Bizi bilmeyenler soruyorlar:
- Eskişehirspor yıllar sonra yeniden Süper Lig'e çıktı. Halil Ünal takım Süper Lig'e çıktığından bu yana takımı hem ligde tuttu, hemde üst sıralarda tuttu. Yıllar sonra ilk kez camianız şampiyonluk hayalleri kurmaya başladı. Yıllar sonra ilk kez Eskişehirspor Avrupa sahnesine çıktı. Halen ne diye Halil Ünal'ı eleştiriyorsunuz!?
Bu sorunun sorulmasının tek sebebi Eskişehirspor sevdasının bilinmemesi.
Yıllardır hep söylüyorum.
Eskişehirspor'u sevmek futboldaki sömürü düzenine karşı çıkmaktır.
Bir dik duruştur.
İsyandır.
Halil Ünal ya da bir başka isim bu takımı şampiyon da yapsa biz yanlışı adamın suratına vururuz.
Öyle bir şampiyonluk için kimseye boyun eğmeyiz.
Eğseydik zaten deplasmana en çok taraftar ile gitme dünya rekorunu Üçüncü Lig'de değil Süper Lig'de kırardık..
***
Elbette Halil Ünal yönetiminin sportif anlamda başarısı oldukça önemlidir.
İyi bir takım kurdu.
Bu takımı iyi yerlerde tutmasını bildi.
Ancak bu her şey değil.
Eskişehirspor taraftarının sportif başarıdan öte değerleri vardır.
Eskişehirspor sevdalısı olmanın sebeplerini sayacak olursak sportif başarı en son sırada gelir.
Bu sebepledir ki, bizler değerlerimiz uğruna tüm sportif başarıları siler atarız.
Eskişehirspor camiasında yaşanan sancıların bütün sebebi budur.
Eskişehirspor kuruluş yıllarındaki ruhu kaybetmiştir.
1965 ruhunun yeniden kazandırılması için Eskişehirspor sevdalıları ellerinden geleni yapacaktır.
Belki karınca misali bu uğurda ömrümüzü tüketeceğiz.
Bir adım yol alamayacağız.
Ama en azından bu mücadeleyi vereceğiz.
***
Haziran ayında yapılacak olan kongrede iyi bir mücadele yaşanacak.
Yıllarca Halil Ünal ile birlikte çalışmış bazı yöneticiler gördükleri yanlışlıklar sonucunda Halil Ünal ile yollarını ayırmışlar.
Şimdi bir araya gelerek, Halil Ünal'a karşı mücadele verecekler.
Buraya kadar her şey çok güzel.
Bu noktadan sonra biz ESES sevdalıları olarak son derece dikkatli olmalıyız.
İki gurubun vereceği mücadeleden Eskişehirspor'un galip çıkması bizim elimizdedir.
Her iki gurubun söylemlerine, vaatlerine ve icraatlarına temkinli yaklaşmalı, önceki dönemlerde olduğu gibi laf kalabalığının arasında Eskişehirspor'un bir mağlubiyet daha yaşamasına engel olmalıyız.
***
Mesut Hoşcan ve ekibi kurtarıcı olabilecek mi!?
Bu sorunun cevabı çok önemlidir.
Elbette cevap Mesut Hoşcan ve ekibinin söylemlerinde gizli olacaktır.
Yıllardır, Halil Ünal'ın söylemlerinin ne kadar boş olduğunu gördük.
Zamanında Halil Ünal da çok süslü laflar etmişti.
Bir çoğumuz onun bu süslü laflarını alkış yağmuru ile büyüttük.
Fakat sonuçta sevdaya konulan bir kota ile karşılaştık.
Şu an yönetime aday olanların bir çoğu da aslında üyelikler konusundaki kota uygulamasının yapıldığı dönemlerde yönetimdeydiler. Yani onlar da bu kotanın altına imza atmışlardı. Bu gün yanlış olarak gördüğümüz her icraatta onlarında katkısı var. Fakat en azından onlar bu yanlışları görerek çekilmişler bir kenara.
***
Şimdi bu dönemde bizler boş vaatlere kanmadan, içi dolu lafları bekleyeceğiz.
Hiç kimseye peşinen destek vermeyeceğiz.
Kimsenin adamı olmayacağız.
Kimsenin şakşakçısı olmayacağız.
Kimsenin propagandacısı olmayacağız.
Onlar bize propaganda yapacaklar.
Bizi inandıracaklar.
Bizi ikna edecekler.
Denize düşen yılana sarılır pozisyonuna düşmeyelim bir kez daha.
Proje görelim.
İcraat görelim.
Lafla peynir gemisinin yürümeyeceğini çok iyi anladık artık...
***
Ben kendi adıma şu an itibariyle tüm yanlışlarına rağmen Halil Ünal'ın tarafındayım.
En büyük arzum ise, Mesut Hoşcan ve ekibinin beni ikna etmesidir.
Halil Ünal'ın tarafından Mesut Hoşcan'ın tarafına geçmem an meselesidir.
Sınırdayım.
Mesela Mesut Hoşcan ve ekibi "Üyelikler üzerindeki kota uygulamasını kaldıracağız. İlk etapta üye sayımızı 5 bine çıkarmak için her türlü imkanı zorlayacağız" açıklamasını yaptığı anda sınır çizgisinin öbür tarafına atlayıveririm.
Elbette hepsi bu kadar değil.
Örneğin geçtiğimiz mali kongrede verilen hesaplarda yönetim kurulu üyelerinin kulübe yaptığı maddi katkılar görünmüyordu. Mesut Hoşcan yönetiminde bulunan kişilerin kulübe verdikleri maddi desteği bu mali tablolarda görebilecek miyiz!? Mesut Hoşcan bunu net bir şekilde açıklayabilecek mi!?
Halil Ünal döneminde açıklanan ve çokça eleştirdiğimiz "Temsil Giderleri" adlı gider hanesi kaldırılacak mı!? En azından bu temsil giderlerinin ne olduğunu taraftara açıklayabilecekler mi!?
***
Ben iki gurup arasına bir sınır çizgisi koydum.
Bu sınır çizgisinin tarafları arasında en fazla bir adım mesafe bıraktım.
Eskişehirspor'un menfaatlerine kim bir adım yaklaşırsa ben hemen o adımı atar taraf değiştiririm.
Eskişehirspor sevdalısı olarak yapmamız gereken budur.
O çizgiyi hepimiz koymalıyız ve kesinlikle bir adımdan fazlasını atmamalıyız.
19 Ocak 2013 Cumartesi
18 Ocak 2013 Cuma
Barış isteyen parmak kaldırsın!
AKP göreve geldiğinden bu yana barış (!) için mücadele ediyor...
10 Yılı aşkın bir zamandan bu yana verilen mücadele neticesinde artık:
* Apo (eski bebek katili ve namaz kılıcısı) artık "sayın" oldu...
* Vatan savunması adına şehit olanlar "kelle" oldu...
* Ayyıldızlı Türk Bayrağı "tahrik unsuru" olduğu için resmi görevlilerce toplatıldı, toplattırıldı...
* Pkk'nın sözde bayrağı artık rahatça her yerde taşınabilir hale geldi...
* Eski namaz kılıcısı ve bebek katili Apo bey TC Mahkemelerinin kararıyla resmen "önder" olarak tanındı...
* Yine aynı mahkeme Apo bey için özgürlük istemenin bir hak olduğuna karar verdi. AKP'den önce bu suçtu..
