Aşk'ın fotoğrafını çekebilir misiniz desek;
Çoğunuz gülüp geçersiniz...
Çoğunuz da "hadi leyynn" deyip saçmaladığımızı vurgularsınız...
Bazılarınız durup düşünürsünüz belki...
Belki az da olsa bazılarınız "evet" dersiniz heyecanla...
Aşk'ın fotoğrafı çekilir mi?
Doğrusu ben yanıtlayamam bu soruyu...
Karmaşık bir iş...
Aşk başlı başına karmaşık değil midir zaten ?
***
Öyle fotoğraflar çıkar ki karşımıza;
Bakarsınız...
Düşünürsünüz...
Dalar gidersiniz o fotoğrafın derinliklerine...
Sizi alır götürür...
Zaman ve mekan mefhumlarından ötelenirsiniz...
Bir süre sonra anlarsınız ki;
Baktığınız o fotoğraf AŞK'ın fotoğrafıdır...
İşte ben öyle bir an yaşadım...
Sizlerle paylaştığım bu fotoğrafı defalarca görmüştüm...
Sadece bakıp geçmişim uzun zamandır.
Bakmak ve görmek arasındaki farkı yaşamışım adeta...
***
Bu fotoğraf Kasımpaşa'da çekilmiş...
ARMA değişikliğini boykotunda 2. yıla giren Arma Altı Tayfa taraftar gurubunun bir etkinliği...
Arma değişikliğini boykot eden bu gurup tribünlere gitmediği için maçlarını sokakta izliyorlar...
Meydana kurdukları bir TV ekranının karşısına Pazar tahtalarından tribün yapıyorlar...
Yaklaşık 2 yıldır süren, ARMA hasretlerini, tribün hasretlerini bu şekilde gideriyorlar...
Bir Aşk hikayesidir işte bu...
Bir Aşk'ın fotoğrafıdır...
Bu fotoğrafa bakarken aklıma ilk gelen Kasımpaşa Futbol Kulübü'nün başkanı tarafından sarfedilen sözler aklıma geldi...
Ne demişlerdi; "BJK bizim için aşk, Kasımpaşa ise iş"
Peki siz sayın başkanım,
Siz aşkınızın fotoğrafını çekebildiniz mi?
Sizin iş olarak gördüğünüz 92 yıllık şanlı bir maziye sahip olan Kasımpaşa'nın AŞIKLARI aşklarının fotoğrafını böyle çekmişler...
Siz de çekebildiniz mi böyle bir fotoğraf!?.
***
İnsanın yüreği burkulmaz mı şu fotoğrafa bakarken?
Ne istedi bu insanlar sizden?
Haraç mı istediler?
Bedava bilet mi?
Bedava otobüs mü?
Yol parası mı?
Çorba parası mı istediler?
Ne istediler?
Bir tek şey istediler...
Armamızı, aşkımızın sembolünü geri verin dediler...
Sadece bunu istediler sizden...
***
Yüreği Lacivert - Beyaz sevda ile dolu olan bu insanlar size ne yaptılar?
Tribüne gelip küfür mü ettiler?
Sokaklara dökülüp, size küfür edip olay mı çıkardılar?
Arabanızı mı taşladılar?
Yeni logolu reklam afişlerinizi mi yırttılar?
Hayır, hepsine hayır...
Onlar sadece "Arma'nın olmadığı yerde biz de olmayız" deyip boykot ettiler maçları...
"Tribünler sizinse, sokaklar bizimdir" deyip;
Sokaklarda izlediler gönül verdikleri takımlarının maçlarını...
Sokakta sevindiler, sokakta üzüldüler...
Yüreklerindeki hıncı, yine yüreklerine gömdüler...
Bir umut deyip beklediler hep...
Sessizce, haykırmadan, agresifleşmeden beklediler...
***
Arma Altı Yıkılmaz dediler...
Yıkılmadılar...
Varlıklarını sürdürdüler...
Tribünlere gitmedikleri zaman içerisinde;
Yüreklerindeki sevdayı Van'da depremzedelerin acısına ortak ettiler...
Ülkemizin en ücra köşelerindeki köy okullarına ulaştılar...
İmkansızlıklar içinde eğitimlerini sürdürmeye çalışan miniklerimizin yüreklerine girdiler...
"Kardeş Okul Projesi" ile el uzattılar binlerce kilometre ötedeki minik yüreklere...
Topladıkları yardım malzemeleriyle birlikte bir not gönderdiler kendilerinden habersiz miniklere...
Minik eller o notları başlarının üzerinde gösterdi size...
"Armama Dokunma" diyordu Ağrı'nın bir köyündeki çocuk...
Ama siz göremediniz elbette...
Aşkın fotoğrafını göremeyen o notu da göremezdi...
***
Yüreğinde azıcık vicdan mefhumu taşıyan birileri bu insanların sesini duymak zorundadır...
Böylesine büyük bir sevda ile Arma'sına ve renklerine bağlı bir taraftar gurubu bu şekilde gözardı edilmemelidir...
Son derece insani bir çerçeve içerisinde eylemlerini sürdüren bu gurup ile kulüp yönetimi neden irtibata geçip bu sorunu çözmeyi düşünmez bilemiyorum...
Tribünlere zamanında büyük bir renk katan böylesi aşk ile dolu bir tribün gurubu hem Kasımpaşa hem de Türk Futbolu için büyük bir kayıptır.
Yetkililerden tek beklentimiz onları bir kere olsun dinlemeleri...
23 Ekim 2013 Çarşamba
21 Ekim 2013 Pazartesi
Caner Erkin futbolcu musun sen?
Hani futbol kardeşlikti!?
Hani futbol sevgi ve barıştı?
Tribünlerde ya da tribünler dışında meydana gelen en ufak bir şiddet olayını en ağır şekilde eleştirenler nerde?
Bir futbolcu müsveddesi çıkıyor meydana...
Rakip oyuncu topun üzerine düşüyor...
Caner efendi insanlığından çıkıyor...
Vur ha vur!?
Sanki "Vurun Kahpeye" filmini çekiyor mübarek!
1 Tekme kesmiyor...
1 Tekme daha...
O da yetmiyor ardından bir tekme daha...
Milyonlar seyrediyor...
Tribünde taraftarlar seyrediyor...
Kenarda teknik heyet seyrediyor...
Hakemler mi!?
Evet onlar da izliyorlar yakın mesafeden Caner Erkin'in İsrail askeri tavrıyla attığı tekmeleri...
***
Oyun duruyor...
FB'li oyuncular savunmada...
Hakem nerdeyse tekme yiyen oyuncuya "Neden topun üstüne düştün!?" diye sarı kart gösterecek...
Caner efendi aynı tavırlarıyla sahada caka satıyor...
Ben!?
TV başındaki milyonlar!?
Hepimiz dehşet içinde izliyoruz...
Hakem Caner'i ödüllendiriyor...
Sanki o tekmeler atılmamış...
Biz milyonlar sanki hayal aleminde gece bekçiliği yapıyoruz...
Sanki karanlıkta bir gölge oyunu seyretmişiz...
Oyun devam ediyor...
Caner sahada...
Ersun Yanal belki cezalandırmak belki de korumak adına Caner'i dışarı alıyor...
***
Sporda şiddeti önlemek adına bir çok yasalar hazırlayan ve uygulayanlar bu durum karşısında nasıl bir yasa hazırlayacaklar.
Böylesine bir insanlık suçuna MHK, TFF ve elbetteki FB yönetimi nasıl bir karşılık verecek!?
Merakla bekliyoruz...
Aynı olay iki taraftar arasında yaşansa medya nasıl bir velvele yapardı?
Düşünmek lazım...
Gariban taraftara uygulanan Spor'da Şiddeti Önleme Yasaları bu tür futbolcular için de uygulanabilecek mi?
Kayseri Erciyes başkanının da belirttiği gibi bu bir insanlık suçudur.
Bu suçun karşılığında Caner Milli Takım forması ve FB forması giymeye devam edecek mi göreceğiz...
Caner Erkin adlı şahsa da söylenecek bir tek lafımız var;
Caner efendi sen futbolcu olamazsın, futbolcu olmak için önce insan olmak gerekli...
