Necdet Yıldırım...
Eskişehirspor'un efsane kadrosunda yer almış, ölümüyle bile efsaneleşmiş bir isim...
Genç yaşta yakalandığı bağırsak kanseri illetinden kurtulamayarak vefat eden Necdet Yıldırım'ın Eskişehirspor ile özdeşleşen yaşamı biz Eskişehirspor sevdalılarının bir çok misenin sorduğu "Neden!?" sorusuna verebileceği en güzel cevaplardan biridir.
Onun kısacık yaşamında bu sorunun cevabı gizlidir aslında.
***
Türk futbol tarihinde bir devrim hareketinin önderi olan Eskişehirspor'da solbek mevkiinde top koşturan Necdet, amansız bir hastalığa yakalanmış ve kulübümüz yetkilileri onun daha iyi tedavi edilebilmesi için acilen kendisini Londra'ya yollarla.
Londra'da bir kaç kez ameliyat olmasına rağmen bir türlü tedavi olumlu gelişmez.
Necdet gün be gün bu hastalığın pençesinde eriyip tükenmektedir.
Usta oyuncu Necdet kendisini ziyarete gelenlere, telefonla arayanlara, hastalığının akıbetini soranlar, hemen soruyla karşılık verirdi: "Beni boşverin siz Eskişehirspor ne durumda!?"
İşte bizim sevdamız bunlaradır.
Bu sevdayadır bizim sevdamız.
Ölüm döşeğinde bile Eskişehirspor'u sayıklayan yürekli adamlaradır bizim sevdamız...
***
Necdet'in hastalığı tüm Eskişehirspor sevdalılarını üzüntüye boğmuştur.
Takımın kazandığı başarıları birbiri ardıra gelirken Eskişehirsporlular bu mutlulukları yeterince yaşayamazlar.
Hep Necdet'in hastalığı ile ilgili gelebilecek güzel bir haberin umudunu taşımaktadırlar...
Üzülmekle kalmıyor tabii ki Eskişehirspor sevdalıları.
O'nun için bir şeyler yapmak isterler...
"Ne yapabiliriz?", "Bizim elimizden ne gelir acaba?" diye birbirlerine sorarken Ayi Yusuf lakaplı merhum Yusuf Bayraktar fırlar yerinden, "Ulan arkadaşlar, Necdet orada tek başına yaban ellerde, öyle bir şey yapalım ki, bizim onun yanında olduğumuzu hissetsin"
Ortaya farklı fikirler atılır...
Sonunda Necdet Yıldırım'a bir çiçek yollamaya karar verirler...
***
O zamanlar çiçek yollamak da öyle kolay iş değil...
Beyoğlu Çiçek Pasajı'nda meşhur Sabuncakis Çiçekçisi vardır...
Gazete ve mecmualara verdiği reklamlarda dünyanın her yerine adrese teslim garantili çiçek götüreceklerini belirtirler.
Karar verilmiştir.
Sabuncakis vasıtasıyla Necdet'e çiçek gönderilecektir.
Para toplanmaya başlanır.
Maliyetli bir iş, herkesin elini cebine atması gerekli...
Necdet için çiçek parası toplanırken, Ayı Yusuf lakabına uymayan bir incelikle ortaya tarihi bir fikir atar:
"Ulan, biz bir çiçek de İngiltere Kraliçesi'ne göndersek, yanına da bir not yazıp Necdet'i ziyaret etmesini istesek, ne güzel olur çocuk da sevinir"
İlk başta bu fikre kimse inanmak istemedi.
Öyle ya koskoca İngiltere Kraliçesi bizim çiçeği alacak da bizim ricamızı kırmayıp Necdet'i ziyarete gidecek...
Ülkemiz şartlarında olacak iş gibi görünmese de, kraliçeye de bir çiçek yollanır.
***
Kraliçe'ye yollanan çiçek bizzat kendisine ulaşır.
Kraliçe Elizabeth çiçeği alınca çok duygulanır ve Özel Sekreteri Margaret Hay vasıtasıyla bir teşekkür mektubu yollar Eskişehirspor taraftarlarına...
