24 Kasım 2020 Salı

Dükkanlar kapanır; Eskişehirspor KA-PAN-MAZ!!!


Eskişehirspor'un kuruluş yıllarını sık sık okur, bilen büyüklerimizden dinlerim.
Kuruluş dilekçesi verilene kadar ortaya konan mücadele, kuruluş sonrası verilen mücadele hep bana ülkemizin kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarını anımsatır.
Asla bir kıyaslama olamaz tabii ki ama çok benzerlikler var.
Merhum Aziz Bolel'in ''Eskişehir'de bir fabrika kurar gibi Eskişehirspor'u kuracağız'' sözlerini anımsadıkça Mustafa Kemal Atatürk'ün ''Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!'' sözleri yankılanır kulaklarımda...
***
Eskişehirspor'un kuruluşu öyle alelade bir futbol takımının kuruluşu gibi değildir.
Anadolu'da futbol ateşinin yakan meşaledir Eskişehirspor'un kuruluşu.
Anadolu halkının yüreğindeki futbol sevgisini ''3 Büyükler hegemonyası''ndan kurtarmaktır Eskişehirspor'un kuruluşu.
İstanbul takımları arasında oynanan Türkiye Ligi'nin Anadolu takımlarına açılış kapısıdır Eskişehirspor'un kuruluşu...
***
Eskişehirspor'un kuruluşundan cesaret alan nice Anadolu kenti kendi takımını kurmuş ve Türk futboluna büyük bir renk ve heyecan katmıştır.
Hep Eskişehirspor gibi olma hayaliyle yeni kent takımları kurulmuş ve yönetim biçiminden, sahadaki mücadeleye, forma renklerinden, tribünlerdeki tezahüratlara kadar Eskişehirspor örnek alınmıştır.
Eskişehirspor'un kuruluşu ile birlikte kentin kadını, erkeği, çocuğu, genci, yaşlısı büyük bir özveri ve azimle takımlarına destek olmuş, kısa zamanda Eskişehir bir futbol kenti haline gelmiştir.
Eskişehir'deki futbol ve Eskişehirspor sevgisi tüm ülkede takdir edilmiş, örnek alınmıştır.
***
Ve kuruluş sonrasındaki 10 yıl...
Tıpkı Cumhuriyetimizin ilk 10 yılı gibi...
Türk futbolunda ardı arkası kesilmeyen devrimler...
Bambaşka bir yönetim tarzı...
Sahada eşi benzeri görülmemiş bir mücadele...
Tribünlerde dünya futbol tribüncülerini bile kıskandıracak derecede gösteriler...
Ve 10 yılda gelen büyük başarılar.
10 yılda Eskişehirspor'un ünü Türkiye sınırlarını aşmış, dünya futbol tarihine adını yazdırmıştır Eskişehirspor...
***
Ve ne yazık ki, ilk 10 yıl sonrasında ortaya çıkan tabloda ülkemizin Atatürk sonrası durumuna benziyor.
Eskişehirspor kötü yönetilmeye başlanıyor, Eskişehir halkı takımdan soğutuluyor, kent genelindeki kenetlenme çözülme sürecine giriyor ve çöküş başlıyor.
5 Sene evvel dünya futbolunda adını duyuran Eskişehirspor 5 sene sonra kümede kalma mücadelesi vermeye başlıyor ve bu cılız mücadele başarısızlıkla sonuçlanıp Eskişehirspor küme düşüyor.
Hem ligde küme düşüyoruz, hem de gönüllerde küme düşüyoruz.
Oynanan oyunlar Eskişehirspor'u bugünlere getiriyor...
***
Eskişehirspor'u aşk ile sevenlerin mücadelesi onlarca yıldır sürüyor.
Ve herkes bilsin ki, nefeslerimiz tükeninceye kadar da sürecektir.
Kısaca anlatmaya çalıştığım bir konuyu yazıma son verirken daha net bir şekilde yazayım.
Eskişehirspor bir bakkal dükkanı gibi açılmadı ki, bir dükkan gibi kapansın!
Öyle küçük bir sermaye değildir Eskişehirspor.
Eskişehirspor yüreklere nakşedilmiş kutlu bir sevdadır.
Dükkan açıp kapatmakla ifade edilmez bu koca sevda.
Eskişehir FK ya da Yeni Eskişehir Spor gibi hayaller kuranlar unutmasınlar; Tükenmiş Nefesler ile gireriz ruyalarınıza!...