* Pkk terör örgütünün elemanlarından herhangi birisinin çatışmada ölmesi ya da farklı şekillerde ölmesi sonucunda Türkiye Cumhuriyeti Misak-ı Milli sınırları dahilinde görkemli törenler yapılabiliyor ve bu törenlere başta milletvekilleri olmak üzere bir çok resmi görevli katılabiliyor.
* Yine başta milletvekilleri olmak üzere herkes alenen bu cenazeler için taziye ziyaretleri yapabiliyor...
* İmralı'da istirahatte bulunan Apo bey için şartların iyileştirilmesi adına her türlü konfor sağlanıyor. Kader kurbanı mahkumlarımızın hayal bile edemeyecekleri konfor bebek katiline, pardon namaz kılıcısına, yoksa sayın mı demeliydim. Her neyse işte o adama sağlanabiliyor...
* Oslo'da yapılan 1. müzakereler sürecinde Mit müsteşarı tarafından terör örgütü mensuplarına "sizinle savaşanları tek tek içeri tıktık, daha ne istiyorsunuz" denilerek ima edildiği gibi terör ile mücadele eden tüm rütbeli komutanlar hapse atıldı.
* Milletvekilleri terör örgütü yandaşlarının Pkk bayraklarıyla yaptıkları gösterilerde onlara destek verdi ve bizzat katılım sağladı...
* Terörle mücadele sırasında şehit olan askerlerimizin cenaze törenlerinin halkın katılımıyla gerçekleştirilen bölümlerine yayın yasağı getirildi. Yani sansür uygulandı.
***
Evet bu saydıklarımıza daha nicelerini ekleyebiliriz...
Bütün bunlar barış için yapılmış...
Daha fazla kan akmasın için yapılmış...
Fakat halen kan akmaya devam ediyor.
Hain pusular devam ediliyor...
Kahpe kurşunlar, kadın, kız, çoluk, çocuk, asker, polis ayrımı yapmadan;
Yani adres sormadan bir bir geliyor üzerimize...
Bakmayın bu aralar pek şehit haberi gelmediğine...
Tamamen mevsim şartlarından dolayı...
Kar, kış, kıyamet...
Teröristler pusu atamıyorlar...
Şehit haberlerinin ardının kesilmesi bundan...
İşte bu boşluğu da her zaman olduğu gibi "barış" teraneleri ile geçiştiriyorlar...
***
"Barış İstiyorum" demekle gerçekten barış istenmiş olur mu!?
Öyle ise, atalarımız "ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz" demişler...
Atalarımız çok doğru demişler...
TV kanallarındaki sözde aydınların,
AKP'nin ileri gelenlerinin,
BDP'lilerin barış istiyoruz teranelerini bir kenara bırakıp vatandaş olarak şöyle bir düşünelim...
Ortada uluslararası bir terör örgütü var...
Bütün dünya bu örgütü bir terör örgütü olarak kabul etmiş...
Eğer gerçekten barış istiyorsanız lafın dışında bir şeyler yapmanız gerekli...
Mesela çıkıp bir terör örgütü "önder"i "Arkadaş yeter artık biz barış istiyoruz ve bu isteğimizdeki ciddiyetimizi 400 dağ kadromuzu silahlarıyla birlikte TC makamlarına teslim ederek gösteriyoruz desin de görelim bakalım gerçekten barış istiyorlar mı istemiyorlar mı!?
Onlar ne yapıyorlar!?
Yurtdışında öldürülen teröristler için yapılan cenaze merasimine terör örgütü bayraklarıyla katılıp adeta gövde gösterisi yapıyorlar!
Hani siz barış istiyordunuz!?
Bir cenaze merasimini bile gövde gösterisine dönüştürerek mi barış istiyorsunuz!?
***
Hiçbir şekilde teslim olmaktan bahsedilmiyor...
Silah bırakmaktan bahsedilmiyor...
Bilakis tüm terör faaliyetleri son sürat devam ediyor, sonra da kalkıp barış istiyoruz diyorlar...
Onu da geçtim, bu duruma karşı çıkan, böyle barış olmaz diyen Ülkücü camiayı da "barış düşmanı" ilan ediveriyorlar!
Hadi ordan şark kurnazı!
Bu ülkenin %50'sini "Allah" diyerek kandırabilirsiniz belki ama Ülkücü camia Allah adını kullanarak siyaset yapanlara asla kanmadı, bundan sonra da kanmayacak...
Terör örgütü ve yandaşları, tüm faaliyetlerine devam edecekler, biz de buna rağmen barış isteyeceğiz...
Yemezler!
***
Bu uyanık kerizler, bir de "Devlet ateşkes ilan etsin, silah bıraksın" falan zırvalıklarıyla da ortaya çıkıyorlar zaman zaman...
Devlet ancak bir devlet ile savaşıyorsa ateşkes ilan eder...
Bunun dışında bir devlet hangi terör örgütüne karşı ateşkes ilan etmiş bir deyin de biz de bilelim...
Devletin bu aşamada ateşkes ilan etmesi terör örgütüne teslim olması anlamına gelir...
Silahı kime bırakacak bu devletin ordusu...
Terör örgütüne mi!?
Mevcut askeri birlikleri boşaltacak mı!?
Nasıl bir ateşkes ve silah bırakma bekliyorlar çok merak ediyorum...
***
AKP 10 yılı aşkın zamandır oynanan bu tiyatroda rolünü başarıyla gerçekleştiriyor...
AKP'ye oy verenler din sömürüsüne alet olmadan iyice düşünsünler...
Öldürülen teröristler için üzüntülerini açıklayan Bülent Arınç milyon kere Allah dese ne fayda eder...
Askerin cenazesine gidemeyen adamlar gece gündüz Allah dese ne olur...
Peygamber Efendimiz buyurmuştur ki; " İnsanların namaz ve abdestleri sizleri yanıltmasın, insanlara ibadetleriyle değer vermeyin, insanların hal ve davranışlarına bakarak onlara değer verin!" bunu biz neticemizden uydurmuyoruz.
Bu söz Hz. Muhammed (SAV)"in hadisidir...
Müslüman akıllı olmak zorundadır...
Akıllı olmazsa tarih boyunca olduğu gibi bundan sonra da bir çok Kerbelalar yaşamaya mahkum olur...
***
Milletle dalga geçiyorlar...
Üç tane teröristin cenazesi için memleket ayağa kalkıyor ve bir ülkenin başbakanı polisi, askeri uyarıyor "provakasyonlara gelmeyin!"
Hiç kimse demiyor ki; "Yahu arkadaş sen başbakan değil misin!? Bu ülkenin güvenliği sizden sorulmaz mı!? Bu teröristlerin cenazelerinin bu ülkede ne işi var!? Hadi bir şekilde geldi diyelim. Bunca büyük gösterilerin yapılmasına neden müsaade ediyorsun!?"
Terör örgütü ve yandaşları her şeyi yapsın ama asker, polis uzaktan seyretsin!?
Böyle barış olmaz mı!?
Olur elbette!
Ama şunu da bilin ki bunun adı barış olmaz, teslim olmak olur...
***
Milletle dalga geçmeye devam ediyorlar...
Nerdeyse ilkokula yeni başlamış çocuklara sordukları gibi bize de soracaklar:
"Barış isteyenler parmak kaldırsın!"
Biz de bebeyiz ya!
