İyi niyet çok önemlidir.
Ancak bu iyi niyetin sonuçlarının da iyi olması çok daha önemlidir.
Osman TAŞ başkanlığındaki son yönetim kurulunun iyi niyetinden hiç şüphem yoktur.
Yönetim içinde yakınen tanıdığım isimlerin başında gelen, Osman TAŞ, Mehmet ŞİMŞEK, Selim DEMİRCİOĞLU, Tamer YAVUZ ve Özgür MARANKOZ gibi isimlerin Eskişehirspor sevdası ve samimiyetlerinden zerre şüphem yoktur.
Ancak geldiğimiz nokta göstermektedir ki, geçmiş dönemler ile kıyaslanamayacak kadar az da olsa camia mevcut yönetimin ya da başkan Osman TAŞ'ın bazı icraatlarının yanlış olduğunu düşünmekte ya da özellikle başkan Osman TAŞ'ın vaatlerini yerine getirmediğini dile getirmektedir.
***
Osman TAŞ bütün iyi niyeti ile büyük bir çaba sarfetmiş ancak kulübün içinde bulunduğu ve geçmiş yıllardan gelen kaos ortamı Osman TAŞ'ı da bir takım hataların içine sürüklemiştir. Alt Kurul Yedek Üye olarak bu yönetim içinde bulunmaktan hiçbir zaman pişman olmadım, bilakis gurur duydum. Buna rağmen Genel Kurul kararı alınması için de sürekli olarak çağrıda bulundum ve buna devam edeceğim.
***
Osman TAŞ sın basın toplantısında bir gazetecinin ''Camia size güvenmiyor'' şeklindeki sorusu üzerine; ''Camia bize neden güvenmiyor!? Osman TAŞ ya da yönetimi 3,5 ay gibi kısa bir sürede bu kulübü büyük bir borç yükünün altına mı soktu? Kulübün parasını mı yedi?Yanlış transfer yaparak kulübü zarara mı uğrattı?'' tarzında son derece haklı sorularla karşılık verdi. Ancak şu da bir hakikattir ki, camia hiçbir dönemde olmadığı kadar yalnızlaştırdı, sahipsiz bıraktı bu yönetimi. Olması gerekenler bile olmaz hale geldi. Bunun sebebi nedir? Camia içindeki bezginlik mi? Yıllardır yöneticilerin yaptığı yanlışlar mı? Mevcut yönetimin başarısız olması için gayret sarfedenler mi var? Bu soruların cevabını bulmak da yönetimin görevidir.
***
Bir şeyin farkına varmak lazım.
Eskşehirspor yok olmasın diye cansiperane mücadele edenlerin sayısı çok ama çok azaldı. Osman TAŞ'ın göreve geldiğinde yaptığı son derece iddialı açıklamalar ile camianın beklentileri çok üst seviyelere çıktı ve icraat döneminde bu iddialı söylemlerin bazılarının gerçekleşmemesi camiada hayal kırıklığı yarattı bunun da ötesinde büyük bir toplumsal bıkkınlık hali oluştu. Bu 3-4 aylık süreçte şahsım adına hiçbir zaman büyük beklentiler içine girmedim ve Osman TAŞ başkanın her açıklamasında ''Eyvah'' dedim.
***
Osman TAŞ başkan ile yaptığımız görüşmelerde kendisine de ilettim.
''Bu camianın Osman TAŞ'a ihtiyacı var, lütfen Osman TAŞ'a yazık etmeyin'' dedim.
Osman TAŞ'ın bir başkan olarak çok faydalı olacağına gerçekten inandım. Ancak büyük bir kaos ortamının dibine kadar çöken bir camiada çok iddialı sözler ederseniz ne yazık ki sonu hüsran olur. Tanıyabildiğim kadarıyla cebindeki son kuruşu dahi Eskişehirspor için harcayabilecek bir adam Osman TAŞ. Ben cebindeki paradan çok zihnindeki fikirler ve kalbindeki ESES sevdası ile ilgilendim. Aklı selim bir yol izlenirse, Osman TAŞ kafasındaki projeleri Mehmet ŞİMŞEK, Selim DEMİRCİOĞLU, Tamer YAVUZ ve Özgür MARANKOZ (Burada sadece yakınen tanıdığım isimleri zikrediyorum, yönetimde bulunup da yakınen tanımadığım arkadaşlardan özür dilerim.) gibi dürüstlüğünden, samimiyetinden ve yüreklerindeki ESES sevdasından zerre şüphemiz olmayan bir ekiple yavaş yavaş hayata geçirmeye çalışırsa çok güzel işler çıkartılırdı.
***
Sonuç olarak yolun başında beklentiler çok yüksek olunca camianın bıkkınlığı ve bezginliği dolayısıyla da yönetim karşıtı bir tavır takınması kaçınılmaz oldu. Şu an camiada azımsanmayacak bir kesim Olağanüstü Kongre istiyor. Kongre olursa ne olacak!? Değişen hiç bir şey olmayacak. Kulisler yapılacak, bazı isimler ortalıkta dolaşacak. Birileri kongre salonunda esip gürleyecek ama sonuçta çeşitli bahaneler ortaya atılarak kimse liste falan çıkartmayacak. Osman TAŞ bu durum karşısında yenilediği listesi ile bir gürültü patırtı çıkmadan tek liste ile işine devam edecek. Yani güven tazeleyecek.
***
Benim Genel Kurul istemekteki tek amacım mevcut yönetim kadrosunun yapılacak yeniliklerle güven tazelemiş bir şekilde görevine devam etmesidir.
Bu durumun alternatifi sadece ve sadece bir ''Milli Mutabakat Yönetimi''dir.
Nasıl olacak!?
Hatta neden böyle bir yönetim oluşturulmalı sorusuna cevap vermek gerek öncelikle.
Hepimiz kentimizin ileri gelenlerinin, sanayici ve tüccarlarının yöneticilere güvenmediğini dillendiriyoruz. Doğrudur. Bir güven ortamı olsaydı kentin en büyük marka değeri Eskişehirspor bu kadar sahipsiz kalmazdı. Hem Türkiye genelinde hem de dünya genelinde söz sahibi olan sanayici ve tüccarları olan bir kent bu duruma düşmezdi...
***
O halde ben Genel Kurul tarafından göreve getirilen hiçbir yöneticiye güvenmeyenleri Eskişehirspor'u yönetmeye davet ediyorum. Buyrun hodri meydan diyelim. Siz bize güvenmiyorsanız biz size güvenelim. Şirketlerinizi, kurum ve kuruluşlarınızı nasıl başarıyla yönetiyorsanız buyrun gelin Eskişehirspor'u da aynı başarıyla yönetin. Yazımın sonunda temsili bir YÖNETİM KURULU LİSTESİ yayınlıyorum. Valiliğimiz başta olmak üzere tüm belediyelerimiz, sanayi, ticaret, esnaf ve meslek odalarımız, sivil toplum kuruluşlarımız...
Gelin hepiniz bir araya gelin ve Eskişehir kentinin en büyük marka değerine sahip olan Eskişehirspor'u YENİDEN BÜYÜK ESKİŞEHİRSPOR haline getirin.
***
Son zamanlarda taraftarlarımızın sosyal medya üzerinden ısrarla göreve davet ettiği Büyükşehir Belediye Başkanımız sayın Yılmaz BÜYÜKERŞEN yine aynı uyarıyla karşılık verdi bu ısrarlı davetlere: ''Bu iş böyle olmaz. Şirketleşin!''
Evet son derece doğru. Bu yönetim sistemi ile bazı şeylerin yanlış gittiği ortada. Şirketleşelim ama gelin birlikte yapalım. Siz bu şehrin abisi olarak bir önderlik edin. ''Eskişehirspor nasıl kurtulur'' konu başlığı altında bir seri toplantılar yapın ve kurtarın şu takımı. Cebinizden ya da belediye kasasından 5 kuruş harcamadan sayın valimizle de işbirliği yaparak yıllardır dile getirdiğiniz ve camia tarafından da kabul gören o yönetim tarzını getirin lütfen!
***
Bizim yörükler ''Lafın fazlası aptala söylenir'' derler.
Sözü fazla uzatmadan Cumhuriyetimizin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Eskişehirliler için söylediği şu sözleri hepimiz bir kez daha anımsayalım:
''Eskişehir halkı, seçkin özelliklerle bezenmiş bir halktır!''
15 Ocak 1923
Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk
***
Aşağıda paylaştığım Yönetim Kurulu Listesi tamamen hayal Ürünüdür. Eskişehirspor'un kurtuluş reçetesi olarak gördüğüm bu MİLLİ MUTABAKAT YÖNETİMİ'nin gerçekleşmesine dönük zerre umudum olmasa da umut dünyası deyip sizlerle paylaşıyorum...
BAŞKAN: Prof. Dr. Fethi HEPER
BAŞKAN VEKİLİ: Valilik
BAŞKAN VEKİLİ: Büyükşehir Belediyesi
BAŞKAN VEKİLİ: Tepebaşı Belediyesi
BAŞKAN VEKİLİ: Odunpazarı Belediyesi
GENEL SEKRETER: Osman TAŞ
GENEL SEKRETER YARDIMCISI: Selim DEMİRCİOĞLU
MALİ ASBAŞKAN: Mehmet ŞİMŞEK
BAŞKAN YARDIMCISI: Umut CUMALI
STADYUMDAN SORUMLU
TEKNİK ASBAŞKAN: Deniz YILMAZ
TARAFTARDAN SORUMLU
TEKNİK ASBAŞKAN: İlhan KISMET
TARAFTARDAN SORUMLU
ASBAŞKAN: Engin ÖZTÜRK
HALKLA İLİŞKİLERDEN SORUMLU
ASBAŞKAN: ESKİŞEHİR BAROSU
HUKUK VE TFF İŞLERİNDEN SORUMLU
ASBAŞKAN: SANAYİ ODASI
DIŞ İLİŞKİLERDEN (UEFA FİFA Vb) SORUMLU
ASBAŞKAN: ESKİŞEHİRSPORLU PROFESYONEL FUTBOLCULAR DERNEĞİ
ALTYAPIDAN SORUMLU
ASBAŞKAN: TİCARET ODASI
İDARİ İŞLER VE TESİSLERDEN SORUMLU
ASBAŞKAN: Özgür MARANKOZ - Tamer YAVUZ
AR-GE & SOSYAL İŞLERDEN SORUMLU
ASBAŞKAN: ESKİŞEHİR ESNAF ODASI
EĞİTİM VAKFI VE İKTİSADİ İŞLETMEDEN SORUMLU
ASBAŞKAN: ESKİŞEHİR TABİPLER ODASI
FUTBOLCU SAĞLIĞINDAN SORUMLU
17 Eylül 2019 Salı
11 Eylül 2019 Çarşamba
YALÇIN KILIÇOĞLU VE ESKİŞEHİRSPOR...