26 Haziran 2020 Cuma

30 Kurşunluk Şehit: Cenan BAYGIN

30 kurşun sıktılar.
3-5 değil efendiler...
Tam 30 kurşun...
16 Yaşındaki bir vatan evladının başına 30 kurşun sıktı kana susamış kahpeler...
Henüz kavak yellerinin bile esemediği, vatan sevdasıyla süslenmiş bir başa 30 kurşun sıktılar...
Durmadılar...
Kana doymadılar...
Şarjörlerindeki kin ve nefreti leş kokulu kusmuk gibi kustular...
Anasının sevmeye doyamadığı, babasının okşamaya kıyamadığı simsiyah saçlarını kana buladılar.
Yorulmadılar...
Utanmadılar...
Gözlerini bile kırpmadan 30 kurşun sıktılar...
***
26 Haziran 1980...
Ordu'nun Fatsa ilçesine bağlı Aşağıtepe Köyü'nde dünyaya gelen Cenan Baygın ilkokul ve ortaokulu bitirdikten sonra lise öğrenimine başlamış ve lise 1. sınıfı başarıyla bitirmişti.
Cenan Baygın'ın ailesi de kendisi de Ülkücü fikriyata gönül vermişlerdi.
O dönemlerde Komünist Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) orak çekiçli bayrağını ellerinden düşürmeyen ve kendilerine devrimci diyen örgütler Fatsa'yı kurtarılmış bölge ilan etmişlerdi. O sebeple Fatsa'da Ülkücü olmak, Ülkücü olarak yaşamak zordu.
Buna rağmen hem ailesi hem de 16 yaşındaki delikanlı Cenan Baygın Ülkücü olmanın gururunu bütün açıklığıyla yaşıyorlardı.
***
26 Haziran 1980 günü Cenan Baygın, Ünye'ye gitmek üzere bir minibüse bindi.
Kendisine kurulan kahpe pusudan habersiz.
Özlediği akrabalarını ziyaret edecek, uzun zamandır görmediği arkadaşlarıyla hasret giderecekti.
Heyecanlıydı...
Belki Ünye'de bir kıza sevdalanacak, onunla evlenip, vatan sevgisiyle bezenmiş evlatlar yetiştirecekti.
16 yaşındaydı henüz, belinde silahı değil, ceketinin iç cebine takılmış bir tükenmez kalemi vardı.
Bir de hayalleri...
Umutları...
Ülkenin yarınlarını aydınlatacak ışıkları vardı gönlünde parlayan...
***
Minibüs hareket etti ve Cenan Baygın'ın heyecanı daha da artmıştı.
Uçmak istiyordu adeta.
Bir an evvel varacağı yere varmak için uçmak istiyordu...
Kanatlanıp uçmak...
Çok zaman geçmemişti....
Eli silahlı bir grup minibüsü durdurup, 16 yaşındaki Cenan Baygın'ı indirdiler minibüsten...
***
2 kişi kollarından tutup, sürüklüyor biri de kafasına silah dayıyordu.
Şerefiye Mahallesi'nde bir fındık bahçesine götürdüler.
Zorla diz çöktürdüler ve tabancalarını başına doğrultarak tetiklere basmaya başladılar...
Hepsi Cenan'ın başına doğrultmuştu namluları.
Cenan'ın başına isabet eden her kurşun ile bir gelecek ölüyordu.
Bir umut ölüyordu.
Bir vatan ölüyordu.
Bir hayal ölüyordu.
Bir ömür, bir heyecan ölüyordu her kurşunda...
Ve hepsine 30 kurşun sıkmak zorunda kaldılar.
Tüm umutlarını, tüm heyecanlarını, tüm sevdalarını öldürmek için tam 30 kurşun delip, geçti Cenan'ın başını...
***
O gün yani Cenan'ın şehadet şerbeti ile şereflendiği gün ben de 15 yaşımdaydım.
Her köşe başını dönüşümde bir kahpe pusuya düşeceğimi düşünerek yaşıyordum İstanbul'da...
Yaşıtım Cenan Baygın'ın bu kahpe pusulardan birinde şehadete erdiğini duyamadım, bilemedim...
Çanakkale'de vatan için şehadete yürüyen 15'lik Kınalı Kuzular gibi kanatlanıp uçmuştu Cenan...
Antep'te kahpe Fransızların önüne gencecik vücudunu siper eden 14 yaşındaki Şehit Kamil gibi korkmadan yürüdü şehadete Şehit Cenan Baygın...
***
Vatan Sağolsun dedi Cenan'ın babası...
Anası ağıtlar yaktı 30 kurşun sıkılan o güzel saçlarına...
Ve biz;
Unutmadık Cenan Baygın'ı...
Allah mekanını cennet eylesin...
Aziz ruhu için El-Fatiha...