Bir tarafta Allah deyip diğer tarafta eşek yüküyle mal varlığına sahip olan herkese eyvallah deriz ya!Bir iki paket makarna ile .birkaç torba kömüre tav oluyoruz ya!
Hemen kaldıracağız parmağımızı!
Oldu canım!
Böyle barış olacaksa, kusura bakmayın benim de kanım aksın sonra olacaksa olsun bu barış dediğiniz illet!
10 Yılı aşkın bir zamandan bu yana verilen mücadele neticesinde artık:
* Apo (eski bebek katili ve namaz kılıcısı) artık "sayın" oldu...
* Vatan savunması adına şehit olanlar "kelle" oldu...
* Ayyıldızlı Türk Bayrağı "tahrik unsuru" olduğu için resmi görevlilerce toplatıldı, toplattırıldı...
* Pkk'nın sözde bayrağı artık rahatça her yerde taşınabilir hale geldi...
* Eski namaz kılıcısı ve bebek katili Apo bey TC Mahkemelerinin kararıyla resmen "önder" olarak tanındı...
* Yine aynı mahkeme Apo bey için özgürlük istemenin bir hak olduğuna karar verdi. AKP'den önce bu suçtu..
* Pkk terör örgütünün elemanlarından herhangi birisinin çatışmada ölmesi ya da farklı şekillerde ölmesi sonucunda Türkiye Cumhuriyeti Misak-ı Milli sınırları dahilinde görkemli törenler yapılabiliyor ve bu törenlere başta milletvekilleri olmak üzere bir çok resmi görevli katılabiliyor.
* Yine başta milletvekilleri olmak üzere herkes alenen bu cenazeler için taziye ziyaretleri yapabiliyor...
* İmralı'da istirahatte bulunan Apo bey için şartların iyileştirilmesi adına her türlü konfor sağlanıyor. Kader kurbanı mahkumlarımızın hayal bile edemeyecekleri konfor bebek katiline, pardon namaz kılıcısına, yoksa sayın mı demeliydim. Her neyse işte o adama sağlanabiliyor...
* Oslo'da yapılan 1. müzakereler sürecinde Mit müsteşarı tarafından terör örgütü mensuplarına "sizinle savaşanları tek tek içeri tıktık, daha ne istiyorsunuz" denilerek ima edildiği gibi terör ile mücadele eden tüm rütbeli komutanlar hapse atıldı.
* Milletvekilleri terör örgütü yandaşlarının Pkk bayraklarıyla yaptıkları gösterilerde onlara destek verdi ve bizzat katılım sağladı...
* Terörle mücadele sırasında şehit olan askerlerimizin cenaze törenlerinin halkın katılımıyla gerçekleştirilen bölümlerine yayın yasağı getirildi. Yani sansür uygulandı.
***
Evet bu saydıklarımıza daha nicelerini ekleyebiliriz...
Bütün bunlar barış için yapılmış...
Daha fazla kan akmasın için yapılmış...
Fakat halen kan akmaya devam ediyor.
Hain pusular devam ediliyor...
Kahpe kurşunlar, kadın, kız, çoluk, çocuk, asker, polis ayrımı yapmadan;
Yani adres sormadan bir bir geliyor üzerimize...
Bakmayın bu aralar pek şehit haberi gelmediğine...
Tamamen mevsim şartlarından dolayı...
Kar, kış, kıyamet...
Teröristler pusu atamıyorlar...
Şehit haberlerinin ardının kesilmesi bundan...
İşte bu boşluğu da her zaman olduğu gibi "barış" teraneleri ile geçiştiriyorlar...
***
"Barış İstiyorum" demekle gerçekten barış istenmiş olur mu!?
Öyle ise, atalarımız "ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz" demişler...
Atalarımız çok doğru demişler...
TV kanallarındaki sözde aydınların,
AKP'nin ileri gelenlerinin,
BDP'lilerin barış istiyoruz teranelerini bir kenara bırakıp vatandaş olarak şöyle bir düşünelim...
Ortada uluslararası bir terör örgütü var...
Bütün dünya bu örgütü bir terör örgütü olarak kabul etmiş...
Eğer gerçekten barış istiyorsanız lafın dışında bir şeyler yapmanız gerekli...
Mesela çıkıp bir terör örgütü "önder"i "Arkadaş yeter artık biz barış istiyoruz ve bu isteğimizdeki ciddiyetimizi 400 dağ kadromuzu silahlarıyla birlikte TC makamlarına teslim ederek gösteriyoruz desin de görelim bakalım gerçekten barış istiyorlar mı istemiyorlar mı!?
Onlar ne yapıyorlar!?
Yurtdışında öldürülen teröristler için yapılan cenaze merasimine terör örgütü bayraklarıyla katılıp adeta gövde gösterisi yapıyorlar!
Hani siz barış istiyordunuz!?
Bir cenaze merasimini bile gövde gösterisine dönüştürerek mi barış istiyorsunuz!?
***
Hiçbir şekilde teslim olmaktan bahsedilmiyor...
Silah bırakmaktan bahsedilmiyor...
Bilakis tüm terör faaliyetleri son sürat devam ediyor, sonra da kalkıp barış istiyoruz diyorlar...
Onu da geçtim, bu duruma karşı çıkan, böyle barış olmaz diyen Ülkücü camiayı da "barış düşmanı" ilan ediveriyorlar!
Hadi ordan şark kurnazı!
Bu ülkenin %50'sini "Allah" diyerek kandırabilirsiniz belki ama Ülkücü camia Allah adını kullanarak siyaset yapanlara asla kanmadı, bundan sonra da kanmayacak...
Terör örgütü ve yandaşları, tüm faaliyetlerine devam edecekler, biz de buna rağmen barış isteyeceğiz...
Yemezler!
***
Bu uyanık kerizler, bir de "Devlet ateşkes ilan etsin, silah bıraksın" falan zırvalıklarıyla da ortaya çıkıyorlar zaman zaman...
Devlet ancak bir devlet ile savaşıyorsa ateşkes ilan eder...
Bunun dışında bir devlet hangi terör örgütüne karşı ateşkes ilan etmiş bir deyin de biz de bilelim...
Devletin bu aşamada ateşkes ilan etmesi terör örgütüne teslim olması anlamına gelir...
Silahı kime bırakacak bu devletin ordusu...
Terör örgütüne mi!?
Mevcut askeri birlikleri boşaltacak mı!?
Nasıl bir ateşkes ve silah bırakma bekliyorlar çok merak ediyorum...
***
AKP 10 yılı aşkın zamandır oynanan bu tiyatroda rolünü başarıyla gerçekleştiriyor...
AKP'ye oy verenler din sömürüsüne alet olmadan iyice düşünsünler...
Öldürülen teröristler için üzüntülerini açıklayan Bülent Arınç milyon kere Allah dese ne fayda eder...
Askerin cenazesine gidemeyen adamlar gece gündüz Allah dese ne olur...
Peygamber Efendimiz buyurmuştur ki; " İnsanların namaz ve abdestleri sizleri yanıltmasın, insanlara ibadetleriyle değer vermeyin, insanların hal ve davranışlarına bakarak onlara değer verin!" bunu biz neticemizden uydurmuyoruz.
Bu söz Hz. Muhammed (SAV)"in hadisidir...
Müslüman akıllı olmak zorundadır...
Akıllı olmazsa tarih boyunca olduğu gibi bundan sonra da bir çok Kerbelalar yaşamaya mahkum olur...