Hani futbol sevgi ve barıştı?
Tribünlerde ya da tribünler dışında meydana gelen en ufak bir şiddet olayını en ağır şekilde eleştirenler nerde?
Bir futbolcu müsveddesi çıkıyor meydana...
Rakip oyuncu topun üzerine düşüyor...
Caner efendi insanlığından çıkıyor...
Vur ha vur!?
Sanki "Vurun Kahpeye" filmini çekiyor mübarek!
1 Tekme kesmiyor...
1 Tekme daha...
O da yetmiyor ardından bir tekme daha...
Milyonlar seyrediyor...
Tribünde taraftarlar seyrediyor...
Kenarda teknik heyet seyrediyor...
Hakemler mi!?
Evet onlar da izliyorlar yakın mesafeden Caner Erkin'in İsrail askeri tavrıyla attığı tekmeleri...
***
Oyun duruyor...
FB'li oyuncular savunmada...
Hakem nerdeyse tekme yiyen oyuncuya "Neden topun üstüne düştün!?" diye sarı kart gösterecek...
Caner efendi aynı tavırlarıyla sahada caka satıyor...
Ben!?
TV başındaki milyonlar!?
Hepimiz dehşet içinde izliyoruz...
Hakem Caner'i ödüllendiriyor...
Sanki o tekmeler atılmamış...
Biz milyonlar sanki hayal aleminde gece bekçiliği yapıyoruz...
Sanki karanlıkta bir gölge oyunu seyretmişiz...
Oyun devam ediyor...
Caner sahada...
Ersun Yanal belki cezalandırmak belki de korumak adına Caner'i dışarı alıyor...
***
Sporda şiddeti önlemek adına bir çok yasalar hazırlayan ve uygulayanlar bu durum karşısında nasıl bir yasa hazırlayacaklar.
Böylesine bir insanlık suçuna MHK, TFF ve elbetteki FB yönetimi nasıl bir karşılık verecek!?
Merakla bekliyoruz...
Aynı olay iki taraftar arasında yaşansa medya nasıl bir velvele yapardı?
Düşünmek lazım...
Gariban taraftara uygulanan Spor'da Şiddeti Önleme Yasaları bu tür futbolcular için de uygulanabilecek mi?
Kayseri Erciyes başkanının da belirttiği gibi bu bir insanlık suçudur.
Bu suçun karşılığında Caner Milli Takım forması ve FB forması giymeye devam edecek mi göreceğiz...
Caner Erkin adlı şahsa da söylenecek bir tek lafımız var;
Caner efendi sen futbolcu olamazsın, futbolcu olmak için önce insan olmak gerekli...
10 Ekim 2013 Perşembe
Anadilde eğitim, Anadolu kardeşliğinin temeline konulmuş bir dinamittir...
İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa demişler ya atalarımız;
Boşa dememişler bu lafı...
Atasözlerimizin her biri bir derya...
Bu atasözü de o deryadan bir damla...
İnsanlar konuşa konuşa anlaşacak...
Bu biz insanlara Allah'ın bir lütfu...
Hiçbir canlıya bahşedilmeyen büyük bir lütuf...
Ve insanı yaratan Tanrı, konuşarak anlaşabilmemizi sağlamak için de dilleri yaratmış...
Millet olgusunu ihsan etmiş ve her millete de bir dil bahşetmiş yüce Yaradan...
"Siz bu millettensiniz, bu da sizin diliniz konuşa konuşa anlaşın birbirinizle" demiş
***
İlk zamanlar her kavim, belli bir bölgede bir arada yaşamışlar...
Ve her kavim yaşadığı bölgede kendi dilini konuşup, kendi yurdunda yaşamış...
Zaman ilerledikçe, icatlar olmuş, keşifler olmuş...
İnsanoğlu yine hiçbir yaratığa bahşedilmeyen zekasıyla öncelikle yaşamını kolaylaştırmak için icatlar yapmış...
Sonra yaşam alanlarını genişletmek için keşifler yapmış...
Bu arada da ölmeyi ve öldürmeyi de ihmal etmemiş...
Türlü sebeplerden dolayı hır çıkarıp birbirleriyle savaşmışlar ve katliamlar yapmışlar...
Keşifler bitince, dünyada başka yaşam alanı kalmadığını öğrenen insanoğlu, bu kez diğer insanların topraklarına göz dikmiş...
Yani fetihler dönemi başlamış...
Birilerini kendi yaşam alanında öldürmek ve oraya sahip çıkmak tarih kitaplarına da görkemli cümlelerle süslenerek aktarılmış...
Birilerinin yurdundan vatanından kovulması, öldürülmesi birileri için büyük övünç kaynağı olmuş...
***
İktidar kavgaları başlamış...
İcatlar devam etmiş...
İnsanoğlunun en büyük icatları da insanları öldürmek üzerine yapılmış...
Anlayacağınız insanoğlu Allah'ın verdiği nimetlere şükredip mutlu ve huzurlu yaşamak yerine savaşmayı, ötekileri öldürmeyi, yok etmeyi tercih etmiş...
Azmış kudurmuşuz...
Bugünlere geldiğimiz de bu azgınlık ve kudurmuşluk daha da artmış...
Kendilerine önder denilen üstün vasıflı insanlar kendisine tabi olanlara öldürmeyi ve ölmeyi emretmiş her daim...
Bunu da mutlu ve huzurlu yaşamak için yapmak zorunda olduğumuza inandırmışlar bizi...
***
Bugün yaşadığımız ülke Anadolu topraklarında 1000 yıl önce kurulan Anadolu Selçuklu Devleti'nin son varisi...
Türkiye Cumhuriyeti...
Selçuklu ve Osmanlı'da olduğu gibi bu genç Cumhuriyet'in kurucu iradesi de Türkler...
***
Bin yıllık bir kültürel gelenekten kaynaklanan alışkanlıklar var....
Bunlardan birisi de dilimiz Türkçe'dir...
Anadolu topraklarında 1000 yıldır bir arada yaşayan bir çok milletten insanın ortak dili haline gelmiş bir Türkçe...
Uzun süre Arap alfabesi ile yazılıp okunan Türkiye Cumhuriyeti ile de latin alfabesine geçen bir dil Türkçe...
Şu an bu topraklarda yaşayan her birey Türkçe konuşabiliyor, yazabiliyor ve okuyabiliyor...
Ne büyük bir nimet...
Ermeni, Rum, Kürt, Türk, Çerkez, Abhaza, Tatar, Arnavut, Gürcü, Laz, Arap, Çingene, Acem...
Hepsi ayrı bir millet, ayrı bir boy, ayrı bir kavim...
Ama hepsi 1000 yıldır ortak bir dil olan Türkçe'yi konuşarak anlaşabiliyorlar ve bu sayede 1000 yıldır bu topraklarda Türk egemenliği korunabiliyor...
Çevremizde bulunan coğrafyada nice devletler, nice egemenlikler el değiştirdi bu zaman sürecinde...
Sadece Anadolu topraklarında 1000 yıldır bu egemenlik bozulmadı...
Çünkü biz ortak bir dil ile konuşup anlaşabiliyoruz...
***
Dilimiz bizi birbirimize yakınlaştırıyor...
Akrabalık bağları kurmamızı kolaylaştırıyor...
Dostluk bağlarımızı güçlendiriyor...
Eğer ortak bir dilimiz olmasaydı, Aydın'dan Diyarbakır'a gelin gider miydi?
Muş'tan bir kızımız Edirneli bir kızancıkla evlenip akraba olabilir miydik?
Karadeniz'den Temel, Hatay'dan Hatice ile evlenip akraba olabilir miydi Arap ile Laz?
Bu ülkenin her bölgesinde yaşayan her etnik kimlikten birileri bir diğer etnik kimlikten birileriyle akraba olmadı mı?
Hepimiz akrabalık bağları ile birbirimize bağlanmadık mı?
Bu bağlılıkta ortak dilimiz Türkçe'nin etkisi ne kadar büyüktür bilmiyor muyuz hepimiz?
Şimdi 12 Eylül cuntacılarının hazırladığı zeminde yıllardır terör belası ile bu ülkeyi bölüp parçalamak isteyenlerin en büyük emeli olan dil birliğimizin ortadan kaldırılması "Ana dilde eğitim" zırvasıyla sağlanmaya çalışılmaktadır.