Mektup şöyledir:
"İngiltere Kraliçesi göndermiş olduğunuz kırmızı güllere teşekkür için beni görevlendirdi. Kraliçe bu fevkalade çiçeklerin kendisini çok memnun ettiğini belirtti. Siz Eskişehirsporlu'lara Necdet Yıldırım'ın hastalığının iyiye doğru gittiğini memnuniyetle bildiriyoruz"
Dünya'da ilk defa yaşanan bu olay sonrasında Kraliçe Necdet'in tedavisi ile bizzat ilgilenmiş, ancak Necdet Yıldırım'ın bu hastalığın pençesinden kurtulması sağlanamamştı.
***
Necdet Yıldırım 1 Kasım 1969'da memleketi Samsun'da vefat etti.
Kabri memleketinde bulunmaktadır.
Tüm Eskişehirspor camiası adına Necdet Yıldırım'ı bir kez daha saygı, sevgi, minnet ve rahmetle anıyorum.
Necdet Yıldırım ve kaybettiğimiz tüm ESES sevdalılarının ruhları için el fatiha!
Ülke gündemi oldukça yoğun.
ODTÜ'yü konuşuyor insanlar...
Anayasa değişikliği...
Terör...
Geçmişle hesaplaşma...
Seyit Onbaşı diye biri var mı yok mu!?
Kürtler...
Türkler...
Lazlar...
Çerkezler...
Ülkücüler...
Solcular...
Orta yolcular...
***
Her şey konuşuluyor.
TV ekranlarındaki tartışmacılar öylesine alevleniyorlar ki; nerdeyse yangın alarmları infilak edecek...
Anayasa'yı değiştirecekler, her şey güllük gülistanlık olacak (mı!?)...
Turgut Özal öldürülmüş olsa ne olacak, eceliyle ölmüş olsa ne olacak!?
Merak ediyorum sadece...
Bütün mesele faili meçhulleri aydınlatmaksa;
Neden kimse faili meçhule kurban giden Ülkücülerden bahsetmez!?
Mesela 30 küsur yıldan bu yana şehit olan, asker, korucu, polis, işçi, memur, vatandaş...
Onlar faili meçhul değiller mi!?
Onları katledenlerin failleri belli mi!?
O bebeklerin katilleri belli mi!?
Belli ise, nerdeler!?
***
Ardı ardına tecavüz olayları yaşanıyor...
Abaza deyyusların kol gezdiği bir memleket haline geldik...
Utanç sınırlarını zorladığımız bir nokta...
Baba kızına tecavüz ediyor...
Amca, dayı, enişte hiç farketmiyor...
Kim kimi tutarsa tecavüz edip geçiyor...
Öylesine garip bir ülke haline geldik ki;
Tecavüz mağdurlarının büyük çoğunluğu ölüm cezasına çarptırılıyor,,,
Ya öldürülüyorlar ya da intihar ediyorlar ar, namus belasına...
***
Tecavüzcü deyyusların bazıları yakalanıyor.
Hapse atılıyorlar...
10 yıl ceza yemiş örneğin evvelsi gün tecavüzcü deyyuslardan bir kaçı...
Mahkeme heyeti ne yapmış peki!?
Bu deyyusların cezasında 2 yıllık bir indirim yapmış...
Ulan bu neyin indirimi be!
Sebep ne!?
Neden indirim yapıyorsunuz!?
Gazetedeki haberin devamında öğreniyoruz sebebini:
"Sanığın mahkeme süresince göstermiş olduğu iyi halden dolayı"...
Yuh ulan yuh!
Böyle bir gavatlığın iyi hali mi olurmuş be!
***
Hangi vicdan sahibi bunu kabullenebilir!?
O mahkeme heyetindekilerin hiç mi vicdanı yok!
Yok efendiler yok!
Bir tecavüzcüye iyi hal indirimi yapan bir yargı sisteminin içine tüküreyim ben...
Bu içine tükürmenin cezası idam bile olsa milyon kere içine tüküreyim ben bu sistemin...
Hangi insan evladı böyle bir sistem içinde başını yastığa koyunca raht rahat uyuyabiliyor acaba merak ediyorum...
Dünkü tecavüz haberlerini okudum gazetelerde...
Üç - beş deyyus 60 yaşında bir kadına tecavüz etmeye kalkışmışlar...
Devletin ıslah evinde üç beş deyyus 11- 14 yaşında iki çocuğa tecavüz etmişler aylar boyunca...
Toplu tecavüze uğrayan bir kadın, 2 hafta sonra vefat etmiş...