***
Milletle dalga geçiyorlar...
Üç tane teröristin cenazesi için memleket ayağa kalkıyor ve bir ülkenin başbakanı polisi, askeri uyarıyor "provakasyonlara gelmeyin!"
Hiç kimse demiyor ki; "Yahu arkadaş sen başbakan değil misin!? Bu ülkenin güvenliği sizden sorulmaz mı!? Bu teröristlerin cenazelerinin bu ülkede ne işi var!? Hadi bir şekilde geldi diyelim. Bunca büyük gösterilerin yapılmasına neden müsaade ediyorsun!?"
Terör örgütü ve yandaşları her şeyi yapsın ama asker, polis uzaktan seyretsin!?
Böyle barış olmaz mı!?
Olur elbette!
Ama şunu da bilin ki bunun adı barış olmaz, teslim olmak olur...
***
Milletle dalga geçmeye devam ediyorlar...
Nerdeyse ilkokula yeni başlamış çocuklara sordukları gibi bize de soracaklar:
"Barış isteyenler parmak kaldırsın!"
Biz de bebeyiz ya!
Bir tarafta Allah deyip diğer tarafta eşek yüküyle mal varlığına sahip olan herkese eyvallah deriz ya!Bir iki paket makarna ile .birkaç torba kömüre tav oluyoruz ya!
Hemen kaldıracağız parmağımızı!
Oldu canım!
Böyle barış olacaksa, kusura bakmayın benim de kanım aksın sonra olacaksa olsun bu barış dediğiniz illet!
14 Ocak 2013 Pazartesi
ESES'te Hoşcan ile yeni dönem...
Yazımızın başlığından yanlış manalar çıkarılmasın...
Daha şimdiden sayın Mesut Hoşcan'ı seçimin galibi ilan etmiş değiliz...
Bilakis şu anki kanaatime göre eğer aday olursa seçimlerde başarılı olamayacağını düşünüyorum.
İnsanımız ne yazık ki, leb demeden leblebiyi anlama yeteneğini en üst seviyede tuttuğu için, yazımızın tamamını okumadan başlığa bakarak "Selahattin Erdoğan seçimi yapmış bitirmiş, Mesut Hoşcan'ı başkanlık koltuğuna oturtmuş" der hemen...
Bahsedeceğimiz yeni dönem çok farklı...
Kongre öncesinde yepyeni bir dönem yaşayacağız...
Peki nedir bu yeni dönem?
***
Hepimizin bildiği gibi yıllardır Eskişehirspor kongreleri başlamadan önce biter...
Seçim gününden önce görüşmeler pazarlıklar yapılır, tek adayla seçime girilir ve usulen yapılan seçimle o tek aday seçimi kazanır...
Eğer Mesut Hoşcan'ın aday olacağı konusu gerçekten doğru ise, artık bu dönem kapanıyor...
6 Ay sonra Eskişehirspor camiası 2 adaylı bir seçime gidecek...
Gerçek bir seçim olacak...
Bu 6 aylık süreçte Halil Ünal ve Mesut Hoşcan, icraatlarıyla, vaatleriyle, projeleriyle kıyasıya bir yarışa girecekler...
Tek beklentimiz bu kıyasıya mücadeleden tek galip olarak Eskişehirspor'un çıkmasıdır....
***
Gelişmiş ülkelerde seçim sürecinde yapılan anketler son derece etkilidir.
Şunu herkes biliyor ki, Eskişehirspor'un bugünkü delege yapısı adil bir seçim için müsait değildir.
Ülkemizin genel yapısına baktığımız vakit son derece doğal olarak karşılanabilecek bir üye kayıt sistemi var Eskişehirspor'un...
Bu sistem hem spor kulüpleri için, hem sivil toplum kuruluşları için, hem de siyasi partilerimiz için aynıdır...
Bir partinin ilçe başkanı göreve geldiği ilk günden itibaren gelecek kurultayda kendisine oy vermesi muhtemel kişileri üye defterinin baş tarafına yazmaya başlar...
Her hangi bir köy derneğinde bile bu durum geçerlidir...
Spor kulüplerinde de aynı durum geçerlidir maalesef...
Dernek statüsünde yönetilen tüm spor kulüplerimiz ne yazık ki, bu cendereden kurtulabilmiş değiller...
***
Sayın Halil Ünal ve sayın Mesut Hoşcan'a burada çok önemli bir görev düşmektedir.
Eskişehirspor'u bu genel hastalıktan kurtarmak her iki adayımızın da ilk görevi olmalı.
Ben her iki adaydan da ilk olarak bu yönde açıklama bekleyeceğim...
Proje, transfer, alt yapı hepsi hikaye...
Eskişehirspor'a üyelik sisteminde sevgiye konulan kota kaldırılacak mı, kaldırılmayacak mı!
Her iki aday da öncelikle bu konuya açıklık getirmelidirler...
Bu konuya açıklık getirilmiyorsa ve net bir şekilde bu kotanın kaldırılacağı beyan edilmiyorsa ben bir Eskişehirspor taraftarı olarak her iki adayın da birbirinden farkı olamayacağına inanırım...
Halil Ünal görev başında yapacağı bir açıklama ile bu kotanın kaldırıldığını ve uygulamaya geçildiğini hemen açıklayabilir...
Mesut Hoşcan da seçimleri kazandığı günün ertesinde ilk işinin bu kotanın kaldırılacağını açıklamalıdır...
***
Her iki aday için bir başka önemli görev de sadece delege ile değil Eskişehirspor sevdalıları ile bu kongreye gitmek olmalıdır. Eskişehirspor kongresi artık küçük salonlarda değil, en azından spor salonlarında yapılmalıdır. Bu kulübün tek sahibi 2 senede bir kongre salonundaki sandalyelere oturanlar değil, senelerdir bu takımı desteklemek için tribün koltuklarını aşındıranlardır. Bu kongreyi izlemek en çok onların hakkıdır.
Bu nedenledir ki, her iki adayda bu konuda uzlaşmalı ve Eskişehirspor kongresi büyük bir izleyici kitlesinin katılımıyla gerçekleştirilmelidir.
***
Eskişehirspor taraftarı yıllar sonra ortaya çıkan bu iki adaylı seçim sürecini iyi değerlendirmelidir. Bu süreçte herhangi bir adayın kayıtsız şartsız taraftarı olmak yerine yüreklerimizdeki Eskişehirspor sevdası ile ESESimiz için en iyi sonucu elde edebileceğimiz bir kongre süreci yaşanmasında ne gibi katkılarımızın olabileceği düşünülmelidir. Unutmayalım ki, yöneticiler gelir geçer biz ise, her zaman baki kalırız...
Daha şimdiden sayın Mesut Hoşcan'ı seçimin galibi ilan etmiş değiliz...
Bilakis şu anki kanaatime göre eğer aday olursa seçimlerde başarılı olamayacağını düşünüyorum.
İnsanımız ne yazık ki, leb demeden leblebiyi anlama yeteneğini en üst seviyede tuttuğu için, yazımızın tamamını okumadan başlığa bakarak "Selahattin Erdoğan seçimi yapmış bitirmiş, Mesut Hoşcan'ı başkanlık koltuğuna oturtmuş" der hemen...
Bahsedeceğimiz yeni dönem çok farklı...
Kongre öncesinde yepyeni bir dönem yaşayacağız...
Peki nedir bu yeni dönem?