Daha bir kaç ay evvel anadilde eğitim bu ülkeyi böler diyen başbakan da ne yazık ki bu teröristlerin isteğine boyun eğmiş görünmektedir.
***
Anadilde eğitim olmalıdır.
Ama bu anaokulunda değil ana kucağında başlamalıdır.
Bu topraklarda yaşayan her milletten vatandaşımız ana dilini öğrenmeli, ana babadan alınan eğitim yetmiyorsa devletin himayesinde bu eğitime deste verilmelidir. Ancak topyekun okullarda Türkçe'nin dışında bir eğitim dilinin olması dil birliğinin bozulması demektir ve bu da 1000 yıldır süren kardeşliğin temeline konulan dinamit anlamına gelmektedir.
Evet Allah'ın bizlere lütfettiği bütün diller özgür olmalıdır.
Ancak bu coğrafyadaki 1000 yıllık kardeşliğin bozulmaması için de ortak dilimiz Türkçe resmi eğitim dili olarak muhafaza edilmelidir.
Hep "yaşayıp göreceğiz" deniliyor...
"Ne olursa olsun bu ülke bölünmez" deniliyor.
Bir kere de yaşamadan görelim.
Bu ülke adım adım bölünmeye doğru gidiyor...
Aklımızı başımıza alıp, bu ülkede 1000 yıldır huzur içinde yaşamamızın en büyük etkeni olan Türkçemize sahip çıkalım...
Boşa dememişler bu lafı...
Atasözlerimizin her biri bir derya...
Bu atasözü de o deryadan bir damla...
İnsanlar konuşa konuşa anlaşacak...
Bu biz insanlara Allah'ın bir lütfu...
Hiçbir canlıya bahşedilmeyen büyük bir lütuf...
Ve insanı yaratan Tanrı, konuşarak anlaşabilmemizi sağlamak için de dilleri yaratmış...
Millet olgusunu ihsan etmiş ve her millete de bir dil bahşetmiş yüce Yaradan...
"Siz bu millettensiniz, bu da sizin diliniz konuşa konuşa anlaşın birbirinizle" demiş
***
İlk zamanlar her kavim, belli bir bölgede bir arada yaşamışlar...
Ve her kavim yaşadığı bölgede kendi dilini konuşup, kendi yurdunda yaşamış...
Zaman ilerledikçe, icatlar olmuş, keşifler olmuş...
İnsanoğlu yine hiçbir yaratığa bahşedilmeyen zekasıyla öncelikle yaşamını kolaylaştırmak için icatlar yapmış...
Sonra yaşam alanlarını genişletmek için keşifler yapmış...
Bu arada da ölmeyi ve öldürmeyi de ihmal etmemiş...
Türlü sebeplerden dolayı hır çıkarıp birbirleriyle savaşmışlar ve katliamlar yapmışlar...
Keşifler bitince, dünyada başka yaşam alanı kalmadığını öğrenen insanoğlu, bu kez diğer insanların topraklarına göz dikmiş...
Yani fetihler dönemi başlamış...
Birilerini kendi yaşam alanında öldürmek ve oraya sahip çıkmak tarih kitaplarına da görkemli cümlelerle süslenerek aktarılmış...
Birilerinin yurdundan vatanından kovulması, öldürülmesi birileri için büyük övünç kaynağı olmuş...
***
İktidar kavgaları başlamış...
İcatlar devam etmiş...
İnsanoğlunun en büyük icatları da insanları öldürmek üzerine yapılmış...
Anlayacağınız insanoğlu Allah'ın verdiği nimetlere şükredip mutlu ve huzurlu yaşamak yerine savaşmayı, ötekileri öldürmeyi, yok etmeyi tercih etmiş...
Azmış kudurmuşuz...
Bugünlere geldiğimiz de bu azgınlık ve kudurmuşluk daha da artmış...
Kendilerine önder denilen üstün vasıflı insanlar kendisine tabi olanlara öldürmeyi ve ölmeyi emretmiş her daim...
Bunu da mutlu ve huzurlu yaşamak için yapmak zorunda olduğumuza inandırmışlar bizi...
***
Bugün yaşadığımız ülke Anadolu topraklarında 1000 yıl önce kurulan Anadolu Selçuklu Devleti'nin son varisi...
Türkiye Cumhuriyeti...
Selçuklu ve Osmanlı'da olduğu gibi bu genç Cumhuriyet'in kurucu iradesi de Türkler...
***
Bin yıllık bir kültürel gelenekten kaynaklanan alışkanlıklar var....
Bunlardan birisi de dilimiz Türkçe'dir...
Anadolu topraklarında 1000 yıldır bir arada yaşayan bir çok milletten insanın ortak dili haline gelmiş bir Türkçe...
Uzun süre Arap alfabesi ile yazılıp okunan Türkiye Cumhuriyeti ile de latin alfabesine geçen bir dil Türkçe...
Şu an bu topraklarda yaşayan her birey Türkçe konuşabiliyor, yazabiliyor ve okuyabiliyor...
Ne büyük bir nimet...
Ermeni, Rum, Kürt, Türk, Çerkez, Abhaza, Tatar, Arnavut, Gürcü, Laz, Arap, Çingene, Acem...
Hepsi ayrı bir millet, ayrı bir boy, ayrı bir kavim...
Ama hepsi 1000 yıldır ortak bir dil olan Türkçe'yi konuşarak anlaşabiliyorlar ve bu sayede 1000 yıldır bu topraklarda Türk egemenliği korunabiliyor...
Çevremizde bulunan coğrafyada nice devletler, nice egemenlikler el değiştirdi bu zaman sürecinde...
Sadece Anadolu topraklarında 1000 yıldır bu egemenlik bozulmadı...
Çünkü biz ortak bir dil ile konuşup anlaşabiliyoruz...
***
Dilimiz bizi birbirimize yakınlaştırıyor...
Akrabalık bağları kurmamızı kolaylaştırıyor...
Dostluk bağlarımızı güçlendiriyor...
Eğer ortak bir dilimiz olmasaydı, Aydın'dan Diyarbakır'a gelin gider miydi?
Muş'tan bir kızımız Edirneli bir kızancıkla evlenip akraba olabilir miydik?
Karadeniz'den Temel, Hatay'dan Hatice ile evlenip akraba olabilir miydi Arap ile Laz?
Bu ülkenin her bölgesinde yaşayan her etnik kimlikten birileri bir diğer etnik kimlikten birileriyle akraba olmadı mı?
Hepimiz akrabalık bağları ile birbirimize bağlanmadık mı?
Bu bağlılıkta ortak dilimiz Türkçe'nin etkisi ne kadar büyüktür bilmiyor muyuz hepimiz?
Şimdi 12 Eylül cuntacılarının hazırladığı zeminde yıllardır terör belası ile bu ülkeyi bölüp parçalamak isteyenlerin en büyük emeli olan dil birliğimizin ortadan kaldırılması "Ana dilde eğitim" zırvasıyla sağlanmaya çalışılmaktadır.
Daha bir kaç ay evvel anadilde eğitim bu ülkeyi böler diyen başbakan da ne yazık ki bu teröristlerin isteğine boyun eğmiş görünmektedir.
***
Anadilde eğitim olmalıdır.
Ama bu anaokulunda değil ana kucağında başlamalıdır.
Bu topraklarda yaşayan her milletten vatandaşımız ana dilini öğrenmeli, ana babadan alınan eğitim yetmiyorsa devletin himayesinde bu eğitime deste verilmelidir. Ancak topyekun okullarda Türkçe'nin dışında bir eğitim dilinin olması dil birliğinin bozulması demektir ve bu da 1000 yıldır süren kardeşliğin temeline konulan dinamit anlamına gelmektedir.
Evet Allah'ın bizlere lütfettiği bütün diller özgür olmalıdır.
Ancak bu coğrafyadaki 1000 yıllık kardeşliğin bozulmaması için de ortak dilimiz Türkçe resmi eğitim dili olarak muhafaza edilmelidir.
Hep "yaşayıp göreceğiz" deniliyor...
"Ne olursa olsun bu ülke bölünmez" deniliyor.