***
Herkes memleket gündemindeki mevzularla hasbihal olurken, neden benim gözüme sütunlar arasında kaybolmaya mahkum edilmiş bu haberler takılır ki!?
Dün gece uyuyamadım...
Anlaşılan o ki, bu iyi hal indirimiyle bu gece de uyku yok gözlerime...
Hadi size iyi uykular!
Takmayın kafanıza rahat rahat uyuyun nasılsa henüz sizin bir yakınınıza henüz tecavüz edilmedi...
Tanrı'dan utanıyoruz...
Yaptığımız ibadetten utanıyoruz...
Yeryüzünün en büyük devrimcisi;
Kainatın efendisi,
Ulu Tanrımız Allah (CC)'ın sevgilisi,
Diri diri gömülen kız çocuklarının özgürlük abidesi
Hz. Muhammed (SAV)'den utanıyoruz...
İnsanlığımızdan utanıyoruz....
Utanmak neye yararsa, utanıyoruz işte...
Adalet teranelerinin kol gezdiği şu memlekette, halen 15 yaşındaki çocuklara tecavüz edenlerle ve o çocuğu katledenlerle aynı havayı teneffüs etmekten utanıyoruz...
***
Diyarbakır'da 15 yaşında bir kız çocuğu...
Bazı deyyuslar, ona artık çocuk demiyorlar...
Kendini erkek sanan bu deyyuslardan iki tanesi, henüz çocukluğunu bile yaşayamamış olan bir kızcağıza tecavüz ediyorlar.
Kızcağız hamile kalıyor...
Gerçek ortaya çıkıyor...
Aile meclisi denilen cahiliye dönemi kalıntıları toplanıp karar kılıyorlar...
Tecavüze uğrayan kız çocuğu infaz edilip öldürülecek...
***
Tecavüz edenler!?
Onlar için toplanan bir meclis yok!
Onlar erkek, gurur(!)la dolaşacaklar Diyarbakır sokaklarında...
Keçiye bile tecavüz edebilen bu deyyuslar, utanmadan ellerini kollarını sallaya sallaya gezecekler...
En kötü ihtimalle hapse girerler...
Sonra mahkeme heyeti "iyi hal"den onları serbest bırakır....
Dışarı çıkarlar, tecavüz edebilecekleri yeni bebeler aramaya başlarlar...
Tecavüz edilen kız çocuğu ise, çoktan yaradadına kavuşmuştur bile...
***
Teröristlere bile özgürlük istenilen bu ülkede bir tecavüz mağdurunun hakkını arayan yok!
Zavallı kız çocuğu hem tecavüz edilmiş, hem de kendi ailesi tarafından öldürülmüş...
Tecavüz edenler de yabancı değil...
Kız çocuğunun amca çocukları...
Akrabalar yani...
Öyle böyle deyyus değiller yani...
Allah bilir bu deyyuslar birbirlerine de tecavüz ediyorlardır...
Kardeşlerine...
Analarına...
Bacılarına...
Nasıl bir milletin evladıdır ki bunlar, çocuk yaştaki yeğenlerine tecavüz edebiliyorlar...
***
Olan olmuş.
Kızcağız ortadan kaldırılmış...
Kapının önünden süpürülüp bir kenara atılan çöp yığını gibi morgda bırakılmış çocuk...
Günlerce alan olmamış cenazeyi...
Günler sonra adının açıklanmasını istemeyen amcalarından biri almış cenazeyi ve mezarlık camisine bırakıp gitmiş...
Nasılsa birileri gelip buradan alır ve gömer demiş...
Diyarbakır'daki sivil toplum kuruluşlarına mensup 20 kadar kadın ve bazı devlet yetkilileri toplanıp cenazeyi kaldırmışlar.
Cenaze namazı kılınıp, 15 yaşındaki çocukcağız defnedilmiş kabristana...
***
Olayın bir acı boyutu da burada ortaya çıkıyor.
Belki şehitlik mertebesine ulaşan bu kızcağız, kefenlenmeden ceset torbasıyla defnediliyor...
Tecavüz eden zalimlerin merhametsizliği burada da sürmüş anlayacağınız.
Bir Allah'ın kulu dahi çıkıp da o kızcağızın manevi şahsiyetine saygı duyup, kefenlenmesini sağlayamamış.
Yazıklar olsun bize!