***
Hepimizin bildiği gibi yıllardır Eskişehirspor kongreleri başlamadan önce biter...
Seçim gününden önce görüşmeler pazarlıklar yapılır, tek adayla seçime girilir ve usulen yapılan seçimle o tek aday seçimi kazanır...
Eğer Mesut Hoşcan'ın aday olacağı konusu gerçekten doğru ise, artık bu dönem kapanıyor...
6 Ay sonra Eskişehirspor camiası 2 adaylı bir seçime gidecek...
Gerçek bir seçim olacak...
Bu 6 aylık süreçte Halil Ünal ve Mesut Hoşcan, icraatlarıyla, vaatleriyle, projeleriyle kıyasıya bir yarışa girecekler...
Tek beklentimiz bu kıyasıya mücadeleden tek galip olarak Eskişehirspor'un çıkmasıdır....
***
Gelişmiş ülkelerde seçim sürecinde yapılan anketler son derece etkilidir.
Şunu herkes biliyor ki, Eskişehirspor'un bugünkü delege yapısı adil bir seçim için müsait değildir.
Ülkemizin genel yapısına baktığımız vakit son derece doğal olarak karşılanabilecek bir üye kayıt sistemi var Eskişehirspor'un...
Bu sistem hem spor kulüpleri için, hem sivil toplum kuruluşları için, hem de siyasi partilerimiz için aynıdır...
Bir partinin ilçe başkanı göreve geldiği ilk günden itibaren gelecek kurultayda kendisine oy vermesi muhtemel kişileri üye defterinin baş tarafına yazmaya başlar...
Her hangi bir köy derneğinde bile bu durum geçerlidir...
Spor kulüplerinde de aynı durum geçerlidir maalesef...
Dernek statüsünde yönetilen tüm spor kulüplerimiz ne yazık ki, bu cendereden kurtulabilmiş değiller...
***
Sayın Halil Ünal ve sayın Mesut Hoşcan'a burada çok önemli bir görev düşmektedir.
Eskişehirspor'u bu genel hastalıktan kurtarmak her iki adayımızın da ilk görevi olmalı.
Ben her iki adaydan da ilk olarak bu yönde açıklama bekleyeceğim...
Proje, transfer, alt yapı hepsi hikaye...
Eskişehirspor'a üyelik sisteminde sevgiye konulan kota kaldırılacak mı, kaldırılmayacak mı!
Her iki aday da öncelikle bu konuya açıklık getirmelidirler...
Bu konuya açıklık getirilmiyorsa ve net bir şekilde bu kotanın kaldırılacağı beyan edilmiyorsa ben bir Eskişehirspor taraftarı olarak her iki adayın da birbirinden farkı olamayacağına inanırım...
Halil Ünal görev başında yapacağı bir açıklama ile bu kotanın kaldırıldığını ve uygulamaya geçildiğini hemen açıklayabilir...
Mesut Hoşcan da seçimleri kazandığı günün ertesinde ilk işinin bu kotanın kaldırılacağını açıklamalıdır...
***
Her iki aday için bir başka önemli görev de sadece delege ile değil Eskişehirspor sevdalıları ile bu kongreye gitmek olmalıdır. Eskişehirspor kongresi artık küçük salonlarda değil, en azından spor salonlarında yapılmalıdır. Bu kulübün tek sahibi 2 senede bir kongre salonundaki sandalyelere oturanlar değil, senelerdir bu takımı desteklemek için tribün koltuklarını aşındıranlardır. Bu kongreyi izlemek en çok onların hakkıdır.
Bu nedenledir ki, her iki adayda bu konuda uzlaşmalı ve Eskişehirspor kongresi büyük bir izleyici kitlesinin katılımıyla gerçekleştirilmelidir.
***
Eskişehirspor taraftarı yıllar sonra ortaya çıkan bu iki adaylı seçim sürecini iyi değerlendirmelidir. Bu süreçte herhangi bir adayın kayıtsız şartsız taraftarı olmak yerine yüreklerimizdeki Eskişehirspor sevdası ile ESESimiz için en iyi sonucu elde edebileceğimiz bir kongre süreci yaşanmasında ne gibi katkılarımızın olabileceği düşünülmelidir. Unutmayalım ki, yöneticiler gelir geçer biz ise, her zaman baki kalırız...
13 Ocak 2013 Pazar
Kasımpaşa'dan Ağrı'ya kardeşlik köprüsü...
Türkiye'nin bir ucunda neredeyse Kasımpaşa...
Ağrı da öbür ucunda...
Öyle bir köprü kuruldu ki, bu uzun mesafede anlatmak mümkün değil...
Bir sevgi köprüsü...
Bir kardeşlik köprüsü...
Alabildiğince uzun bir köprü...
Olabildiğince candan yürekten bir köprü...
Arma Altı Kasımpaşa'nın güzide bir taraftar gurubu...
"Sadece Kasımpaşalıyız" diyerek yola çıkıp, çift takım tutanlara inat, Lacivert - Beyaz renklere sevdalı, ARMA peşinde koşan bir avuç genç, yürekli insan topluluğu Arma Altı...
***
Kuruldukları günden bu yana sadece tribün peşinde koşmadılar...
Düzenledikleri sosyal etkinliklerle de üzerlerine düşen sosyal sorumluluğu en üst düzeyde gerçekleştirmeye çalıştılar...
Arma Altı gurubu son olarak, Ağrı ilimizde bulunan Arslangazi İlkokulu'na bir yardım kampanyası başlattılar...
Kapı kapı dolaşıp, memleketin bir ucunda zorlu şartlar altında okumaya çalışan minik kardeşleri için yardım malzemesi topladılar...
"Arma Altı Kardeş Okul" projesinin bu seferki durağı Eskişehirli bir öğretmenin görev yaptığı Arslangazi İlkokulu oldu...
Bir taraftan Arma için mücadele verirlerken bir taraftan da sosyal sorumluluklarını unutmadılar ve böylesine muhteşem bir projeyi gerçekleştirdiler...
kendilerine destek olan esnaf ve taraftarlar başta olmak üzere emeği geçen herkesi tebrik etmek gerek...
***
Öyle kolay olmuyor günümüzde bu tür kampanyalar...
Birilerinin kapısını yardım için çalmak, zor iş...
Adeta dilenci gibisiniz...
"Allah versin" diyenler bile çıkabilir aralarından...
Ama o gençler yılmadılar...
Böylesine kutsal bir görev için her türlü zorlu yendiler...
Son olarak önlerinde bir engel olan ulaşım ücretini temin etmek içinde az miktarda bir takvim yapıp satarak bu sorunu da çözdüler...
Hepsinin alınlarından öpmek lazım bu gençlerin...
***
Türk Futbolu'nun bu gençlere ihtiyacı var...
Bu gençleri anlamak lazım...
Türk Futbolu'ndaki şiddet görüntülerini sonlandırmak için kafa patlatanların bu gençlere sahip çıkması lazım...
Her şey polisiye tedbirlerle çözülmüyor...
Bugün terör olaylarının sona erdirilmesi için bile terör örgütüyle müzakereden yana tavır koyan ülke yöneticilerinin futboldaki şiddeti önlemek için polisiye tedbirleri daha da arttırmaya çalışması gerçekten son derece anlamsız kalıyor...
Bir kere daha tebrikler Arma Alta Tayfa...
Ağrı da öbür ucunda...
Öyle bir köprü kuruldu ki, bu uzun mesafede anlatmak mümkün değil...
