayınlanan bu fotoğraf aslında bir savaş alandında çekilmemiş. Bir Arap ailenin belki tatilde çekilen fotoğrafı. Fakat gazete bu fotoğrafı muhtemelen Libya ya da Irak'ta savaş sonrası bir şehir manzarasına montajlayarak yayınlıyor ve Suriye ordusunun bombardımanı sonrasında kaçışlarını vurguluyor. 3 milyon trajı olan bu gazetenin amacı nedir!? Acaba bizlere izlettirilen bombalama görüntüleri gerçekten Suriye'deki savaşa mı ait!? Suriye'de gerçekten böyle bir isyan var mı!? Yoksa tüm bunlar BOP'un gerçekleşmesi için oynanan oyunların bir parçası mı!?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