Bir kere de yaşamadan görelim.
Bu ülke adım adım bölünmeye doğru gidiyor...
Aklımızı başımıza alıp, bu ülkede 1000 yıldır huzur içinde yaşamamızın en büyük etkeni olan Türkçemize sahip çıkalım...
4 Ekim 2013 Cuma
Devletin gücü Gezi Eylemcisine mi Yetiyor!?
Özellikle sözde Barış Süreci başladığından bu yana ülkemizde garip durumlar yaşıyoruz.
Akıllara durgunluk verebilecek olaylar yaşanırken, kamuoyunun sessizliği ve duyarsızlığı ayrı bir "Akla Ziyan" vakıa olarak karşımızda durmaktadır.
Gezi Eylemlerinde yaşananları hepimiz çok iyi biliyoruz...
Her ne kadar büyük bir kısım medya olayları çarpıtarak yansıtmış olsa da halkımız gerçekleri bir şekilde gördü ve öğrendi...
Çevim Kuvvet'in orantısız güç kullanımı, biber gazı bombardımanları ve TOMA ile yapılan sulu püskürtmeleri hepimiz gayet iyi anımsıyoruz. Hele Taksim Meydanı'nda bir vatandaşımızın TOMA'dan sıkılan su ile havada takla attırılmasını unutmak mümkün değil.
***
Ülkemizde Gezi Eylemleri yaşanırken, başka olaylar da yaşanıyordu.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşananları malum medya örtmeye çalışsa da medya sektörünün küçük bir kesimi bu olayları bizlere yansıttı.
Terör örgütünün şehitlik açması,
Bu şehitliğe terör örgütü paçavrası asmaları,
Polis teşkilatı kurarak alenen yollarda, şehir merkezlerinde uygulama yapmaları,
Eğitim görüntülerinin yayınlanması,
Bebek katilinin posterlerinin aleni bir şekilde her yerde taşınması,
Ve daha niceleri...
Bu olayların yaşandığı yerlerde Çevik Kuvvet ya da diğer güvenlik güçlerinin Gezi Eylemcileri'ne karşı takındığı tavrın dörtte birini bile takınmadığını net bir şekilde gördük...
Bahane hazırdı:
"Barış Süreci zarar görmesin"
Hatta bir kanunsuz eylemde polis şefinin terör örgütü yandaşlarına eylemi bırakmaları için yalvardıklarını gördük...
Bir başka seferinde de terör örgütü yandaşlarının ellerindeki megafonla polisi çekilmesi konusunda tehdit ettiğini de gördük...
***
Geçtiğimiz günlerde Gülsuyu'nda garip olaylar olmaya başladı...
Mahalle halkı ve uyuşturucu çeteleri sokak çatışmalarına girdi...
Her iki tarafta da uzun namlulu silahlar var...
Uyuşturucu çeteleri ile yapılan bu çatışmalarda bir genç vatandaşımız hayatını kaybetti.
Polis uyuşturucu çeteleri ile mücadele edememiş olmalı ki, bu boşluğu başka birileri doldurmaya çalışıyor.
Bu çok açık ve net görülebiliyor.
Vatandaş olarak böylesine vahim bir noktaya gelen olayları sınırlı sayıda TV ve gazeteden takip edebiliyoruz.
Hükümet yandaşı medya gurupları bu olaylar ülkemizde yaşanmıyormuş gibi davranıyor...
Hayatını kaybeden genç vatandaşımızın cenazesi 3 gün bekletiliyor...
Çete-Halk çatışmasında ortadan kaybolan polis cenaze merasiminde ortaya çıkıyor ve cenaze töreninin yapılmasına izin vermiyor
Mahalle halkı direniyor...
Ölen gencin cenaze merasimini yapabilmek için 3 gün bekliyorlar...
Tam bu noktada mezardaki ölülerini çıkarıp büyük törenlerle yeniden gömen terör örgütü sempatizanları ve polisin onlara karşı gösterdiği şefkatli tutumu aklıma geliyor.
***
Teröristlerin leşleri mezardan çıkarılıp yeniden gömülüyor...
Maksat gövde gösterisi yapmak ve polis buna durun diyemiyor...
Neymiş efendim barış süreci zarar görürmüş!!!
Üçüncü günün sonunda polis cenaze merasimine izin veriyor...
Ölen gencin cenazesi binlerce insanın katılımıyla mahalleye getiriliyor...
İşte tam bu noktada yine dehşet verici görüntüler ortaya çıkıyor...
Ellerinde uzun namlulu silahlar bulunan insanlar cenazeyi karşılıyor ve bir nevi güvenlik önlemi alıyorlar...
Kimdir bu insanlar?
Devlet halkını koruyamıyor mu?
Bu insanlar bu silahları nerden buluyor ve böyle aleni bir şekilde kullanmaya nerden cesaret buluyorlar?
Akıllara durgunluk verecek bir durum!
Bu manzarayı izlerken Gezi eylemleri geliyor gözümün önüne...
Bayrak satan adama yapılanlar...
Kırmızı elbiseli kadına yapılanlar...
TOMA'lardan sıkılan sularla havalarda takla attırılan insanlar...
Onların elinde bırakın silahı, bir tırnak çakısı bile yoktu!
***
Bütün bu yaşananları insan çıplak gözle görüp yaşayınca ister istemez devletimizin gücü sadece Gezi eylemcilerine mi yetiyor diye sormadan edemiyor.
Sadece bunlar değil bizi bu düşünceye sevkeden olaylar...
Uyuşturucu satıcıları, alenen tezgah kuruyorlar,
Semt pazarlarında kapkaççılar, gaspçılar milletin canını yakıyor,
Sokaklar, caddeler çetelerin kontrolüne geçiyor...
İçki yasağı getirerek belki seçmene hoş görünmek mümkün olabilir ama biz tüm bu yaşananların da bizzat içindeyiz...
Görüyoruz,
Biliyoruz
Ve dehşete düşüyoruz...
Akıllara durgunluk verebilecek olaylar yaşanırken, kamuoyunun sessizliği ve duyarsızlığı ayrı bir "Akla Ziyan" vakıa olarak karşımızda durmaktadır.
Gezi Eylemlerinde yaşananları hepimiz çok iyi biliyoruz...
Her ne kadar büyük bir kısım medya olayları çarpıtarak yansıtmış olsa da halkımız gerçekleri bir şekilde gördü ve öğrendi...
Çevim Kuvvet'in orantısız güç kullanımı, biber gazı bombardımanları ve TOMA ile yapılan sulu püskürtmeleri hepimiz gayet iyi anımsıyoruz. Hele Taksim Meydanı'nda bir vatandaşımızın TOMA'dan sıkılan su ile havada takla attırılmasını unutmak mümkün değil.
***
Ülkemizde Gezi Eylemleri yaşanırken, başka olaylar da yaşanıyordu.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşananları malum medya örtmeye çalışsa da medya sektörünün küçük bir kesimi bu olayları bizlere yansıttı.
Terör örgütünün şehitlik açması,
Bu şehitliğe terör örgütü paçavrası asmaları,
Polis teşkilatı kurarak alenen yollarda, şehir merkezlerinde uygulama yapmaları,
Eğitim görüntülerinin yayınlanması,
Bebek katilinin posterlerinin aleni bir şekilde her yerde taşınması,
Ve daha niceleri...
Bu olayların yaşandığı yerlerde Çevik Kuvvet ya da diğer güvenlik güçlerinin Gezi Eylemcileri'ne karşı takındığı tavrın dörtte birini bile takınmadığını net bir şekilde gördük...
Bahane hazırdı:
"Barış Süreci zarar görmesin"
Hatta bir kanunsuz eylemde polis şefinin terör örgütü yandaşlarına eylemi bırakmaları için yalvardıklarını gördük...
Bir başka seferinde de terör örgütü yandaşlarının ellerindeki megafonla polisi çekilmesi konusunda tehdit ettiğini de gördük...
***
Geçtiğimiz günlerde Gülsuyu'nda garip olaylar olmaya başladı...
Mahalle halkı ve uyuşturucu çeteleri sokak çatışmalarına girdi...
Her iki tarafta da uzun namlulu silahlar var...