Yalçın Kılıçoğlu...
Eskişehirspor ve Eskişehir kenti için son derece önemli bir isim.
Her ne kadar o dönemlerde kendi reklamını çok fazla yapmasa da, anlatılanlar, yaşananlardan anladığımız kadarıyla Dr. Aziz Bolel önderliğinde kurulan ve bugün bizlere dünyada eşi benzeri görülmeyen bir sevdayı yaşatan Eskişehirspor'un yaşayan bir efsane haline gelmesindeki en etkili isim Yalçın Kılıçoğlu...
***
10 yıl gibi kısa bir sürede Eskişehirspor'u dünya futboluna tanıtan, Eskişehir'in en önemli markası haline getiren ekibin en büyük maddi kaynağı Yalçın Kılıçoğlu...
1973 yılında genç yaşta elim bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybeden Yalçın Kılıçoğlu son derece başarılı ve mütevazi bir iş insanı...
Aynı zamanda kentine ve kentinin takımına da sevdalı bir vatan evladı...
Yalçın Kılıçoğlu'nun vefatı sonrasında Dr. Aziz Bolel'in de başkanlık vazifesinden ayrılmasıyla birlikte bugün içine düştüğümüz kaçınılmaz son başlıyordu aslında...
***
Bugün Yalçın Kılıçoğlu ve Kılıçoğlu Kiremit'i, araştırdım okudum...
Cumhuriyet'in ilk yıllarında Eskişehir'de kurduğu kiremit fabrikası bugün 92. yılını kutlayan ve dünya devi olmuş büyük bir işletme haline gelmiş.
Kurulduğu ilk yıllarda zor günler yaşayan ve İş Bankası'na olan borçları dolayısıyla kapanma noktasına gelen fabrika bugün 7 kıtaya kiremit ve tuğla ihraç eden dünyaca tanınmış bir dev işletme olmuş.
Kuruluş günlerinde Cumhuriyetimizin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatlarıyla kapanmaktan kurtulan fabrikanın öyküsü de çok etkileyici.
Eskişehir'de bir fabrika kurulmuştur ancak, memleketin içinde bulunduğu ekonomik zorluklar fabrikayı juran Sabri Bey'ide kara kara düşündürmektedir. İş Bankası'ndan alınan krediler geri ödenememiş ve İş Bankası fabrikaya el koymak üzere. Tam bu sırada Atatürk'ün Eskişehir'e geldiğini duyan Sabri bey, bir kağıda 2 adet kiremit sararak Atatürk ile görüşmeye gider. Vilayet makamında Atatürk ile görüşme talebini ileten Sabri bey olumsuz yanıt alır, ancak ısrar eder. Kapıdaki görevliler Sabri beyi içeri almamakta ısrar edince; 'Biz silah arkadaşıyız, beraber İstiklal Savaşı'nı kazandık'' diye bağırır. Bu bağırışma üzerine dışarıya çıkan Mustafa Kemal Atatürk duruma müdahale eder.
- Neden bağırıyorsun be adam!
Sabri bey de;
- Ben bir fabrika kurdum. İş Bankası'na borçlandım ve banka şimdi fabrikamı elimden almaya çalışıyor!
Der ve kağıda sardığı 2 tane kiremiti Atatürk'ün önüne koyar.
Atatürk kiremitlerin üzerine çıkar ve kiremitler kırılır. Mustafa Kemal Atatürk Sabri beye;
- Kiremitlerin kırıldı, sağlam yapamıyorsun sen bu kiremitleri satamazsın
Der.
Bunun üzerine Sabri bey tarihi bir cevap verir:
- Paşam o çizmelere yedi düvelin orduları dayanamadı, Sabri'nin kiremitleri mi dayanacak!?
Bunun üzerine Atatürk talimat verir ve fabrika haczedilmekten kurtulur.
90 Yıl önce söylenen bir cümle bugün dünya devi bir işletmenin temeli oluyor...
***
Kılıçoğlu ailesi kendi sektörlerinde dünya devi olmuşlar.
Belki merhum Yalçın Kılıçoğlu'nun ömrü yetseydi Eskişehirspor da dünya devi bir takım olacaktı.
Olmaz olmaz diyor aklım da gönlüm ısrar ediyor...
Sabri beyin bir cümlesiyle bugün dünya çapında bir marka haline gelen Kılıçoğlu Kiremit'in bugünkü varisleri Yalçın Kılıçoğlu'nun yarım kalan Büyük Eskişehirspor hayalini gerçekleştiremez mi!?
Bırakalım dünya devi bir takım oluşturmayı, Yalçın Kılıçoğlu'nun tamamlayamadığı hayallerine bari sahip çıksalar...
***
Biliyorum olmaz...
Belki umurlarında bile değildir ama hani dedim belki bir ihtimal, bir vefalı ADAM çıkar...
Sabri beyin söylediği o sihirli cümlenin bir benzerini belki bizler söyleyemeyiz ama biz de çok seviyoruz kentimizi ve Eskişehirspor'umuzu...
Bugün merhum Yalçın Kılıçoğlu'na dualar gönderen onbinlerce sevdalı yürek mahzun...
Unutmamak gerek sevdalı yürekleri...
Eskişehirspor ve Eskişehir kenti için son derece önemli bir isim.
Her ne kadar o dönemlerde kendi reklamını çok fazla yapmasa da, anlatılanlar, yaşananlardan anladığımız kadarıyla Dr. Aziz Bolel önderliğinde kurulan ve bugün bizlere dünyada eşi benzeri görülmeyen bir sevdayı yaşatan Eskişehirspor'un yaşayan bir efsane haline gelmesindeki en etkili isim Yalçın Kılıçoğlu...
***
10 yıl gibi kısa bir sürede Eskişehirspor'u dünya futboluna tanıtan, Eskişehir'in en önemli markası haline getiren ekibin en büyük maddi kaynağı Yalçın Kılıçoğlu...
1973 yılında genç yaşta elim bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybeden Yalçın Kılıçoğlu son derece başarılı ve mütevazi bir iş insanı...
Aynı zamanda kentine ve kentinin takımına da sevdalı bir vatan evladı...
Yalçın Kılıçoğlu'nun vefatı sonrasında Dr. Aziz Bolel'in de başkanlık vazifesinden ayrılmasıyla birlikte bugün içine düştüğümüz kaçınılmaz son başlıyordu aslında...
***
Bugün Yalçın Kılıçoğlu ve Kılıçoğlu Kiremit'i, araştırdım okudum...
Cumhuriyet'in ilk yıllarında Eskişehir'de kurduğu kiremit fabrikası bugün 92. yılını kutlayan ve dünya devi olmuş büyük bir işletme haline gelmiş.
Kurulduğu ilk yıllarda zor günler yaşayan ve İş Bankası'na olan borçları dolayısıyla kapanma noktasına gelen fabrika bugün 7 kıtaya kiremit ve tuğla ihraç eden dünyaca tanınmış bir dev işletme olmuş.
Kuruluş günlerinde Cumhuriyetimizin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatlarıyla kapanmaktan kurtulan fabrikanın öyküsü de çok etkileyici.
Eskişehir'de bir fabrika kurulmuştur ancak, memleketin içinde bulunduğu ekonomik zorluklar fabrikayı juran Sabri Bey'ide kara kara düşündürmektedir. İş Bankası'ndan alınan krediler geri ödenememiş ve İş Bankası fabrikaya el koymak üzere. Tam bu sırada Atatürk'ün Eskişehir'e geldiğini duyan Sabri bey, bir kağıda 2 adet kiremit sararak Atatürk ile görüşmeye gider. Vilayet makamında Atatürk ile görüşme talebini ileten Sabri bey olumsuz yanıt alır, ancak ısrar eder. Kapıdaki görevliler Sabri beyi içeri almamakta ısrar edince; 'Biz silah arkadaşıyız, beraber İstiklal Savaşı'nı kazandık'' diye bağırır. Bu bağırışma üzerine dışarıya çıkan Mustafa Kemal Atatürk duruma müdahale eder.
- Neden bağırıyorsun be adam!
Sabri bey de;
- Ben bir fabrika kurdum. İş Bankası'na borçlandım ve banka şimdi fabrikamı elimden almaya çalışıyor!
Der ve kağıda sardığı 2 tane kiremiti Atatürk'ün önüne koyar.
Atatürk kiremitlerin üzerine çıkar ve kiremitler kırılır. Mustafa Kemal Atatürk Sabri beye;
- Kiremitlerin kırıldı, sağlam yapamıyorsun sen bu kiremitleri satamazsın
Der.
Bunun üzerine Sabri bey tarihi bir cevap verir:
- Paşam o çizmelere yedi düvelin orduları dayanamadı, Sabri'nin kiremitleri mi dayanacak!?
Bunun üzerine Atatürk talimat verir ve fabrika haczedilmekten kurtulur.
90 Yıl önce söylenen bir cümle bugün dünya devi bir işletmenin temeli oluyor...
***
Kılıçoğlu ailesi kendi sektörlerinde dünya devi olmuşlar.
Belki merhum Yalçın Kılıçoğlu'nun ömrü yetseydi Eskişehirspor da dünya devi bir takım olacaktı.
Olmaz olmaz diyor aklım da gönlüm ısrar ediyor...
Sabri beyin bir cümlesiyle bugün dünya çapında bir marka haline gelen Kılıçoğlu Kiremit'in bugünkü varisleri Yalçın Kılıçoğlu'nun yarım kalan Büyük Eskişehirspor hayalini gerçekleştiremez mi!?