Bir sevgi köprüsü...
Bir kardeşlik köprüsü...
Alabildiğince uzun bir köprü...
Olabildiğince candan yürekten bir köprü...
Arma Altı Kasımpaşa'nın güzide bir taraftar gurubu...
"Sadece Kasımpaşalıyız" diyerek yola çıkıp, çift takım tutanlara inat, Lacivert - Beyaz renklere sevdalı, ARMA peşinde koşan bir avuç genç, yürekli insan topluluğu Arma Altı...
***
Kuruldukları günden bu yana sadece tribün peşinde koşmadılar...
Düzenledikleri sosyal etkinliklerle de üzerlerine düşen sosyal sorumluluğu en üst düzeyde gerçekleştirmeye çalıştılar...
Arma Altı gurubu son olarak, Ağrı ilimizde bulunan Arslangazi İlkokulu'na bir yardım kampanyası başlattılar...
Kapı kapı dolaşıp, memleketin bir ucunda zorlu şartlar altında okumaya çalışan minik kardeşleri için yardım malzemesi topladılar...
"Arma Altı Kardeş Okul" projesinin bu seferki durağı Eskişehirli bir öğretmenin görev yaptığı Arslangazi İlkokulu oldu...
Bir taraftan Arma için mücadele verirlerken bir taraftan da sosyal sorumluluklarını unutmadılar ve böylesine muhteşem bir projeyi gerçekleştirdiler...
kendilerine destek olan esnaf ve taraftarlar başta olmak üzere emeği geçen herkesi tebrik etmek gerek...
***
Öyle kolay olmuyor günümüzde bu tür kampanyalar...
Birilerinin kapısını yardım için çalmak, zor iş...
Adeta dilenci gibisiniz...
"Allah versin" diyenler bile çıkabilir aralarından...
Ama o gençler yılmadılar...
Böylesine kutsal bir görev için her türlü zorlu yendiler...
Son olarak önlerinde bir engel olan ulaşım ücretini temin etmek içinde az miktarda bir takvim yapıp satarak bu sorunu da çözdüler...
Hepsinin alınlarından öpmek lazım bu gençlerin...
***
Türk Futbolu'nun bu gençlere ihtiyacı var...
Bu gençleri anlamak lazım...
Türk Futbolu'ndaki şiddet görüntülerini sonlandırmak için kafa patlatanların bu gençlere sahip çıkması lazım...
Her şey polisiye tedbirlerle çözülmüyor...
Bugün terör olaylarının sona erdirilmesi için bile terör örgütüyle müzakereden yana tavır koyan ülke yöneticilerinin futboldaki şiddeti önlemek için polisiye tedbirleri daha da arttırmaya çalışması gerçekten son derece anlamsız kalıyor...
Bir kere daha tebrikler Arma Alta Tayfa...
12 Ocak 2013 Cumartesi
Sömürü düzenine karşı çıkmak...
Nedir sizce sömürü düzenine karşı çıkmak!?
Don Kişot ve Sanço Panço'nun öyküsü müdür!?
Zengin'den çalıp fakire dağıtan film ya da roman kahramanlarının öyküsü mü yoksa!?
Münir Özkul'un tüfeğinin namlusunun ucundaki hedef midir!?
İnsanlık tarihi boyunca hep bu soruya cevap aradı birileri...
Sizce bu cevabı bulabilen var mıdır!?
***
Düşünüyorum...
Bir futbolcu transfer oluyor...
Ecnebi bir ülkeden ülkemize gelecek...
Özellikle son üç gündür ülkemizde milyonlarca insan bu "mutlu" haberi bekliyor...
Geldi mi, gelecek mi, doğru mu, yalan mı!?
Ajanslar takip ediliyor...
Yolda yürürken meraktan çatlayan eleman arkadaşını arıyor;
- Oğlum noldu lan yok mu Şınaydır'dan bir haber!
Belli ki aldığı haber olumsuz...
Suratını ekşitip, telefon etmek için yere bıraktığı oldukça ağır iki koliyi tekrar iki eline alıp yürümeye devam ediyor...
***
Çarşı, pazar karışmış...
Eli kulağında oldu olacak...
Eminim bir maden ocağında çalışan garibanlardan bazıları da kazmayı salladıkça bu haberin geleceği anı bekliyordur bir yerlerde...
Bir delikanlı aldırış etmeden cebinde bir sigara parası bile olmamasına Şınayder'in gelip gelmeyeceğini bekliyordur büyük bir merakla...
Hepsi düşük gelir düzeyinden insanlar...
Yani bizim insanlarımız...
Gece gündüz çalışan, çabalayan, üç kuruş ekmek parası için ağız kokusu çeken insanlarımız...
Emekçilerimiz...
Verdikleri emeğin karşılığını hiçbir zaman alamayan emekçilerimiz...
Hepsi günlerdir Şınaydır ile yatıp Şınaydır ile kalkıyorlar...
Vay anasına sayın seyirciler!
***
Milyonlarca emekçi, gece gündüz çalışıp para kazanıyorlar...
Kazandıkları paraya da para demiyorlar gerçi...
Asgari geçim düzeyinde bir para...
İşte bir çoğu o azıcık paradan bir miktarını ayırıp, maça gidiyorlar...
Forma, kaşkol, eldiven, çorap, don, sutyen, atlet, fanila, karyola örtüsü, bebe takışirketleşen kulüplerine ait bir ürün alıyorlar...
Hepsi Şınayder 6 milyon dolar para alabilsin diye...
Milyonlarca insan bir adam o milyonlarca insanın bir tanesinin bile rüyalarında dahi göremeyecekleri parayı alsın diye ellerinden geleni arkalarına koymuyorlar...
Sonra bunlardan bazıları çıkıp "Sömürü düzenine karşı" sloganlar atıyor İstiklal caddesinde yürüyerek...
Birileri facebok'ta paylaşımlar yapıyor "Sömürü düzenine karşı"...
***
Yani bu sömürü düzenine gönüllü mağlup olan da biziz, karşı çıkan da biziz...
"Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu" lafının mucidi de biziz...
Şu an sadece sömürü düzeninin en etkili silahı olan futboldan bir örnek veriyorum.
Şınaydır örneği de bildik tanıdık diye...
Yoksa 6 milyon değil 60 milyon dolardan kapı açanlarda var...
Hatta 100 milyonları aşanlar bile var...
Ne yapıyorlar bunu haketmek için...
Güzel top oynuyorlar...
Peki bunca parayı onların almasını sağlayanlar ne yapıyorlar!?
Don Kişot ve Sanço Panço'nun öyküsü müdür!?
Zengin'den çalıp fakire dağıtan film ya da roman kahramanlarının öyküsü mü yoksa!?
Münir Özkul'un tüfeğinin namlusunun ucundaki hedef midir!?
İnsanlık tarihi boyunca hep bu soruya cevap aradı birileri...
Sizce bu cevabı bulabilen var mıdır!?
***
Düşünüyorum...
Bir futbolcu transfer oluyor...
Ecnebi bir ülkeden ülkemize gelecek...
Özellikle son üç gündür ülkemizde milyonlarca insan bu "mutlu" haberi bekliyor...
Geldi mi, gelecek mi, doğru mu, yalan mı!?
Ajanslar takip ediliyor...
Yolda yürürken meraktan çatlayan eleman arkadaşını arıyor;
- Oğlum noldu lan yok mu Şınaydır'dan bir haber!