8 Haziran 2020 Pazartesi

Şehit Öğretmen Yusuf İmamoğlu

Öğretmen olacaktı...
Bu kutsal mesleği kutlu neferlerinden biri olabilmek için İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü'nde büyük bir mücadele veriyordu.
Bir yandan üniversite okumanın maddi zorlukları bir yandan da eğitim hakkını elinden almak isteyen SSCB yandaşı komünist örgüt ve militanların baskı ve zulümleri Yusuf İmamoğlu gibi bir çok Ülkücü gencin öğrenim haklarını ellerinden almak için her türlü şiddet ve zulmü uyguluyorlardı.
***
Filistin'deki kamplarda terör eğitimi alan sol gruplar memleketimizin tüm üniversitelerinde örgütlenmiş ve vatansever Türk Milliyetçisi öğrencileri okullara sokmamak için her türlü zorbalığı yapıyorlardı.
Cumhuriyetimizin kurcusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ''Ne mutlu Türküm diyene!'' sözünü kendilerine bayrak edinen milliyetçi gençler üniversite eğitimlerini tamamlayarak Atatürk'ün açtığı kutlu yoldan ilerlemek ve memleketimizi aydınlığa kavuşturacak birer ışık olmak istiyorlardı.
Diğer tarafta ise, SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği)'nin orak çekiçli bayrağını Türkiye'de dalgalandırmaya ve ülkemizin geleceğini karanlığa gömmeye çalışan komünist örgütler ise Ülkücü gençleri okullara sokmamak için ülkemizi adeta bir savaş alanına dönüştürmeye çalışıyorlardı.
***
Yusuf İmamoğlu da böylesine zorlu bir ortamda okuyup, öğretmen olma hayalleriyle Coğrafya Bölümü'nde son sınıfa kadar gelmişti. Artık mezun olup, kutsal öğretmenlik mesleğini icra ederek, Türkiye'yi Atatürk'ün işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesine taşımak için mücadele edecekti.
Olmadı.
Türkiye'nin geleceğine kurşun sıkan eller yine kahpe kurşunlarını sıktılar bir memleket sevdalısının iman dolu bedenine.
***
8 Haziran 1970
Karnelerini imzalatmak için Edebiyat Fakültesi'ne gelen Yüksek Öğretmen Okulu öğrencileri komünist militanlar tarafından okul binasına alınmıyor ve öğrenciler de karnelerini imzalatamıyordu. Aynı okulda okuyan Yusuf İmamoğlu tüm Ülkücü öğrencilerin karnelerini alarak hocalara imzalatmak için fakülte binasına girdi.
Bu davranış büyük bir cesaret işiydi.
Belki hem oradaki öğrenciler hem de kendisi komünist militanların kurşunlarına hedef olacağını biliyorlardı.
***
Yusuf İmamoğlu 339 numaralı odada karneleri öğretmenlere imzalattı.
Bunun mutluluğu ile odadan çıktı.
Dışarda kahpe eller pusudaydı.
Komünist militanların silahlarından çıkan kurşunlar bir anda yere yığmıştı gencecik bir yiğidi.
Yusuf İmamoğlu 23 dakika boyunca kanlar içinde yerde yattı.
Ona kurşun sıkanlar ölmesi için başında beklediler.
Yardım etmeye çalışan bazı hocalar silahla tehdit edildi ve dövüldü.
Komünist militanlar bir gencin ölümünü izlemenin vahşice zevkini çıkartırken, Yusuf İmamoğlu şehadet şerbetini son damlasına kadar kana kana içmişti.
***
Okula gelen ambulansı durdurup, müdahale ettirmeyecek kadar vahşice işlenen bu cinayete polis de müdahale etmedi. Polis olay yerine tam 1.5 saat sonra geldi.
Sıradan bir cinayet değildi.
Kahpece ve vahşice işlenmiş bir cinayet...
Hayatının baharında komünistlerin kurşunlarıyla şehadete eren Yusuf İmamoğlu Bulgaristan göçmeni bir ailenin evladı olarak Bursa-İnegöl'de yaşıyordu.
Adli tıp raporunda yazan ''3 gündür hiç bir şey yememiş'' ibaresi ve cebinden çıkan 35 kuruş şehit Yusuf'un hangi zorluklar içinde memleketine faydalı bir insan olabilmek için nasıl bir mücadele verdiğinin en açık göstergesiydi.
***
Cebindeki 35 kuruş ve 3 gündür aç olan midesiyle vatan mücadelesi veriyordu.
Tıpkı Çanakkale'deki 18'likler gibi.
Yemen'deki türküler gibiydi aldığı her nefes.
Ergenekon'dan başlayan ''Türk'ün mutluluk ülküsü''nü sonsuza kadar yaşatma mücadelesinin kutlu bir neferi olan Yusuf İmamoğlu Antep'te Fransız kurşunlarına siper olan 14 yaşındaki Şehit Kamil gibi şehitler kervanında saf tutuyordu.
Şehadet yolunda bir Yusuf olabilmek...
Şehitler safında saf tutabilmek...
En çok da sana yakıştı Yusuf İmamoğlu...
***
35 Kuruş...
Bugün Türk Milliyetçiliği davası güden hiç kimse bu 35 kuruşu aklından çıkartmamalıdır.
Şehadet şerbetini içtiği vakit cebinden 35 kuruş çıkan şehitlerin bugünlere taşıdığı Ülkücülük, bir geçim kapısı olarak görülmemeli. Ülkücülük, bir dava hareketidir. Bu dava hareketinde siyasi ve ekonomik menfaat umanlar 35 kuruşu unutmasınlar.
Şehitler safına katıldığında 3 gündür aç olan Yusuf İmamoğlu'nu unutmasınlar.


2 Haziran 2020 Salı

Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Çoban...