Uzaya uydular yolluyoruz fakat bir kız çocuğuna sahip çıkamıyoruz....
Bir imam düşünün...
Bizim aşağı mahallenin imamı deyin mesela...
Çok akıllı.
Çok dürüst.
Çok bilgili.
Çok sevilen...
Böylesine başarılı bir imam...
Bu imam nereye kadar yükselebilir.
Aldığı mesleki eğitim gereği yaptığı meslek imamlık.
O halde Büyük bir camiye baş imam olabilir.
Daha da yukarı, ilçe müftüsü olabilir...
Daha da yukarı, il müftüsü olabilir...
Daha yukarısını isterseniz de Diyanet İşleri Başkanlığı'na kadar yükseltebilirsiniz.
***
Böyle bir imam var aslında.
Lakin bu imam farklı bir meslek dalında yükselişe geçmiş.
Denizli'nin Pamukkale Beldesi'nde, Aşağı Mahalle'nin imamıydı Mustafa Uçar.
Burada 10 yıl görev yapmış.
10 Yıl boyunca kendi mesleğinde bir yükseliş yakalayamayan Mustafa Uçar, Turizm sektöründe müdürlüğe kadar yükselir.
Her şey bir anda olur aslında.
10 Yıl icra etti imamlık mesleğini bir kenara bırakıp İl Özel İdaresi'nde personel biriminde çalışır 3 yıl boyunca.
Sıradan bir memur olarak görev yapar 3 yıl...
Sonra birden bire ne olduysa, Mustafa Uçar Acıpayam İlçesi'ne Özel İdare Müdürü olarak atanır.
***
Süper İmam Mustafa Uçar üç ay Özel İdare Müdürü olarak görev yapar.
Sonra yeni bir atama gelir kendisine.
Öylesine başarılıdır ki, daldan dala konar.
Turizm sektörünün ona çok ihtiyacı olduğunu düşünen yetkililer Mustafa Uçar'ı Pamukkale ve Ören Yerleri Kültür Turizm İşletme Müdürlüğü görevine atarlar.
Oldu mu 10 yıllık imam şimdi turizmci...
Efendim burası Türkiye, burda ne cevherler vardır bilemezsiniz...
Adam yıllarca turizm eğitimi alır, iş bulamaz ama bir imam birden bire en baba turizmci olur ve müdürlük makamına sıçrayıverir...
***
Gazeteciler yetkililere sorarlar;
Yahu arkadaş bu nasıl iştir, İmam nasıl turizm müdürü olur!?
Yetkililer ise, imamın ne kadar maharetli biri olduğunu anlatırlar...
Fakat bir ayrıntı var işin içinde...
Belki çok önemli bir ayrıntı değil ama;
Ben size yine de söyleyeyim o ayrıntıyı...
Efendim bu süper imam AKP Denizli Milletvekili Bilal Uçar'ın kardeşi...
***
Değerli okurlar;
İşte Türkiye'de bunun adına Hz. Ömer Adaleti deniliyor... (Haşa!)
Dindar nesil yetiştirmek için yırtınan AKP, bu tür icraatlarıyla da ne kadar dindar olduklarını ispat ediyorlar...
Hz. Ömer'in adını lekeliyorlar...
Yıllarca dirsek çürüten, emek veren insanların hakkını gaspediyorlar...
Sonra da çıkıp dindarlıktan bahsediyorlar...
Sandık günü, hesap günüdür...
Bu yapılanları unutursanız hesabı da göremezsiniz....
Geçtiğimiz günlerde insanlık onurunu ayaklar altına alan iki önemli olay yaşadı ülkemiz.
İki siyasi partinin mensubu...
Kendini "erkek" zanneden iki meczup...
Ağzından çıkanla, kulağının duyduğu arasında bir bağlantı kuramayan iki yaratık...
Öyle laflar ettiler ki, burada zikretmek bile bana eziyet olur.
İkisininde hedefinde kadınlar var.
Biri CHP'li biri AKP'li...
İki zıt kutuptaymış gibi bir görüntü verseler de, birbirlerinden farkları yok...
Al birini vur ötekine hesabı.
***
Önce bir AKP'li çıkıyor sahneye.
Hedefinde bir milletvekili var.
CHP'li bir vekil.
Bir bayan...
Allah tarafından engelli yaratılmış bir bayan...