Uyuşturucu çeteleri ile yapılan bu çatışmalarda bir genç vatandaşımız hayatını kaybetti.
Polis uyuşturucu çeteleri ile mücadele edememiş olmalı ki, bu boşluğu başka birileri doldurmaya çalışıyor.
Bu çok açık ve net görülebiliyor.
Vatandaş olarak böylesine vahim bir noktaya gelen olayları sınırlı sayıda TV ve gazeteden takip edebiliyoruz.
Hükümet yandaşı medya gurupları bu olaylar ülkemizde yaşanmıyormuş gibi davranıyor...
Hayatını kaybeden genç vatandaşımızın cenazesi 3 gün bekletiliyor...
Çete-Halk çatışmasında ortadan kaybolan polis cenaze merasiminde ortaya çıkıyor ve cenaze töreninin yapılmasına izin vermiyor
Mahalle halkı direniyor...
Ölen gencin cenaze merasimini yapabilmek için 3 gün bekliyorlar...
Tam bu noktada mezardaki ölülerini çıkarıp büyük törenlerle yeniden gömen terör örgütü sempatizanları ve polisin onlara karşı gösterdiği şefkatli tutumu aklıma geliyor.
***
Teröristlerin leşleri mezardan çıkarılıp yeniden gömülüyor...
Maksat gövde gösterisi yapmak ve polis buna durun diyemiyor...
Neymiş efendim barış süreci zarar görürmüş!!!
Üçüncü günün sonunda polis cenaze merasimine izin veriyor...
Ölen gencin cenazesi binlerce insanın katılımıyla mahalleye getiriliyor...
İşte tam bu noktada yine dehşet verici görüntüler ortaya çıkıyor...
Ellerinde uzun namlulu silahlar bulunan insanlar cenazeyi karşılıyor ve bir nevi güvenlik önlemi alıyorlar...
Kimdir bu insanlar?
Devlet halkını koruyamıyor mu?
Bu insanlar bu silahları nerden buluyor ve böyle aleni bir şekilde kullanmaya nerden cesaret buluyorlar?
Akıllara durgunluk verecek bir durum!
Bu manzarayı izlerken Gezi eylemleri geliyor gözümün önüne...
Bayrak satan adama yapılanlar...
Kırmızı elbiseli kadına yapılanlar...
TOMA'lardan sıkılan sularla havalarda takla attırılan insanlar...
Onların elinde bırakın silahı, bir tırnak çakısı bile yoktu!
***
Bütün bu yaşananları insan çıplak gözle görüp yaşayınca ister istemez devletimizin gücü sadece Gezi eylemcilerine mi yetiyor diye sormadan edemiyor.
Sadece bunlar değil bizi bu düşünceye sevkeden olaylar...
Uyuşturucu satıcıları, alenen tezgah kuruyorlar,
Semt pazarlarında kapkaççılar, gaspçılar milletin canını yakıyor,
Sokaklar, caddeler çetelerin kontrolüne geçiyor...
İçki yasağı getirerek belki seçmene hoş görünmek mümkün olabilir ama biz tüm bu yaşananların da bizzat içindeyiz...
Görüyoruz,
Biliyoruz
Ve dehşete düşüyoruz...
6 Eylül 2013 Cuma
Ailen seninle gurur duyuyor Ediz Bahtiyaroğlu...
"Benim aslında çok büyük hayallerim yok. Ailem benimle gurur duysun yeter!"
Böyle demişti genç adam...
Tek arzusu,
Tek düşüncesi
Ve en büyük hayali...
Ailesinin gurur duyabileceği bir insan olabilmekti...
Bunu başardı genç adam...
Hayattaki duruşuyla
Yaşam tarzıyla
Efendiliğiyle
Ailesi onunla hep gurur duyacak...
***
İyi bir futbolcu olabildi mi?
Orasını bilemiyoruz...
Çok da önemsemiyoruz aslına bakarsanız...
Futbol oynadığı dönemlerde zaman zaman eleştirdik onu.
Zaman zaman "Ah be Ediz yapılır mı bu!? deyip hayıflandık.
Kimi zaman alkışladık,
Kimi zaman yuhladık...
Ancak futbol sahaları dışında onu her zaman alkışladık. takdir ettik...
Son olarak giymeyi tercih ettiği Eskişehirspor forması belki hayatında yaptığı en anlamlı tercih olmuştu...
"Ailem benimle gurur duysun yeter" derken Ediz;
Ailesinin bu kadar geniş olabileceğini belki hiç aklına getirmemişti...
Allah, Ediz'i öylesine çok seviyormuş ki, ömrünün son demlerini sevda dolu yüreklerin arasında geçirmesini nasip etmiş ona...
***
Biz geleceği bilemiyorduk tabii...
Ediz neden Eskişehirspor formasını tercih etti bilemezdik...
Ama Allah biliyordu...
Ediz öylesine güzel bir insandı ki; ölümünden sonra böylesine kocaman bir aileyi hakedetmişti...
Ve Allah ona bunu nasip etti...
Güzel futboluyla değil, kişiliğiyle, ahlakıyla, sevecenliğiyle tüm ESES sevdalılarının gönlünde taht kurdu...
Eskişehirspor'a gelişi meğerse sonsuz bir yolculuğun son hazırlığıymış...
Sonsuz bir hayatta, kendisine büyük bir aile yaratmak ve o büyük ailenin gurur duyabileceği bir insan olabilmek...
Ediz Bahtiyaroğlu bunu başarmıştı...
Vakit tamam denilince kanatlanıp uçmuştu...
Bir melek misali açık tribünden uçurdu onu büyük ailesi...
O tribünde sonsuza dek yaşayacak artık o meleğin adı...
***
Ediz'in büyük ailesi ESES sevdalıları onu öylesine sevmişlerdi ki;
Bu sevgiye hayran olan milyonlarca insan bu büyük aileye katıldı...
FB, GS, BJK, TS taraftarları...
Mersin, Adana, Diyarbakır, Van, Ağrı, Edirne, Yozgat, Samsun, Aydın, Manisa...
Memleketin en ücra köşesinde bile artık Ediz Bahtiyaroğlu ile gurur duyan bir aile ferdi var...
Kasımpaşa taraftarı...
Orduspor taraftarı...
Bucaspor taraftarı...
Göztepe taraftarı...
Karşıyaka taraftarı...
Elazığspor taraftarı...
Siirt Köy Hizmetleri Spor taraftarı...
Bodrumspor taraftarı..
Feriköy taraftarı...
Aklınıza hangisi gelirse...
Futbol ile yaşayan kim varsa...
Renklere, Armalara sevdalı kim varsa...
Hepsi Ediz Bahtiyaroğlu ile gurur duyan bir ailenin ferdi artık...
***
Ediz Bahtiyaroğlu öylesine çok sevildi ki;
Aile fertlerinin sayısı milyonlara ulaştı...
Milyonlarca ferdi bulunan ailen seninle gurur duyuyor Ediz Bahtiyoroğlu...
Kanatlanıp uçtuğun yerde Bahtiyar ol Ediz Bahtiyaroğlu....
Böyle demişti genç adam...
Tek arzusu,
Tek düşüncesi
Ve en büyük hayali...
Ailesinin gurur duyabileceği bir insan olabilmekti...
Bunu başardı genç adam...
Hayattaki duruşuyla
Yaşam tarzıyla
Efendiliğiyle
Ailesi onunla hep gurur duyacak...
***
İyi bir futbolcu olabildi mi?
Orasını bilemiyoruz...
Çok da önemsemiyoruz aslına bakarsanız...
Futbol oynadığı dönemlerde zaman zaman eleştirdik onu.
Zaman zaman "Ah be Ediz yapılır mı bu!? deyip hayıflandık.
Kimi zaman alkışladık,
Kimi zaman yuhladık...
Ancak futbol sahaları dışında onu her zaman alkışladık. takdir ettik...
Son olarak giymeyi tercih ettiği Eskişehirspor forması belki hayatında yaptığı en anlamlı tercih olmuştu...
"Ailem benimle gurur duysun yeter" derken Ediz;
Ailesinin bu kadar geniş olabileceğini belki hiç aklına getirmemişti...