''Dağdaki Çoban''
Son zamanlarda oldukça yaygın bir söylem oldu dağdaki çoban söylemi.
Bir insan evladı çıktı ''Benim oyumla dağdaki çobanın oyu bir olur mu'' diye işkembe-i kübradan sallayıverdi.
Sonra da aldı başını yürüdü bu dağdaki çoban lakırdısı.
Bazı insanları küçümsemek için kullanılan bir deyim oldu nerdeyse.
***
Ne yazık ki, bu kutsal mesleği icra edenleri ifade eden çoban sözcüğünü bir küçümseme sözcüğü olarak kullananların da büyük çoğunluğu kendilerini aydın ve Atatürkçü olarak adlandırıyorlar.
Atatürk'ün bu ''dağdaki çoban''a nasıl hürmet gösterdiğini, onu nasıl yücelttiğini bir bilseler acaba utanırlar mıydı?
Hiç sanmıyorum.
Çünkü ben onların Atatürkçü olmadıklarını, bilhassa Atatürk karşıtı olduklarını düşünüyorum.
***
Atatürk'ün çobanlarla yaşadığı iki anısı vardır ki, bunları okuyup da çobanlık mesleğini bu kadar aşağılamak akıl işi olmazdı.
Atatürk'ün çobanlar ilgili bu iki anısını kısaca anlatmaya çalışayım.
Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Ankara'dan Antalya'ya giderken Toros dağlarında bir yörük çobanın söylediği türküyü işitir.
Hem dinlenmek için hem de bu türküyü bir daha dinlemek için araçlar durdurulur.
Atatürk, türkü söyleyen çobanın getirilmesini ister ve çoban Atatürk'ün huzuruna gelir.
Çobandan türküyü bir daha okumasını ister Atatürk.
Genç çoban türküyü okur.
Türküyü çok beğenen Atatürk, ''Biiis, biiis'' diye yüksek sesle bağırır.
Sonra bu ''Biiiis, biiiis''in ne anlama geldiğini anlatır çevresindekilere:
- Bu çok beğendim bir daha söyle anlamına gelir.
Der ve genç çoban türküyü bir daha okur.
Atatürk genç çobanı takdir eder ve cebinden 50 lira çıkarıp vererek onu ödüllendirir.
Genç çoban parayı alır ve;
''Biiiiis, biiiiis'' diye bağırır.
Atatürk bu zeki cevap karşılığında pek mutlu olur, cebinden 50 lira daha çıkarıp genç çobana verir ve etrafındakilere şöyle der:
- Keşke sürekli biz Türklere laf söyleyen Mussolini şu sahneyi dönseydi de hakettiği cevabı bizzat alsaydı, Türk'ün ne kadar zeki olduğunu görseydi.
Atatürk sonraları yeri geldiğinde bu anısını sıkça anlatmıştır.
***
Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün çoban bir çocuk ile olan başka bir anısı ise daha da anlamlıdır.
Atatürk, bazı zamanlar köyleri ve yaylaları ziyaret edip, kırda bayırda gezmeyi çok severdi.
Yine böyle bir gün Ankara'nın yakın köylerinden birine gidererek, dağda koyunlarını otlatan bir çobanla ahbaplık eder. Çocuk yaştaki çoban ile kendini tanıtmadan sohbet eden Atatürk ile çocuk arasında şöyle bir konuşma geçer:
- Sen Atatürk'ü bilir misin çocuk?
- Bilmez miyim efendi? Ona Gazi Paşa da derler.
- Peki ne yapmış ki bu Gazi Paşa?
- Efendi bana neden sorarsın? Onun neler yaptığını senin daha iyi bilmen lazım değil mi?
- Pekala çocuk, Atatürk'ü görmek ister misin?
- Ah Efendi, görmek istemez miyim? Ama Onu ben nerde, nasıl göreyim?
- O zaman bana bak, o bana çok benzer.
Çoban çocuk, alaycı bir gülümsemeyle dudak büküp,
- Haydi ordan sen de! Senin kılığında Atatürk mü olur? Sakalın yok, bıyığın yok!
Çocuk çobanın bu alaycı cevabı karşısında Atatürk gülümser ve çocuğun yanından ayrılır.
Atatürk bu anısını anlatığında kendisine;
- Paşam çocuğa Atatürk olduğunuzu neden söylemediniz?
Diye soranlara;
- Ben çocuğun o masum hayallerine saygı duydum ve onun hayalinde sakallı, bıyıklı kalmaya razı oldum.
Der...
***
İşte böyle...
Atatürk dağdaki çobana bile böylesine saygılı ve sevgili dolu yaklaşırdı.
Sizler gibi milletle alay etmezdi.
Atatürkçülük adı altında milletle alay etmeyi, milleti hakir görmeyi bırakın artık.
Kendi sapkın ideolojilerinizle çıkın ortaya.
Atatürkçü görünüp, milletle alay etmek hem millete hem de Atatürk'e ihanettir...

8 Mayıs 2020 Cuma

Eskişehirspor'un Yaşam Savaşı...