Dindar nesil yetiştirme gayreti içinde bulunan bu AKP'li, bu engelli CHP'li için öyle laflar ediyor ki; Allah'ın bile gücüne gider. Öylesine haddini aşıyor ki bu AKP'li kendisini Tanrı yerine koyup, o bayan milletvekilinin engelinin ne sebeple kendisine verildiğini söyleme dangalaklığına kadar yükseltiyor şahsını.
Bizim inandığımız Tanrı öyle bir Tanrı'dır ki; "hikmetinden sual olunmaz!"... O'nun verdiklerine sadece şükrederiz. Verdiklerini "bela" ya da "lütuf" olarak ayırt etmeye kalkarsak o zaman sonsuz bir iman ile inandığımız Tanrı ile pazarlığa oturmuş olmaz mıyız!?
***
AKP'li oldukları için kendilerini ulu Tanrımız Allah (CC)'ın yerine koymak, kendilerini onun vekili gibi görmek, kendilerini evliya sanmak gibi densizlikler deryasının içine düşenler, ne yazık ki, bu tür lafları fazlasıyla ağızlarından boşaltıyorlar...
Günahkarlara müşrik demek onlarda...
İbadetlerini reklam etmek onlarda...
AKP'li olmayanı dinsiz olarak ilan etmek onlarda...
Onların gözünde AKP'ye oy vermeyenlerin hepsi zındık...
Şehide kelle, Apo'ya sayın, köylüye ulan diyen bunlar değil miydi!?
Hasılı kelam din kisvesi altında her türlü terbiyebiyesizliği yapanlardan her şey beklenir.
Engelli bir insan ile alay etmekde bunlara yakışır...
***
Bir süre sonra bir CHP'li alır sazı eline, vurur teline.
Torba değil ki büzesin.
Bu memlekette ağzı olan konuşuyor.
Konuşmak da hani bir işe yarasa bari.
Konuşulanlar, çöp konteynerine boşalttığımız çöp kovalarımızdan çıkanlardan beter...
Bu CHP'li zat da hedefine bayanları almış.
İnançlı bayanlar...
Başörtüsü takan bayanlar CHP'li zatın hedefindekiler...
Başörtülü bayanlara öyle bir benzetme yapıyor ki;
Başka bir ülkede olsa adama etek giydirip sokaklarda oynatırlar...
***
Başörtülü bayanlara bir hayvan adıyla hitap eden bu zat aslında CHP'nin aynası...
adı Halk Partisi olmasına rağmen bir türlü halkın partisi olamayan CHP...
Halkın değerleriyle savaşmaktan başka bir iş yapamayan CHP...
Atatürk'ün partisini halkın elinden gaspeden bir zihniyetin elinde kalan CHP...
Sokaklarda fuhuş yapanları savunup, inancı gereği giyinen kadınlarımıza hayvan adıyla hitap eden CHP...
Artık yeter!
Atatürk'ün partisinin adını bu kadar kirlettiğiniz yeter!
Halkınız ile savaşmaya devam edecekseniz, siz de Bülent bey gibi çıkın dağlara...
***
Bu iki vahim olayın iki tarafı olan CHP ve AKP'liler sosyal paylaşım ortamlarında sanki biri diğerinden daha temizmiş gibi sallayıp duruyorlar.
Tıpkı, FB'nin Karabükspor'a 1-3 yenildiği maçtan sonra FB ile makara yapan GS'liler gibi....
GS'liler kısa bir süre önce aynı hezimeti kendi Arenalarında yaşadıklarını unutmuşlar gibi FB ile makara yapıyorlar...
Bunların da GS-FB didişmesinden farkları yok aslında...
Milleti enayi mi sanıyorsunuz siz! İkinizde halk düşmanısınız.
İkiniz de kapitalizmin uşağısınız!
Alın başınızı gidin. Bu milletin başına musallat olduğunuz yeter artık!
***
Hasılı kelam ikisinin de birbirinden farkı yok...
Yaşadıklarımızla daha da iyi anlıyoruz artık bunu...
Bu halk da enayi değil.
Hem din tüccarlarına hem Atatürkçülük tüccarlarına gereken cevap sandıkta elbette verilecektir...