Belli ki aldığı haber olumsuz...
Suratını ekşitip, telefon etmek için yere bıraktığı oldukça ağır iki koliyi tekrar iki eline alıp yürümeye devam ediyor...
***
Çarşı, pazar karışmış...
Eli kulağında oldu olacak...
Eminim bir maden ocağında çalışan garibanlardan bazıları da kazmayı salladıkça bu haberin geleceği anı bekliyordur bir yerlerde...
Bir delikanlı aldırış etmeden cebinde bir sigara parası bile olmamasına Şınayder'in gelip gelmeyeceğini bekliyordur büyük bir merakla...
Hepsi düşük gelir düzeyinden insanlar...
Yani bizim insanlarımız...
Gece gündüz çalışan, çabalayan, üç kuruş ekmek parası için ağız kokusu çeken insanlarımız...
Emekçilerimiz...
Verdikleri emeğin karşılığını hiçbir zaman alamayan emekçilerimiz...
Hepsi günlerdir Şınaydır ile yatıp Şınaydır ile kalkıyorlar...
Vay anasına sayın seyirciler!
***
Milyonlarca emekçi, gece gündüz çalışıp para kazanıyorlar...
Kazandıkları paraya da para demiyorlar gerçi...
Asgari geçim düzeyinde bir para...
İşte bir çoğu o azıcık paradan bir miktarını ayırıp, maça gidiyorlar...
Forma, kaşkol, eldiven, çorap, don, sutyen, atlet, fanila, karyola örtüsü, bebe takışirketleşen kulüplerine ait bir ürün alıyorlar...
Hepsi Şınayder 6 milyon dolar para alabilsin diye...
Milyonlarca insan bir adam o milyonlarca insanın bir tanesinin bile rüyalarında dahi göremeyecekleri parayı alsın diye ellerinden geleni arkalarına koymuyorlar...
Sonra bunlardan bazıları çıkıp "Sömürü düzenine karşı" sloganlar atıyor İstiklal caddesinde yürüyerek...
Birileri facebok'ta paylaşımlar yapıyor "Sömürü düzenine karşı"...
***
Yani bu sömürü düzenine gönüllü mağlup olan da biziz, karşı çıkan da biziz...
"Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu" lafının mucidi de biziz...
Şu an sadece sömürü düzeninin en etkili silahı olan futboldan bir örnek veriyorum.
Şınaydır örneği de bildik tanıdık diye...
Yoksa 6 milyon değil 60 milyon dolardan kapı açanlarda var...
Hatta 100 milyonları aşanlar bile var...
Ne yapıyorlar bunu haketmek için...
Güzel top oynuyorlar...
Peki bunca parayı onların almasını sağlayanlar ne yapıyorlar!?
9 Ocak 2013 Çarşamba
Yalan Dünya!
Lafın gelişidir aslında Yalan Dünya lafı...
Yaşadığımız onlarca sene arasında inandığımız Tanrı'nın büyüklüğünü anımsama zahmetine katlandığımız çok kısa anlarda aklımıza gelir bu laf. Bunun dışında Neşet Baba'nın türküsünde anımsarız. Onun nağmelerine kaptırdığımız anlarda kendimizi, dünyanın yalan olduğunu söyleriz onunla birlikte...
Sonra unuturuz yine bu dünyanın yalan olduğunu...
Hakiki dünyanın sonsuzluk alemi olduğunu...
İnandığımız gibi yaşamayı bırakır, yaşamak istediğimiz gibi inanmaya başlarız...
Kimimiz ibadet eder bolca...
Maksat cenneti kazanmak ebedi dünyada...
Kainatın sahibi ulu Tanrımız Allah (CC) her ne kadar tüm ibadetlerin sadece O'nun rızası için yapılacağını söylese de, biz cennetin kapısına dayanmak için yaparız tüm taat ve dualarımızı...
***
"Bu dünya yalan dünya, imtihan dünyasıdır burası" dese de hocaefendiler hemen arkasından sıralamaya başlarlar;
"Allahım bizi yoklukla imtihan etme!"
"Allahım bizi zorlukla imtihan etme!"
"Allahım bizi sevdiklerimizle imtihan etme!"
Peki başka ne ile imtihan olur ki, bir insan!?
Hocaefendiler eskiden camilerde kürsülerden vaaz ederlerdi.
Şimdi tv ekranlarında milyonlarca insana ulaşıyorlar..
Teknolojinin nimetlerinden faydalanmaktalar...
Halbu ki, 20-25 sene önce birçok hocaefendi TV izlemeyi "Gavur İcadı" olduğu için caiz saymıyorlardı...
Şimdi aynı hocaefendiler TV ekranlarında arz-ı endam ediyorlar...
***
Yalan Dünya deyip geçiyoruz...
Bir yakınımız vefat ettiği vakit...
Dünyanın yalan olduğunu anlarız...
Sadece o an..
Sonra biz yalan oluruz, dünya gerçek olur...
İftira etmekten korkmayız...
Allah ile pazarlık etmekten çekinmeyiz...
Hz. Peygamber'in işimize gelen sünnetlerini alır, diğerlerini görmezden geliriz...
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" sözünü duymazdan gelip;
"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" zihniyetinin önde giden savunucularından oluruz...
Kısacası yalan oluruz...
***
Mesela Kur'an-ı Kerim satılıyor bu ülkede...
Çok önemli bir ticaret kalemidir Kur'an-ı Kerim...
Bazı hocaefendilerin "güllü Yasin" diye tabir edilen Yasin suresinin yer aldığı kitapları rekor satışlara ulaşıyor bu memlekette. Allah'ın kanunları üzerinden para kazanılıyor.
Dini mekanlara gittiğimiz vakit tam bir din pazarına düşmüşüzdür...
Her şey satılır orada...
Bütün sureler satılıktır...
Bütün dini semboller satılır oralarda...
Bir de çığırtkanlar vardır tezgahların başında ki onlara hiç değinmemek daha iyi...
***
Bu nasıl bir yalan dünya!?
Dünya için hayatımızı mahvediyoruz ama yine de arada bir bu safsatayı seslendiriyoruz...
Yalan Dünya!
Bu dünya yalan ise, sonsuz dünya;
Yani Yaratıcının bizlere vaat ettiği sonsuz dünya...
Cennet - Cehennem Hakikat ise;
Biz niye böyleyiz yahu!?
Yaşadığımız onlarca sene arasında inandığımız Tanrı'nın büyüklüğünü anımsama zahmetine katlandığımız çok kısa anlarda aklımıza gelir bu laf. Bunun dışında Neşet Baba'nın türküsünde anımsarız. Onun nağmelerine kaptırdığımız anlarda kendimizi, dünyanın yalan olduğunu söyleriz onunla birlikte...
Sonra unuturuz yine bu dünyanın yalan olduğunu...
Hakiki dünyanın sonsuzluk alemi olduğunu...
İnandığımız gibi yaşamayı bırakır, yaşamak istediğimiz gibi inanmaya başlarız...
Kimimiz ibadet eder bolca...
Maksat cenneti kazanmak ebedi dünyada...
Kainatın sahibi ulu Tanrımız Allah (CC) her ne kadar tüm ibadetlerin sadece O'nun rızası için yapılacağını söylese de, biz cennetin kapısına dayanmak için yaparız tüm taat ve dualarımızı...