Türk futboluna büyük hizmetleri dokunan, Türk futboluna nice yenilikler ve güzellikler kazandıran Türkiye'nin en büyük futbol kentinin takımı Eskişehirspor büyük bir yaşam mücadelesi veriyor. Eskişehirspor Türkiye 2. Ligi'nde başladığı futbol mücadelesinin daha ilk sezonunda Türk futbolunu dünya futbol tarihine yazdırdı.
1965 yılında kurulan Eskişehirspor ''Kurulduğu sene şampiyon olarak 1. Lig'e terfi eden 2. takım'' ünvanıyla dünya futbol tarihine geçmiş bir kulübümüzdür.
Bu kadarla da kalmadı Eskişehirspor.
Hem Türkiye 1. Ligi'nde hem de Avrupa Kupaları'nda elde ettiği başarılarla 10 yıl gibi kısa bir sürede tüm dünyada adını duyuran bir takım olmuştu.
***
Sadece sahada yaşayan efsane olmadı Eskişehirspor.
Eskişehirspor taraftarıyla da kısa zamanda futbol seyir zevkine müthiş katkılarda bulundu.
Maçlarda ilk düzenli ve tezahüratları Amigo Orhan önderliğindeki Eskişehirspor korosu başardı.
Hele bir ''Es Es Es Ki Ki Ki Eski Eski Es!'' tezahüratı var ki, bugün bile Eskişehir'de maça çıkan pek çok rakip futbolcunun dizlerini titretir.
Efsane takımın mimarlarından rahmetli futbolcumuz Necdet Yıldırım'ın tedavisi için İngiltere Kraliçesi'ne mektup yazan ve Kraliçe'den mektup alan tek taraftar grubudur Eskişehirspor sevdalıları.
Hasılı kelam Eskişehirspor takımı ve Eskişehirspor sevdalılarının Türk futboluna kazandırdıklarını sıralamaya kalkışsak böyle kısa bir makalede değil ancak bir kitapta anlatabiliriz.
***
Eskişehirspor, hem Eskişehir kentinin hem de Türkiye'nin önemli bir değeridir.
Bu değere sahip çıkmak, bu değeri yaşatmak da hem Eskişehir'in hem de Türkiye'nin görevidir.
Eskişehirspor'un bu hale nasıl geldiği tüm futbol camiasının malumudur.
Beceriksiz ve art niyetli yöneticiler ve bu yöneticilerle rant işbirliği yapan menejerler sayesinde bu borç batağına saplandı Eskişehirspor.
Eskişehirspor'a gönül bağıyla bağlanan onbinlerce futbolseverin içinde bulunduğumuz bu durumda hiç bir katkısı yoktur.
Fakat cezalandırılan bu onbinlerce insan oluyor.
Eskişehirspor'a zerre faydası dokunmamış dandik topçuları rant ortaklığı yaptıkları yöneticiler sayesinde kakalayan menejerler şimdi ''Eskişehirspor'u yok etme operasyonu''nun kumanda masasında oturuyorlar.
Eskişehirspor'da 90 dakika dahi top oynayamamış futbolcular şimdi milyonlarca lirayı almak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Hiç birisi o paraları alamayacak.
Bunu çok iyi biliyorlar.
***
Belli ki, geçmiş yönetimlerde görev alan bazı yöneticilerle rant paylaşımından kaynaklanan bir kavgaları var.
Bunun intikamını almak için ''kulüp kapansın'' diyorlar ve art arda cezaları gönderiyorlar.
Takımın bu hale düştüğü dönemlerde yöneticilik yapanlar da elleri popolarında rahat rahat dolaşıyorlar Eskişehir caddelerinde...
Eskişehirspor'a aşk ile bağlanan taraftarın çektiği acı kimsenin umurunda değil.
Taraftar 3 senedir takımı yaşatma mücadelesi veriyor.
1965'ten bu yana bir çok destan yazan ESES sevdalıları yeni destanlar yazdı bu 3 senelik süreçte.
İnanıyorum ki, ''Eskişehirspor tamamen kapansın, biz bu takıma para falan harcamayalım yeni bir takım kuralım, Eskişehir halkı da en kısa zamanda Eskişehirspor'u unutup, yeni takıma alışır'' düşüncesinde olanlara onbinlerce ESES taraftarı gereken cevabı verecektir.