Bırakalım dünya devi bir takım oluşturmayı, Yalçın Kılıçoğlu'nun tamamlayamadığı hayallerine bari sahip çıksalar...
***
Biliyorum olmaz...
Belki umurlarında bile değildir ama hani dedim belki bir ihtimal, bir vefalı ADAM çıkar...
Sabri beyin söylediği o sihirli cümlenin bir benzerini belki bizler söyleyemeyiz ama biz de çok seviyoruz kentimizi ve Eskişehirspor'umuzu...
Bugün merhum Yalçın Kılıçoğlu'na dualar gönderen onbinlerce sevdalı yürek mahzun...
Unutmamak gerek sevdalı yürekleri...
17 Ağustos 2019 Cumartesi
Ardabaran'ın Gözyaşıdır Eskişehirspor'u Yaşatan Güç...
Türk futbol tarihinde yaşayan bir efsanenin destanı yazıldı 1965'ten bu yana...
Kalemi AŞK, kağıdı yürek, mürekkebi gözyaşı olan bir destandır bu...
Merhum Aziz Bolel ve arkadaşlarının Eskişehir halkının muazzam desteği ile başlattığı ''Futbol'da Anadolu Devrimi'' hareketi kısa zamanda tüm Anadolu halkının desteğini aldı ve Eskişehirspor ANADOLU YILDIZI madalyasını göğsüne takarak yaşayan bir efsane olarak tarihe geçti.
***
Kolay yazılmadı bu desten.
Kolaylıkla efsane olmadı bu takım.
Öyle parayla pulla da olmadı hiçbir şey.
AŞK ile,
Sevda ile,
Zorlu şartlarda yılmadan yıkılmadan verilen büyük bir mücadele ile tüm Anadolu halkının gönlünde taht kurdu Eskişehirspor.
Ve bugün, Eskişehirspor'un yaşadığı zorlu süreçten çok daha küçük engeller karşısında bir çok Anadolu takımı yok olup giderken, Eskişehirspor yaşamaya devam ediyor.
Yaşıyor, savaşıyor Eskişehirspor!
Bozuk düzene karşı verilen mücadele tüm hatlarıyla devam ediyor.
Endüstriyel futbol anlayışının tüm acımasızlığına rağmen, yüreklerde beslenen AŞK ile Eskişehirspor yaşamaya devam ediyor.
***
Anadolu'nun bir çok başarıya imza atmış nice kent takımı bir bir yok olurken, ya da adını şirketlere satarken Eskişehirspor kurulduğu gün ortaya konulan ''Kültürü'' ile yaşamaya devam ediyorsa, bunda en büyük katkı yıllardır dökülen kutlu gözyaşlarınındır.
Nice sevdalı yürek, 1965'ten bu yana sevdası Eskişehirspor için ''Bazen sevinç, bazen keder'' diyerek gözyaşı döküyor. Bir mağlubiyetin verdiği acıyla dökülen gözyaşları değil Eskişehirspor'u yaşatan, kutlu bir sevdanın özlemiyle dökülen gözyaşlarıdır.
Beceriksiz ve art niyetli yöneticiler sayesinde çekilen acıların meyvesidir bu kutlu gözyaşları.
***
Eskişehirspor taraftarı anılarını anlatırken ''ESES için döktüğü ilk gözyaşı''ndan başlar söze...
Ben de henüz 15 yaşındayken dökmüştüm Eskişehirspor için ilk gözyaşlarımı.
Yıllarca 1. Lig'de şampiyonluk mücadelesi verirken birden bir Vefa Stadı'nın toprak sahasında toz içinde kalmasına şahitlik ettiğim için ağlamıştım...
Yıllar geçti...
Dinmedi o kutlu gözyaşları...
Bugün Ardabaran ağlıyor...
14 yaşındaki Ardabaran...
Ve daha niceleri...
Nice minik yürek...
Nice sevda ateşiyle yanan yürek ağlıyor bugün...
***
Eskişehirspor'u ayakta tutan manevi güç bu gözyaşlarıdır.
Bu kutlu gözyaşlarının sahibi Arbaran Çubuk kardeşimin sevgili babası oğluyla ilgili duygularını kaleme dökmüş.
Okuyup da duygulanmamak, ağlamamak ve Yeniden Büyük Eskişehirspor mücadelemize daha güçlü bir şekilde devam etmemek mümkün değil.
Aşağıda sizlerle paylaştığım satırları okurken ağlayalım hepimiz.
Ama yıkılmayalım...
Yılmayalım...
Daha güçlü bir şekilde YENİDEN BÜYÜK ESKİŞEHİRSPOR mücadelemize kaldığımız yerden devam edelim...
***
Noktasına virgülüne dokunmadan sizleri Ardabaran kardeşimizin babası sevgili kardeşim Muharrem Çubuk'un duygularıyla başbaşa bırakıyorum:
Oğlum Ardabaran Yürümeyi, konuşmayı, koşmayı yeni öğrendiğinde attım onu bu sevdanın kucağına. Senelerdir derdini, sevincini, kahrını çektiğim sevdama onuda dahil ettim. 6 yaşındaydı. Ne sevdadan haberi vardı ne futboldan. Ben kolundan tuttum. Eskişehirsporumuzun tesislerine götürdüm. Dedim ki " Oğlum, bundan sonra ki hayatını bu armaya, bu toprağa, bu şehire adayacaksın. Bu şehir için ter dökeceksin. " Atalarımız gibi küçük yaştan aşıladım ona şehir sevdasını, memleket sevdasını.
7 sene oldu oğlumu bu kulübün alt yapısına teslim edeli. Tam 7 sene. Oğlum tribünde abilerini, sahada kendi armasını destekliyor. Bu armayı en az ben babası kadar seviyor artık. Sevmese bu gözyaşını dökebilir miydi ? Söyleyin. Bir çocuk dahi olsa küser mi sevdiğine, darılır mı ? Sevdiği için ağlar, sevdiği için güler..
Bu fotoğraf Göztepe finali sonrası. Oğlumla beraber gözyaşı döktüğümüz maç. Hüzünle gurur karışmış. Anlatılmaz sevda. O gün daha güçlendi, daha hırslandı oğlum. Bu arma için ter dökmeye, bu şehir için yorulmaya.
Ama şimdi...
Hergün onun tek bir sorusuyla karşı karşıya kalıyorum.
Bu üzüntüyü bilebilir misiniz ? Bu duyguyu tadabilir misiniz ?
Ardabaran kendine başka kulüp bulur ama başka ESKİŞEHİRSPOR bulamaz.
Sayın büyüklerimiz, ESKİŞEHİR uyanın, silkelenin. Çocuklarımızın hayallerini kurtaralım. Onların hayallerini çalmayalım...
Kalemi AŞK, kağıdı yürek, mürekkebi gözyaşı olan bir destandır bu...
Merhum Aziz Bolel ve arkadaşlarının Eskişehir halkının muazzam desteği ile başlattığı ''Futbol'da Anadolu Devrimi'' hareketi kısa zamanda tüm Anadolu halkının desteğini aldı ve Eskişehirspor ANADOLU YILDIZI madalyasını göğsüne takarak yaşayan bir efsane olarak tarihe geçti.
***
Kolay yazılmadı bu desten.
Kolaylıkla efsane olmadı bu takım.
Öyle parayla pulla da olmadı hiçbir şey.
AŞK ile,
Sevda ile,
Zorlu şartlarda yılmadan yıkılmadan verilen büyük bir mücadele ile tüm Anadolu halkının gönlünde taht kurdu Eskişehirspor.
Ve bugün, Eskişehirspor'un yaşadığı zorlu süreçten çok daha küçük engeller karşısında bir çok Anadolu takımı yok olup giderken, Eskişehirspor yaşamaya devam ediyor.
Yaşıyor, savaşıyor Eskişehirspor!
Bozuk düzene karşı verilen mücadele tüm hatlarıyla devam ediyor.
Endüstriyel futbol anlayışının tüm acımasızlığına rağmen, yüreklerde beslenen AŞK ile Eskişehirspor yaşamaya devam ediyor.
***
Anadolu'nun bir çok başarıya imza atmış nice kent takımı bir bir yok olurken, ya da adını şirketlere satarken Eskişehirspor kurulduğu gün ortaya konulan ''Kültürü'' ile yaşamaya devam ediyorsa, bunda en büyük katkı yıllardır dökülen kutlu gözyaşlarınındır.
Nice sevdalı yürek, 1965'ten bu yana sevdası Eskişehirspor için ''Bazen sevinç, bazen keder'' diyerek gözyaşı döküyor. Bir mağlubiyetin verdiği acıyla dökülen gözyaşları değil Eskişehirspor'u yaşatan, kutlu bir sevdanın özlemiyle dökülen gözyaşlarıdır.
Beceriksiz ve art niyetli yöneticiler sayesinde çekilen acıların meyvesidir bu kutlu gözyaşları.
***
Eskişehirspor taraftarı anılarını anlatırken ''ESES için döktüğü ilk gözyaşı''ndan başlar söze...
Ben de henüz 15 yaşındayken dökmüştüm Eskişehirspor için ilk gözyaşlarımı.
Yıllarca 1. Lig'de şampiyonluk mücadelesi verirken birden bir Vefa Stadı'nın toprak sahasında toz içinde kalmasına şahitlik ettiğim için ağlamıştım...
Yıllar geçti...
Dinmedi o kutlu gözyaşları...
Bugün Ardabaran ağlıyor...
14 yaşındaki Ardabaran...
Ve daha niceleri...
Nice minik yürek...
Nice sevda ateşiyle yanan yürek ağlıyor bugün...
***
Eskişehirspor'u ayakta tutan manevi güç bu gözyaşlarıdır.
Bu kutlu gözyaşlarının sahibi Arbaran Çubuk kardeşimin sevgili babası oğluyla ilgili duygularını kaleme dökmüş.
Okuyup da duygulanmamak, ağlamamak ve Yeniden Büyük Eskişehirspor mücadelemize daha güçlü bir şekilde devam etmemek mümkün değil.