Allah, Ediz'i öylesine çok seviyormuş ki, ömrünün son demlerini sevda dolu yüreklerin arasında geçirmesini nasip etmiş ona...
***
Biz geleceği bilemiyorduk tabii...
Ediz neden Eskişehirspor formasını tercih etti bilemezdik...
Ama Allah biliyordu...
Ediz öylesine güzel bir insandı ki; ölümünden sonra böylesine kocaman bir aileyi hakedetmişti...
Ve Allah ona bunu nasip etti...
Güzel futboluyla değil, kişiliğiyle, ahlakıyla, sevecenliğiyle tüm ESES sevdalılarının gönlünde taht kurdu...
Eskişehirspor'a gelişi meğerse sonsuz bir yolculuğun son hazırlığıymış...
Sonsuz bir hayatta, kendisine büyük bir aile yaratmak ve o büyük ailenin gurur duyabileceği bir insan olabilmek...
Ediz Bahtiyaroğlu bunu başarmıştı...
Vakit tamam denilince kanatlanıp uçmuştu...
Bir melek misali açık tribünden uçurdu onu büyük ailesi...
O tribünde sonsuza dek yaşayacak artık o meleğin adı...
***
Ediz'in büyük ailesi ESES sevdalıları onu öylesine sevmişlerdi ki;
Bu sevgiye hayran olan milyonlarca insan bu büyük aileye katıldı...
FB, GS, BJK, TS taraftarları...
Mersin, Adana, Diyarbakır, Van, Ağrı, Edirne, Yozgat, Samsun, Aydın, Manisa...
Memleketin en ücra köşesinde bile artık Ediz Bahtiyaroğlu ile gurur duyan bir aile ferdi var...
Kasımpaşa taraftarı...
Orduspor taraftarı...
Bucaspor taraftarı...
Göztepe taraftarı...
Karşıyaka taraftarı...
Elazığspor taraftarı...
Siirt Köy Hizmetleri Spor taraftarı...
Bodrumspor taraftarı..
Feriköy taraftarı...
Aklınıza hangisi gelirse...
Futbol ile yaşayan kim varsa...
Renklere, Armalara sevdalı kim varsa...
Hepsi Ediz Bahtiyaroğlu ile gurur duyan bir ailenin ferdi artık...
***
Ediz Bahtiyaroğlu öylesine çok sevildi ki;
Aile fertlerinin sayısı milyonlara ulaştı...
Milyonlarca ferdi bulunan ailen seninle gurur duyuyor Ediz Bahtiyoroğlu...
Kanatlanıp uçtuğun yerde Bahtiyar ol Ediz Bahtiyaroğlu....
31 Ağustos 2013 Cumartesi
Eskişehirspor Nereye Gidiyor!?
2013 - 2014 Futbol sezonu 3. Haftası, Eskişehirspor - Galatasaray maçı ile başladı.
Geride bıraktığımız 3 haftada sahamızda aldığımız 4 puan ile ligin üst sıralarını zorlayacağımız açık bir şekilde belli oldu.
Yani Eskişehirspor doğru yolda, doğru hedefe doğru gidiyor...
Kısa süreli teknik direktörlük kariyerini hiç bir teknik direktöre nasip olmayacak büyük başarı ile taçlandıran Ertuğrul Sağlam'ın doğru bir tercih olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz.
Takıma monte edilen gençler büyük umutlar vaad ediyorlar
Özellikle Tarık Çamdal müthiş bir performans sergiliyor...
Galatasaray maçında adeta bir terminatör gibiydi Tarık Çamdal...
GS'li futbolcuların bir türlü durdurmayı başaramadığı Tarık Çamdal yediği kasti darbelere rağmen her pozisyonda dimdik ayakta kalmasını bildi.
Görünen o ki, Türkiye'nin yeni yıldızı Tarık Çamdal olacak...
Elbette yıldız olmanın ağırlığını da sahada yediği darbelere karşı ayakta kalabildiği gibi kaldırabilirse...
Bu ağırlığı kaldıramaz;
Yapılan övgüler sonucunda bir şımarıklığın içine düşerse saman alevi gibi biter gider...
Tarık karakteri sağlam bir insan...
Eminim Türkiye yıllarca onu konuşacaktır...
***
Ertuğrul Sağlam'ın şu ana kadar en büyük yanılgısı Necati Ateş olmuştur bence...
Ertuğrul Hoca'nın Necati'den faydalanmak istemesini anlayışla karşılayabiliriz, ancak ısrarcı olmak takıma zarar vermektedir.
Forvet bölgesindeki sıkıntı Ertuğrul Sağlam'ı böyle bir tercih yapmaya itiyor olabilir.
Ancak bu tercih hem FB hem de GS maçında takımın olası bir galibiyetine mani olmuştur.
Bienvenue, izlediğimiz kadarıyla daha istekli, daha mücadeleci ve gole daha yatkın bir oyuncu...
Hepsinden önemlisi Bienvenue Eskişehir'de kendini ispat etmek zorunda olduğunun bilincinde.
Ertuğrul Sağlam bu oyuncuya daha çok şans vermeli ve bana kalırsa bu şansı bulduğu vakit Bienvenue çok faydalı olacaktır.
Bir de kronik bir Kamara hastalığımız var...
Kamara bencil oyunu ile takımdaki havayı bozuyor...
Gençlerimizi oyundan soğutuyor...
Çok top kaybediyor ve kaybettiği her topun ardından mutlaka faul yapıyor...
Necati Ateş ve Kamara Ertuğrul Sağlam'ın yeni düzenine uymayan oyuncular, yönetim acilen bu iki futbolcu ile bağlarını koparmalı ve alternatif oyuncuları takıma kazandırmalıdır.
***
Bu sezon beni en çok sevindiren oyunculardan biri Veysel Sarı...
Geçtiğimiz sezonlara nazaran artık daha aklı başında oynuyor...
Hırsını zekasıyla birleştirme yolunda emin adımlarla ilerliyor...
Kaybettiği her pozisyonun ardından faul yapmak gibi bir acemilikten kurtulmuş gibi görünüyor.
Hırs ve becerisini zekasıyla bütünleştirmeye devam ettiği sürece ülkemizin yıldız oyuncuları arasına girecektir...
Futbolculara kaldıramayacakları yükü yüklememek gerekli.
Medya ve taraftar aşırı ilgi ve sevgi ile Erkan Zengin gibi futbolcuların motivasyonunu düşürmemelidir.
Sonuç itibariyle Erkan Zengin bu işten ekmek yiyen ve işini hakkıyla yapan bir futbolcudur.
İşini hakkıyla yapanlar takdir edilmeli ancak gereğinden fazla da ön plana çıkarılmamalıdır.
Bunun örneklerini defalarca yaşadık ve zararlarını da gördük...
***
Kalecimiz Ruud Boffin için söylenecek tek söz var: Mükemmel!
Halil Ünal yönetiminin en büyük kazanımlarından biri olmuştur Boffin...
İlk günlerde kendisi için söylediğim sözlerden dolayı beni ve bir çok ESES taraftarını utandırmaya devam etmektedir.
Hatalı oyununa rağmen karakterinden dolayı çok sevdiğimiz İvesa'yı bize çok çabuk unutturdu...
Artık kalemizde güven veren bir dev adam var...
Yüreğiyle de oyunuyla da dev bir adam...
Bu taraftar Boffin'i sevmiştir ve sevmeye devam edecektir...
Unutulmazlarımız arasında yerini alacaktır, bundan eminim...
***
Genel olarak teknik heyet ve futbolcularımıza baktığımızda Eskişehirspor'un çok çok iyi bir noktaya doğru gittiğini görebiliyoruz.
Bursa maçında alınan haklı galibiyetin ardından,
FB maçındaki şanssız mağlubiyet ve GS maçında kaybedilen 2 puan Eskişehirspor'un hedefini küçültmez...
Takım iyi yoldadır ve daha da iyi olacaktır...
Yönetimsel bazda baktığımız vakit henüz söylenecek bir şey yok gibi...
Yöhetimin verdiği sözleri yerine getirebilmesi için henüz oldukça erken...
Üyelik konusu öncelikle beklentimiz.
Bunun dışında en büyük merak konusu kulübün borçları...