***
Eskişehirspor bir yaşam biçimidir bizim için.
Benim 54 yıllık ömrümün tamamında yer alan Eskişehirspor'u unutup, yeni bir takıma alışmam için alzaymır hastalığına yakalanmam gerekir.
Antalya'da doğup, İstanbul'da büyüyen, Eskişehir kenti ile Eskişehirpor dışında hiçbir bağı bulunmayan bir adam Eskişehirspor'u nasıl unutabilir.
Aziz Bolel'i kim unutabilir?
Yalçın Kılıçoğlu'nu kim unutabilir?
Necdet Yıldırım'ı kim unutabilir?
Abdullah Matay'ı, Abdullah Gegiç'i kim unutabilir?
Sevilla destanını zihinlerimizden kim silebilir?
Şemsettin'i, Deli Kubilay'ı, Ateş Ülker'i kim unutabilir?
Mezitlispor karşısındaki hüznümüzü kim unutabilir?
Ali Sami Yen Stadı'nda gaspedilen şampiyonluğumuzu kim yaşanmamış sayabilir?
Sinan'ı, Ediz'i, Kaan'ı, Mehmet Yağcı kardeşimi kim yok sayabilir?
***
Diyelim ki, Eskişehirspor'un adını her yerden sildiniz.
Abdullah Gegiç'in mezar taşından hangi kudret silecek Eskişehirspor'un adını!?
Boğazın Kırmızı Şimşekleri Derneğimiz tarafından İstanbul'da dalgalandırdığımız şanlı bayrağımızı hangi kudret indirebilir?
Onbinlerce sevdalı yüreğe nasıl unutturacaksınız bu muazzam aşk hikayesini?
Unutulmaz!
Sevda unutulmaz!
Unutturamasınız!
Alıştıramazsınız!
***
''Eskişehirspor'un kurtulması ve Yeniden Büyük Eskişehirspor olması için Eskişehir'de her şey var. Tek eksik bir lider. Bir lider bulunursa Eskişehirspor o eski günlerine yeniden döner!''
Rahmetli Abdullah Gegiç hocamızla son görüşmemizde söylemişti bu sözleri.
Ne kadar haklı olduğunu şimdi iyice anladık.
Kuruluştaki liderimiz Aziz Bolel ve Yalçın Kılıçoğlu gibi yürekli neferler vardı.
Şimdi onlar yoklar!
Bütün sıkıntımız bu aslında.
Yaşam Destek Ünitesine bağlı olarak sürdürdüğümüz Yaşam Savaşı'nı kazanmak için sadece bir lidere ihtiyacımız var.
Ve biz o lideri bir türlü bulamıyoruz.
Onbinlerce sevdalı yüreğin önüne geçip ''YAŞASIN ESKİŞEHİRSPOR'' diye haykıracak ve Anadolu'nun en ücra köşelerine yeniden Eskişehirspor ateşini düşürecek bir lider arıyoruz!
***
Eskişehirspor'u bir daha beceriksiz ve rantiyeci yöneticilerin eline düşürmeyecek, bunların ortakları menejerlere kapıları en sert şekilde kapatacak, yüreği Eskişehir ve Eskişehirspor sevdasıyla dolu bir yönetim oluşturacak bir lider bulamıyoruz ne yazık ki!
Eskişehir'de yürekli bir liderin kalmadığına inanmıyorum ya da inanmak istemiyorum.
Onbinlerce ESES neferi hazır.
Bir komutan arıyoruz.
Zengin adam değil, bir lider arıyoruz.
Tüm kentin güveneceği bir lider.
***
O lideri bulamıyoruz.
Tüm zenginler yeni takım kurulsun mu diyor!?
O halde kurun takımınızı.
Bize gölge etmeyin.
2. Amatör kümenin son sırasında yaşatalım biz sevdamızı.
Tel örgülerle çevrili semt sahalarında o tel örgülerin etrafına binlerce yüreğimizle etten duvar örer yine dalgalandırırız bu şanlı bayrağı.
Biz bir futbol takımının değil Anadolu Futbol Devrimi'ni gerçekleştiren, Türk Milleti tarafından Anadolu Yıldızı payesi verilen Eskişehirspor'a sevdalıyız.
Bizim sevdamızı; NE PAZARA NE DE MEZARA KADARDIR! BİZİM SEVDAMIZ MAHŞERE KADARDIR!
YAŞASIN ESKİŞEHİRSPOR!