Aşağıda sizlerle paylaştığım satırları okurken ağlayalım hepimiz.
Ama yıkılmayalım...
Yılmayalım...
Daha güçlü bir şekilde YENİDEN BÜYÜK ESKİŞEHİRSPOR mücadelemize kaldığımız yerden devam edelim...
***
Noktasına virgülüne dokunmadan sizleri Ardabaran kardeşimizin babası sevgili kardeşim Muharrem Çubuk'un duygularıyla başbaşa bırakıyorum:
Oğlum Ardabaran Yürümeyi, konuşmayı, koşmayı yeni öğrendiğinde attım onu bu sevdanın kucağına. Senelerdir derdini, sevincini, kahrını çektiğim sevdama onuda dahil ettim. 6 yaşındaydı. Ne sevdadan haberi vardı ne futboldan. Ben kolundan tuttum. Eskişehirsporumuzun tesislerine götürdüm. Dedim ki " Oğlum, bundan sonra ki hayatını bu armaya, bu toprağa, bu şehire adayacaksın. Bu şehir için ter dökeceksin. " Atalarımız gibi küçük yaştan aşıladım ona şehir sevdasını, memleket sevdasını.
7 sene oldu oğlumu bu kulübün alt yapısına teslim edeli. Tam 7 sene. Oğlum tribünde abilerini, sahada kendi armasını destekliyor. Bu armayı en az ben babası kadar seviyor artık. Sevmese bu gözyaşını dökebilir miydi ? Söyleyin. Bir çocuk dahi olsa küser mi sevdiğine, darılır mı ? Sevdiği için ağlar, sevdiği için güler..
Bu fotoğraf Göztepe finali sonrası. Oğlumla beraber gözyaşı döktüğümüz maç. Hüzünle gurur karışmış. Anlatılmaz sevda. O gün daha güçlendi, daha hırslandı oğlum. Bu arma için ter dökmeye, bu şehir için yorulmaya.
Ama şimdi...
Hergün onun tek bir sorusuyla karşı karşıya kalıyorum.
Bu üzüntüyü bilebilir misiniz ? Bu duyguyu tadabilir misiniz ?
Ardabaran kendine başka kulüp bulur ama başka ESKİŞEHİRSPOR bulamaz.
Sayın büyüklerimiz, ESKİŞEHİR uyanın, silkelenin. Çocuklarımızın hayallerini kurtaralım. Onların hayallerini çalmayalım...
23 Haziran 2019 Pazar
Silkelen Eskişehir, Uyan Anadolu; 1965 Ruhu Geri Geldi!
Bilmeyene anlattığımız vakit bir masal dinler gibi dinliyorlar...
Bilenler ise, o şanlı armayı görür görmez heyecanla haykırıyorlar:
- Es Es Es Ki Ki Kİ Eski Eski Es!
Ömer Hayyam Yokuşu'nu tırmanıyorum yine bir gün.
Gönlümün avuntusu, ilk aşkım Eskişehirspor forması üzerimde.
Yorgun ve gururla tırmanıyorum Ömer Hayyam Yokuşu'nu.
Birden yüreğimizi yerinden fırlayacak vaziyete getiren o ses geldi arkamdan:
- Es Es Es Ki Ki Kİ Eski Eski Es!
***
Hemen geri döndüm.
65 - 70 yaşlarında, saçları dökülmemiş ama ak pak olmuş, bıyıkları cıgaradan sararmış, sesi katrandan iyice kartlaşmış bir Roman bey amca.
Es Es tezahüratı bittikten sonra benim kendisine baktığımı görünce;
- Hey gidi ESES be! Ne günlerdi...
- Fethi, Nihat, Ender filelere gönder!
Hayranlıkla dinliyordum bey amcayı.
Kendisine gülümseyerek karşılık verebildim sadece. Bey amca durmuyordu.
Bir çırpıda 15-16 civarında isim saydı.
Hepsi efsane kadromuzun oyuncuları.
Bana say deseler o kadar hızlı sayamazdım muhtemelen.
***
Benden belki 15 yaş büyük olmasına rağmen;
- Ah be abiciğim, bakma biz Beşiktaşlıyız ama Eskişehirspor bir başkaydı be!
Ben halen tek kelime konuşamamıştım.
Bey amca öyle heyecanlı ve öyle özlem dolu konuşuyordu ki, ne diyeceğimi bilemedim. Bilsem de Bey amca fırsat vermezdi zaten...
Neyse ki, biraz sohbet edebilme imkanı bulduk.
Öyle sanıyorum ki, ilk defa tanışıp, Eskişehirli olmadığım halde neden Eskişehirsporlu olduğumu sormayan tek adamdı kendisi.
Çünkü o biliyordu.
Eskişehirspor, ANADOLU YILDIZI'ydı!
Eskişehirsporlu olmak için, Eskişehirspor'a sevdalanmak için Eskişehirli olmaya gerek yoktu.
***
Belki Türkiye'de en çok taraftar sıralamasında 3 takım önde görünebilir fakat ''en çok sevilen takım'' sıralamasında kesinlikle Eskişheirspor açık ara birinci sıradadır.
Rakip taraftarlar tarafından bile bu kadar sevilen Eskişehirspor kurulduğu 1965 yılından sonraki 10 yılda kazandığı başarılar ile tüm ülkemizin gönlünde taht kurmuştu.
Eskişehirspor takımı çeşitli sebepler sonucunda bugün yok olmakla yüzyüze gelmiş olsa da Eskişehirspor sevdalıları sayesinde yaşayan bir efsane olarak varlığını sürdürdü ve Eskişehir kentinin en büyük değerlerinden biri oldu.
Bugün Türkiye'nin neresinde ''Eskişehir denilince ilk aklınıza gelen nedir?'' sorusunu sorarsanız sorun alacağınız cevap;
- ESES
- Eskişehirspor
- Kırmızı Şimşekler
ya da
- Anadolu Yıldızı olacaktır.
Yani Eskişehirspor, Eskişehir kentinin sembolü olmuş, en büyük markasıdır, en büyük değeridir.
***
Takımın sportif başarı olarak en kötü dönemlerinde olsa bile marka değeri hiç düşmemiş, büyük bir camianın ''en değerlisi'' olmaya devam etmiştir.
Eskişehirspor'un bu duruma gelmesinde şüphesiz tek sorumlu beceriksiz ve art niyetli yöneticilerdir.
Eskişehirspor'u anlamayan,
Eskişehirspor'u tanımayan,
Eskişehirspor'u yaşamayan,
Eskişehirspor'a sevdalanamayan beceriksiz ve art niyetli yöneticilerin dönemi artık bitti.
Artık yönetimde Eskişehirspor sevdalıları var.
Artık yönetimde laf üretmeyip, gece gündüz çalışanlar var.
Artık yönetimde verdiği sözü namus bilen Kara&Kızıl sevdalılar var.
Artık yönetimde Eskişehirspor'u sevdiği kadar sahip çıkmayı da bilenler var!
***
Türkiye'nin dört bir yanında, nice sevdalı yüreğin sevgilisi olan Eskişehirspor'un yeni başkanı Osman Taş, Eskişehirspor'un içinde bulunduğu durumdan kurtulması için ''26 saat yeterlidir!'' dedi.
Haksız mı!?
Haklı!
Hem de çok haklı.
Yaptığı her icraatla güven telkin eden bu yönetime bu şehrin sanayicileri ve tüccarları destek olursa, yapacakları maddi katkılarla Eskişehirspor'un mevcut borçları bir çırpıda ödeniverir. Daha evvelce gündeme getirdiğimiz Eskişehirspor'a 100 biner lira verecek 1000 işinsanı, sanayici, tüccar çıkmaz mı bu kentten.
Çıkar hem de 26 saatte biter iş.
Osman Taş başkanlığındaki yönetim kimseden karşılıksız para istemiyor.
VIP kombine alsınlar, Loca alsınlar olmadı forma alsınlar.
Sanayi odası, Ticaret odası, Esnaf odası mensubu değerli işinsanlarımız, sanayicimiz, esnafımız, tüccarımız için çok büyük bir miktar değildir 100 bin lira.
Artık bu kulübe 5 TL veren de 100 bin tl veren de verdiği paranın hesabını istediği zaman sorabilir.
Lafta güven değil icraatta güven veren bir yönetim var artık.
Bilançoları A4 kağıtta geçiştiren değil, her kongre üyesine dağıtılan kitaplarda hesap veren bir yönetim anlayışı var artık.
***
Eskişehir silkinip kendine dönmeli artık!
1965 Ruhu bu yeni yönetim anlayışı ile yeniden hayat bulmuştur.
Şimdi yeniden hayata dönen bu ruha sahip çıkma zamanıdır.
Aziz Bolel ve arkadaşlarının başlattığı Anadolu Futbol Devrimi'ni tamamlama vaktidir şimdi.
Ve bunu biz başaracağız.
Biz Eskişehiriz!
Biz Eskişehir'in sevdalılarıyız!
Biz Anadoluyuz!
Biz bunu da başarırız!
Bilenler ise, o şanlı armayı görür görmez heyecanla haykırıyorlar:
- Es Es Es Ki Ki Kİ Eski Eski Es!
Ömer Hayyam Yokuşu'nu tırmanıyorum yine bir gün.
Gönlümün avuntusu, ilk aşkım Eskişehirspor forması üzerimde.
Yorgun ve gururla tırmanıyorum Ömer Hayyam Yokuşu'nu.
Birden yüreğimizi yerinden fırlayacak vaziyete getiren o ses geldi arkamdan:
- Es Es Es Ki Ki Kİ Eski Eski Es!
***
Hemen geri döndüm.
65 - 70 yaşlarında, saçları dökülmemiş ama ak pak olmuş, bıyıkları cıgaradan sararmış, sesi katrandan iyice kartlaşmış bir Roman bey amca.
Es Es tezahüratı bittikten sonra benim kendisine baktığımı görünce;
- Hey gidi ESES be! Ne günlerdi...
- Fethi, Nihat, Ender filelere gönder!
Hayranlıkla dinliyordum bey amcayı.
Kendisine gülümseyerek karşılık verebildim sadece. Bey amca durmuyordu.