Malum olduğu üzere Mesut Hoşcan yönetimi seçimleri kazandıktan sonra, yapılan ön inclemelerde kulübün büyük bir borç batağı içinde olduğunun görüldüğünü açıklamıştı. Profesyonel bir şirket tarafından hesahların incelendiği söylenmiş ve bu arada yapılan bir açıklamada borcun 100-150 milyon TL arasında olabileceği duyurulmuştu kamuoyuna...
Şimdi büyük bir merak ve endişe ile bu borcun açıklanmasını bekliyoruz.
Yönetim bu konudaki hassasiyetini sürdürmeli ve bir an önce borç konusunda camiamızı bilgilendirmelidir.
Geride bıraktığımız 3 haftada sahamızda aldığımız 4 puan ile ligin üst sıralarını zorlayacağımız açık bir şekilde belli oldu.
Yani Eskişehirspor doğru yolda, doğru hedefe doğru gidiyor...
Kısa süreli teknik direktörlük kariyerini hiç bir teknik direktöre nasip olmayacak büyük başarı ile taçlandıran Ertuğrul Sağlam'ın doğru bir tercih olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz.
Takıma monte edilen gençler büyük umutlar vaad ediyorlar
Özellikle Tarık Çamdal müthiş bir performans sergiliyor...
Galatasaray maçında adeta bir terminatör gibiydi Tarık Çamdal...
GS'li futbolcuların bir türlü durdurmayı başaramadığı Tarık Çamdal yediği kasti darbelere rağmen her pozisyonda dimdik ayakta kalmasını bildi.
Görünen o ki, Türkiye'nin yeni yıldızı Tarık Çamdal olacak...
Elbette yıldız olmanın ağırlığını da sahada yediği darbelere karşı ayakta kalabildiği gibi kaldırabilirse...
Bu ağırlığı kaldıramaz;
Yapılan övgüler sonucunda bir şımarıklığın içine düşerse saman alevi gibi biter gider...
Tarık karakteri sağlam bir insan...
Eminim Türkiye yıllarca onu konuşacaktır...
***
Ertuğrul Sağlam'ın şu ana kadar en büyük yanılgısı Necati Ateş olmuştur bence...
Ertuğrul Hoca'nın Necati'den faydalanmak istemesini anlayışla karşılayabiliriz, ancak ısrarcı olmak takıma zarar vermektedir.
Forvet bölgesindeki sıkıntı Ertuğrul Sağlam'ı böyle bir tercih yapmaya itiyor olabilir.
Ancak bu tercih hem FB hem de GS maçında takımın olası bir galibiyetine mani olmuştur.
Bienvenue, izlediğimiz kadarıyla daha istekli, daha mücadeleci ve gole daha yatkın bir oyuncu...
Hepsinden önemlisi Bienvenue Eskişehir'de kendini ispat etmek zorunda olduğunun bilincinde.
Ertuğrul Sağlam bu oyuncuya daha çok şans vermeli ve bana kalırsa bu şansı bulduğu vakit Bienvenue çok faydalı olacaktır.
Bir de kronik bir Kamara hastalığımız var...
Kamara bencil oyunu ile takımdaki havayı bozuyor...
Gençlerimizi oyundan soğutuyor...
Çok top kaybediyor ve kaybettiği her topun ardından mutlaka faul yapıyor...
Necati Ateş ve Kamara Ertuğrul Sağlam'ın yeni düzenine uymayan oyuncular, yönetim acilen bu iki futbolcu ile bağlarını koparmalı ve alternatif oyuncuları takıma kazandırmalıdır.
***
Bu sezon beni en çok sevindiren oyunculardan biri Veysel Sarı...
Geçtiğimiz sezonlara nazaran artık daha aklı başında oynuyor...
Hırsını zekasıyla birleştirme yolunda emin adımlarla ilerliyor...
Kaybettiği her pozisyonun ardından faul yapmak gibi bir acemilikten kurtulmuş gibi görünüyor.
Hırs ve becerisini zekasıyla bütünleştirmeye devam ettiği sürece ülkemizin yıldız oyuncuları arasına girecektir...
Futbolculara kaldıramayacakları yükü yüklememek gerekli.
Medya ve taraftar aşırı ilgi ve sevgi ile Erkan Zengin gibi futbolcuların motivasyonunu düşürmemelidir.
Sonuç itibariyle Erkan Zengin bu işten ekmek yiyen ve işini hakkıyla yapan bir futbolcudur.
İşini hakkıyla yapanlar takdir edilmeli ancak gereğinden fazla da ön plana çıkarılmamalıdır.
Bunun örneklerini defalarca yaşadık ve zararlarını da gördük...
***
Kalecimiz Ruud Boffin için söylenecek tek söz var: Mükemmel!
Halil Ünal yönetiminin en büyük kazanımlarından biri olmuştur Boffin...
İlk günlerde kendisi için söylediğim sözlerden dolayı beni ve bir çok ESES taraftarını utandırmaya devam etmektedir.
Hatalı oyununa rağmen karakterinden dolayı çok sevdiğimiz İvesa'yı bize çok çabuk unutturdu...
Artık kalemizde güven veren bir dev adam var...
Yüreğiyle de oyunuyla da dev bir adam...
Bu taraftar Boffin'i sevmiştir ve sevmeye devam edecektir...
Unutulmazlarımız arasında yerini alacaktır, bundan eminim...
***
Genel olarak teknik heyet ve futbolcularımıza baktığımızda Eskişehirspor'un çok çok iyi bir noktaya doğru gittiğini görebiliyoruz.
Bursa maçında alınan haklı galibiyetin ardından,
FB maçındaki şanssız mağlubiyet ve GS maçında kaybedilen 2 puan Eskişehirspor'un hedefini küçültmez...
Takım iyi yoldadır ve daha da iyi olacaktır...
Yönetimsel bazda baktığımız vakit henüz söylenecek bir şey yok gibi...
Yöhetimin verdiği sözleri yerine getirebilmesi için henüz oldukça erken...
Üyelik konusu öncelikle beklentimiz.
Bunun dışında en büyük merak konusu kulübün borçları...
Malum olduğu üzere Mesut Hoşcan yönetimi seçimleri kazandıktan sonra, yapılan ön inclemelerde kulübün büyük bir borç batağı içinde olduğunun görüldüğünü açıklamıştı. Profesyonel bir şirket tarafından hesahların incelendiği söylenmiş ve bu arada yapılan bir açıklamada borcun 100-150 milyon TL arasında olabileceği duyurulmuştu kamuoyuna...
Şimdi büyük bir merak ve endişe ile bu borcun açıklanmasını bekliyoruz.
Yönetim bu konudaki hassasiyetini sürdürmeli ve bir an önce borç konusunda camiamızı bilgilendirmelidir.
30 Ağustos 2013 Cuma
Taraftar sizin malınız değil, Hasan Hilmi Öksüz...
ARMA ALTI gurubunun boykot kararının ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha anladık Hasan Hilmi Öksüz'ün bu talihsiz beyanatı ile. ARMA hırsızı yönetim görevde olduğu sürece o stada girmek bu zihniyete hizmet etmek demektir. Taraftarı yok sayan, taraftarı çoluk çocuk, it kopuk olarak tanımlayan bir zihniyet var şu an takımın başında...
Türkiye'nin bir ucundan bir ucuna milyonlarca insanın ödediği vergilerle yapılan tesisleri sürekli başımıza kakıp, "Kasımpaşa taraftarı Kasımpaşa Kulübü'ne yapılanlardan dolayı AKP'ye oy vermek zorundadır" deme cüreti gösterenlerin bulunduğu tribün ARMA sevdalıları için haramdır...
***
İBB Başkanı olduğu dönemde Nurettin Sözen tarafından yapımı gerçekleştirilen stada ilaveten yapılan hizmetler Başbakan ya da siz sayın yöneticilerin cebinden çıkan paralarla mı yapılmıştır yoksa milyonlarca vatandaşın ödediği vergilerle mi yapılmıştır. Milletin parasıyla millete hizmet edeceksiniz sonra da milleti satın aldık edasıyla milleti köleniz gibi göreceksiniz...
Hiçbir güç bu taraftarı yok sayamaz...