4 Mayıs 2020 Pazartesi

Küfür Kültürü ve Namus Anlayışımız....

Sene 2020...
Ramazan ayının ilk günleri...
Corona virüs sebebiyle evlere mahkum olduğumuz sıkıntılı günler.
Sahur vaktini evde eski dizileri izleyerek bekliyorum.
Yine bir diziyi pür dikkat izlerken dışarda birden küfür kıyamet koptu.
Hemen balkona koştum.
Sahur vakti mahallede kavga çıktı.
Balkonumuzun tam karşısındaki sokakta, yaklaşık 100 metre mesafedeki apartmanın giriş kapısı önünde 2 delikanlı aklınıza gelebilecek en galiz küfürleri kusarak apartmanın giriş katındaki pencereyi tekmeliyorlar.
***
Bu sahurda tüm mahalle Ramazan davulcusu yerine küfürbaz gençlerin en galiz en çirkef küfürleriyle uyandı. Balkonlar pencereler doldu.
Herkes birbirine ''Ne olmuş komşu'' diye soruyor.
Küfürleri çok iyi anlıyor herkes ama neden küfür edildiğini bir türlü öğrenemiyoruz.
2 genç pencereyi tekmelemeye devam ediyor.
''Çıksana ulan dışarıya O.Ç...'' haykırışları tüm mahalleyi kapladı.
Olay mahallini göremeyenler yavaş yavaş sokağa inip, görüş açısı iyi olan bir yerlerden durumu izlemeye başladı.
***
Aynı apartmandan yaşlıca bir amca ''Evladım noluyor bu mübarek vakitte derdiniz nedir!?'' diye sorma cesareti gösterdi yavaş yavaş biz de meseleyi anlamaya başladık.
Sürekli küfür eden gençler bir soluklanıp, birinci kattaki amcaya cevap verdiler.
''Yahu abi bu O.Ç'ları evde küfürlü konuşuyorlar!'' dedi ve sövmeye devam etti.
Tekmeler sonunda camları kırmayı başardı.
İçerden hiç bir karşılık duyamıyoruz.
Gençler aklınıza gelebilecek her türlü küfürü haykırmaya devam ediyor.
***
Yorulmuş olmalılar ki, bir ara yine soluklanıp, yine yukardaki amcaya hitaben; ''Bu O.Ç. evde küfürlü konuşuyor. Benim yengem bunun ettiği küfürleri duyuyor!'' dedi.
Ve yine mahalleyi küfürlerle inletmeye devam etti.
Kızkardeşinden, annesine kadar adamın yedi ceddine küfürler savurdu.
Ve bu küfürleri bütün mahalle dinledik.
İşte memleketimizdeki namus kavramına en açık örneklerden biri.
Saldırıya uğrayan adam kendi evinde küfürlü konuşmuş ve sadece saldırganların yengesi duymuş.
Ama bunu bahane ederek saldırıya geçenlerin küfürlerini yüzlerce insan 1 saate yakın dinledik.
***
Bu durum ne demektir?
Ben şu anlamı çıkarıyorum:
''Hiç kimse benim yengem ya da başkaca bir yakınım duyacağı şekilde küfürlü konuşamaz. Ama ben yengem de dahil anam bacım kısacası etrafımda kim varsa hepsinin duyacağı şekilde söverim!'' demeye getiriyor bu namus bekçisi!
Ülkemizde yaşanan onca namus cinayetinin, onca tecavüz ve istismarın, kadına yönelik şiddetin de temel çıkış noktası bu değil mi!?
Hiç kimse onların yakını olan bir kadının yanında küfür dahi edemez ama onlar en yakınlarına bile en adice taciz ve tecavüzleri gözlerini kırpmadan yapmıyorlar mı!?
***
Küfür kültürünün ülkemizde sinema, tiyatro ve tv dizileri ile normalleştiği ve büyük beğeni kazandığı günümüzde kendi evinde, dört duvar arasında küfürlü konuşan bir adamın saldırıya uğraması nasıl izah edilebilir. Eminim o 2 genç son günlerde çok revaçta olan bir çok diziyi sırf küfürlü yani sansürsüz yayınlandığı için televizyondan değil de internet üzerinden izliyorlardır.
Sinema, tiyatro ve tv dizileri sayesinde küfür artık kadınlar arasında bile normalleşmişken böyle bir olay yaşamak çok enteresan geldi bana.
Bu olay aslında Türkiye'deki namus kavramının bir yansımasıydı.
Kadın cinayetlerinin, tecavüzlerin, tacizlerin temelinde yatan anlayış budur.
Ben en yakınımdakine bile istediğimi yaparım ama benim yakınlarımın duyacağı şekilde hiç kimse küfürlü bile konuşamaz anlayışı olduğu sürece ülkemizde cinsel canavarların katliamları durmayacak.
***
Toplumsal olarak büyük bir ahlaki yıkım içinde olduğumuz kaçınılmaz bir gerçek.
Küfür günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçası oldu artık.
Hayatım boyunca evimde tek kelime küfür etmedim ama şimdi bu sansürsüz internet tv mevzusu sayesinde birileri evimize kadar girip küfür edebiliyor.
Birey olarak ne yapabiliriz. Hükümet ne yapmalı?
Bilemiyorum.
Bildiğim bir tek şey var. Manevi değerleri en tutucu bir şekilde savunan bir çok insan bile bu küfür kültürüne teslim olmuş durumda.
Namus anlayışımız tamamen değişmiş, namussuz namuslular bir film adı olmaktan çıkmış ve hayatımızın en yerinde var olmuşlar.
Allah sonumuzu hayretsin...

30 Nisan 2020 Perşembe

Aydın Begiter'e cevaben: ''KURTAR BİZİ BABA!''