Bir çırpıda 15-16 civarında isim saydı.
Hepsi efsane kadromuzun oyuncuları.
Bana say deseler o kadar hızlı sayamazdım muhtemelen.
***
Benden belki 15 yaş büyük olmasına rağmen;
- Ah be abiciğim, bakma biz Beşiktaşlıyız ama Eskişehirspor bir başkaydı be!
Ben halen tek kelime konuşamamıştım.
Bey amca öyle heyecanlı ve öyle özlem dolu konuşuyordu ki, ne diyeceğimi bilemedim. Bilsem de Bey amca fırsat vermezdi zaten...
Neyse ki, biraz sohbet edebilme imkanı bulduk.
Öyle sanıyorum ki, ilk defa tanışıp, Eskişehirli olmadığım halde neden Eskişehirsporlu olduğumu sormayan tek adamdı kendisi.
Çünkü o biliyordu.
Eskişehirspor, ANADOLU YILDIZI'ydı!
Eskişehirsporlu olmak için, Eskişehirspor'a sevdalanmak için Eskişehirli olmaya gerek yoktu.
***
Belki Türkiye'de en çok taraftar sıralamasında 3 takım önde görünebilir fakat ''en çok sevilen takım'' sıralamasında kesinlikle Eskişheirspor açık ara birinci sıradadır.
Rakip taraftarlar tarafından bile bu kadar sevilen Eskişehirspor kurulduğu 1965 yılından sonraki 10 yılda kazandığı başarılar ile tüm ülkemizin gönlünde taht kurmuştu.
Eskişehirspor takımı çeşitli sebepler sonucunda bugün yok olmakla yüzyüze gelmiş olsa da Eskişehirspor sevdalıları sayesinde yaşayan bir efsane olarak varlığını sürdürdü ve Eskişehir kentinin en büyük değerlerinden biri oldu.
Bugün Türkiye'nin neresinde ''Eskişehir denilince ilk aklınıza gelen nedir?'' sorusunu sorarsanız sorun alacağınız cevap;
- ESES
- Eskişehirspor
- Kırmızı Şimşekler
ya da
- Anadolu Yıldızı olacaktır.
Yani Eskişehirspor, Eskişehir kentinin sembolü olmuş, en büyük markasıdır, en büyük değeridir.
***
Takımın sportif başarı olarak en kötü dönemlerinde olsa bile marka değeri hiç düşmemiş, büyük bir camianın ''en değerlisi'' olmaya devam etmiştir.
Eskişehirspor'un bu duruma gelmesinde şüphesiz tek sorumlu beceriksiz ve art niyetli yöneticilerdir.
Eskişehirspor'u anlamayan,
Eskişehirspor'u tanımayan,
Eskişehirspor'u yaşamayan,
Eskişehirspor'a sevdalanamayan beceriksiz ve art niyetli yöneticilerin dönemi artık bitti.
Artık yönetimde Eskişehirspor sevdalıları var.
Artık yönetimde laf üretmeyip, gece gündüz çalışanlar var.
Artık yönetimde verdiği sözü namus bilen Kara&Kızıl sevdalılar var.
Artık yönetimde Eskişehirspor'u sevdiği kadar sahip çıkmayı da bilenler var!
***
Türkiye'nin dört bir yanında, nice sevdalı yüreğin sevgilisi olan Eskişehirspor'un yeni başkanı Osman Taş, Eskişehirspor'un içinde bulunduğu durumdan kurtulması için ''26 saat yeterlidir!'' dedi.
Haksız mı!?
Haklı!
Hem de çok haklı.
Yaptığı her icraatla güven telkin eden bu yönetime bu şehrin sanayicileri ve tüccarları destek olursa, yapacakları maddi katkılarla Eskişehirspor'un mevcut borçları bir çırpıda ödeniverir. Daha evvelce gündeme getirdiğimiz Eskişehirspor'a 100 biner lira verecek 1000 işinsanı, sanayici, tüccar çıkmaz mı bu kentten.
Çıkar hem de 26 saatte biter iş.
Osman Taş başkanlığındaki yönetim kimseden karşılıksız para istemiyor.
VIP kombine alsınlar, Loca alsınlar olmadı forma alsınlar.
Sanayi odası, Ticaret odası, Esnaf odası mensubu değerli işinsanlarımız, sanayicimiz, esnafımız, tüccarımız için çok büyük bir miktar değildir 100 bin lira.
Artık bu kulübe 5 TL veren de 100 bin tl veren de verdiği paranın hesabını istediği zaman sorabilir.
Lafta güven değil icraatta güven veren bir yönetim var artık.
Bilançoları A4 kağıtta geçiştiren değil, her kongre üyesine dağıtılan kitaplarda hesap veren bir yönetim anlayışı var artık.
***
Eskişehir silkinip kendine dönmeli artık!
1965 Ruhu bu yeni yönetim anlayışı ile yeniden hayat bulmuştur.
Şimdi yeniden hayata dönen bu ruha sahip çıkma zamanıdır.
Aziz Bolel ve arkadaşlarının başlattığı Anadolu Futbol Devrimi'ni tamamlama vaktidir şimdi.
Ve bunu biz başaracağız.
Biz Eskişehiriz!
Biz Eskişehir'in sevdalılarıyız!
Biz Anadoluyuz!
Biz bunu da başarırız!
2 Haziran 2019 Pazar
Murat Diri ve ANADOLU TARAFTARLAR BİRLİĞİ
Eskişehirspor'un kurulduğu günden bu yana Türk futboluna nice ilkler ve nice güzellikler kazandıran Eskişehirspor taraftarları bugün de aynı yolda devam ediyor ve Türk futbolunun seyir zevki yüksek bir hale gelmesi için elinden geleni yapıyor.
Eskişehispor taraftarı son yıllardaki Milli maçlarda gösterdiği performans ile de ''Milli Taraftar'' ünvanıyla Türk milletinin gönlüne girmeyi başardı.
***
1965 yılından itibaren ''Milli Amigo'' Orhan Erpek ile başlayan süreçte tribünlerde yapılan gösteri ve tezahüratlar ile sahadaki 11 oyuncuya +1 katkıda bulunarak Türk futboluna ''12. adam'' kavramını kazandıran Eskişehirspor sevdalıları yaptıkları her güzellik ile diğer takım taraftarlarına da örnek oldu.
Tribün dışında da pek sosyal sorumluluk projesine imza atan Eskişehirspor sevdalıları, İngiltere kraliçesine mektup yazan ve kraliçeden mektup alan dünyanın ilk ve tek taraftar topluluğu ünvanının yanısıra, bir deplasmana en kalabalık giden dünyanın 1. taraftarı olma özelliğiyle de dünya futbol tarihine geçmiş bir taraftar topluluğudur.
***
Eskişehirspor sevdalılarının Türk futbolunda yaptıkları görsel şovlar ve sosyal sorumluluk projeleri saymakla bitmez. Son olarak geçtiğimiz aylarda bir deplasman dönüşü genç yaşta hayatlarını kaybeden 2 Ankaragüçlü taraftarın ardından ''Sokakta dostluk, tribünde kardeşlik'' sloganıyla başlatılan dostluk buluşmalarının en dikkat çekicisi Eskişehir'de oynanan bir milli maç öncesinde onlarca tribün liderinin, ülkemizin çeşitli illerinden gelip, Eskişehir'de toplanması oldu.
Nefer tribün lideri ve Eskişehir Taraftarlar Birliği başkanı Murat Diri ile eski Kızılcıklı tribün liderlerinden ve Eskişehirspor yöneticilerinden Mustafa Akgören'in önderliğinde gerçekleşen buluşma tüm yurdumuzdaki futbol taraftarlarınca büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır.
***
Eskişehirspor tribünlerinin bir çok olumsuz hallerden uzaklaşması noktasında büyük bir başarı gösteren, Eskişehirspor kulübünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde tüm kenti harekete geçirerek büyük bir direniş hareketine önderlik eden ETB başkanı ve Nefer Lideri Murat Diri'yi şimdi çok daha önemli ve tarihi bir görev beklemektedir.
Onbinlerce insanın gönül verdiği kent takımlarının birer birer yok olduğu, bir çoğunun yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı günümüzde kentlilerin kendi takımlarına sahip çıkma duyguları Eskişehirspor taraftarları sayesinde daha ileri boyutlara ulaştı. Bunda en büyük pay sahibi elbette ki, Eskişehir'deki diriliş hareketine önderlik eden Murat Diri'nindir.
Murat Diri şimdi de ANADOLU TARAFTARLAR BİRLİĞİ'nin kurulmasına önderlik ederek Türk futbolunda bir çığır açacak, Anadolu futbol taraftarları arasında devrim etkisi yapacak yeni bir dönemin de mimarı olabilir.
***
Yıllardır hayalini kurduğum Anadolu Taraftarlar Birliği'nin kurulması için Murat Diri'ye bir görev addetmek elbette hakkımız olmayabilir. Eskişehirspor ile ilgili çalışmaları nedeniyle evinin sıcaklığını bile özlediğini hepimiz çok çok iyi biliyoruz. Geride bıraktığımız süreçte Eskişehirspor'un tribün liderliğini, yöneticiliğini, divan kurulu başkanlığını yapan Murat Diri'ye tüm Anadolu taraftarlarının sorumluluğunu yüklemekte belki bir haksızlık olabilir. Ancak şu da bir gerçektir ki, benim yıllardır hayallerini kurduğum, hatta bir federasyona dönüşmesini istediğim bu oluşumun meşalesini yakabilecek tek isim de Murat Diri'dir.
***
Biz kendi adımıza bu düşüncemizi ve önerimizi buradan sevgili Murat Diri'ye iletelim. Eminim gün gelecek Murat Diri benim bu hayalimi gerçekleştirecektir.
Çünkü o bu vatana sevdalı bir vatan evladıdır.
Çünkü o Amigo Orhan'ın bıraktığı mirasın son bayraktarıdır.
Çünkü o bir Eskişehispor sevdalısıdır...
Eskişehispor taraftarı son yıllardaki Milli maçlarda gösterdiği performans ile de ''Milli Taraftar'' ünvanıyla Türk milletinin gönlüne girmeyi başardı.