Sizin yaptığınız tüm olumsuzluklara rağmen Lacivert-Beyaz sevdaları uğruna o tribünlere girenler sizi istifaya davet ediyorsa durun düşünün. Biz nerede yanlış yapıyoruz da böyle oluyor diye bir düşünün...
***
ARMA ALTI gurubu cepleri para dolu BJK aşıklarının kulübümüzü istila ederek, ARMA gaspını yaptığı ilk günden bu yana tavrını net olarak ortaya koymuş ve BOYKOT kararı almıştı.
Bu kararı alırken de tribünde emek veren 7'den 70'e tüm ARMA ALTI emekçilerinin fikirleri alındı. Tüm tribün emekçilerinin ortak kararıyla boykot başlatıldı.
Karar ve bu kararın alınmasındaki sebep çok açıktı...
Bir sabah sessiz sedasız birileri gelip kulübe çöreklenmiş ve ilk iş olarak ARMA değişikliğine gidilmişti...
Bu ARMA'nın sevdalılarının haberi bile olmadan...
Yıllarını bu ARMA sevdası için harcamış olanların fikri bile alınmadan...
Yani bu ARMA sevdalıları yok sayılarak ARMA değiştirilmiş yerine bir logo konulmuştu...
Sevda ayaklar altına alınmış, yıllar boyu o ARMA için verilen emekler yok sayılmıştı...
ARMA ALTI üyeleri yapılan toplantı neticesinde;
"Taraftarın yok sayıldığı, sevdamızın ayaklar altına alındığı o tribünlerde biz olamayız" diyerek BOYKOT kararı almıştı...
***
Sadece ARMA'nın derdine düşmüştük...
Ne çorba derdindeydik, ne de çorbaya atılan taşların derdinde...
Olimpiyat şampiyonlarımızın gururla göğüslerinde taşıdığı o kutlu ARMA'nın derdindeyiz sadece...
Boykot kararı almayan gönüldaşlarımız da var elbette...
Onlar ARMA ALTI gurubundan farklı düşünüp tribünlerde mücadele edelim dediler...
Ama olmadı...
Hasan Hilmi Öksüz tüm yaşananların ardından o tribünlere giren gönüldaşlarımızı da yok sayan açıklamalarda bulundu...
Taraftarı yok saydı...
Taraftara çoluk çocuk dedi...
Taraftarı AKP'ye oy vermek zorunda olan bir kitle olarak tanımladı...
"BJK bizim AŞK, Kasımpaşa ise, İŞ'tir" diyenlere karşı duramadı ve "Durun bakalım arkadaş siz Kasımpaşa'yı nasıl böylesine küçük düşürürsünüz" diyemedi...
Şimdi ise, bize Kasımpaşalılık dersi vermeye kalkışıyor...
***
Bir kere daha anladık ki, tek çare Boykot...
O tribünler boş kalmalı...
Akgençlik üyeleri girsinler onlara şakşakçılık yapsınlar...
Biz ARMA uğruna gerekirse sokaklarda tribünler kurarız, yine ARMAmıza sahip çıkarız...
Önce ARMA'yı sattılar, sonra Sevdamızı ezdiler...
Şimdi BJK taraftarını semtimize sokarak gurumuzu ayaklar altına alacaklar...
"Yapamazlar" dediklerimizin hepsini yaptılar...
Ve yine yapamazlar dediklerimizi de yapacaklar...
O tribünlerin boş bırakılması onlara verilecek en güzel yanıt olacaktır...
Bir kere daha tüm ARMA sevdalılarına sesleniyoruz...
ARMAmızı gasp edenlerin, sevdamızı ayaklar altına alanların, gurumuzu yok sayanların bulunduğu tribünler bize haramdır...
Türkiye'nin bir ucundan bir ucuna milyonlarca insanın ödediği vergilerle yapılan tesisleri sürekli başımıza kakıp, "Kasımpaşa taraftarı Kasımpaşa Kulübü'ne yapılanlardan dolayı AKP'ye oy vermek zorundadır" deme cüreti gösterenlerin bulunduğu tribün ARMA sevdalıları için haramdır...
***
İBB Başkanı olduğu dönemde Nurettin Sözen tarafından yapımı gerçekleştirilen stada ilaveten yapılan hizmetler Başbakan ya da siz sayın yöneticilerin cebinden çıkan paralarla mı yapılmıştır yoksa milyonlarca vatandaşın ödediği vergilerle mi yapılmıştır. Milletin parasıyla millete hizmet edeceksiniz sonra da milleti satın aldık edasıyla milleti köleniz gibi göreceksiniz...
Hiçbir güç bu taraftarı yok sayamaz...
Sizin yaptığınız tüm olumsuzluklara rağmen Lacivert-Beyaz sevdaları uğruna o tribünlere girenler sizi istifaya davet ediyorsa durun düşünün. Biz nerede yanlış yapıyoruz da böyle oluyor diye bir düşünün...
***
ARMA ALTI gurubu cepleri para dolu BJK aşıklarının kulübümüzü istila ederek, ARMA gaspını yaptığı ilk günden bu yana tavrını net olarak ortaya koymuş ve BOYKOT kararı almıştı.
Bu kararı alırken de tribünde emek veren 7'den 70'e tüm ARMA ALTI emekçilerinin fikirleri alındı. Tüm tribün emekçilerinin ortak kararıyla boykot başlatıldı.
Karar ve bu kararın alınmasındaki sebep çok açıktı...
Bir sabah sessiz sedasız birileri gelip kulübe çöreklenmiş ve ilk iş olarak ARMA değişikliğine gidilmişti...
Bu ARMA'nın sevdalılarının haberi bile olmadan...
Yıllarını bu ARMA sevdası için harcamış olanların fikri bile alınmadan...
Yani bu ARMA sevdalıları yok sayılarak ARMA değiştirilmiş yerine bir logo konulmuştu...
Sevda ayaklar altına alınmış, yıllar boyu o ARMA için verilen emekler yok sayılmıştı...
ARMA ALTI üyeleri yapılan toplantı neticesinde;
"Taraftarın yok sayıldığı, sevdamızın ayaklar altına alındığı o tribünlerde biz olamayız" diyerek BOYKOT kararı almıştı...
***
Sadece ARMA'nın derdine düşmüştük...
Ne çorba derdindeydik, ne de çorbaya atılan taşların derdinde...
Olimpiyat şampiyonlarımızın gururla göğüslerinde taşıdığı o kutlu ARMA'nın derdindeyiz sadece...
Boykot kararı almayan gönüldaşlarımız da var elbette...
Onlar ARMA ALTI gurubundan farklı düşünüp tribünlerde mücadele edelim dediler...
Ama olmadı...
Hasan Hilmi Öksüz tüm yaşananların ardından o tribünlere giren gönüldaşlarımızı da yok sayan açıklamalarda bulundu...
Taraftarı yok saydı...
Taraftara çoluk çocuk dedi...
Taraftarı AKP'ye oy vermek zorunda olan bir kitle olarak tanımladı...
"BJK bizim AŞK, Kasımpaşa ise, İŞ'tir" diyenlere karşı duramadı ve "Durun bakalım arkadaş siz Kasımpaşa'yı nasıl böylesine küçük düşürürsünüz" diyemedi...
Şimdi ise, bize Kasımpaşalılık dersi vermeye kalkışıyor...
***
Bir kere daha anladık ki, tek çare Boykot...
O tribünler boş kalmalı...
Akgençlik üyeleri girsinler onlara şakşakçılık yapsınlar...
Biz ARMA uğruna gerekirse sokaklarda tribünler kurarız, yine ARMAmıza sahip çıkarız...
Önce ARMA'yı sattılar, sonra Sevdamızı ezdiler...
Şimdi BJK taraftarını semtimize sokarak gurumuzu ayaklar altına alacaklar...
"Yapamazlar" dediklerimizin hepsini yaptılar...
Ve yine yapamazlar dediklerimizi de yapacaklar...
O tribünlerin boş bırakılması onlara verilecek en güzel yanıt olacaktır...
Bir kere daha tüm ARMA sevdalılarına sesleniyoruz...
ARMAmızı gasp edenlerin, sevdamızı ayaklar altına alanların, gurumuzu yok sayanların bulunduğu tribünler bize haramdır...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