23 Aralık Pazar günü Antalya'da oynanan Eskişehirspor - MPA maçında çıkan olaylar bir kez daha spordaki şiddete çekti dikkatleri. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi spordaki şiddetin en önemli unsuru emniyet güçlerinin tutumudur. Bu maçta da aynı durumu yaşadık. Deplasmana giden Eskişehirspor taraftarına maça gidene kadar tam bir işkence yapılıyor. Tam bir psikolojik baskı yöntemi. Tam bir yıldırma yöntemi. Sanki Eskişehir ve diğer illerden deplasmana gelenler azılı terörist! Öyle bir muameleye tabi tutuluyorlar ki, bir daha deplasmana gitmeye tövbe etsinler! Belki de emniyet güçlerinin amacı budur. Bir daha deplasmana falan gitmesin sporseverler ve onlar da rahat etsinler.
***
Ben son derece iddialı bir şekilde yasa koyuculara sesleniyorum.
Spor alanında meydana gelen olayların büyük bölümünün sorumlusu emniyet güçleridir.
Onların tutumu, davranış biçimi, olayları tetiklemektedir.
Bunun yüzlerce örneğini gösterebiliriz.
Bu olayların adam akıllı bir soruşturması yapılsa eminim ki, olayın temeli emniyet güçlerinin tutumuna dayanır.
Yasa koyucular sporda şiddet yasaları hazırlarken bu gerçeği görmezden gelmektedirler.
Bu yasalar hazırlanırken tek hedef taraftardır.
Taraftar potansiyel bir terörist gibi görülerek yasa hazırlanmamalıdır.
Bu tür yasalar varolduğu sürece bu olayların önü alınamayacaktır.
***
Antalya'da yaşanan olayların bir başka boyutu vardır.
İnternet sitelerinde yayınlanan ve bizimde alıntıladığımız şu fotoğrafa iyice bir bakmak gerekli.
Ben maça gidemedim.
Giden arkadaşlarımız bu fotoğrafa baktıkları vakit olayın aslını bilmelerinden olayı doğru algılamaktadırlar gördüklerini.
Bizler ise, bu fotoğrafa baktığımız vakit, bir Eskişehirspor taraftarının kanlı bıçaklı bir kavgada taraf olduğunu ve emniyet güçlerince gözlem altına alındığını algılıyoruz.
Fakat olay bunun tam tersi.
Bu kardeşimiz deplasman tribününde maç izlerken, MPA tribünlerinden gelen yumruk büyüklüğünde bir taşın başına isabet etmesi sonucu yaralanmıştır. Taraftarlarımızın ısrarlı çağrıları sonucunda bu kardeşimizin yarasına müdahale etmek için gelen ve kendisini fotoğraflarda gördüğünüz şekilde yaka paça götürenler sağlık görevlileridir.
Bu arkadaşımız gözlem altına alınmıyor, aksine tedavi altına alınmak üzere ambulansa götürülüyor.
***
Gözlüklü zatın davranışlarına baktığımız vakit buradan çözümlediğimiz durum şudur:
Bu sağlık görevlisi(!) MPA'lı bir haysiyyetsizin attığı taşı kafasına isabet ettirmek suretiyle kendisini bilinçli olarak yaralamış ve bu görevlileri rahatsız etmiştir. Gözlük zat-ı muhterem de bu durumdan rahatsız olarak "Neden o taşı kafana isabet ettirdin ulan!" diyerek yaka paça götürmektedir.
Bu fotoğrafa baktığımız vakit bundan başka bir çözümleme yapamıyoruz.
***
Şimdi çok merak ediyorum.
Acaba bu sağlık ekibi halen görevlerinin başında mıdır!?
Eskişehirspor yönetimi hem federasyon hem de MPA nezdinde taraftarımıza yapılanlar ile ilgili olarak ne gibi girişimlerde bulunmuştur!?
Eskişehir Atatürk Stadı'na girerken taraftarın donunu bile çıkarttırma noktasına gelen emniyet güçleri taraftarımızın kafasına isabet eden bu yumruk büyüklüğündeki taşın içeri sokulmasına nasıl müsaade etti!?
Burada bir güvenlik zaafiyeti yok mu!?
Ve son bir soru daha:
O taşı atan MPA taraftarı Eskişehir'e gelemeye cesaret edebilecek mi!?
Baştan beri söyledik.
Bugün tekrar söylüyoruz.
Şanlı ARMA'nın geri kazanılması için en etkili eylem Boykottur.
Boykot ilk adımdır.
Boykot ilk adım olarak atılabildiği an gerisi çok kolay olacaktır.