***
1965 yılından itibaren ''Milli Amigo'' Orhan Erpek ile başlayan süreçte tribünlerde yapılan gösteri ve tezahüratlar ile sahadaki 11 oyuncuya +1 katkıda bulunarak Türk futboluna ''12. adam'' kavramını kazandıran Eskişehirspor sevdalıları yaptıkları her güzellik ile diğer takım taraftarlarına da örnek oldu.
Tribün dışında da pek sosyal sorumluluk projesine imza atan Eskişehirspor sevdalıları, İngiltere kraliçesine mektup yazan ve kraliçeden mektup alan dünyanın ilk ve tek taraftar topluluğu ünvanının yanısıra, bir deplasmana en kalabalık giden dünyanın 1. taraftarı olma özelliğiyle de dünya futbol tarihine geçmiş bir taraftar topluluğudur.
***
Eskişehirspor sevdalılarının Türk futbolunda yaptıkları görsel şovlar ve sosyal sorumluluk projeleri saymakla bitmez. Son olarak geçtiğimiz aylarda bir deplasman dönüşü genç yaşta hayatlarını kaybeden 2 Ankaragüçlü taraftarın ardından ''Sokakta dostluk, tribünde kardeşlik'' sloganıyla başlatılan dostluk buluşmalarının en dikkat çekicisi Eskişehir'de oynanan bir milli maç öncesinde onlarca tribün liderinin, ülkemizin çeşitli illerinden gelip, Eskişehir'de toplanması oldu.
Nefer tribün lideri ve Eskişehir Taraftarlar Birliği başkanı Murat Diri ile eski Kızılcıklı tribün liderlerinden ve Eskişehirspor yöneticilerinden Mustafa Akgören'in önderliğinde gerçekleşen buluşma tüm yurdumuzdaki futbol taraftarlarınca büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır.
***
Eskişehirspor tribünlerinin bir çok olumsuz hallerden uzaklaşması noktasında büyük bir başarı gösteren, Eskişehirspor kulübünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde tüm kenti harekete geçirerek büyük bir direniş hareketine önderlik eden ETB başkanı ve Nefer Lideri Murat Diri'yi şimdi çok daha önemli ve tarihi bir görev beklemektedir.
Onbinlerce insanın gönül verdiği kent takımlarının birer birer yok olduğu, bir çoğunun yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı günümüzde kentlilerin kendi takımlarına sahip çıkma duyguları Eskişehirspor taraftarları sayesinde daha ileri boyutlara ulaştı. Bunda en büyük pay sahibi elbette ki, Eskişehir'deki diriliş hareketine önderlik eden Murat Diri'nindir.
Murat Diri şimdi de ANADOLU TARAFTARLAR BİRLİĞİ'nin kurulmasına önderlik ederek Türk futbolunda bir çığır açacak, Anadolu futbol taraftarları arasında devrim etkisi yapacak yeni bir dönemin de mimarı olabilir.
***
Yıllardır hayalini kurduğum Anadolu Taraftarlar Birliği'nin kurulması için Murat Diri'ye bir görev addetmek elbette hakkımız olmayabilir. Eskişehirspor ile ilgili çalışmaları nedeniyle evinin sıcaklığını bile özlediğini hepimiz çok çok iyi biliyoruz. Geride bıraktığımız süreçte Eskişehirspor'un tribün liderliğini, yöneticiliğini, divan kurulu başkanlığını yapan Murat Diri'ye tüm Anadolu taraftarlarının sorumluluğunu yüklemekte belki bir haksızlık olabilir. Ancak şu da bir gerçektir ki, benim yıllardır hayallerini kurduğum, hatta bir federasyona dönüşmesini istediğim bu oluşumun meşalesini yakabilecek tek isim de Murat Diri'dir.
***
Biz kendi adımıza bu düşüncemizi ve önerimizi buradan sevgili Murat Diri'ye iletelim. Eminim gün gelecek Murat Diri benim bu hayalimi gerçekleştirecektir.
Çünkü o bu vatana sevdalı bir vatan evladıdır.
Çünkü o Amigo Orhan'ın bıraktığı mirasın son bayraktarıdır.
Çünkü o bir Eskişehispor sevdalısıdır...
26 Mayıs 2019 Pazar
Yörükoğlu Deli Hikmet
Deli Hikmet!
Toros Kaplanı Deli Hikmet!
Hikmet Tuğsuz!
Çok kısa bir süre öncesine kadar yakın çevresi dışında hiç kimsenin tanımadığı, adını bile duymadığı bu ADAM, bugün Türkiye'nin gündemine girdi.
Hikmet Tuğsuz ile aynı köydeniz.
Uzaktan yakından akrabalığımız, komşuluğumuz var.
Buna rağmen benim bile çok iyi tanımadığım bir ADAM.
***
Survivor 2019 yarışmasına müracaat ettiğini ve bu müracaatın kabul edilmesi için sosyal medyadan destek vermemiz gerektiğini duyduk köylülerimizden ve elimizden gelen desteği verdik.
Hikmet Tuğruz'un müracaatı kabul edilmiş ve Hikmet yarışmaya katılmıştı.
''Survivor'a katılacak da ne olacak sanki, bizim ''köylü''yü şampiyon mu yaparlar sanki'' diye eş dost akaraba arasında konuşurken, yarışma programı başladı ve Hikmet Tuğsuz hem bizlere hem de yarışma programını hazırlayanlara cevabı çok net bir şekilde verdi:
''Ben buraya şampiyon olmaya gelmedim. Efsane olmaya geldim''
Fesuphanallah çektik hepimiz!
''Bu adam nesine güveniyor da bu kadar iddialı konuşuyor!?'' demekten kendimizi alamadık.
***
Yarışma programı başladı.
Daha önceleri ev hali sebebiyle ilgisiz de olsa takip ettiğimiz bu yarışma programını bu kez daha bir ilgili ve heyecanlı takip etmeye başladık.
Yarışmaları izledikçe resmen bağımlı olmaya başladık.
Toros Kaplanı Deli Hikmet lakabıyla yarışmalara katılan Hikmet Tuğsuz o devasa cüssesi ve diğer yarışmacılara göre ilerlemiş yaşına inat parkurları bile ezip geçerek bütün rakiplerini tek tek yeniyordu.
Aralarında 8-10 yaş fark olan rakipleri, Hikmet'e yenilmekten adeta psikolojik travma geçiriyorlardı.
***
Hikmet'in ''Efsane olma'' iddiasının ne kadar yerinde olduğunu çok net bir şekilde gördük.
Sadece sportif başarı özelliği değildi tabii beni Hikmet Tuğsuz'a bağımlı yapan.
Bir yarışmaya çıkıyor ADAM!
Yarışma parkurunun başlangıç noktasına giderken deniz sularının üzerinde Fatih Sultan Mehmet'in atını denize sürdüğü anı yaşar gibiydi ve dilinde bir mehter marşı yükseliyordu:
- Tuna nehri akmam diyor / Etrafımı yıkmam diyor / Şanı büyük Osman Paşa / Plevne'den çıkmam diyor!
Şaşkınlık ve gururla izledik Hikmet'in Yunanlı rakibiyle oynadığı oyun öncesindeki bu tavrını!
Bu yarışma tarihinde ilk defa ''TÜRK'' olduğunu bu kadar belli eden bir yarışmacı vardı artık karşımızda.
Kısa bir zaman sonra bu mehter marşını Yunanlı oyuncular bile öğrenmiş ve Hikmet'in kazandığı her oyundan sonra onlar da bu marşı söylüyordu.
***
Oyunlarda kazandığı muhteşem başarılarla Survivor tarihinin en başarılı oyuncusu olma ünvanını oyunların henüz yarısında elde eden Hikmet Tuğsuz bununla yetinmiyor Türk kültürünü de bu yarışma da yaşatmaya çalışıyordu. Milyonlarca insanın bağımlılık derecesinde izlediği bu programda ilk defa bir mehter marşı okuyan Hikmet yine ilk defa hepimizin çok iyi bildiği ve dillendirdiği ''Gaydırı gubbak Cemilem'' türküsünü de kazandığı oyunlar sonrasında söyleyerek Türk ve Yunan arkadaşlarıyla oynuyordu.
Yarışmaya bu güne kadar katılan yarışmacıların hemen hemen tamamı TÜRK kültürüne dair zerre bir iz bırakamazken Hikmet her tavrıyla buram buram Türklük kokuyordu.
***
Bir ara yarışmacılar arasında aşk dedikoduları dönmeye başladı.
Esprili bir şekilde de olsa arkadaşları Hikmet'e bir Yunanlı kadın yarışmacının kendisini beğendiğini söylediler.
Hikmet bu sözlere de öyle bir cevap verdi ki, hepimize ders verdi adeta:
'' Yok be! Ben kendi memleketimden, Toroslardan bir kızla evlenirim, hani adı Ayşe, Fatma, Hacer, Zeynep olan kendi kızlarımızdan biriyle evlenirim ben''
İşte bu adamdı Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ''Efendiler Toroslar'a gidip bakın. Halen bir Yörük ocağı tütüyorsa Anadolu Topraklarında Türklük asla tükenmemiş, tükenmeyecek demektir'' derken işaret ettiği ADAM!
***
Ve Hikmet Tuğsuz öyle bir veda etti ki, Survivor'a Yunanlı oyuncular bile gözyaşlarına hakim olamadı.
Hikmet kendisinin ödül kazanamayacağı bir yarışmada Survivor tarihinin en ağır sakatlığıyla yüzleşti.
''Ben nasılsa ödül kazanamayacağım kendimi zorlamayayım'' diyerek oyunu kazanmak için büyük bir çaba sarfetmeseydi bugün Hikmet Tuüsuz yarışmaya devam edebilecekti.
Yunanlı oyunculardan Kyriakos gözyaşları içinde durumu şöyle özetliyordu: ''Bu adam insan üstü biri! Kendisi ödül kazanamayacakken arkadaşları için Survivor hayatını bitirdi!'' Daha fazla konuşamadı.