***
"Bu dünya yalan dünya, imtihan dünyasıdır burası" dese de hocaefendiler hemen arkasından sıralamaya başlarlar;
"Allahım bizi yoklukla imtihan etme!"
"Allahım bizi zorlukla imtihan etme!"
"Allahım bizi sevdiklerimizle imtihan etme!"
Peki başka ne ile imtihan olur ki, bir insan!?
Hocaefendiler eskiden camilerde kürsülerden vaaz ederlerdi.
Şimdi tv ekranlarında milyonlarca insana ulaşıyorlar..
Teknolojinin nimetlerinden faydalanmaktalar...
Halbu ki, 20-25 sene önce birçok hocaefendi TV izlemeyi "Gavur İcadı" olduğu için caiz saymıyorlardı...
Şimdi aynı hocaefendiler TV ekranlarında arz-ı endam ediyorlar...
***
Yalan Dünya deyip geçiyoruz...
Bir yakınımız vefat ettiği vakit...
Dünyanın yalan olduğunu anlarız...
Sadece o an..
Sonra biz yalan oluruz, dünya gerçek olur...
İftira etmekten korkmayız...
Allah ile pazarlık etmekten çekinmeyiz...
Hz. Peygamber'in işimize gelen sünnetlerini alır, diğerlerini görmezden geliriz...
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" sözünü duymazdan gelip;
"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" zihniyetinin önde giden savunucularından oluruz...
Kısacası yalan oluruz...
***
Mesela Kur'an-ı Kerim satılıyor bu ülkede...
Çok önemli bir ticaret kalemidir Kur'an-ı Kerim...
Bazı hocaefendilerin "güllü Yasin" diye tabir edilen Yasin suresinin yer aldığı kitapları rekor satışlara ulaşıyor bu memlekette. Allah'ın kanunları üzerinden para kazanılıyor.
Dini mekanlara gittiğimiz vakit tam bir din pazarına düşmüşüzdür...
Her şey satılır orada...
Bütün sureler satılıktır...
Bütün dini semboller satılır oralarda...
Bir de çığırtkanlar vardır tezgahların başında ki onlara hiç değinmemek daha iyi...
***
Bu nasıl bir yalan dünya!?
Dünya için hayatımızı mahvediyoruz ama yine de arada bir bu safsatayı seslendiriyoruz...
Yalan Dünya!
Bu dünya yalan ise, sonsuz dünya;
Yani Yaratıcının bizlere vaat ettiği sonsuz dünya...
Cennet - Cehennem Hakikat ise;
Biz niye böyleyiz yahu!?
1 Ocak 2013 Salı
Önce ARMA şimdi stad... Ya sonra!?
100 yıla yakın geçmişi olan, ülkemize kazandırdığı dünya ve olimpiyat şampiyonlukları ile adımızı tarihe yazdıran Kasımpaşa kulübü göz göre göre peşkeş çekiliyor.
Servetine servet eklemekten bıkmayan bir zengin zümre AKP'nin kendilerine açtığı yolda, Kasımpaşa Kulübü'ne görül verenlerin bütün değer yargılarını ayaklar altına alarak koca bir camiayı yok etmek üzereler.
Sessiz sedasız geldiler...
Hepsinin ortak özellikleri AKP yandaşı olmaları...
Büyük bir kısmı Gülen Cemaati'ne mensup...
Çoğu BJK aşığı...
GS ve FB'li olanlar da var ama "paranın dini imanı olmaz" zihniyetiyle ortak bir hareket içine girdiler...
Kasımpaşa Gençlik Spor Kulübü Derneği bünyesinde bulunan futbol takımını satın aldılar...
Kaça satın aldılar bilmiyoruz...
Kime kaç para verdiler bilmiyoruz...
Neden satın aldılar bilmiyoruz...
Bildiğimiz tek şey var, koca bir camia bu zengin zümreye peşkeş çekildi...
***
Futbol kulübünün zengin zümreye peşkeş çekilmesinden sonra, semtte bir çok kişi büyük umutlara kapıldı...
Şampiyonluk şarkıları söylendi...
Az sayıda bir gurup temkinliydi...
Yukarıda sorduğumuz soruları onlar da soruyor ve gelişmeleri izliyorlardı...
Bir sabah uyandıklarında olanlar olmuştu bile...
TFF'nin sitesinde Kasımpaşa Kulübü'nün simgesi olarak farklı bir logo vardı...
ARMA gitmişti...
Şampiyonluk peşinde koşanlar aldırmadılar, "olsa da olur olmasa da" dediler...
Aslında peşinde koşulan şampiyonluk değil, üç kuruşluk rant idi...
ARMA sevdalısı,
Kasımpaşa sevdalısı,
Lacivert - Beyaz sevdalısı,
Ay Yıldız sevdalısı,
Semt aşıkları "arma yoksa biz de yokuz" deyip maçları protesto ettiler...
***
Mesele sadece ARMA değildi...
Defalarca yazdık...
Sorular sorduk...
Stadın yeri değişecek mi!?
Taksim ve Kasımpaşa'daki kulübe ait otoparklar ne olacak!?
Kulübün adı değişecek mi!?
Bu sorularımızın cevabını veren olmadı...
Ama zaman bu soruların cevabını vermeye başladı...
CHP Taksim'deki yayalaştırma çalışmaları ile ilgili yaptığı açıklamada "Kemerburgaz'a taşınacak olan Kasımpaşa Stadı'nın yerine Gezi Parkı'na yapılması planlanan Kışla'nın yapılmasını" öneriyordu.
Bu açıklamada çok net bir şekilde stadımızın Kemerburgaz'a taşınacağı ifade ediliyor...
Peki taşınacak olan o stadın yerine ne yapılacak!?
Para hırsıyla yanıp tutuşan ve Kasımpaşa Futbol Takımı'nı ele geçiren o zengin zümre stadın bulunduğu araziye kaç tane gökdelen dikecek!?
***
Ne kadar acıdır ki; ARMA'dan sonra stadın da gittiğini tesadüfen öğreniyoruz...
Stad da semtten alındıktan sonra acaba sıra takımın adına mı gelecek...
Ya da renklerine mi...
ARMA olmasa da olur deyip bu zengin zümrenin takımını desteklemeye koşanlar, yine olmasa da olur diyecekler mi acaba...
Sıra renklere ve takımın ismine geldiğinde de aynı vurdumduymazlık sürecek mi acaba...
Beyoğlu Belediyesi'nin bedava biletleriyle maçlara giderek bu kaçınılmaz sona destek olanlar takımın adının da değiştirilmesinde aynı desteği verecekler mi acaba!???
***
Her şey bitmiş değil...
Gün birlik günüdür...
Gözü paradan başka bir şey görmeyenlerin tuzağına düşmeyelim...
Metin Diyadin taraftarı savunduğu için gönderildi...
Hüseyin Kala aynı akıbete uğramak üzere...
Şota Arvaladze henüz bazı şeylerin farkında değil...
Konuşan yanıyor...
Taraftarı savunan sonunu hazırlamış oluyor...
Biz neden halen onları desteklemeye devam ediyoruz!?
Bu semti seven herkesin boykot eylemine katılması ve GS maçında tribünlerin boş kalması, stadda sadece GS ve AKP taraftarlarının bulunması bu gidişe dur demek için başlatılan boykot eylemini güçlendirecek ve semt aşkıyla yanıp tutuşan bizlerin eylemlerinin daha da gelişmesine katkı sağlayacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