Aydın Begiter...
Adı Eskişehirspor ile özdeşleşen kurucular kurulu üyesi ve eski başkanlarımızdan.
Eskişehirspor'un kazandığı her başarı ve başarısızlıkta bire bir payı bulunan nadir insanlardan biridir Aydın Begiter.
Aydın Begiter'in ''Eskişehirspor benim üçüncü evladımdır'' sözleri son derece manidardır.
Bu sözler beni az da olsa umutlandırdı.
Çünkü hiçbir baba evladının düştüğü zor durumda çaresiz kalamaz.
Mutlaka evladının kurtuluşu için, evladının sağlığına kavuşabilmesi için yapılması gereken tüm fedakarlıkları yapar.
Servetini de harcar, ömrünü de harcar...
***
Geçtiğimiz günlerde Eskişehir basınında çıkan beyanatında önemli ifadeler kullandı sayın Aydın Begiter.
Bunlardan birisi ''Eskişehirspor'un tüm borçları 50 milyona kapatılabilir'' şeklindeki cümlesiydi.
Bence son derece haklı Aydın Begiter başkan.
Kendisi de mutlaka hesabını kitabını yapmış ve 3. evladının kurtuluş reçetesini bu şekilde ortaya koymuştur.
Alacaklılar ile yapılacak ciddi ve sıkı bir pazarlık ile 50 milyon olmasa da 70-80 milyona çözülür bu işler.
***
50 milyon olur, 80 milyon olur...
Hiç farketmez.
Aydın Begiter'in bu reçetesinden benim anladığım şudur: Ciddi anlamda eğer bu 3. evlat kurtarılmak isteniyorsa kurtarılır. Eskişehirspor'un doğuşundan bu yana bu camianın içinde olan Begiter Baba insiyatifi ele alır da meydanlara çıkarsa bu iş mutlaka çözülür ve 3. evlat mutlaka komadan çıkarak normal servise alınır en azından.
Evlat bu...
Hem de 3. evlat..
En küçüğü...
Son numara...
Yani en sevilen, en özlenen...
***
Eskişehirspor'un kuruluşundaki emekleri, Eskişehirspor'un bir efsane haline gelmesindeki emekleri yadsınamaz bir gerçektir Aydın Begiter'in.
Ve bugün çıkıp, 3. evladım dediği Eskişehirspor'un kurtuluşu için en azından bir şeyler söyleyen nadir kişilerden biridir Aydın Begiter.
Aydın Begiter şimdi daha fazlasını yapmalıdır artık.
Aydın Begiter'in açıklamasında katılmadığım sözler de var tabii.
Örneğin reçeteye yazdığı 50 milyon liranın asla bulunamayacağını söylüyor sayın Begiter.
Ben buna katılmıyorum.
Büyük bir sanayi kenti olan Eskişehir için 50 milyon lira çok bir para değildir.
Organize Sanayi Bölgesi'nden tutun da fabrikaları, tüccarları, milletvekilleri ve gurbette bulunan cebi de gönlü de zengin Eskişehir evlatlarını elimize kalem alıp tek tek yazsak bu paranın toplanmasının çok da zor olmadığını hatta çok kolay olduğunu net bir şekilde anlarız.
***
Yeter ki insanlar güvensin.
Bu güven ortamını sağlamak da Eskişehirspor'un Kurucular Kurulu Üyesi sayın Aydın Begiter'e düşer bu noktada.
Evladı yoğun bakımda olan bir baba edasıyla onbinlerce ESES sevdalısının önüne düşüp ''Bismillah'' diyerek ilk adımı atması gerekir artık sayın Begiter'in.
Yanına bu kentin güvendiği isimleri de alabilir.
Sayın Prof. Dr. Fethi Heper...
Sayın İsmail Arca...
Sayın Ender Konca...
Sayın Amigo Orhan ağabeyimiz.
Sayın Vahap Özbayer...
Sayın Ayhan Aşut...
Ve daha niceleri...
Bir ordu ve bir komutan olup, düşelim yollara...
Kapıları tek tek çalalım.
Evladımız ölüyor, gelin birlik olup evladımızı kurtaralım diyelim...
***
''Çok çabaladık ama olmuyor!''
Bu cümlenin ardına gizlenmeye gerek yok!
Bu cümleyi hakkıyla kullanabilecek sadece Eskişehirspor sevdalısı taraftarlarımız vardır.
Çok çabaladık.
Yüreğimizi koyduk.
Cebimizde ne var ne yok verdik.
Ömrümüzü adadık, nefeslerimizi tükettik ama ''...... olmuyor'' demedik, diyemedik.
Olacak bu iş!
Merhum hocamız Abdullah Gegiç'in mezartaşına adını yazdırdığı evlat mutlaka yoğun bakımdan çıkacak ve Anadolu insanının yüreğinde bir Yıldız gibi parlayacak...
***
Evlat, mezar taşında bile yaşatılandır sayın Begiter başkanım.
Allah ömrünüzü uzun etsin.
3. evladım dediğiniz Eskişehirspor'u kurtarmak için yazdığınız reçeteyi gerçekleştirmek sizin elinizde.
Ardınıza asker arıyorsanız biz hazırız.
İMECE ruhu ile düşelim yollara.
Bir liste yapın, kimden ne kadar alabiliriz, kim hangi borcu üstlenebilir, kimin sözü kime geçer?
Yapın listeyi, kurtarın evladınızı...
Aydın Begiter adının da bu kentte 50 milyon lira toplamaya gücü yetmiyorsa, biz Anadolu Yıldızı'nı 2. amatör kümede bile olsa yaşatmaya yeminliyiz...
3. evladınızı yaşatmaya var mısınız sayın Begiter başkanım!?