O yarışmaya katılanların hepsi Hikmet'in bu dürüstlük abidesi olacak davranışı karşısında bir kez daha psikolojik travma yaşıyorlardı. Eminim hayatlarında bu kadar ahlaklı ve dürüst birini görmemişlerdir ve bundan böyle de görmeyeceklerdir.
***
Hikmet Tuğsuz en başta dediği gibi şampiyon olamamıştı ama tam bir EFSANE olmuştu gerçekten.
Sakatlığı nedeniyle oyunlarda çekilen Hikmet Tuğsuz'un hayatı spor ile bütünleşmiş.
Adnan Menderes Ünizesitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'nu bitiren Hikmet Tuğsuz milli atlet ve milli antrenör.
Decatlon branşında yıllarca geçilemeyen sporcu olarak spor tarihimize geçti. Kazandığı sayısız şampiyonluklarla bir efsane oldu. Hikmet Tuğsuz şu anda; Ali Gürbüz, Okan Acar, Ertuğrul Dağdeviren ve Bayram Arslantaş gibi nice değerli milli sporcumuzun antrenörlüğünü yapıyor.
***
Hikmet Tuğsuz hakkında yazılacak çok şey var.
Belki zaman içinde fırsat bulabilirsem yazmaya devam edeceğim. Ancak Hikmet sakatlığı sebebiyle oyunlardan çıktıktan 1 gün sonra öyle bir olaya tanıklık ettim ki, tam bir şok vakası oldu benim için.
Hikmet'in Yunanlı takım arkadaşlarından Nikos oldukça başarısız bir yarışmacı olmasına rağmen bir oyun kazandı ve sağ eliyle yarım yamalak da olsa Türklüğün sembolü BOZKURT işareti yaparak ''Senin için Hikmet Abi!'' diye bağırdı!
O an tüylerimiz diken diken oldu!
ADAM, adada Yunanlı'ya bile Türklüğü öğretmişsin!
İşte Hikmet Tuğsuz böyle bir deli!
Memleket delisi!
Türklük delisi!
Vatan delisi!
Ve dürüstlük delisi bir ADAM geldi geçti hayatımızdan...
Toros Kaplanı Deli Hikmet!
Hikmet Tuğsuz!
Çok kısa bir süre öncesine kadar yakın çevresi dışında hiç kimsenin tanımadığı, adını bile duymadığı bu ADAM, bugün Türkiye'nin gündemine girdi.
Hikmet Tuğsuz ile aynı köydeniz.
Uzaktan yakından akrabalığımız, komşuluğumuz var.
Buna rağmen benim bile çok iyi tanımadığım bir ADAM.
***
Survivor 2019 yarışmasına müracaat ettiğini ve bu müracaatın kabul edilmesi için sosyal medyadan destek vermemiz gerektiğini duyduk köylülerimizden ve elimizden gelen desteği verdik.
Hikmet Tuğruz'un müracaatı kabul edilmiş ve Hikmet yarışmaya katılmıştı.
''Survivor'a katılacak da ne olacak sanki, bizim ''köylü''yü şampiyon mu yaparlar sanki'' diye eş dost akaraba arasında konuşurken, yarışma programı başladı ve Hikmet Tuğsuz hem bizlere hem de yarışma programını hazırlayanlara cevabı çok net bir şekilde verdi:
''Ben buraya şampiyon olmaya gelmedim. Efsane olmaya geldim''
Fesuphanallah çektik hepimiz!
''Bu adam nesine güveniyor da bu kadar iddialı konuşuyor!?'' demekten kendimizi alamadık.
***
Yarışma programı başladı.
Daha önceleri ev hali sebebiyle ilgisiz de olsa takip ettiğimiz bu yarışma programını bu kez daha bir ilgili ve heyecanlı takip etmeye başladık.
Yarışmaları izledikçe resmen bağımlı olmaya başladık.
Toros Kaplanı Deli Hikmet lakabıyla yarışmalara katılan Hikmet Tuğsuz o devasa cüssesi ve diğer yarışmacılara göre ilerlemiş yaşına inat parkurları bile ezip geçerek bütün rakiplerini tek tek yeniyordu.
Aralarında 8-10 yaş fark olan rakipleri, Hikmet'e yenilmekten adeta psikolojik travma geçiriyorlardı.
***
Hikmet'in ''Efsane olma'' iddiasının ne kadar yerinde olduğunu çok net bir şekilde gördük.
Sadece sportif başarı özelliği değildi tabii beni Hikmet Tuğsuz'a bağımlı yapan.
Bir yarışmaya çıkıyor ADAM!
Yarışma parkurunun başlangıç noktasına giderken deniz sularının üzerinde Fatih Sultan Mehmet'in atını denize sürdüğü anı yaşar gibiydi ve dilinde bir mehter marşı yükseliyordu:
- Tuna nehri akmam diyor / Etrafımı yıkmam diyor / Şanı büyük Osman Paşa / Plevne'den çıkmam diyor!
Şaşkınlık ve gururla izledik Hikmet'in Yunanlı rakibiyle oynadığı oyun öncesindeki bu tavrını!
Bu yarışma tarihinde ilk defa ''TÜRK'' olduğunu bu kadar belli eden bir yarışmacı vardı artık karşımızda.
Kısa bir zaman sonra bu mehter marşını Yunanlı oyuncular bile öğrenmiş ve Hikmet'in kazandığı her oyundan sonra onlar da bu marşı söylüyordu.
***
Oyunlarda kazandığı muhteşem başarılarla Survivor tarihinin en başarılı oyuncusu olma ünvanını oyunların henüz yarısında elde eden Hikmet Tuğsuz bununla yetinmiyor Türk kültürünü de bu yarışma da yaşatmaya çalışıyordu. Milyonlarca insanın bağımlılık derecesinde izlediği bu programda ilk defa bir mehter marşı okuyan Hikmet yine ilk defa hepimizin çok iyi bildiği ve dillendirdiği ''Gaydırı gubbak Cemilem'' türküsünü de kazandığı oyunlar sonrasında söyleyerek Türk ve Yunan arkadaşlarıyla oynuyordu.
Yarışmaya bu güne kadar katılan yarışmacıların hemen hemen tamamı TÜRK kültürüne dair zerre bir iz bırakamazken Hikmet her tavrıyla buram buram Türklük kokuyordu.
***
Bir ara yarışmacılar arasında aşk dedikoduları dönmeye başladı.
Esprili bir şekilde de olsa arkadaşları Hikmet'e bir Yunanlı kadın yarışmacının kendisini beğendiğini söylediler.
Hikmet bu sözlere de öyle bir cevap verdi ki, hepimize ders verdi adeta:
'' Yok be! Ben kendi memleketimden, Toroslardan bir kızla evlenirim, hani adı Ayşe, Fatma, Hacer, Zeynep olan kendi kızlarımızdan biriyle evlenirim ben''
İşte bu adamdı Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ''Efendiler Toroslar'a gidip bakın. Halen bir Yörük ocağı tütüyorsa Anadolu Topraklarında Türklük asla tükenmemiş, tükenmeyecek demektir'' derken işaret ettiği ADAM!
***
Ve Hikmet Tuğsuz öyle bir veda etti ki, Survivor'a Yunanlı oyuncular bile gözyaşlarına hakim olamadı.
Hikmet kendisinin ödül kazanamayacağı bir yarışmada Survivor tarihinin en ağır sakatlığıyla yüzleşti.
''Ben nasılsa ödül kazanamayacağım kendimi zorlamayayım'' diyerek oyunu kazanmak için büyük bir çaba sarfetmeseydi bugün Hikmet Tuüsuz yarışmaya devam edebilecekti.
Yunanlı oyunculardan Kyriakos gözyaşları içinde durumu şöyle özetliyordu: ''Bu adam insan üstü biri! Kendisi ödül kazanamayacakken arkadaşları için Survivor hayatını bitirdi!'' Daha fazla konuşamadı.
O yarışmaya katılanların hepsi Hikmet'in bu dürüstlük abidesi olacak davranışı karşısında bir kez daha psikolojik travma yaşıyorlardı. Eminim hayatlarında bu kadar ahlaklı ve dürüst birini görmemişlerdir ve bundan böyle de görmeyeceklerdir.
***
Hikmet Tuğsuz en başta dediği gibi şampiyon olamamıştı ama tam bir EFSANE olmuştu gerçekten.
Sakatlığı nedeniyle oyunlarda çekilen Hikmet Tuğsuz'un hayatı spor ile bütünleşmiş.
Adnan Menderes Ünizesitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'nu bitiren Hikmet Tuğsuz milli atlet ve milli antrenör.
Decatlon branşında yıllarca geçilemeyen sporcu olarak spor tarihimize geçti. Kazandığı sayısız şampiyonluklarla bir efsane oldu. Hikmet Tuğsuz şu anda; Ali Gürbüz, Okan Acar, Ertuğrul Dağdeviren ve Bayram Arslantaş gibi nice değerli milli sporcumuzun antrenörlüğünü yapıyor.
***
Hikmet Tuğsuz hakkında yazılacak çok şey var.
Belki zaman içinde fırsat bulabilirsem yazmaya devam edeceğim. Ancak Hikmet sakatlığı sebebiyle oyunlardan çıktıktan 1 gün sonra öyle bir olaya tanıklık ettim ki, tam bir şok vakası oldu benim için.
Hikmet'in Yunanlı takım arkadaşlarından Nikos oldukça başarısız bir yarışmacı olmasına rağmen bir oyun kazandı ve sağ eliyle yarım yamalak da olsa Türklüğün sembolü BOZKURT işareti yaparak ''Senin için Hikmet Abi!'' diye bağırdı!
O an tüylerimiz diken diken oldu!
ADAM, adada Yunanlı'ya bile Türklüğü öğretmişsin!
İşte Hikmet Tuğsuz böyle bir deli!
Memleket delisi!
Türklük delisi!
Vatan delisi!
Ve dürüstlük delisi bir ADAM geldi geçti hayatımızdan...
20 Mart 2019 Çarşamba
SİZ UYUDUNUZ, BİZ UYANDIK...
Ankaragücü sevdalısı Eren Açıkgöz ve Mert Turgut Çakır'ın Antalyaspor deplasmanı dönüşü meydana gelen trafik kazasında genç yaşta hayatlarını kaybetmesiyle birlikte ülke genelindeki tüm futbol taraftarlarında bir uyanış başladı.