Fakat kasımpaşa taraftarı henüz bu ilk adımı tamamlayabilmiş değil.
Boykot eylemine katılmayarak tribünde protesto yapalım görüşünü savunan arkadaşlarımızda son iki maçta görmüş olmalılar ki, tribünlenrde protesto yapmak mümkün değil. İster istemez "takımı destekleme" havasına giriyorsunuz. Takımı desteklerken de farkında olmadan ARMA'yı bizden çalanların takımını desteklemiş oluyorsunuz.
***
Bütün arzumuz ARMA sevdalısı tüm kardeşlerimizin, dostlarımızn bu gerçeği görerek Boykot eylemine destek vermeleri ve Kasımpaşa'yı iş olarak görenlerin takımının oynadığı stadı boşaltmalarıdır. Bunu başarabildiğimiz zaman boykot eyleminin bir sonraki aşamasına geçilir ve ARMA yolundaki mücadele büyük bir aşama kaydetmiş olur.
Kasımpaşa taraftarının bu konuda birlik ve beraberlik sağlayabilmesi ARMA'nın geri gelmesinde en önemli etken olacaktır. Bunu başarmak sanıldığı kadar zor da olmayacaktır. Sevmek bazen vazgeçmektir. Arma uğruna kısa bir süreliğine de olsa takımı desteklemekten vazgeçmek, vazgeçtiğimiz değerlerden çok daha büyük değerler kazandıracaktır camiamıza.
***
İşin yönetim tarafına da bir göz atmak gerekli.
Yönetim Kasımpaşalı'nın ARMA sevdasını yok saydı.
91 yıllık geçmişi olan ARMA'yı yok saydı.
Her şeyden önce bu büyük bir terbiyesizliktir.
Etik kuralları yerle bir etmektir.
Sizin paranız var diye her şey sizin olamaz!
Bugüne kadar yeni logonuzu Kasımpaşalı'ya benimsetmek için harcadığınız paraların yüzde birini basketbol takımı için harcamayı becerebilseydiniz basketbol takımı bu yıl lige katılır ve belki de bu sezon BAL ligine yükselebilirdi. 1200 TL parayı federasyona yatıramayanlar bunun utancıyla bu halkın karşısına nasıl çıkacaklar?
***
Yönetim maddi - manevi büyük harcamalar yaptı.
Büyük uğraşlar verdi ancak yeni logoyu semte kabul ettiremedi.
Belki tribünlere beleş bilet ve kombine ile bir miktar taraftar çekebildiler ama hakiki Kasımpaşa sevdalılarını kandıramadılar. Futbolcu ve teknik heyet tribünlerin sessizliğini her maçta "hissetti".
Bundan duydukları rahatsızlığı yönetime götürdüler.
Taraftarın tribünlere çekilmesi için hem teknik direktörümüz hemde futbolcularımız yönetime görüş beyan ettiler.
Yönetim de bunun üzerine bilet fiyatlarını düşürdü.
Tribünler bir nebze de olsa doldu fakat Arma Altı gurubunun yarattığı ambians bir türlü sağlanamadı.
***
Futbolcu ve teknik heyetin bu konudaki rahatsızlığı devam ediyor.
Bu rahatsızlık da yönetim nezdinde dillendiriliyor.
Yönetim çare arıyor.
Buldukları çareler sorunu çözmüyor.
Biz Kasımpaşa sevdalıları adına buradan kendilerine çok basit bir öneride bulunuyoruz.
Tüm yaşananları karşılıklı olarak unutalım.
Biz yazdıklarımızı silip atalım.
Gerekirse özür dileyelim.
Siz de çok basit bir şekilde "ARMA sevdalılarından özür dileriz" deyip ARMA'yı geri verin.
Tribünlerimiz yeniden coşsun.
Stadımıza gelen takımlara karşı sahaya yeniden 11+1 şeklindeki kadromuzla çıkalım.
***
ARMA'yı ARMA sevdalılarına geri vermekle siz hiç bir şey kaybetmezsiniz.
Aksine kazanmak istediklerinizden daha fazlasını kazanırsınız.
O stadda protestolarla değil de alkışlarla karşılaşmak istiyorsanız tek çareniz budur.
Daha ne kadar dayanacaksınız, Verin Arma'yı Bitsin Bu Karanlık Günler...