Bu uyanış ''SİZ UYUDUNUZ, BİZ UYANDIK'' sloganıyla tribünlere taşındı.
Evet bu genç kardeşlerimizin elim bir trafik kazası sonucunda hayatlarını kaybetmeleri ülkemiz futbol taraftarları arasında yaşanan tüm husumetleri bitirdi ve ''Futbol dostluk ve kardeşliktir'' ilkesini hayata geçirdi.
***
Memleketimizin dört bir yanında oynanan maçlarda bu kardeşlerimiz için saygı duruşu yapıldı. Pankartlar açıldı, besteler söylendi...
Eskişehirspor Taraftar Birliği başkanı Murat Diri'nin basın toplantısında ''Bu kardeşlerimizin acısıyla birlikte bizim hiçbir takım taraftarıyla husumetimiz kalmamıştır'' açıklamasının sonrasında benzer açıklamalar ardı sıra geldi.
Futbolu dünyanın en büyük kumar aracı haline getiren emperyalist güçlerin milletimizin arasına ektiği nifak tohumları bu genç kardeşlerimizin toprağa düşmesiyle birlikte çürüdü, yok olup gitti.
Şimdi dostluk ve kardeşlik zamanı.
Ülkemizin en büyük dinamik gücü olan futbol taraftarı artık uyandı!
***
Biz şimdi;
TRİBÜNDE REKABET, DIŞARDA KARDEŞLİK diyoruz...
Milyonlarca insanı arkasından sürükleyen futbol oyununun en vazgeçilmez unsuru olan futbol taraftarı artık kendisini müşteri olarak gören zihniyete karşı uyandı ve gerekeni yapmak için harekete geçti.
Yıllardır savunduğumuz gibi futbol taraftarı futboldan elde edilen ve belli bir zümre tarafından paylaşılan devasa sermayenin hesabını sorma noktasına gelmiştir.
Futbol taraftarına dayatılan tüm dayatmaların hesabını sorma vakti gelmiştir.
Passolig soygunundan tutun da stad önlerinde terörist muamelesi yapılmasına kadar tüm haksızlıklara dur deme vakti gelmiştir.
***
Futbol oyununda ballı pastayı yiyenler belli.
Ve bu ballı pastayı yiyenleri koruyan kollayan, onların rantiyesini her türlü garanti altına alan yasal düzenlemelere rağmen bu ballı pastanın tüm maliyetini sırtına yüklenen futbol taraftarının haklarını savunacak bir tek yasal düzenlemenin olmadığını hepimiz biliyoruz.
Futbol taraftarına yönelik tüm yasal düzenlemeler 'CEZA' odaklıdır.
Passolig parası,
Maç bileti parası,
İdda ve bahis kupon parası,
Lisanslı ürün parası
Kulübüne yardım parası adı altında sürekli olarak para veren karşılığında sadece sportif başarı umut eden futbol taraftarı ne yazık ki, futbolu yönetenler tarafından (tabirimi hoş görün) şamar oğlanı olarak görülmektedir.
***
Sürekli yasaklar!
Sürekli cezalar!
Sürekli yeni yaptırımlar!
Futbol taraftarının faydasına bir tek yasal düzenleme yok!
Mesela hepimizin büyük bir tutkuyla sevdalandığı kulüplerimizi borç batağına saplayan, kulüplerimizin üzerinden büyük kazançlar sağlayan ama kulüplerimizi kapanma noktasına getiren yöneticilerin cezalandırılması yönünde tek bir yasal düzenleme yok!
Bu noktada bile futbol taraftarı cezalandırılıyor ve aşkla bağlandığımız kulüplerin kapanmasını gözyaşları içinde izlemekten başka bir şey yapamıyoruz.
***
Geçtiğimiz günlerde başkanlığını yaptığım Boğazın Kırmızı Şimşekleri Derneği'ni temsilen İstanbul'da bir etkinliğe katıldım. Trafik kazasında kaybettiğimiz Ankaragüçlü kardeşlerimizin anısına düzenlenen halı saha maçına birçok takımın taraftar temsilcisi katıldı. Yakın geçmişte yaşanan husumetlerden dolayı oraya gelseler bile birbirine mesafeli duran kardeşlerimiz vardı ve ben ilk olarak yakın zamanda tatsızlıklar yaşadığımız takımın temsilcilerini kucakladım.
''Geçmişi unuttuk'' dedik...
Artık bu kardeşlerimizin acısı bizleri bir araya getirdi ve onlar sonsuzluk uykusuna dalarken bizi uyandırdılar.
Allah mekanlarını cennet etsin.
***
Genç kardeşlerimizin vefatı ile başlayan bu uyanışı canlı tutmak ve futbol taraftarının rantiye sofrasını zenginleştirecek müşteri olarak görülmesine dur demek için ülkemizin tüm tribün emekçilerine, arma sevdalılarına buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum.
En kısa zamanda bir toplantı tertip edelim ve futbolu yönetenlere ''Biz salt müşteri değil, armalarımızın aşıklarıyız'' diye haykıralım.
Allah birlik ve beraberliğimizi bozmasın...
Bu uyanış ''SİZ UYUDUNUZ, BİZ UYANDIK'' sloganıyla tribünlere taşındı.
Evet bu genç kardeşlerimizin elim bir trafik kazası sonucunda hayatlarını kaybetmeleri ülkemiz futbol taraftarları arasında yaşanan tüm husumetleri bitirdi ve ''Futbol dostluk ve kardeşliktir'' ilkesini hayata geçirdi.
***
Memleketimizin dört bir yanında oynanan maçlarda bu kardeşlerimiz için saygı duruşu yapıldı. Pankartlar açıldı, besteler söylendi...
Eskişehirspor Taraftar Birliği başkanı Murat Diri'nin basın toplantısında ''Bu kardeşlerimizin acısıyla birlikte bizim hiçbir takım taraftarıyla husumetimiz kalmamıştır'' açıklamasının sonrasında benzer açıklamalar ardı sıra geldi.
Futbolu dünyanın en büyük kumar aracı haline getiren emperyalist güçlerin milletimizin arasına ektiği nifak tohumları bu genç kardeşlerimizin toprağa düşmesiyle birlikte çürüdü, yok olup gitti.
Şimdi dostluk ve kardeşlik zamanı.
Ülkemizin en büyük dinamik gücü olan futbol taraftarı artık uyandı!
***
Biz şimdi;
TRİBÜNDE REKABET, DIŞARDA KARDEŞLİK diyoruz...
Milyonlarca insanı arkasından sürükleyen futbol oyununun en vazgeçilmez unsuru olan futbol taraftarı artık kendisini müşteri olarak gören zihniyete karşı uyandı ve gerekeni yapmak için harekete geçti.
Yıllardır savunduğumuz gibi futbol taraftarı futboldan elde edilen ve belli bir zümre tarafından paylaşılan devasa sermayenin hesabını sorma noktasına gelmiştir.
Futbol taraftarına dayatılan tüm dayatmaların hesabını sorma vakti gelmiştir.
Passolig soygunundan tutun da stad önlerinde terörist muamelesi yapılmasına kadar tüm haksızlıklara dur deme vakti gelmiştir.
***
Futbol oyununda ballı pastayı yiyenler belli.
Ve bu ballı pastayı yiyenleri koruyan kollayan, onların rantiyesini her türlü garanti altına alan yasal düzenlemelere rağmen bu ballı pastanın tüm maliyetini sırtına yüklenen futbol taraftarının haklarını savunacak bir tek yasal düzenlemenin olmadığını hepimiz biliyoruz.
Futbol taraftarına yönelik tüm yasal düzenlemeler 'CEZA' odaklıdır.
Passolig parası,
Maç bileti parası,
İdda ve bahis kupon parası,
Lisanslı ürün parası
Kulübüne yardım parası adı altında sürekli olarak para veren karşılığında sadece sportif başarı umut eden futbol taraftarı ne yazık ki, futbolu yönetenler tarafından (tabirimi hoş görün) şamar oğlanı olarak görülmektedir.
***
Sürekli yasaklar!
Sürekli cezalar!
Sürekli yeni yaptırımlar!
Futbol taraftarının faydasına bir tek yasal düzenleme yok!
Mesela hepimizin büyük bir tutkuyla sevdalandığı kulüplerimizi borç batağına saplayan, kulüplerimizin üzerinden büyük kazançlar sağlayan ama kulüplerimizi kapanma noktasına getiren yöneticilerin cezalandırılması yönünde tek bir yasal düzenleme yok!
Bu noktada bile futbol taraftarı cezalandırılıyor ve aşkla bağlandığımız kulüplerin kapanmasını gözyaşları içinde izlemekten başka bir şey yapamıyoruz.
***
Geçtiğimiz günlerde başkanlığını yaptığım Boğazın Kırmızı Şimşekleri Derneği'ni temsilen İstanbul'da bir etkinliğe katıldım. Trafik kazasında kaybettiğimiz Ankaragüçlü kardeşlerimizin anısına düzenlenen halı saha maçına birçok takımın taraftar temsilcisi katıldı. Yakın geçmişte yaşanan husumetlerden dolayı oraya gelseler bile birbirine mesafeli duran kardeşlerimiz vardı ve ben ilk olarak yakın zamanda tatsızlıklar yaşadığımız takımın temsilcilerini kucakladım.
''Geçmişi unuttuk'' dedik...
Artık bu kardeşlerimizin acısı bizleri bir araya getirdi ve onlar sonsuzluk uykusuna dalarken bizi uyandırdılar.
Allah mekanlarını cennet etsin.
***
Genç kardeşlerimizin vefatı ile başlayan bu uyanışı canlı tutmak ve futbol taraftarının rantiye sofrasını zenginleştirecek müşteri olarak görülmesine dur demek için ülkemizin tüm tribün emekçilerine, arma sevdalılarına buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum.
En kısa zamanda bir toplantı tertip edelim ve futbolu yönetenlere ''Biz salt müşteri değil, armalarımızın aşıklarıyız'' diye haykıralım.
Allah birlik ve beraberliğimizi bozmasın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






